Boşanma Sebepleri: Mutlak ve Nispi Ayrımı — TMK m.161-166 Rehberi (2026)
Türk hukukunda boşanma sebepleri, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 161 ilâ 166. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Kanun koyucu evlilik birliğinin son bulmasına yol açacak nedenleri tek başına saymakla yetinmemiş; aynı zamanda bu sebepleri hukukî sonuçları bakımından iki temel gruba ayırmıştır: mutlak boşanma sebepleri ve nispi (özel) boşanma sebepleri. Bu ayrımın pratik önemi ispat yükü, hâkimin takdir yetkisi, dava açma hakkının süresi ve boşanmanın kusurlu tarafça talep edilip edilemeyeceği gibi kritik yargılama unsurlarını doğrudan etkilemesidir. Bu rehberde boşanma sebepleri TMK 161 ile başlayarak zina, hayata kast, pek kötü ve onur kırıcı davranış, küçük düşürücü suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme, terk, akıl hastalığı ve evlilik birliğinin temelden sarsılması hâlleri; mutlak-nispi ayrımı temel alınarak sistematik biçimde ele alınmaktadır.
Avukatla Görüşün: 0554 648 37 15WhatsApp Danışma
Boşanma Sebepleri Sistematiği — Mutlak ve Nispi Ayrımı
4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun boşanma sebeplerine ilişkin düzenlemesi, öğreti ve içtihatta yerleşik bir tasnifle iki ana grupta incelenir. Mutlak boşanma sebepleri; TMK m.161’de düzenlenen zina ile m.162’de düzenlenen hayata kast, pek kötü davranış ve ağır derecede onur kırıcı davranıştan oluşur. Bu sebeplerin varlığı ispatlandığı takdirde hâkim ayrıca ortak hayatın çekilmez hâle gelip gelmediğini araştırmaz; boşanmaya karar verir. Kanun koyucunun bu yaklaşımı, sayılan fiillerin evlilik birliğinin özüne yönelik ağır ihlaller olarak değerlendirilmesi ve müstakil olarak birliği çekilmez kılıcı nitelikte kabul edilmesi düşüncesine dayanır.
Nispi (özel) boşanma sebepleri; TMK m.163’te düzenlenen küçük düşürücü suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme, m.164’te düzenlenen terk, m.165’te düzenlenen akıl hastalığı ve m.166/1-2’de düzenlenen evlilik birliğinin temelden sarsılması hâllerini kapsar. Bu sebeplerde yalnızca fiilin varlığı yeterli değildir; ayrıca ortak hayatın çekilmezliği veya kusur derecesi gibi ek koşulların varlığı da hâkim tarafından incelenir. Nispi sebeplerde takdir yetkisi mutlak sebeplere göre çok daha geniştir ve somut olayın koşulları belirleyicidir. Öğretide “genel boşanma sebebi” olarak da adlandırılan evlilik birliğinin temelden sarsılması (m.166), uygulamada boşanma davalarının büyük bir bölümünün dayanağı hâlindedir; anlaşmalı boşanma da bu maddenin üçüncü fıkrasına dayanır.
Mutlak-nispi ayrımının pratik sonuçları şunlardır: ispat konusu bakımından, mutlak sebeplerde fiilin ispatı yeterlidir; nispi sebeplerde ek koşulun (çekilmezlik, kusur, birlikte yaşamanın beklenememesi) da ispatı gerekir. Hâkimin takdiri bakımından, mutlak sebeplerde fiil ispatlanınca boşanmaya karar verilir; nispi sebeplerde hâkim, koşulların birlikte gerçekleşip gerçekleşmediğini değerlendirir. Kusurun belirlenmesi bakımından, hem mutlak hem de nispi sebeplerde tarafların kusur durumu, boşanmanın malî sonuçları (maddi ve manevi tazminat, yoksulluk nafakası, ziynet eşyaları, aile konutu tahsisi) açısından ayrıca değerlendirilir. Boşanma kararı verilse dahi kusur analizi, sonuçlar bakımından belirleyici işlevini korur. Dava açma süresi bakımından da önemli fark vardır: TMK m.161 ve m.162 uyarınca mutlak sebeplerde altı ay ve beş yıllık hak düşürücü süreler öngörülmüştür; nispi sebeplerin bir kısmında (özellikle m.163) süre sınırlaması bulunmaz.
Boşanma davası özel yargılama usulü gerektiren bir davadır; 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun m.4 uyarınca aile mahkemelerinin görev alanına girer. Aile mahkemesi bulunmayan yerlerde asliye hukuk mahkemesi aile mahkemesi sıfatıyla davaya bakar. Yetkili mahkeme TMK m.168 uyarınca eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir. Yargılama HMK genel hükümlerine tabi olmakla birlikte; boşanma davasında hâkimin resen araştırma yetkisi, çocukların üstün menfaatinin gözetilmesi zorunluluğu, tarafların anlaşması hâlinde dahi hâkimin kanaat oluşturması gerekliliği gibi özel usul kuralları uygulanır.
Zina — TMK m.161 (Mutlak Sebep, 6 Ay Hak Düşürücü Süre)
4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m.161 uyarınca eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir. Zina, hukukî anlamıyla evli bir kimsenin eşinden başkasıyla isteyerek cinsel ilişkiye girmesidir. Bu tanım evlilik birliğinden doğan sadakat yükümlülüğünün (TMK m.185/3) en ağır ihlallerinden birini oluşturur. Zina, mutlak bir boşanma sebebidir; fiilin ispatı hâlinde ayrıca ortak hayatın çekilmez hâle gelip gelmediği tartışılmaz. Ancak zina sebebiyle boşanma davasının açılabilmesi için birkaç ön koşulun gerçekleşmiş olması gerekir: evlilik birliği hukuken devam ediyor olmalı, zina eylemi evlilik süresi içinde gerçekleşmiş olmalı ve zina eden eş kusurlu (iradi) olarak hareket etmiş olmalıdır. Uyku, hipnoz, uyuşturma gibi hâllerdeki cinsel ilişkiler zina niteliğinde değerlendirilmez; benzer biçimde tecavüz mağduru olan eşin durumu da zina sayılmaz.
Zinanın ispatında serbest delil sistemi geçerlidir; ancak hukuka uygun elde edilmiş delillerin değerlendirilmesi zorunludur. Yerleşik Yargıtay içtihadına göre zinanın doğrudan tanıklıkla ispatı zorunlu değildir; kuvvetli emare ve karinelerle de ispat edilebilir. Bu bağlamda otel kayıtları, gece geç saatlerde birlikte bulunma, uzun süreli yalnız kalma, birlikte yolculuk yapma, düzenli iletişim ve mesaj kayıtları, banka hareketleri, sosyal medya paylaşımları, tanık ifadeleri, fotoğraf ve video kayıtları, HTS (haberleşme trafik kayıtları) döküm dosyaları delil olarak değerlendirilebilir. Bir kadının başkasından hamile kalması veya bir erkeğin başka bir kadınla evlilik dışı çocuğunun bulunması hâllerinde DNA testi kesin delil oluşturur; nüfus kayıtları da zinaya ilişkin karine sağlayabilir. Ancak izinsiz gizli ses kaydı, konut ihlaliyle elde edilmiş görüntüler, çalınan telefonlardan alınan iletişim kayıtları gibi hukuka aykırı deliller kural olarak yargılamada değerlendirilmez.
Zina sebebiyle boşanma davasında en kritik konu hak düşürücü sürelerdir. TMK m.161/2 uyarınca davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer. Bu süreler hak düşürücü nitelikte olup hâkim tarafından resen dikkate alınır; süre içinde açılmayan dava usulden reddedilir. Süt vermek amacıyla ihlal etmeme, evlilik birliğini korumak istemek, çocukların menfaatini gözetmek gibi mazeretler bu sürelerin kesilmesine veya durmasına yol açmaz. Ayrıca m.161/3 uyarınca affeden tarafın dava hakkı yoktur; af, açık veya örtülü olabilir. Zinayı öğrendikten sonra eşle birlikte yaşamaya devam etmek, olağan cinsel ilişkiyi sürdürmek, tatil ve etkinliklere birlikte katılmak, hediye ve para transferleri gibi eylemler örtülü af olarak yorumlanabilir; ancak bu değerlendirme somut olayın koşullarına göre yapılır.
Zina sebebiyle açılan boşanma davası aynı zamanda TMK m.166/1 kapsamında evlilik birliğinin temelden sarsılması sebebine de dayanabilir; uygulamada iki sebebin birlikte ileri sürüldüğü davalar sıktır. Zina delilleri yetersiz kalırsa, hâkim aynı olay örgüsünü genel boşanma sebebi çerçevesinde değerlendirebilir. Zina sabit görülürse bu durum kusur analizinde de önemli rol oynar: zina eden eş tam kusurlu ya da ağır kusurlu olarak nitelendirilir; bu değerlendirme TMK m.174 uyarınca maddi ve manevi tazminat, TMK m.175 uyarınca yoksulluk nafakası taleplerinde belirleyici olur. Zinanın çocuk üzerindeki etkileri ise velayet düzenlemesinde ayrıca değerlendirilir; ancak zina tek başına velayetin kaldırılması nedeni sayılmaz — çocuğun üstün yararı ilkesi bağımsız olarak uygulanır.
Hayata Kast, Pek Kötü ve Onur Kırıcı Davranış — TMK m.162 (Mutlak Sebep)
4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m.162, üç ayrı fiili tek bir mutlak boşanma sebebi olarak düzenler: hayata kast, pek kötü davranış ve ağır derecede onur kırıcı davranış. Bu üç fiilden herhangi birinin gerçekleşmesi, boşanma davası açmaya hak verir. Kanun m.162/1 uyarınca eşlerden her biri diğeri tarafından hayatına kastedilmesi veya kendisine pek kötü davranılması ya da ağır derecede onur kırıcı bir davranışta bulunulması sebebiyle boşanma davası açabilir. Bu sebep de m.161 gibi mutlak boşanma sebebidir; ispatlandığında ortak hayatın çekilmez hâle gelip gelmediği ayrıca araştırılmaz.
Hayata kast; eşin diğer eşi öldürmeye yönelik iradi eylemleridir. Öldürme fiilinin tamamlanmış olması aranmaz; teşebbüs, hazırlık hareketlerinden bir kısmının gerçekleştirilmiş olması yeterlidir. Silahla ateş etme, bıçakla saldırma, boğazına ip geçirme, zehirlemeye teşebbüs, yüksekten atma girişimi, gıda veya ilaca zehir karıştırma, elektrik çarptırma girişimi, aracın frenlerini bozma gibi eylemler somut örneklerdir. Fiilin cezai boyutu (5237 sayılı TCK m.81 kasten öldürme, m.86 kasten yaralama, m.35 teşebbüs) ayrıca soruşturulur; ancak boşanma davasında kesin bir mahkûmiyet kararı beklenmez. Hayata kastın ispatı; kolluk tutanakları, hastane raporları, savcılık iddianamesi, ceza mahkemesi kararı, tanık ifadeleri, kamera görüntüleri ve mağdurun beyanı ile sağlanır. Şaka veya öfke anında sarf edilmiş “öldürürüm” gibi sözler tek başına hayata kast oluşturmaz; kastın somut fiillerle desteklenmesi gerekir.
Pek kötü davranış; eşin bedensel ve ruhsal bütünlüğüne yönelik eziyet niteliğinde ağır fiillerdir. Sistematik dövme, aç bırakma, kilit altında tutma, sağlık hizmetine erişimi engelleme, uzun süre soğukta veya sıcakta bırakma, uzuvlarını sıkıca bağlama, cinsel yönden istismar etme, bedensel yönden aşağılayıcı işlere zorlama, bebeklerini ölesiye ihmâl etme gibi eylemler bu kapsamda değerlendirilir. 5237 sayılı TCK m.96 (eziyet), m.86 (kasten yaralama — aile içi işlenme nitelikli hâli), m.232 (kötü muamele) çerçevesinde bağımsız cezai sorumluluk da doğar. Pek kötü davranışın süreklilik göstermesi zorunlu değildir; tek bir ağır olay da mutlak boşanma sebebi oluşturabilir. Ayrıca 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun kapsamındaki koruyucu ve önleyici tedbir kararları da hem mağdurun güvenliğini sağlamak hem de boşanma davasında delil oluşturmak bakımından paralel olarak işletilir.
Ağır derecede onur kırıcı davranış; eşin şeref ve itibarını ağır biçimde zedeleyen sözler ve eylemlerdir. Sosyal çevrede iffetsizlik iftirası yayma, mesleki itibarını sarsacak yalan söylentiler çıkarma, aile içinde ve dışında ağır hakaret ve küfür etme, cinsel yönden aşağılama, fiziksel özelliklerini alaya alma, giyim ve yaşam tarzına ilişkin utanç verici baskılar, bedensel özelliklerini üçüncü kişilerle paylaşma, mahremiyet fotoğraflarını yayma bu kapsamda değerlendirilebilir. Onur kırıcı davranışın “ağır derecede” olması aranır; sıradan tartışmalar, sinirli anlarda söylenen sözler, hafif aşağılamalar bu madde kapsamında değil ancak m.166/1 (evlilik birliğinin sarsılması) kapsamında değerlendirilebilir.
TMK m.162/2 uyarınca davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde bu sebebin doğumunun üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer; m.162/3 uyarınca affeden tarafın dava hakkı yoktur. Bu süreler zina bakımından m.161’de olduğu gibi hak düşürücü nitelikte olup hâkim tarafından resen dikkate alınır. Sistematik olarak tekrarlanan pek kötü davranış hâllerinde her yeni ihlâl için sürenin yeniden başlaması gerekir; süregelen davranış açısından ise fiilin sürdüğü süre boyunca sürelerin işlemeye başlamayacağı öğretide savunulur. Uygulamada mutlak sebebin gerçekleştiği hâllerde dava, aynı zamanda TMK m.166 kapsamında da açılabilir; bu birlikte açma uygulaması, mutlak sebebin ispatlanamaması ihtimaline karşı davayı korumaya alır.
Suç İşleme ve Haysiyetsiz Hayat Sürme — TMK m.163 (Nispi Sebep)
4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m.163 uyarınca eşlerden biri küçük düşürücü bir suç işler veya haysiyetsiz bir hayat sürer ve bu sebeplerden ötürü onunla birlikte yaşaması diğer eşten beklenemezse, bu eş her zaman boşanma davası açabilir. Bu maddede iki ayrı nispi boşanma sebebi düzenlenmiştir: küçük düşürücü suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme. Her iki sebep de nispi niteliktedir; yani fiilin varlığı tek başına yeterli değildir, ayrıca birlikte yaşamanın diğer eşten beklenememesi koşulunun da gerçekleşmiş olması gerekir. Çekilmezlik koşuluna bu sebeplerde büyük önem verilir ve hâkim geniş takdir yetkisine sahiptir.
Küçük düşürücü suç; toplumsal ahlak ölçüleri bakımından şerefsizlik ve utanç doğuran, kişinin sosyal saygınlığını sarsan suçlardır. Öğreti ve içtihatta bu kavrama genellikle yüz kızartıcı suçlar dâhil edilir: hırsızlık, dolandırıcılık, sahtekârlık, güveni kötüye kullanma, zimmet, rüşvet, ihaleye fesat karıştırma, uyuşturucu madde ticareti, kaçakçılık, fuhşa aracılık, insan ticareti, cinsel istismar, çocuğa yönelik suçlar ile yağma ve gasp gibi suçlar bu kapsamda değerlendirilir. Suç kastının bulunup bulunmadığı, cezanın türü ve süresi (hapis, adli para cezası), infaz durumu ve suçun evlilik birliğinin özüne ne ölçüde zarar verdiği somut olay ışığında değerlendirilir. Suçun mahkeme kararıyla sabit olması aranmaz; ancak kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı davada güçlü delil oluşturur. Basit trafik ihlalleri, hafif idari yaptırım gerektiren kabahatler ve toplumsal olarak küçük düşürücü sayılmayan suçlar bu kapsam dışında kalır.
Haysiyetsiz hayat sürme; belirli bir suç fiiline indirgenemeyecek ancak süreklilik gösteren, toplumsal saygınlığa aykırı yaşam biçimini ifade eder. Devamlı fuhuş yapma veya fuhşa aracılık etme, patolojik kumar bağımlılığı, kronik alkol bağımlılığı, uyuşturucu bağımlılığı, sürekli sadakatsizlik alışkanlığı, ailenin geçim kaynaklarını haysiyetsiz eylemlerle tüketme, evli olduğu hâlde başka biriyle birlikte yaşama gibi eylemler örnek olarak sayılabilir. Süreklilik ve alışkanlık unsurları bu sebep bakımından belirleyicidir; tek bir olay haysiyetsiz hayat sürme sayılmaz. Ancak bu ayrım pratikte belirsiz sınırlar taşır; hâkim, davranışın süreklilik derecesi ve toplumsal ölçütler bakımından değerlendirmesini somut olayın koşullarına göre yapar.
Her iki sebep bakımından da çekilmezlik koşulu ayrı olarak incelenir. Bu koşul, davacı eşin somut olarak diğer eşle birlikte yaşamasının kendisinden beklenip beklenemeyeceğinin değerlendirilmesini içerir. Çocukların varlığı ve etkilenme durumu, sosyal çevrenin tepkisi, davacı eşin mesleki ve toplumsal konumu, birlikte yaşamanın psikolojik ağırlığı, ekonomik durum ve barınma koşulları çekilmezlik değerlendirmesinde gözetilen unsurlardır. Örneğin uzun süredir cezaevinde bulunan eşin durumunda birlikte yaşama zaten fiilen mümkün olmadığından çekilmezlik büyük ölçüde kendiliğinden gerçekleşir. Buna karşılık davacı eşin, diğer eşin suç işlemesini bilerek onu evlenmiş olması veya suç işlemesine karşın uzun süre birlikte yaşamayı sürdürmüş olması, çekilmezliğin oluşmadığı yönünde karine oluşturabilir.
TMK m.163 kapsamında dava açma bakımından m.161 ve m.162’de olduğu gibi hak düşürücü süre öngörülmemiştir. Kanun metnindeki “her zaman boşanma davası açabilir” ifadesi, bu sebeplerin varlığının sürdüğü müddetçe dava hakkının bulunduğunu gösterir. Ancak dava açmakta çok gecikilmesi, çekilmezlik koşulunun oluşmadığı yönünde delil olarak değerlendirilebilir; uzun süre birlikte yaşayan eşin sonradan aynı sebebe dayanması, hâkim tarafından somut olayın koşullarına göre yorumlanır. Uygulamada TMK m.163 sebebi çoğunlukla TMK m.166/1 (evlilik birliğinin temelden sarsılması) sebebiyle birlikte ileri sürülür; iki sebep birbirini tamamlar niteliktedir.
Terk ve Akıl Hastalığı — TMK m.164-165
4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m.164, terk sebebine dayalı boşanmayı düzenler ve nispi bir boşanma sebebi olarak öngörür. Kanun m.164/1 uyarınca eşlerden biri, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmediği takdirde ayrılık en az altı ay sürmüş ve bu durum devam etmekte ve istem üzerine hâkim veya noter tarafından yapılan ihtar sonuçsuz kalmış ise, terk edilen eş boşanma davası açabilir. Terk sebebinin varlığı için birkaç koşulun birlikte gerçekleşmesi gerekir: (i) ortak konutu terk etme veya haklı sebep olmadan dönmeme, (ii) terk edenin yükümlülükten kaçınma iradesi (kasıt), (iii) belirli bir sürenin geçmiş olması, (iv) hâkim veya noter aracılığıyla usulüne uygun ihtar yapılması, (v) ihtarın sonuçsuz kalması.
Terk sebebinin ispatında uygulamada en kritik konu 4+2 ay usulüdür. TMK m.164/3 uyarınca hâkim veya noter esası incelemeden yapacağı ihtarda terk eden eşe iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiğini ve dönmemesi hâlinde doğacak sonuçları uyarır. Ancak boşanma davası açmak için belirli sürenin dördüncü ayı bitmedikçe ihtar isteminde bulunulamaz ve ihtardan sonra iki ay geçmedikçe dava açılamaz. Buna göre süreç şu şekilde işler: terk edenin ortak konutu bıraktığı andan itibaren en az dört ay geçmelidir; bu dört aylık sürenin dolmasının ardından davacı eş hâkim veya noter aracılığıyla ihtar talebinde bulunabilir; ihtarın tebliğinden itibaren iki aylık dönüş süresi başlar; iki aylık süre içinde terk eden eş haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmezse, davacı eş boşanma davası açabilir. Toplamda 4+2 ay olmak üzere altı aylık bir süreç işler.
İhtar dilekçesi terk eden eşin adresini, dönmesi istenen ortak konut adresini, dönüş için verilen iki aylık süreyi ve dönmeme hâlinde açılacak boşanma davasının hukukî sonuçlarını içermelidir. Terk edenin adresi bilinmiyorsa ihtar ilân yoluyla yapılabilir. Terk edilmiş olma iddiasında bulunan eşin ortak konutta hazır bulunması ve terk edeni kabule hazır olması, ihtarın samimi olduğunu gösterir. TMK m.164/2 uyarınca diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır. Bu düzenleme, fiziksel şiddet, hakaret, tehdit veya yaşam koşullarını dayanılmaz hâle getirerek eşi ayrılmaya zorlayan tarafın da terk eden konumunda değerlendirilmesini sağlar. Böylelikle mağdur eşin, kendisini ortak konuttan uzaklaştıran diğer eşe karşı terk sebebiyle dava açma hakkı korunmuş olur.
Ortak konuta dönmeme “haklı sebep”lere dayanıyorsa terk sebebi oluşmaz. Ortak konutun sağlıksız veya güvensiz olması, diğer eşin fiziksel/psikolojik şiddet uygulaması, üçüncü kişilerin (üçüncü şahıs veya ailenin) müdahalesinin evlilik birliğini çekilmez hâle getirmesi, cinsel istismar tehlikesi, tedavi zorunluluğu veya iş gerekliliği gibi durumlar haklı sebep olarak değerlendirilebilir. Haklı sebebin varlığı somut olay ışığında değerlendirilir ve ispat yükü dönmemeyi haklı gösteren tarafa aittir. Ayrıca ortak konutun hâlâ ortak konut niteliğini koruyor olması gerekir; davacı eşin ortak konutu tek başına terk etmiş olması hâlinde ihtarın samimiyeti sorgulanır.
4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m.165 akıl hastalığı sebebine dayalı boşanmayı düzenler ve yine nispi bir boşanma sebebi öngörür. Kanun m.165 uyarınca eşlerden biri akıl hastası olup da bu yüzden ortak hayat diğer eş için çekilmez hâle gelirse, hastalığın geçmesine olanak bulunmadığı resmî sağlık kurulu raporuyla tespit edilmek koşuluyla bu eş boşanma davası açabilir. Bu sebebin uygulanması için üç koşulun birlikte gerçekleşmesi gerekir: (i) diğer eşin akıl hastası olması, (ii) hastalık nedeniyle ortak hayatın davacı eş için çekilmez hâle gelmiş olması, (iii) hastalığın geçmesine olanak bulunmadığının resmî sağlık kurulu raporu ile tespit edilmiş olması. Bu üç koşuldan biri eksik olursa boşanma kararı verilmez; örneğin tedaviyle geçebilecek bir akıl hastalığı bu sebebe dayanak oluşturmaz.
Resmî sağlık kurulu raporu, üniversite hastaneleri veya eğitim ve araştırma hastanelerinin ilgili sağlık kurulları tarafından düzenlenmelidir. Rapor; hastalığın tanısını, seyrini, geçme olasılığını ve tedavi imkânlarını ayrıntılı biçimde ortaya koymalıdır. Ortak hayatın çekilmezliği ise bağımsız bir koşul olarak değerlendirilir; hastalığın davacı eşin yaşam kalitesine, çocukların bakımına, aile içi iletişime ve sağlık ile ekonomik koşullara etkileri incelenir. Akıl hastası eşin dava açması bakımından ise ehliyet sorunları ortaya çıkabilir; bu durumda vasi veya yasal temsilci aracılığıyla davanın yürütülmesi gündeme gelir. Akıl hastalığı sebebiyle boşanma kararı verildiğinde hastalıklı eş lehine yoksulluk nafakası ile maddi tazminat özellikle titizlikle değerlendirilir; hastalık nedeniyle çalışamayan eşin geçim güvencesi kamu vicdanı bakımından da önem taşır.
Evlilik Birliğinin Sarsılması — TMK m.166 (Genel Sebep)
4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m.166, uygulamada boşanma davalarının büyük çoğunluğuna dayanak oluşturan evlilik birliğinin temelden sarsılması sebebini düzenler. Bu sebep öğretide “genel boşanma sebebi” olarak da adlandırılır ve dört ayrı fıkrada farklı hâlleri kapsar. Kanun m.166/1 uyarınca evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenemeyecek derecede temelden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir. Bu düzenleme geçimsizlik ve evlilik birliğinin fiilen sona ermesi hâllerinde uygulanır ve nispi bir boşanma sebebidir; hâkim hem evlilik birliğinin temelden sarsılıp sarsılmadığını hem de ortak hayatın kendilerinden beklenip beklenemeyeceğini birlikte değerlendirir.
Evlilik birliğinin temelden sarsılmasına yol açabilecek olgular geniştir. Sürekli tartışma ve şiddet dilinin kullanılması, cinsel yaşamın bitirilmesi, ekonomik yükümlülükleri yerine getirmeme, evlilik yükümlülüklerine kayıtsız kalma, çocukları ihmal etme, aile büyüklerinin yıkıcı müdahaleleri, alkol veya kumar alışkanlıkları, kıskançlık krizleri, aldatma şüphesi altında sürekli takip ve baskı, sadakatsizlik, evi sık sık ve haksız biçimde terk etme, cinsel ilişkiden kaçınma, cinsel istismar davranışları, ağır hakaret ve küfür etme, çevresel baskı uygulama, üçüncü kişilerle uygunsuz yakınlık kurma, mahremiyet ihlalleri, ortak varlıkların hoyratça harcanması gibi olgular tek başına veya birlikte değerlendirildiğinde evlilik birliğinin çökmesine yol açabilir. Bu olguların TMK m.161-165 sebeplerinden birine tam olarak uymasa dahi genel sebep çerçevesinde değerlendirilmesi mümkündür.
TMK m.166/2 kusur derecesine ilişkin önemli bir düzenleme getirir: davacının kusuru daha ağır ise davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bu ilke uygulamada “tam kusurlu eşin dava açamayacağı” biçiminde özetlenir. Ancak aynı fıkranın devamı bir istisna öngörür: davalının bu itirazı hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir. Bu istisna, evlilik birliğinin fiilen ölmüş olduğu ancak salt hukukî nitelemesiyle devam etmesinin taraflar ve çocuklar bakımından hiçbir yarar sağlamadığı durumlarda ortaya çıkar. Kusur derecesinin belirlenmesi hem boşanma kararı hem de boşanmanın malî sonuçları (TMK m.174 tazminat, m.175 nafaka, m.176 ödeme biçimi) bakımından belirleyicidir; hâkim her iki tarafın kusurlarını ayrıntılı biçimde tespit eder.
Anlaşmalı boşanma TMK m.166/3’te düzenlenmiştir. Bu fıkra uyarınca evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi hâlinde, evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır. Anlaşmalı boşanmanın koşulları şunlardır: evlilik en az bir yıl sürmüş olmalı, eşler birlikte başvurmalı ya da açılan davayı kabul etmeli, hâkim tarafları bizzat dinlemeli, hâkim boşanmanın malî sonuçları ile çocukların durumu bakımından taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulmalıdır. Anlaşmalı boşanma en pratik ve hızlı boşanma yoludur; taraflar arasında iyi hazırlanmış bir boşanma protokolü ile duruşma günü boşanma kararı verilebilir. Ancak hâkim, çocukların menfaatine aykırı gördüğü düzenlemeleri değiştirebilir; bu değişikliğin taraflarca kabul edilmesi hâlinde boşanma kararı verilir.
Fiili ayrılık sebebiyle boşanma TMK m.166/4’te düzenlenmiştir. Bu fıkra uyarınca boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak üç yıl geçmesi hâlinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir. Bu düzenleme, reddedilen bir boşanma davasının ardından tarafların fiilen bir araya gelmediği ve evlilik birliğinin fiilen sona erdiği durumlarda evliliğin hukuken de sona erdirilmesini sağlar. Fiili ayrılık nedeniyle açılan davada davacı, önceki reddedilen davanın niteliğine, tarafların kusur durumuna ve çocukların menfaatine ilişkin değerlendirmelerden bağımsız olarak boşanma isteyebilir; ret kararının verildiği tarih ile kesinleşme tarihi arasındaki fark ve üç yıllık sürenin başlangıcı doğru hesaplanmalıdır.
TMK m.166 çerçevesinde açılan boşanma davasında hâkim, evlilik birliğinin gerçekten temelden sarsılıp sarsılmadığını serbestçe değerlendirir. Delil olarak tarafların beyanı, tanık ifadeleri, mesaj kayıtları, mahkeme dosyaları, sosyal hizmet uzmanı raporları, çocukların dinlenmesi ve varsa kolluk kayıtları kullanılır. Boşanmayla birlikte istenebilecek talepler; TMK m.174/1 uyarınca maddi tazminat, m.174/2 uyarınca manevi tazminat, m.175 uyarınca yoksulluk nafakası, m.182 uyarınca velayet ve iştirak nafakası, m.169 uyarınca tedbir nafakası, ziynet ve ev eşyası iadesi ile mal rejiminin tasfiyesi taleplerini kapsar; bu talepler boşanma davasında birlikte veya ayrı olarak ileri sürülebilir. Aile mahkemesinin görev alanı bu talepleri de kapsar.
İlgili Rehberler
- Aile Hukuku Ana Rehber
- Anlaşmalı Boşanma Protokolü (TMK m.166/3) — Şartlar (2026)
- Terk Sebebiyle Boşanma (TMK m.164) — İhtar ve 4+2 Ay Usulü
- Ayrılık Davası (TMK m.167-172) — Boşanmanın Alternatifi
- Evliliğin Butlanı: Mutlak ve Nispi Sebepler — TMK m.145-153 Rehberi
- Hayata Kast, Pek Kötü veya Onur Kırıcı Davranış Nedeniyle Boşanma (TMK 162)
- Suç İşleme ve Haysiyetsiz Hayat Sürme Sebebiyle Boşanma (TMK m. 163)
- Eş Boşanmak İstemiyorsa Tek Taraflı Boşanma Mümkün mü?
- 📄 Aile Konutu Şerhi Dilekçesi
Avukatla Görüşün: 0554 648 37 15WhatsApp Danışma
Sıkça Sorulan Sorular
Mutlak boşanma sebebi ile nispi boşanma sebebi arasındaki fark nedir?
Mutlak boşanma sebepleri TMK m.161 (zina) ile m.162 (hayata kast, pek kötü ve onur kırıcı davranış) hükümlerinde düzenlenir; fiilin ispatı hâlinde hâkim ayrıca ortak hayatın çekilmez hâle gelip gelmediğini araştırmaz ve boşanmaya karar verir. Nispi boşanma sebepleri ise TMK m.163 (küçük düşürücü suç ve haysiyetsiz hayat sürme), m.164 (terk), m.165 (akıl hastalığı) ve m.166/1 (evlilik birliğinin temelden sarsılması) hükümlerinde düzenlenir; bu sebeplerde fiilin ispatının yanında ayrıca çekilmezlik, kusur derecesi veya birlikte yaşamanın beklenememesi koşulunun da gerçekleşmiş olması gerekir. Hâkim, nispi sebeplerde çok daha geniş bir takdir yetkisi kullanır.
Zina sebebiyle boşanma davasında 6 aylık süre ne zaman başlar?
TMK m.161/2 uyarınca zina sebebiyle boşanma davası, davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle düşer. Öğrenme; zinanın gerçekleştiğine ilişkin kesin ve somut bilgiye ulaşma anıdır; şüphe, tahmin veya kulaktan dolma bilgi sürenin başlaması için yeterli sayılmaz. Öğrenmenin tarihi ispat sorunlarına yol açabilir; bu nedenle davanın öğrenmeyi izleyen makul süre içinde açılması tavsiye edilir. TMK m.161/3 uyarınca affeden tarafın dava hakkı bulunmaz; zinayı öğrendikten sonra eşle olağan hayatı sürdürmeye devam etmek örtülü af olarak yorumlanabilir.
Terk sebebiyle boşanma davası açmak için hangi süreleri beklemek gerekir?
TMK m.164 uyarınca terk sebebine dayalı boşanma davası açılabilmesi için 4+2 aylık usulün tamamlanması gerekir. Terk edenin ortak konutu bıraktığı andan itibaren en az dört ay geçmelidir; bu sürenin dolmasının ardından davacı eş hâkim veya noter aracılığıyla ihtar isteminde bulunabilir. İhtar terk eden eşe usulüne uygun tebliğ edilir ve iki ay içinde ortak konuta dönmesi istenir; ihtardan sonra iki aylık dönüş süresi geçmedikçe dava açılamaz. Bu iki aylık süre içinde terk eden eş haklı bir sebep olmadan dönmezse davacı eş boşanma davası açabilir. Toplamda dört ay terk + iki ay ihtar süresi olmak üzere altı aylık bir süreç işler.
Küçük düşürücü suç işleyen eşe karşı her zaman boşanma davası açılabilir mi?
TMK m.163 uyarınca eşlerden biri küçük düşürücü bir suç işler veya haysiyetsiz bir hayat sürerse diğer eş her zaman boşanma davası açabilir; kanunda hak düşürücü süre öngörülmemiştir. Ancak nispi bir sebep olduğundan yalnızca suçun veya haysiyetsiz yaşamın varlığı yeterli değildir; ayrıca birlikte yaşamanın diğer eşten beklenememesi koşulunun gerçekleşmiş olması gerekir. Davacı eşin durumu bilerek uzun süre birlikte yaşamayı sürdürmesi, çekilmezliğin oluşmadığı yönünde delil olarak değerlendirilebilir. Küçük düşürücü suç kavramına genellikle hırsızlık, dolandırıcılık, uyuşturucu ticareti, rüşvet, zimmet, cinsel istismar, yağma gibi yüz kızartıcı suçlar dâhil edilir.
Akıl hastalığı sebebiyle boşanma için hangi koşullar aranır?
TMK m.165 uyarınca akıl hastalığı sebebine dayalı boşanma için üç koşulun birlikte gerçekleşmesi gerekir: (i) eşin akıl hastası olması, (ii) hastalık nedeniyle ortak hayatın davacı eş için çekilmez hâle gelmiş olması, (iii) hastalığın geçmesine olanak bulunmadığının resmî sağlık kurulu raporu ile tespit edilmiş olması. Tedaviyle iyileşebilecek geçici psikiyatrik rahatsızlıklar bu sebebe dayanak oluşturmaz. Resmî sağlık kurulu raporu üniversite veya eğitim-araştırma hastanelerinin ilgili sağlık kurullarınca hazırlanmalı; tanı, seyir ve prognoz ayrıntısıyla ortaya konmalıdır. Akıl hastası eş lehine yoksulluk nafakası ve maddi tazminat talepleri özenli biçimde değerlendirilir.
Evlilik birliğinin sarsılması sebebiyle tam kusurlu eş boşanma davası açabilir mi?
TMK m.166/2 uyarınca davacının kusuru daha ağır ise davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır; kural olarak tam kusurlu ya da ağır kusurlu eş boşanma davası açamaz. Ancak aynı fıkra bir istisna öngörür: davalının bu itirazı hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa hâkim boşanmaya karar verebilir. Bu istisna, evlilik birliğinin fiilen ölmüş olduğu ve salt hukukî nitelemesiyle devam etmesinin taraflara ve çocuklara hiçbir yarar sağlamadığı durumlarda uygulanır. Kusur derecesinin belirlenmesi hem boşanma kararı hem de boşanmanın malî sonuçları (tazminat, nafaka) bakımından belirleyicidir.


