Ana-Baba Nafakası (Yardım Nafakası): TMK m.364-366 — Altsoy, Üstsoy, Kardeş (2026)
Yardım nafakası, Türk Medeni Kanunu (TMK) m.364-366 arasında düzenlenen ve evlilik birliğinden ya da boşanmadan bağımsız olarak belirli hısımlar arasında doğan bakım yükümlülüğüdür. Uygulamada en sık gündeme gelen görünümü, yoksulluğa düşen ana ve babanın erişkin çocuklarından talep ettiği “ana-baba nafakası”dır; ancak yardım nafakası; altsoy, üstsoy ve refah içinde bulunmaları kaydıyla kardeşleri de kapsayan geniş bir hısımlık nafakasıdır. Kurumun temelinde, aile bağlarının salt duygusal düzlemle sınırlı kalmayıp zorda kalan yakın hısımlar için hukuki bir dayanışma yükümlülüğüne dönüşmesi düşüncesi yer alır. Bu rehberde yardım nafakasının hukuki temeli, talep edebilecek kişiler, ana-baba nafakasının uygulamadaki özellikleri, miktar takdiri, dava usulü ile yetkili mahkeme ve nafaka yükümlülüğünün mirasa etkisi güncel mevzuat ve Yargıtay 3. Hukuk Dairesi ile Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun yerleşik uygulaması ışığında ele alınmaktadır.
Avukatla Görüşün: 0554 648 37 15WhatsApp Danışma
Yardım Nafakası Nedir — TMK m.364 Çerçevesi
Yardım nafakası, bir kimsenin yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan hısımlarına belirli sınırlar içinde nafaka verme yükümlülüğüdür. TMK m.364/1 hükmü açıktır: “Herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoyu ve altsoyu ile kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür.” Aynı maddenin ikinci fıkrası ise kardeşler bakımından ek bir sınır koyar: “Kardeşlerin nafaka yükümlülükleri, refah içinde bulunmalarına bağlıdır. Eş ile ana ve babanın bakım borçlarına ilişkin hükümler saklıdır.” Bu iki fıkra birlikte okunduğunda yardım nafakası; evlilik birliğinden doğan tedbir nafakası (TMK m.169), boşanma sonrasında hükmedilen yoksulluk nafakası (TMK m.175) ve çocuğun bakım ve eğitim giderlerine katılmayı ifade eden iştirak nafakasından (TMK m.182, m.328) hukuken ayrı bir kategori oluşturur.
Yardım nafakasının koruma alanı; alacaklının yaşam sürdürme, sağlık, konut, giyim, ısınma, temel eğitim ve zorunlu geçim harcamaları ile sınırlıdır. Kurum, “lüks yaşam” düzeyini korumaya değil, alacaklıyı yoksulluk sınırının üzerine çıkarmaya yöneliktir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin yerleşik uygulamasına göre “yoksulluk” kavramı somut olayın koşullarına, alacaklının yaş, sağlık durumu, sosyal çevresi ve yaşadığı bölgenin geçim standartlarına göre değerlendirilir; genel geçer sayısal bir eşik değildir. Alacaklının varlığı bulunması hâlinde önce kendi malvarlığından geçinmesi beklenir; nafaka talebi ancak bu kaynaklar tükendiğinde ya da yetersiz kaldığında dinlenir.
Yardım nafakasının kaynağı, sözleşme değil, kanundur; taraflar arasında önceden yapılmış bir anlaşma olup olmaması nafaka yükümlülüğünü doğurmak veya kaldırmak için gerekli değildir. Bu niteliğiyle yardım nafakası kişiye sıkı sıkıya bağlı bir haktır; devredilemez, haczedilemez ve mirasçıya geçmez. Alacaklının ölümüyle nafaka hakkı düşer; yükümlünün ölümüyle de yükümlülük mirasçıya intikal etmez. Ancak birikmiş ve muaccel hâle gelmiş nafaka alacakları alelâde alacak niteliğine dönüşür ve mirasa dahil olur; yükümlünün mirasçıları terekeyle sınırlı sorumluluk çerçevesinde bu birikmiş borçlardan sorumlu tutulur.
Kimler Talep Edebilir — Altsoy, Üstsoy, Kardeş
TMK m.364 yardım nafakası talep edebilecek kişileri “üstsoy, altsoy ve kardeşler” olarak sayar. Üstsoy; ana, baba, büyükana, büyükbaba ve daha yukarı derecedeki kan hısımlarını; altsoy ise çocuk, torun, torunun çocuğu gibi doğrudan inen soyu ifade eder. Kayınvalide-kayınpeder gibi sıhri hısımlar, üvey ana-baba, evlatlık ilişkisi dışındaki manevi yakınlar ile amca, dayı, hala, teyze ve yeğenler bu hüküm kapsamında değildir; onlar bakımından yardım nafakası talep edilemez. Kardeşler bakımından hüküm, öz kardeş, üvey (baba bir-ana ayrı ya da ana bir-baba ayrı) kardeşleri kapsar; ancak kardeşin yükümlülüğü — üstsoy ve altsoydan farklı olarak — kardeşin “refah içinde bulunması” ek şartına bağlıdır.
Altsoy bakımından erişkin çocuğun ana-babasına yardım nafakası ödemesi klasik senaryodur. Bunun karşı yönü de mümkündür: yoksulluğa düşen erişkin çocuğun ana-babasından yardım nafakası talep etmesi. Reşit olduğu hâlde eğitimini sürdüren çocuğun ana-babasından yardım nafakası talebi de TMK m.328/2 ile birlikte değerlendirilir; hüküm çocuğun ergin olduğu hâlde eğitimi devam ediyorsa ana ve babanın durumları ve olanakları elverdikçe eğitimini tamamlayıncaya kadar bakma yükümlülüklerinin sürdüğünü kabul eder. Bu durum, öğrenci çocuklar için sık başvurulan bir hukuki dayanaktır ve Yargıtay 3. Hukuk Dairesi tarafından örgün eğitime devam eden makul yaştaki çocuklar için uygulanmaktadır; makul yaş sınırı ve eğitimin niteliği somut olayda değerlendirilir.
Kardeş bakımından nafaka talebi ise iki katmanlı bir denetimden geçer. Öncelikle alacaklı kardeşin yoksulluğa düşecek durumda olması, sonra da nafaka istenen kardeşin “refah içinde bulunması” gerekir. TMK m.364/2’deki “refah” ölçütü, yükümlü kardeşin ortalama geçim düzeyinin belirgin ölçüde üzerinde bir maddi imkâna sahip olmasını ifade eder. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin uygulamasında refah eşiği, salt asgari geçim ölçütünün aşılmasıyla değil, yükümlünün ve bakmakla mükellef olduğu kişilerin geçim giderleri karşılandıktan sonra artan gelirin varlığıyla belirlenir. Ayrıca eş ile ana-babanın bakım borçları — TMK m.185 ve 328 uyarınca — kardeş yardım nafakasından önce gelir; bu hükümler saklı tutulmuştur.
Ana-Baba Nafakası — Erişkin Çocuğun Yoksullaşan Ebeveynine Yükümlülüğü
Uygulamada “ana-baba nafakası” olarak anılan görünüm, erişkin çocuğun ekonomik olarak yoksullaşan ana ve babasına ödediği yardım nafakasıdır. Bu talep tipi, yaşlanma, sağlık giderleri, dul kalma ya da emekli aylığının geçim için yetersiz kalması gibi hâllerde sıkça gündeme gelir. Çocuk bakımından yükümlülüğün doğması için ana veya babanın gerçek anlamda yoksulluğa düşmüş olması yeterlidir; ayrıca çocuğun refah düzeyinde bulunması aranmaz — bu koşul yalnızca kardeşe özgüdür. Buna karşılık çocuğun kendi geçimini ve varsa eş ile küçük çocuklarının bakım yükümlülüklerini karşılayacak asgari düzeyi aşan bir maddi gücü bulunmalıdır; aksi hâlde talep, yükümlünün kendisini yoksulluğa itecek düzeyde nafaka ödemek zorunda bırakan yorumla karşılaştırılamaz.
Ana-baba nafakası davalarında sık gündeme gelen ilk mesele, geçmişte ebeveynin çocuğa karşı bakım ödevini yerine getirmemesi ya da aile ilişkisini terk etmesi hâlinde çocuğun buna rağmen nafaka ödemekle yükümlü sayılıp sayılmayacağıdır. TMK m.364 lafzen böyle bir istisna öngörmez; ancak Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin ve Hukuk Genel Kurulu’nun uygulamasında MK m.2’deki dürüstlük kuralı (objektif iyiniyet) çerçevesinde ağır ihmal veya ilişkiyi tamamen terk gibi ağır durumlar somut olayın koşullarına göre değerlendirilir; ancak bu tür bir savunma, salt kırgınlık düzeyinde değil, aile bağlarının hukuken kabul edilemez ölçüde ihlal edildiği ağır olgu ve delillerle desteklendiğinde tartışılabilir. Aksi hâlde temel kural olarak yoksulluğa düşen ana ve babaya yardım yükümlülüğü çocuk bakımından devam eder.
Nafaka yükümlüsü tek bir çocuk değil, birden çok kardeş ise nafaka yükümlülüğü yükümlüler arasında paylaştırılır. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin yerleşik uygulamasına göre birden fazla altsoyun bulunması hâlinde nafaka miktarı eşit değil, tarafların gelir ve varlıklarına göre orantılı biçimde paylaştırılır. Bir kardeş yüksek gelirli, diğeri asgari ücret düzeyinde çalışıyorsa katkı payı buna göre belirlenir. Aynı çocuk hem kendi küçük çocuğuna iştirak nafakası hem de ana-babasına yardım nafakası ödemekle yükümlüyse mahkeme, çocuğun toplam nafaka yükünün onun kendi geçim düzeyini zedelemeyecek biçimde hakkaniyete uygun ayarlanmasını gözetir.
Miktar — Mali Güç ile İhtiyaç Arasında Hakim Takdiri
Yardım nafakasının miktarı, alacaklının zorunlu geçim ihtiyacı ile yükümlünün mali gücünün kesişiminde belirlenir. TMK m.364/1’in “yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek” ifadesi üst sınırı, aynı fıkranın karşı tarafın “yardım etmek yükümlülüğünü kaldırmayacak” biçimde uygulanması alt sınırı belirler. Uygulamada hakim, ekonomik ve sosyal durum araştırmasını yaptırır: kolluk marifetiyle SGK, GİB, tapu ve MERNİS kayıtları taranır; tarafların gelir, gider, taşınmaz ve taşınır varlıkları, ödedikleri kredi taksitleri, bakmakla yükümlü oldukları kişiler ile sağlık ve eğitim harcamaları tespit edilir. Alacaklının varsa emekli aylığı, malulen aylık, sosyal yardım ve iaşe imkânları da hesaba katılır.
Miktar belirlenirken hakim, TÜİK’in ilan ettiği yoksulluk ve açlık sınırları, alacaklının yaşadığı ilin geçim maliyeti, sağlık ve konut giderleri ile yaşa bağlı özel gereksinimleri (bakıcı ihtiyacı, engellilik durumu, kronik hastalık tedavisi vb.) esas alır. Kararda “mütenasiplik” ilkesi belirleyicidir: nafaka, yükümlünün mali gücüyle orantılı olmalı; yükümlüyü yoksullaştırmadan alacaklıyı zaruret sınırının üzerine çıkarmalıdır. Enflasyon dönemlerinde ve döviz kurundaki oynaklık karşısında Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, hükmedilen miktarın gerçekçi biçimde belirlenmesini ve tarafların ekonomik durum değişikliklerinde uyarlama davalarına başvurabilmesini vurgular.
Hükmedilen yardım nafakası zaman içinde değişen koşullar karşısında sabit değildir. TMK m.176/4 boşanma nafakasında öngörülen “her yıl ÜFE oranında artırım” mekanizması yardım nafakası bakımından da kıyasen uygulanır ve mahkeme kararında yıllık artış oranı belirlenir. Enflasyonun yüksek olduğu dönemlerde artış oranı olarak TÜİK’in yayımladığı Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) ya da hakimin belirleyeceği başka bir endeksin de tercih edildiği görülür. Koşullarda esaslı değişiklik olması hâlinde tarafların TMK m.176/4 çerçevesinde artırım veya azaltım davası açabilmesi mümkündür; alacaklının ihtiyacının artması, yükümlünün gelirinin belirgin ölçüde yükselmesi ya da tersine kaybı, hükümdeki miktarı yeniden ele almaya izin veren tipik değişikliklerdir.
Dava — Aile Mahkemesi, Yetki ve Mirasçılık Sırası (TMK m.365)
Yardım nafakası davası, 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun m.4 ile HMK m.4 hükmü çerçevesinde aile mahkemesinde görülür; aile mahkemesi bulunmayan yerlerde asliye hukuk mahkemesi aile mahkemesi sıfatıyla davaya bakar. Basit yargılama usulü uygulanır; HMK m.316 ve devamı hükümleri çerçevesinde dilekçeler aşaması iki dilekçe ile sınırlıdır. Dava dilekçesinde alacaklının aylık zorunlu giderleri, yükümlünün gelir kaynakları ile talep edilen aylık nafaka miktarı gösterilir; dilekçeye SGK kayıtları, gelir belgeleri, mal beyanı, hastane ve reçete belgeleri ile varsa tanık listesi eklenir.
Yetki bakımından TMK m.365 özel bir düzenleme getirir. Yardım nafakası davası, davanın taraflarından birinin yerleşim yeri mahkemesinde açılabilir. Bu düzenleme, HMK m.6’nın “davalının yerleşim yeri” kuralının yardım nafakası bakımından yerleşim yerine bağlı bir seçimlik yetki ile genişletildiğini gösterir: alacaklı, kendi yerleşim yeri mahkemesinde veya yükümlünün yerleşim yeri mahkemesinde dava açmakta serbesttir. Birden fazla yükümlünün bulunduğu davalarda her yükümlünün yerleşim yeri de yetkilidir; alacaklı bu yetkili mahkemelerden herhangi birinde davasını açabilir.
Davada en kritik usul kuralı, mirasçılık sırasının gözetilmesidir. TMK m.365/1 uyarınca dava, mirasçılıktaki sıra göz önünde tutularak açılır. Bu, alacaklının önce ilk sıradaki mirasçılara başvurması, onların yoksun ya da mali gücü yeterli olmaması hâlinde sonraki sıradaki hısımlara yönelmesi anlamına gelir. Uygulamada bu kural, örneğin bir yoksul ana-babanın önce çocuklarına yönelmesi, çocukları yoksa veya ödeme gücünden yoksun ise büyükana-büyükbabaya (torun bakımından) ya da kardeşlere yönelmesi biçiminde işler. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi bu sıraya uyulmadan açılan davaların dinlenmemesini yerleşik biçimde kabul eder; alacaklı, önceki sıradaki hısımların yoksun ya da nafaka ödeyebilecek durumda olmadığını somut delillerle ortaya koymak zorundadır.
TMK m.365’in bir diğer önemli hükmü, davanın yalnızca alacaklı hısım tarafından değil, alacaklıya fiilen bakmakta olan resmi veya kamuya yararlı kurumlar tarafından da açılabilmesidir. Örneğin bir huzurevine yerleştirilen yaşlı bakımından kurum, yaptığı masrafları nafaka yükümlüsü hısımlardan talep etmek üzere yardım nafakası davası açabilir; bu yetki TMK m.365/4 ile birlikte 366. maddedeki kural gereğidir.
Nafaka ile Miras İlişkisi — TMK m.366, m.510 ve Mirastan Çıkarma
Nafaka yükümlülüğünün mirasla ilişkisi iki yönde kurulur. Birincisi TMK m.366 hükmüdür: korunmaya muhtaç kimselerin bakımı, bununla yükümlü kurumlar tarafından sağlanır; bu kurumlar yaptıkları masrafları nafaka yükümlüsü hısımlardan isteyebilir. Hüküm, 2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu çerçevesinde huzurevi, bakım ve rehabilitasyon merkezi, çocuk yuvası gibi resmi/kamuya yararlı kurumların yürüttüğü bakım hizmetleri bakımından hısımların katılım payını hukuken güvence altına alır. Kurum, hısıma karşı doğrudan rücu davası açabilir; bu dava da yetki ve usul bakımından yardım nafakası hükümlerine tabidir.
İkinci ve daha temel bağ, nafaka yükümlülüğünün ihlalinin mirastan çıkarma (ıskat) sebebi oluşturabilmesidir. TMK m.510/2 uyarınca miras bırakan, “aile hukukundan doğan yükümlülüklerini önemli ölçüde yerine getirmeyen” mirasçısını mirasından çıkarabilir. Nafaka yükümlülüğü aile hukukunun temel yükümlülüklerindendir; yoksullaşan ana ve babasına bilerek ve süreklilik göstererek nafaka yardımını esirgeyen erişkin çocuk, miras bırakanın (ana-babanın) hazırlayacağı geçerli bir vasiyetname ile mirastan çıkarılabilir. Bu ihraç, TMK m.510’un aradığı biçim ve sebep gösterme koşulunu taşıdığında saklı paylı mirasçıya karşı da hüküm doğurur ve mirasçı hem miras hakkını hem de saklı payını yitirir. Söz konusu çıkarma tenkise değil, tam mahrumiyete yol açar.
Mirastan çıkarma, kendiliğinden gerçekleşen “mirastan yoksun kılma” (TMK m.578) müessesesinden farklıdır. TMK m.578’de sayılan miras bırakana karşı ağır suç işleme, iradesini bozacak eylemlerde bulunma gibi haller kanun gereği ve kendiliğinden mirasçılık ehliyetini ortadan kaldırırken, mirastan çıkarma yalnızca miras bırakanın açık iradesiyle ve vasiyetname ya da miras sözleşmesinde sebep gösterilerek gerçekleştirilebilir. Nafaka yükümlülüğünün ağır ve süreklilik gösteren ihmali, kural olarak m.510 kapsamında değerlendirilir; ancak yükümlünün ana veya babanın hayatına kastetmesi veya ağır bir suç işlemesi gibi hâllerde m.578 çerçevesinde mirastan yoksunluk da gündeme gelebilir. Nafaka yükümlülüğünün miras ve saklı pay boyutuyla değerlendirilmesi, hem alacaklı hem yükümlü bakımından uzun vadeli hukuki sonuçlar doğurduğundan konunun bir aile ve miras hukuku avukatı eşliğinde ele alınması önemlidir.
İlgili Rehberler
- Aile Hukuku Ana Rehber
- Yoksulluk Nafakası (TMK m.175) — Şartlar ve Özellikleri
- Nafaka Artırım / Azaltım Davası (TMK m.176) — Değişen Koşullar
- Tenkis Davası (TMK m.560-571) — Saklı Pay ve Miras
- Yardım Nafakası Nedir? Anne-Babaya ve Kardeşe Bakma Yükümlülüğü (TMK 364)
- 📄 Nafaka Azaltma / Kaldırma Dilekçesi
Avukatla Görüşün: 0554 648 37 15WhatsApp Danışma
Sıkça Sorulan Sorular
Ana-baba nafakası hangi durumda talep edilebilir?
Ana veya babanın kendi geliri, malvarlığı ve sosyal yardımlarla temel geçim, sağlık ve konut giderlerini karşılayamayacak duruma düşmesi ve erişkin çocuğun ödeme gücünün bulunması hâlinde TMK m.364 çerçevesinde yardım nafakası talep edilebilir. Alacaklının varsa emekli aylığı, mal varlığından elde ettiği gelir ve devlet destekleri öncelikle hesaba katılır.
Kardeşten yardım nafakası istenebilir mi?
Kural olarak evet; ancak TMK m.364/2 uyarınca kardeşin nafaka yükümlülüğü ancak kardeşin refah içinde bulunması hâlinde doğar. Alacaklı ayrıca eş ile ana-babanın bakım borçlarının önceliğini gözetmek zorundadır. Refah ölçütü, yükümlünün kendi ve bakmakla mükellef olduğu kişilerin geçimi karşılandıktan sonra kalan gelirle belirlenir.
Yardım nafakası davasında yetkili mahkeme neresidir?
TMK m.365 uyarınca dava, taraflardan birinin yerleşim yeri aile mahkemesinde açılabilir. Aile mahkemesi bulunmayan yerlerde asliye hukuk mahkemesi aile mahkemesi sıfatıyla davaya bakar. Alacaklı hem kendi yerleşim yeri hem de yükümlünün yerleşim yeri mahkemesi arasında seçim yapmakta serbesttir; birden çok yükümlü varsa her birinin yerleşim yeri de yetkilidir.
Reşit olduğu hâlde eğitimine devam eden çocuk yardım nafakası isteyebilir mi?
Evet. Ergin olmasına rağmen örgün eğitimine devam eden çocuk TMK m.328/2 ve m.364 hükümlerinin birlikte değerlendirilmesiyle ana-babasından yardım nafakası talep edebilir. Talep, çocuğun eğitiminin makul yaşta ve olağan sürelerde devam etmesi ile ana-babanın olanaklarının elverişli olmasına bağlıdır; yaş, eğitim türü ve süresi somut olayda değerlendirilir.
Nafaka miktarı nasıl belirlenir, sonradan değiştirilebilir mi?
Miktar, alacaklının zorunlu ihtiyaçları ile yükümlünün mali gücü arasında hakim tarafından takdir edilir; ekonomik ve sosyal durum araştırması yapılır. Karara yıllık artış oranı eklenebilir. Koşullarda esaslı değişiklik olması hâlinde TMK m.176/4 çerçevesinde artırım veya azaltım davası açılabilir; alacaklının ihtiyacındaki artış, yükümlünün gelirindeki değişim, sağlık durumu ve enflasyon başlıca uyarlama sebepleridir.
Nafaka ödemeyen mirasçı mirastan çıkarılabilir mi?
Evet. Nafaka yükümlülüğü aile hukukundan doğan temel yükümlülüklerdendir. TMK m.510/2 uyarınca aile hukukundan doğan yükümlülüklerini önemli ölçüde yerine getirmeyen mirasçı, miras bırakan tarafından hazırlanacak geçerli bir vasiyetname ile mirastan çıkarılabilir. Çıkarma sebebi vasiyetnamede açıkça gösterilmelidir; itiraz hâlinde sebebin varlığını ispat, çıkarmadan yararlanan mirasçı ya da vasiyet alacaklısına aittir.


