Terk Sebebiyle Boşanma: TMK m.164 — İhtar, 6 Ay Kuralı ve Yargılama Usulü (2026)
10 Temmuz 2026

Terk Sebebiyle Boşanma: TMK m.164 — İhtar, 6 Ay Kuralı ve Yargılama Usulü (2026)

Terk Sebebiyle Boşanma: TMK m.164 — İhtar, 6 Ay Kuralı ve Yargılama Usulü (2026)

Türk Medeni Kanunu (TMK) m.164, boşanma sebepleri arasında düzenlenen özel ve mutlak nitelikte bir boşanma sebebidir. Hüküm; eşlerden birinin evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk etmesi ya da haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmemesi hâlinde belirli sürelerin geçmesi ve hâkim veya noter aracılığıyla yapılan ihtarın sonuçsuz kalması koşuluyla terk edilen eşe boşanma davası açma hakkı tanır. Terk sebebiyle boşanma; evlilik birliğinin fiili olarak sona ermesine karşın hukuken devam ediyor olmasının yarattığı belirsizliği gidermek, ortak konuta dönmesi beklenen eşe kararlı biçimde geri dönme fırsatı vermek ve buna rağmen dönmeme iradesini sürdüren tarafın yol açtığı hukuki durumu boşanmayla sonlandırmak amaçlarına hizmet eder. Bu rehberde m.164 hükmünün fıkra bazında kapsamı, süre ve içerik şartları, dört artı iki ay ihtar mekanizması, haklı sebep kavramının 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun ile ilişkisi, aile mahkemesi yargılaması ve boşanmanın mali sonuçları güncel mevzuat ışığında ele alınmaktadır.

Avukatla Görüşün: 0554 648 37 15WhatsApp Danışma

Terk Kavramı — TMK m.164 Kapsamı

TMK m.164/1 hükmü, terki iki farklı fiil biçimiyle tanımlar. Birinci hâl, eşlerden birinin evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk etmesidir; ikinci hâl ise haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmemesidir. Her iki hâlde de fiilin özünü ortak konutta birlikte oturma ve evlilik birliğinden doğan karşılıklı yükümlülükleri paylaşma iradesinin bir eş tarafından tek taraflı olarak sona erdirilmesi oluşturur. Ortak konut kavramı TMK m.186/1 ile bağlantılıdır; bu maddeye göre eşler oturacakları konutu birlikte seçerler ve birlik giderlerine güçleri oranında emek ve malvarlıklarıyla katılırlar. Ortak konutun kim tarafından kiralanmış ya da satın alınmış olduğu belirleyici değildir; belirleyici olan eşlerin fiilen birlikte yaşadığı ve evlilik birliğinin merkezini oluşturan konuttur.

Kanun, terk fiilinin salt fiziksel ayrılma boyutuyla sınırlı olmadığını açıkça vurgular. TMK m.164/1’in ikinci cümlesi, “diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır” düzenlemesiyle terkin klasik ayrılıp giden biçimini olduğu kadar kovan ya da dönüşü fiilen imkânsız kılan biçimini de aynı hukuki sonuca bağlar. Bu düzenleme, terk sebebiyle boşanma davasının failinin tespitinde konut adresini terk edenin değil, evlilik birliği yükümlülüklerini gerçekten reddeden eşin belirleyici olduğunu ortaya koyar. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin yerleşik içtihadı bu ayrımı somut olayda hangi tarafın konutu terk etmeye zorlandığı, dönüşe engel olan somut eylemlerin bulunup bulunmadığı ve tarafların ortak konuta dönmeye ilişkin iradelerinin gerçekliği ekseninde inceler; kilit değiştirme, konuta almama, üçüncü kişilerin sürekli varlığıyla birlikte oturmayı fiilen imkânsız kılma gibi eylemler dönüşü engelleyen davranışlar olarak nitelendirilir.

Terk özel boşanma sebeplerinden biridir ve TMK m.166’daki evlilik birliğinin temelinden sarsılması (genel boşanma sebebi) hükmünden ayrı bir çerçevede işler. Genel sebepte kusur, evlilik birliğinin çekilmez hâle gelmesi ve tarafların ortak yaşam devam ettiremeyecek noktaya gelmiş olması aranırken terk sebebinde kanunun aradığı somut şartlar (süre, ihtar ve dönmeme) sağlanmışsa boşanma kararının verilebilmesi için ayrıca birliğin temelinden sarsılması iddiasının ispatı gerekmez. Bu yönüyle terk mutlak boşanma sebebi olarak kabul edilir; şartlar gerçekleştiğinde hâkim boşanmaya hükmetmek durumundadır. Uygulamada aynı olguya dayalı olarak hem TMK m.164 hem de TMK m.166/1 kapsamında terditli talep ileri sürülmesi mümkündür; hâkim her iki sebep bakımından ayrı ayrı değerlendirme yapar ve hangi sebebin şartlarının somut olayda gerçekleştiğini gerekçeli olarak belirler.

Şartlar — Ayrılık, Altı Ay Kuralı ve Haklı Sebep Bulunmaması

TMK m.164/1 uyarınca terk sebebiyle boşanma davasının açılabilmesi için üç temel maddi şartın bir arada gerçekleşmesi gerekir. İlk şart, eşlerden birinin ortak konutu terk etmiş ya da konuta dönmüyor olmasıdır. Bu şartın gerçekleşmesi için terkin ortak konuttan yapılmış olması, geçici veya kısa süreli seyahat, iş, tedavi gibi haklı gerekçelerin bulunmaması ve tarafın evlilik birliği yükümlülüklerini yerine getirmeme iradesinin somut biçimde ortaya çıkması gerekir. Ortak konutun bulunmadığı, tarafların evlendikten sonra hiç birlikte oturmadığı durumlarda terk kavramından söz edilemez; bu tür uyuşmazlıklar TMK m.166 genel sebebi çerçevesinde değerlendirilir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi ortak konutun kurulmuş olup olmadığı meselesini fiilî birlikte yaşamanın süresi, konutun eşler tarafından birlikte seçilip seçilmediği ve evlilik birliği yükümlülüklerinin bu konutta paylaşılıp paylaşılmadığı ölçütleriyle inceler.

İkinci şart, ayrılığın en az altı ay sürmüş ve devam ediyor olmasıdır. Altı aylık süre, terkin fiilen gerçekleştiği tarihten itibaren kesintisiz biçimde işlemelidir. Ara dönemlerde tarafların bir araya gelmesi, ortak konutta kısa süreli birleşme çabaları veya birlikte tatil gibi olayların terkin süresini kestiği kabul edilir; bu tür durumlarda süre en son terk fiilinden itibaren yeniden başlar. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin yerleşik uygulamasında altı aylık sürenin başlangıç tarihi ile ihtarın çekildiği tarih arasında dört ayın dolmuş olması, ihtardan sonra iki aylık dönme süresinin tamamlanmış olması ve dava tarihinde toplam altı aylık ayrılığın kesintisiz sürüyor olması ayrı ayrı denetlenir. Sürenin kısıtlı biçimde yorumlanması, terk sebebiyle boşanmanın hem terk eden eşe fikrini değiştirme fırsatı tanıyan hem de terk edilen eşi belirsizlikte bırakmayan dengeli yapısını korur; süre henüz dolmadan yapılan ihtar ile açılan dava usul yönünden reddedilir.

Üçüncü şart, terk eden eşin ortak konuta dönmemesinin haklı bir sebebe dayanmamasıdır. Haklı sebep kavramı kanunda tek tek sayılmamış; hâkimin somut olayın koşullarına göre değerlendireceği açık bir kavram olarak bırakılmıştır. Uygulamada eşin fiziksel şiddete, tehdide, cinsel istismara ya da onur kırıcı davranışlara maruz kalması; ortak konutun sağlıksız ya da güvenliksiz olması; diğer eşin başka biriyle birlikte yaşaması; ekonomik terk; ağır hastalık ya da bakım zorunluluğu gibi durumlar haklı sebep olarak değerlendirilebilir. Haklı sebep varlığı iddiasının ispatı, terk sebebiyle boşanma davasında davalı eşe düşer; ancak davacı, iddiaları çürüten karşı delilleri her aşamada mahkemeye sunma hakkına sahiptir. Haklı sebep iddiasının yerinde bulunması, davanın reddine yol açar; bu ret, terk sebebi bakımından dava koşulu bulunmadığı anlamına gelir ve aynı olgular çerçevesinde TMK m.166 kapsamında ayrıca dava açılmasına engel değildir.

Hâkim veya Noter İhtarı — İçerik, Tebligat ve 4+2 Ay Kuralı

TMK m.164/2 hükmü ihtar mekanizmasını ayrıntılı biçimde düzenler. Davaya hakkı olan eşin istemi üzerine hâkim veya noter, esasa girmeksizin bir ihtarda bulunur; ihtar, terk eden eşe iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiğini ve dönmemesi hâlinde doğacak sonuçları bildirir. İhtarın hâkim veya noter tarafından yapılabilmesi, 2001 tarihli 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ile getirilen düzenlemedir; 743 sayılı önceki Medeni Kanun döneminde ihtar yalnızca hâkim tarafından verilebiliyordu. Bugün noter ihtarı da m.164/2 kapsamında hukuki geçerlilik taşır ve dava koşulunu sağlar. İhtar; sulh hukuk mahkemesi veya aile mahkemesi hâkimi tarafından ya da doğrudan bir noterlik aracılığıyla düzenlenebilir. “Esası incelemeden” ibaresinin anlamı, hâkim veya noterin terkin haklı olup olmadığı, ortak konutun elverişli olup olmadığı, tarafların kusur durumu gibi hususları ihtar aşamasında araştırmak zorunda olmamasıdır; esas denetim yargılama aşamasında yapılır.

İhtarın içeriği hukuken bağlayıcı unsurlar içerir. İhtarnamede terk edilen eşin ortak konut adresi açıkça belirtilmeli, terk eden eşe iki aylık kesin bir süre tanınmalı, dönmeme hâlinde boşanma davası açılacağı ve dava sonucunda doğabilecek hukuki sonuçlar yönünden bilgi verilmelidir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin yerleşik denetiminde ihtarın samimi olması aranır: tarafların ortak konuta dönmeye elverişli koşulların gerçekten sağlanmış olması, davacı eşin dönüşe engel bir eylem içinde bulunmaması, konutun terk eden eş için erişilebilir olması ve zorunlu yol giderlerinin gerektiğinde karşılanacağının belirtilmesi denetim ölçütleri arasında yer alır. Samimi olmayan, gösteriş amaçlı ya da fiilen dönüş imkânı bulunmayan bir ortama çağıran ihtar hukuki sonuç doğurmaz; aynı biçimde ihtarnamede konut adresinin belirtilmemesi, iki aylık sürenin gösterilmemesi ya da dönmeme hâlinde doğacak sonuçlara ilişkin uyarının bulunmaması ihtarın geçersizliğine yol açar.

İhtarın tebliği 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümleri çerçevesinde yapılır. Terk eden eşin adresi biliniyorsa doğrudan bu adrese tebligat çıkarılır. Adresin bilinmemesi ya da normal tebligatın sonuçsuz kalması hâlinde TMK m.164/2’de öngörüldüğü üzere ilân yoluyla ihtar mümkündür; Tebligat Kanunu m.28 vd. ilanen tebligatın koşullarını düzenler. İhtar mekanizmasının en kritik hukuki eşiği ise dört artı iki ay kuralıdır: terk fiilinin üzerinden dört ay geçmedikçe hâkim veya noterden ihtar istenilemez; ihtardan sonra iki ay geçmedikçe boşanma davası açılamaz. Bu kural, altı aylık asgari ayrılık süresinin ilk dört ayında hukuki ilişkinin restorasyonuna, sonraki iki aylık kesin ihtar döneminde ise dönme iradesine son fırsat tanır. Süre şartına uyulmadan yapılan ihtar veya açılan dava usul yönünden reddedilir; bu reddin, aynı olgular çerçevesinde süre koşulları sağlandığında yeniden ihtar çekilmesine ve dava açılmasına engel oluşturmadığı da yerleşik uygulamada kabul edilir.

İhtardan Sonra İki Ay Bekleme Süresi ve Dava Süreci

İhtarın terk eden eşe geçerli biçimde tebliğinden itibaren iki aylık süre işlemeye başlar. Bu süre, terk eden eşe ortak konuta dönme iradesini gösterme ve fiilen ortak konuta geri dönme fırsatı tanınan son dönemdir. Sürenin dolmasıyla birlikte terk edilen eşin dava açma hakkı doğar; süre dolmadan açılan dava usul yönünden reddedilir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin yerleşik uygulaması sürelerin hesabında ihtarın tebliğ tarihini esas alır; ihtarın düzenlendiği tarih değil, terk eden eşe usulüne uygun biçimde tebliğ edildiği tarih iki aylık sürenin başlangıcıdır. Bu nedenle ilan yoluyla yapılan ihtarlarda ilan tarihinden itibaren Tebligat Kanunu’nun öngördüğü süreler geçtikten sonra tebliğin gerçekleşmiş sayılacağı tarih dikkate alınır. Aynı biçimde, ihtarnamenin muhataba geçici veya sürekli olarak ulaşmasını engelleyen eylemler tebliğin geçerliliğini sorunlu hâle getirir ve süreyi işletmez.

İki aylık süre içinde terk eden eşin ortak konuta dönmesi hâlinde ne olur? Dönüşün gerçekleşmesi ihtarın hukuki etkisini sona erdirir; bu durumda boşanma davası açılamaz. Ancak Yargıtay uygulamasında dönüşün samimi ve sürekli olması aranır. Yalnızca yasal süreyi kesmek amaçlı, kısa süreli ve şeklî bir dönüş; geri döndükten sonra hemen tekrar terk fiiline dönüş; ya da ortak konutta bulunmakla birlikte evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerin fiilen yerine getirilmediği durumlar samimi dönüş olarak kabul edilmez. Samimi olmayan dönüş hâlinde terk eden eşin fiili hâlâ sürüyor kabul edilir ve boşanma davası açılabilir; bu durumda mahkeme dönüşün niteliğini somut delillerle denetler. Dönüşün süresi, ortak yaşamın kurulup kurulmadığı, kararlı bir birlikte yaşama iradesinin bulunup bulunmadığı, çekişmenin sürüp sürmediği başlıca değerlendirme ölçütleridir.

İki aylık süre içinde dönüşün gerçekleşmemesi hâlinde terk edilen eş boşanma davası açabilir. Dava dilekçesinde terkin başlangıç tarihi, altı aylık asgari ayrılık süresinin dolduğu, ihtarın çekildiği ve tebliğ edildiği tarihler, dönme süresinin sonuçsuz kaldığı belgeleriyle birlikte ortaya konulmalıdır. Davada terk edilen eş; boşanma kararının yanı sıra TMK m.174/1 uyarınca maddi tazminat, m.174/2 uyarınca manevi tazminat ve m.175 uyarınca yoksulluk nafakası ile varsa çocukların velayeti, iştirak nafakası ve mal rejiminin tasfiyesine ilişkin taleplerini birlikte ileri sürebilir. Terk sebebiyle boşanmada terk eden eşin tam kusurlu sayılması olağan sonuçtur; bu husus tazminat taleplerinin değerlendirilmesinde belirleyici rol oynar. Terk eden eşin haklı sebebi kanıtlayamaması ise davanın kabulüne ve boşanmaya karar verilmesine yol açar.

Haklı Sebep — 6284 sayılı Kanun, Şiddet ve Tehdit

TMK m.164/1’in “haklı bir sebep olmaksızın” ifadesi, terk sebebiyle boşanma davasının en tartışmalı unsurudur. Terk eden eşin ortak konuta dönmemesi haklı bir sebebe dayanıyorsa dava reddedilir. Haklı sebep kavramının başında ise 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun kapsamında somutlaşan şiddet, tehdit, hakaret ve psikolojik baskı olguları gelir. 6284 sayılı Kanun’un 1. maddesi kanunun amacını “şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınların, çocukların, aile bireylerinin ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişilerin korunması ve bu kişilere yönelik şiddetin önlenmesi” olarak belirler; 5. madde mülkî amir tarafından verilebilecek koruyucu tedbir kararlarını, 8. madde aile mahkemesi hâkimi tarafından verilebilecek önleyici tedbir kararlarını düzenler. Kanun kapsamında verilebilecek tedbirler arasında müşterek konuttan uzaklaştırma, iletişim yasağı, silaha el konulması, sağlık kuruluşuna sevk, geçici koruma altına alma ve geçici maddi yardım gibi araçlar sayılır.

Ortak konuttan uzaklaşan eş hakkında 6284 sayılı Kanun kapsamında verilmiş bir tedbir kararı bulunuyorsa (özellikle şiddet uygulayan tarafın müşterek konuttan uzaklaştırılması, iletişim yasağı, tedbir kararının uzatılması gibi hâllerde) terk edilen eşin ortak konuta dönmeme iradesi hukuken haklı sebebe dayanır. Aynı çerçevede kolluk kayıtları, hastane raporları, savcılık soruşturma dosyaları, 5237 sayılı TCK m.86 kapsamındaki kasten yaralama iddiaları ve m.106 tehdit iddiaları haklı sebebin ispatında delil olarak kullanılır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin yerleşik içtihadı; 6284 sayılı Kanun kapsamında verilmiş uzaklaştırma veya koruma kararının varlığını haklı sebep bakımından güçlü bir gösterge sayar ve terk edilen eşin ortak konuta dönme yükümlülüğünü bu koşullar sürdüğü sürece askıya alır. Ancak 6284 tedbirleri beyan esaslı olarak verilebildiğinden şiddet vakıalarının boşanma davasındaki kusur değerlendirmesi bakımından ayrıca delil standardıyla denetlendiği de dikkate alınmalıdır.

Haklı sebep tek başına şiddet ve tehdit hâlleriyle sınırlı değildir. Ortak konutun yaşamaya elverişli olmaması, konutta üçüncü kişilerin (davacı eşin akrabaları, birlikte yaşayan başka bir kişi) sürekli oturması ve bunun eşe rahat bir yaşam imkânı bırakmaması, davacı eşin sadakat yükümlülüğüne aykırı yaşam sürdürmesi, sağlıklı çevrenin olmaması ya da davalı eşin bakımı zorunlu yakın akrabalarının bakımı gibi somut nedenler haklı sebep sayılabilir. Değerlendirmede ölçü, ortak konuta dönmenin evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerin makul biçimde sürdürülmesine olanak tanıyıp tanımayacağıdır. Haklı sebep iddiası kabul edildiğinde dava reddedilir; ret kararı, terk sebebi bakımından dava koşulu bulunmadığı anlamına gelir. Aynı olgular çerçevesinde TMK m.166 genel boşanma sebebi bakımından ayrıca değerlendirme mümkündür; TMK m.166/1 uyarınca evlilik birliğinin temelinden sarsıldığının kanıtlanması hâlinde boşanmaya karar verilebilir.

Yargılama — Aile Mahkemesi Yetkisi, İspat ve Boşanmanın Sonuçları

Terk sebebiyle boşanma davalarında görevli mahkeme aile mahkemesidir. 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun m.4 uyarınca aile hukukundan doğan dava ve işler aile mahkemelerinin görev alanına girer; aile mahkemesi bulunmayan yerlerde görev asliye hukuk mahkemesi tarafından aile mahkemesi sıfatıyla yürütülür. Yetki bakımından TMK m.168 özel bir düzenleme öngörür: boşanma veya ayrılık davalarında yetkili mahkeme eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir. Terk sebebiyle boşanma davasında da bu özel yetki kuralı uygulanır ve HMK m.6 (genel yetki), m.9 (Türkiye’de yerleşim yeri olmayanlara ilişkin yetki) ile m.12 hükümlerine göre değil, TMK m.168 esas alınır. Yetki itirazı ilk itirazlar arasında ileri sürülür; ilk itirazlarda ileri sürülmeyen yetki itirazı sonradan dinlenmez.

İspat yükü bakımından terk fiilini, altı aylık sürenin dolduğunu, ihtarın usulüne uygun çekildiğini ve iki aylık dönme süresinin sonuçsuz kaldığını davacı eş ispatlar; bu unsurlar davanın maddi vakıalarıdır. Terk eden eşin haklı bir sebebe dayandığı iddiası ise davalıya düşer; ancak davacı, iddiaları çürütücü delilleri her aşamada ileri sürebilir. Yargılama sırasında tanık, yazılı delil (mesajlaşma, e-posta, ihtarname, konut kirası ya da tapu belgeleri), kolluk kayıtları, sağlık raporları, komşu ifadeleri ve varsa 6284 sayılı Kanun kapsamındaki tedbir kararları kullanılan başlıca delillerdir. HMK m.198 vd. serbest delil sistemi çerçevesinde ses kayıtları ve dijital deliller ancak hukuka uygun biçimde elde edildikleri takdirde dikkate alınır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi ve Hukuk Genel Kurulu içtihadı hukuka aykırı elde edilmiş delillerin (özellikle özel hayatın gizliliğini ihlâl eden ses veya görüntü kayıtlarının) hükme esas alınamayacağı yönünde yerleşik bir çizgi izler. TMK m.184, boşanma yargılamasında hâkimin taraflarca ileri sürülmüş olsa bile delilleri serbestçe takdir edeceğini ve tarafların iddialarına bağlı kalmayacağını düzenler.

Boşanma kararının hüküm ve sonuçları bakımından terk sebebiyle boşanmada terk eden eşin tam kusurlu kabul edilmesi olağandır; bu husus TMK m.174/1 kapsamında maddi tazminat ve m.174/2 kapsamında manevi tazminat taleplerinde belirleyici rol oynar. TMK m.175 uyarınca yoksulluk nafakası bakımından “kusuru daha ağır olmamak” koşulu terk edilen eş için kural olarak sağlanmış sayılır; ancak yoksulluğa düşecek olma şartı ayrıca aranır. Mal rejiminin tasfiyesi TMK m.202 vd. hükümlerine göre yürütülür; edinilmiş mallara katılma rejimi yasal rejim olarak uygulanır ve tasfiye ayrı bir dava ile ya da boşanma davasıyla birlikte istenebilir. Çocukların velayeti TMK m.182 uyarınca çocuğun üstün yararı ilkesi çerçevesinde belirlenir; terk fiili velayet düzenlemesinde tek başına belirleyici olmasa da fiili bakım düzenini etkileyen bir faktör olarak değerlendirilir. Karara karşı istinaf yolu HMK m.341 ve m.353 çerçevesinde bölge adliye mahkemesine, temyiz yolu ise HMK m.361 vd. çerçevesinde Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’ne açıktır. Nafaka miktarları koşulların değişmesi hâlinde TMK m.176 kapsamında artırım veya azaltım davasıyla yeniden düzenlenebilir.

İlgili Rehberler

Avukatla Görüşün: 0554 648 37 15WhatsApp Danışma

Sıkça Sorulan Sorular

Terk sebebiyle boşanma davası kaç ay sonra açılabilir?
TMK m.164/2 uyarınca terk fiilinin gerçekleştiği tarihten itibaren dört ay geçmedikçe hâkim ya da noterden ihtar istenilemez; ihtarın terk eden eşe tebliğinden itibaren ise iki ay geçmedikçe boşanma davası açılamaz. Toplam en az altı aylık kesintisiz ayrılık süresinin dolmuş ve dava tarihinde hâlâ devam ediyor olması gerekir.

İhtarı hâkim mi yoksa noter mi çekmelidir?
TMK m.164/2 her ikisini de eşdeğer olarak düzenler. İhtar sulh hukuk veya aile mahkemesi hâkiminden ya da doğrudan noterlik aracılığıyla düzenlenebilir. Uygulamada noter ihtarnamesi daha yaygın tercih edilir; ihtarnamede konut adresi, iki aylık kesin süre ve dönmeme hâlinde doğacak sonuçlara ilişkin uyarı yer almalıdır.

6284 sayılı Kanun kapsamında koruma kararı olan eş ortak konuta dönmek zorunda mıdır?
Hayır. 6284 sayılı Kanun kapsamında müşterek konuttan uzaklaştırma veya iletişim yasağı gibi koruyucu ya da önleyici tedbir kararı bulunması, ortak konuta dönmemeyi haklı sebebe dayandırır. Bu durumda TMK m.164 kapsamında açılan terk sebebiyle boşanma davası reddedilir; aynı olgular çerçevesinde TMK m.166 kapsamında dava açılması mümkündür.

İhtardan sonra terk eden eş geri dönerse dava açılabilir mi?
Samimi ve sürekli bir dönüşün gerçekleşmesi hâlinde dava açılamaz; ihtarın hukuki etkisi sona erer. Ancak sırf yasal süreyi kesmek amaçlı, kısa süreli ve şeklî dönüşler ile geri döndükten hemen sonra tekrar terke gidilmesi Yargıtay 2. Hukuk Dairesi uygulamasında samimi dönüş sayılmaz. Bu durumda dava açılabilir ve mahkeme dönüşün niteliğini somut delillerle denetler.

Terk sebebiyle boşanma tazminat ve nafaka talepleri bakımından ne sonuç doğurur?
Terk sebebiyle boşanmada terk eden eşin tam kusurlu sayılması olağan sonuçtur. Bu durum TMK m.174/1 maddi tazminat, m.174/2 manevi tazminat ve m.175 yoksulluk nafakası taleplerinde terk edilen eş lehine belirleyici rol oynar. Yoksulluk nafakasında kusur koşulunun yanında yoksulluğa düşme şartı da ayrıca aranır; nafakanın miktarı tarafların ekonomik güçlerine göre belirlenir.

Terk sebebiyle boşanma davasında yetkili ve görevli mahkeme neresidir?
Görevli mahkeme aile mahkemesidir; 4787 sayılı Kanun m.4 aile hukukundan doğan davaları bu mahkemeye tevdi eder; aile mahkemesi bulunmayan yerlerde asliye hukuk mahkemesi aile mahkemesi sıfatıyla görev yapar. Yetki bakımından TMK m.168 özel bir kural koyar: eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesi yetkilidir.

{ “@context”: “https://schema.org”, “@type”: “FAQPage”, “mainEntity”: [ { “@type”: “Question”, “name”: “Terk sebebiyle boşanma davası kaç ay sonra açılabilir?”, “acceptedAnswer”: { “@type”: “Answer”, “text”: “TMK m.164/2 uyarınca terk fiilinin gerçekleştiği tarihten itibaren dört ay geçmedikçe hâkim ya da noterden ihtar istenilemez; ihtarın terk eden eşe tebliğinden itibaren ise iki ay geçmedikçe boşanma davası açılamaz. Toplam en az altı aylık kesintisiz ayrılık süresinin dolmuş ve dava tarihinde hâlâ devam ediyor olması gerekir.” } }, { “@type”: “Question”, “name”: “İhtarı hâkim mi yoksa noter mi çekmelidir?”, “acceptedAnswer”: { “@type”: “Answer”, “text”: “TMK m.164/2 her ikisini de eşdeğer olarak düzenler. İhtar sulh hukuk veya aile mahkemesi hâkiminden ya da doğrudan noterlik aracılığıyla düzenlenebilir. Uygulamada noter ihtarnamesi daha yaygın tercih edilir; ihtarnamede konut adresi, iki aylık kesin süre ve dönmeme hâlinde doğacak sonuçlara ilişkin uyarı yer almalıdır.” } }, { “@type”: “Question”, “name”: “6284 sayılı Kanun kapsamında koruma kararı olan eş ortak konuta dönmek zorunda mıdır?”, “acceptedAnswer”: { “@type”: “Answer”, “text”: “Hayır. 6284 sayılı Kanun kapsamında müşterek konuttan uzaklaştırma veya iletişim yasağı gibi koruyucu ya da önleyici tedbir kararı bulunması ortak konuta dönmemeyi haklı sebebe dayandırır. Bu durumda TMK m.164 kapsamında açılan terk sebebiyle boşanma davası reddedilir; aynı olgular çerçevesinde TMK m.166 kapsamında dava açılması mümkündür.” } }, { “@type”: “Question”, “name”: “İhtardan sonra terk eden eş geri dönerse dava açılabilir mi?”, “acceptedAnswer”: { “@type”: “Answer”, “text”: “Samimi ve sürekli bir dönüşün gerçekleşmesi hâlinde dava açılamaz; ihtarın hukuki etkisi sona erer. Ancak sırf yasal süreyi kesmek amaçlı, kısa süreli ve şeklî dönüşler ile geri döndükten hemen sonra tekrar terke gidilmesi Yargıtay 2. Hukuk Dairesi uygulamasında samimi dönüş sayılmaz. Bu durumda dava açılabilir ve mahkeme dönüşün niteliğini somut delillerle denetler.” } }, { “@type”: “Question”, “name”: “Terk sebebiyle boşanma tazminat ve nafaka talepleri bakımından ne sonuç doğurur?”, “acceptedAnswer”: { “@type”: “Answer”, “text”: “Terk sebebiyle boşanmada terk eden eşin tam kusurlu sayılması olağan sonuçtur. Bu durum TMK m.174/1 maddi tazminat, m.174/2 manevi tazminat ve m.175 yoksulluk nafakası taleplerinde terk edilen eş lehine belirleyici rol oynar. Yoksulluk nafakasında kusur koşulunun yanında yoksulluğa düşme şartı da ayrıca aranır; nafakanın miktarı tarafların ekonomik güçlerine göre belirlenir.” } }, { “@type”: “Question”, “name”: “Terk sebebiyle boşanma davasında yetkili ve görevli mahkeme neresidir?”, “acceptedAnswer”: { “@type”: “Answer”, “text”: “Görevli mahkeme aile mahkemesidir; 4787 sayılı Kanun m.4 aile hukukundan doğan davaları bu mahkemeye tevdi eder; aile mahkemesi bulunmayan yerlerde asliye hukuk mahkemesi aile mahkemesi sıfatıyla görev yapar. Yetki bakımından TMK m.168 özel bir kural koyar: eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesi yetkilidir.” } } ] }
Post by Av. Fatma Öztürk