Ana-Baba Nafakası (Yardım Nafakası) TMK 364-366: Şartlar, Mirasçılık Sırası, Huzurevi Masrafı ve Mirastan Çıkarma (2026)
10 Temmuz 2026

Ana-Baba Nafakası (Yardım Nafakası) TMK 364-366: Şartlar, Mirasçılık Sırası, Huzurevi Masrafı ve Mirastan Çıkarma (2026)

Yardım nafakası, Türk Medeni Kanunu (TMK) m.364-366 arasında düzenlenen ve evlilik birliğinden ya da boşanmadan bağımsız olarak belirli hısımlar arasında doğan bakım yükümlülüğüdür. Uygulamada en sık gündeme gelen görünümü, yoksulluğa düşen ana ve babanın erişkin çocuklarından talep ettiği “ana-baba nafakası”dır; ancak yardım nafakası; altsoy, üstsoy ve refah içinde bulunmaları kaydıyla kardeşleri de kapsayan geniş bir hısımlık nafakasıdır. Kurumun temelinde, aile bağlarının salt duygusal düzlemle sınırlı kalmayıp zorda kalan yakın hısımlar için hukuki bir dayanışma yükümlülüğüne dönüşmesi düşüncesi yer alır. Bu rehberde yardım nafakasının hukuki temeli, talep edebilecek kişiler, ana-baba nafakasının uygulamadaki özellikleri, miktar takdiri, dava usulü ile yetkili mahkeme ve nafaka yükümlülüğünün mirasa etkisi güncel mevzuat ve Yargıtay 3. Hukuk Dairesi ile Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun yerleşik uygulaması ışığında ele alınmaktadır.

Avukatla Görüşün: 0554 648 37 15WhatsApp Danışma

Yardım Nafakası Nedir — TMK m.364 Çerçevesi

Yardım nafakası, bir kimsenin yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan hısımlarına belirli sınırlar içinde nafaka verme yükümlülüğüdür. TMK m.364/1 hükmü açıktır: “Herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoyu ve altsoyu ile kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür.” Aynı maddenin ikinci fıkrası kardeşler bakımından ek bir sınır koyar: “Kardeşlerin nafaka yükümlülükleri, refah içinde bulunmalarına bağlıdır.” Üçüncü fıkraya göre ise “Eş ile ana ve babanın bakım borçlarına ilişkin hükümler saklıdır.” Bu üç fıkra birlikte okunduğunda yardım nafakası; evlilik birliğinden doğan tedbir nafakası (TMK m.169), boşanma sonrasında hükmedilen yoksulluk nafakası (TMK m.175) ve çocuğun bakım ve eğitim giderlerine katılmayı ifade eden iştirak nafakasından (TMK m.182, m.328) hukuken ayrı bir kategori oluşturur.

Yardım nafakasının koruma alanı; alacaklının yaşam sürdürme, sağlık, konut, giyim, ısınma, temel eğitim ve zorunlu geçim harcamaları ile sınırlıdır. Kurum, “lüks yaşam” düzeyini korumaya değil, alacaklıyı yoksulluk sınırının üzerine çıkarmaya yöneliktir. Uygulamada “yoksulluk” kavramı somut olayın koşullarına, alacaklının yaş, sağlık durumu, sosyal çevresi ve yaşadığı bölgenin geçim standartlarına göre değerlendirilir; genel geçer sayısal bir eşik değildir. Alacaklının varlığı bulunması hâlinde önce kendi malvarlığından geçinmesi beklenir; nafaka talebi ancak bu kaynaklar tükendiğinde ya da yetersiz kaldığında dinlenir.

Yardım nafakasının kaynağı, sözleşme değil, kanundur; taraflar arasında önceden yapılmış bir anlaşma olup olmaması nafaka yükümlülüğünü doğurmak veya kaldırmak için gerekli değildir. Bu niteliğiyle yardım nafakası kişiye sıkı sıkıya bağlı bir haktır; devredilemez, haczedilemez ve mirasçıya geçmez. Alacaklının ölümüyle nafaka hakkı düşer; yükümlünün ölümüyle de yükümlülük mirasçıya intikal etmez. Ancak birikmiş ve muaccel hâle gelmiş nafaka alacakları alelâde alacak niteliğine dönüşür ve mirasa dahil olur; mirası reddetmeyen mirasçılar bu birikmiş borçlardan TMK m.599/2 uyarınca kişisel olarak sorumlu olur; sorumluluk tereke ile sınırlı değildir. Ayrıntı için nafaka ödeyen veya alan taraf ölürse rehberimize bakabilirsiniz.

Kimler Talep Edebilir — Altsoy, Üstsoy, Kardeş

TMK m.364 yardım nafakası talep edebilecek kişileri “üstsoy, altsoy ve kardeşler” olarak sayar. Üstsoy; ana, baba, büyükana, büyükbaba ve daha yukarı derecedeki kan hısımlarını; altsoy ise çocuk, torun, torunun çocuğu gibi doğrudan inen soyu ifade eder. Kayınvalide-kayınpeder gibi sıhri hısımlar, üvey ana-baba, evlatlık ilişkisi dışındaki manevi yakınlar ile amca, dayı, hala, teyze ve yeğenler bu hüküm kapsamında değildir; onlar bakımından yardım nafakası talep edilemez. Kardeşler bakımından hüküm, öz kardeş, üvey (baba bir-ana ayrı ya da ana bir-baba ayrı) kardeşleri kapsar; ancak kardeşin yükümlülüğü — üstsoy ve altsoydan farklı olarak — kardeşin “refah içinde bulunması” ek şartına bağlıdır.

Altsoy bakımından erişkin çocuğun ana-babasına yardım nafakası ödemesi klasik senaryodur. Bunun karşı yönü de mümkündür: yoksulluğa düşen erişkin çocuğun ana-babasından yardım nafakası talep etmesi. Reşit olduğu hâlde eğitimini sürdüren çocuğun ana-babasından yardım nafakası talebi de TMK m.328/2 ile birlikte değerlendirilir; hüküm çocuğun ergin olduğu hâlde eğitimi devam ediyorsa ana ve babanın durumları ve olanakları elverdikçe eğitimini tamamlayıncaya kadar bakma yükümlülüklerinin sürdüğünü kabul eder. Bu durum, öğrenci çocuklar için sık başvurulan bir hukuki dayanaktır ve uygulamada örgün eğitime devam eden makul yaştaki çocuklar için kabul edilmektedir; makul yaş sınırı ve eğitimin niteliği somut olayda değerlendirilir.

Kardeş bakımından nafaka talebi ise iki katmanlı bir denetimden geçer. Öncelikle alacaklı kardeşin yoksulluğa düşecek durumda olması, sonra da nafaka istenen kardeşin “refah içinde bulunması” gerekir. TMK m.364/2’deki “refah” ölçütü, yükümlü kardeşin ortalama geçim düzeyinin belirgin ölçüde üzerinde bir maddi imkâna sahip olmasını ifade eder. Uygulamada refah eşiği, salt asgari geçim ölçütünün aşılmasıyla değil, yükümlünün ve bakmakla mükellef olduğu kişilerin geçim giderleri karşılandıktan sonra artan gelirin varlığıyla belirlenir. Ayrıca eşin ve ana-babanın bakım borçlarına ilişkin hükümler (TMK m.185, m.327-328) saklı tutulmuştur (TMK m.364/3).

Ana-Baba Nafakası — Erişkin Çocuğun Yoksullaşan Ebeveynine Yükümlülüğü

Uygulamada “ana-baba nafakası” olarak anılan görünüm, erişkin çocuğun ekonomik olarak yoksullaşan ana ve babasına ödediği yardım nafakasıdır. Bu talep tipi, yaşlanma, sağlık giderleri, dul kalma ya da emekli aylığının geçim için yetersiz kalması gibi hâllerde sıkça gündeme gelir. Çocuk bakımından yükümlülüğün doğması için ana veya babanın gerçek anlamda yoksulluğa düşmüş olması yeterlidir; ayrıca çocuğun refah düzeyinde bulunması aranmaz — bu koşul yalnızca kardeşe özgüdür. Buna karşılık çocuğun kendi geçimini ve varsa eş ile küçük çocuklarının bakım yükümlülüklerini karşılayacak asgari düzeyi aşan bir maddi gücü bulunmalıdır; aksi hâlde talep, yükümlünün kendisini yoksulluğa itecek düzeyde nafaka ödemek zorunda bırakan yorumla karşılaştırılamaz.

Ana-baba nafakası davalarında sık gündeme gelen ilk mesele, geçmişte ebeveynin çocuğa karşı bakım ödevini yerine getirmemesi ya da aile ilişkisini terk etmesi hâlinde çocuğun buna rağmen nafaka ödemekle yükümlü sayılıp sayılmayacağıdır. TMK m.364 lafzen böyle bir istisna öngörmez. Hukuk Genel Kurulu da aile bağlarının herhangi bir nedenle zayıflamış olmasının yükümlülüğü ortadan kaldıran bir neden olarak düzenlenmediğini vurgulamıştır (HGK 21.03.2018, 2017/3-995 E., 2018/514 K.). Ağır ihmal veya ilişkinin tamamen terk edilmesi gibi istisnai durumlarda ise hakkın kötüye kullanılması yasağı (TMK m.2/2) ve TMK m.365/3’teki hakkaniyet denetimi gündeme gelebilir; ancak bu tür bir savunma, salt kırgınlık düzeyinde değil, aile bağlarının hukuken kabul edilemez ölçüde ihlal edildiği ağır olgu ve delillerle desteklendiğinde tartışılabilir. Aksi hâlde temel kural olarak yoksulluğa düşen ana ve babaya yardım yükümlülüğü çocuk bakımından devam eder.

Nafaka yükümlüsü tek bir çocuk değil, birden çok kardeş ise nafaka yükümlülüğü yükümlüler arasında paylaştırılır. Birden fazla altsoyun bulunması hâlinde nafaka miktarı eşit değil, tarafların gelir ve varlıklarına göre orantılı biçimde paylaştırılır; nafakanın yükümlülerin bir veya birkaçından istenmesi hakkaniyete aykırıysa hâkim onların yükümlülüğünü azaltabilir veya kaldırabilir (TMK m.365/3). Bir kardeş yüksek gelirli, diğeri asgari ücret düzeyinde çalışıyorsa katkı payı buna göre belirlenir. Aynı çocuk hem kendi küçük çocuğuna iştirak nafakası hem de ana-babasına yardım nafakası ödemekle yükümlüyse mahkeme, çocuğun toplam nafaka yükünün onun kendi geçim düzeyini zedelemeyecek biçimde hakkaniyete uygun ayarlanmasını gözetir.

Miktar — Mali Güç ile İhtiyaç Arasında Hakim Takdiri

Yardım nafakasının miktarı, alacaklının zorunlu geçim ihtiyacı ile yükümlünün mali gücünün kesişiminde belirlenir. Ölçüyü TMK m.365/2 koyar: dava, “davacının geçinmesi için gerekli ve karşı tarafın malî gücüne uygun bir yardım isteminden ibarettir.” Alacaklının zorunlu geçim ihtiyacı talebin üst sınırını, yükümlünün malî gücü ise ödenebilecek miktarın sınırını belirler. Uygulamada hakim, ekonomik ve sosyal durum araştırmasını yaptırır: kolluk marifetiyle SGK, GİB, tapu ve MERNİS kayıtları taranır; tarafların gelir, gider, taşınmaz ve taşınır varlıkları, ödedikleri kredi taksitleri, bakmakla yükümlü oldukları kişiler ile sağlık ve eğitim harcamaları tespit edilir. Alacaklının varsa emekli aylığı, malulen aylık, sosyal yardım ve iaşe imkânları da hesaba katılır.

Miktar belirlenirken alacaklının yaşadığı ilin geçim maliyeti, sağlık ve konut giderleri ile yaşa bağlı özel gereksinimleri (bakıcı ihtiyacı, engellilik durumu, kronik hastalık tedavisi vb.) dikkate alınır; sendikaların açıkladığı açlık ve yoksulluk sınırı verileri ile TÜİK’in gelir ve yaşam koşulları istatistikleri ise yol gösterici veri olarak sunulabilir. Kararda “mütenasiplik” ilkesi belirleyicidir: nafaka, yükümlünün mali gücüyle orantılı olmalı; yükümlüyü yoksullaştırmadan alacaklıyı zaruret sınırının üzerine çıkarmalıdır. Yargıtay da yardım nafakasının miktarının tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile hakkaniyet ilkesine göre belirlenmesi gerektiğini belirterek bu ölçütlere uymayan kararı bozmuştur (Yargıtay 2. HD 16.12.2015, 2015/9705 E., 2015/24129 K.).

Hükmedilen yardım nafakası zaman içinde değişen koşullar karşısında sabit değildir. Kanun yardım nafakası için bir endeks öngörmez; TMK m.176’da da ÜFE veya başka bir endeks geçmez. Bunun yerine TMK m.365/5, hâkimin istem hâlinde irat biçiminde ödenecek nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabileceğini düzenler. Yargıtay da yardım nafakasında ileriye dönük artışın baştan belirlenebileceğini, ancak istekten fazlasına hükmedilemeyeceğini kabul etmiştir (Yargıtay 2. HD 18.09.2008, 2007/12439 E., 2008/12179 K.). Bu nedenle artış talebi dava dilekçesinde açıkça yazılmalıdır. Enflasyonun yüksek olduğu dönemlerde artış oranı olarak TÜİK’in yayımladığı Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) ya da hakimin belirleyeceği başka bir endeksin de tercih edildiği görülür. Koşullarda esaslı değişiklik olması hâlinde artırım veya azaltım davası açılabilir; bu talepler de dava tarihinden itibaren hüküm doğurur (HGK 21.03.2018, 2017/3-995 E., 2018/514 K.); alacaklının ihtiyacının artması, yükümlünün gelirinin belirgin ölçüde yükselmesi ya da tersine kaybı, hükümdeki miktarı yeniden ele almaya izin veren tipik değişikliklerdir.

Dava — Aile Mahkemesi, Yetki ve Mirasçılık Sırası (TMK m.365)

Yardım nafakası davası, 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun m.4 uyarınca aile mahkemesinde görülür; aile mahkemesi bulunmayan yerlerde asliye hukuk mahkemesi aile mahkemesi sıfatıyla davaya bakar. Her çeşit nafaka davası basit yargılama usulüne tabidir (HMK m.316/1-ç); HMK m.317 uyarınca dilekçeler aşaması iki dilekçe ile sınırlıdır. Dava dilekçesinde alacaklının aylık zorunlu giderleri, yükümlünün gelir kaynakları ile talep edilen aylık nafaka miktarı gösterilir; dilekçeye SGK kayıtları, gelir belgeleri, mal beyanı, hastane ve reçete belgeleri ile varsa tanık listesi eklenir.

Yetki bakımından TMK m.365/6 özel bir düzenleme getirir. Yardım nafakası davası, davanın taraflarından birinin yerleşim yeri mahkemesinde açılabilir. Bu düzenleme, HMK m.6’nın “davalının yerleşim yeri” kuralının yardım nafakası bakımından yerleşim yerine bağlı bir seçimlik yetki ile genişletildiğini gösterir: alacaklı, kendi yerleşim yeri mahkemesinde veya yükümlünün yerleşim yeri mahkemesinde dava açmakta serbesttir. Birden fazla yükümlünün bulunduğu davalarda her yükümlünün yerleşim yeri de yetkilidir; alacaklı bu yetkili mahkemelerden herhangi birinde davasını açabilir.

Davada en kritik usul kuralı, mirasçılık sırasının gözetilmesidir. TMK m.365/1 uyarınca dava, mirasçılıktaki sıra göz önünde tutularak açılır. Bu, alacaklının önce ilk sıradaki mirasçılara başvurması, onların yoksun ya da mali gücü yeterli olmaması hâlinde sonraki sıradaki hısımlara yönelmesi anlamına gelir. Uygulamada bu kural, örneğin bir yoksul ana-babanın önce çocuklarına yönelmesi, çocukları yoksa veya ödeme gücünden yoksun ise büyükana-büyükbabaya (torun bakımından) ya da kardeşlere yönelmesi biçiminde işler. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, babanın cezaevinde olması veya bakma gücünün bulunmaması üzerine dededen nafaka istenebileceğini kabul etmiş; ancak dede aleyhine hüküm kurulmadan önce aynı derecedeki anne tarafı hısımlarının durumunun araştırılması gerektiğini belirterek eksik incelemeyle verilen kararı bozmuştur (Yargıtay 3. HD 03.04.2017, 2016/16097 E., 2017/4527 K.). Bu nedenle alacaklı, önceki sıradaki hısımların ölmüş, yoksul ya da ödeme gücünden yoksun olduğunu somut delillerle ortaya koymalıdır.

TMK m.365’in bir diğer önemli hükmü, davanın yalnızca alacaklı hısım tarafından değil, alacaklıya fiilen bakmakta olan resmi veya kamuya yararlı kurumlar tarafından da açılabilmesidir. Örneğin bir huzurevine yerleştirilen yaşlı bakımından kurum, yaptığı masrafları nafaka yükümlüsü hısımlardan talep etmek üzere yardım nafakası davası açabilir; bu yetki TMK m.365/4 ile birlikte 366. maddedeki kural gereğidir. Hukuk Genel Kurulu, huzurevinde ücretsiz kalan yaşlı için kurumun çocuk ve torunlara karşı açtığı davada kurumun dava hakkını kabul etmiş; yaşlının dava sırasında ölmesinin davayı konusuz bırakmadığını, mahkemenin dava tarihindeki koşulları ve ölüm tarihini birlikte değerlendirmesi gerektiğini belirtmiştir (HGK 21.03.2018, 2017/3-995 E., 2018/514 K.).

Nafaka ile Miras İlişkisi — TMK m.366, m.510 ve Mirastan Çıkarma

Nafaka yükümlülüğünün mirasla ilişkisi iki yönde kurulur. Birincisi TMK m.366 hükmüdür: korunmaya muhtaç kimselerin bakımı, bununla yükümlü kurumlar tarafından sağlanır; bu kurumlar yaptıkları masrafları nafaka yükümlüsü hısımlardan isteyebilir. Hüküm, 2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu çerçevesinde huzurevi, bakım ve rehabilitasyon merkezi, çocuk yuvası gibi resmi/kamuya yararlı kurumların yürüttüğü bakım hizmetleri bakımından hısımların katılım payını hukuken güvence altına alır. Kurum, hısıma karşı doğrudan rücu davası açabilir; bu dava da yetki ve usul bakımından yardım nafakası hükümlerine tabidir.

İkinci ve daha temel bağ, nafaka yükümlülüğünün ihlalinin mirastan çıkarma (ıskat) sebebi oluşturabilmesidir. TMK m.510/1-2 uyarınca miras bırakan, “aile hukukundan doğan yükümlülüklerini önemli ölçüde yerine getirmeyen” mirasçısını mirasından çıkarabilir. Nafaka yükümlülüğü aile hukukunun temel yükümlülüklerindendir; yoksullaşan ana ve babasına bilerek ve süreklilik göstererek nafaka yardımını esirgeyen erişkin çocuk, miras bırakanın (ana-babanın) hazırlayacağı geçerli bir vasiyetname ile mirastan çıkarılabilir. Bu ihraç, TMK m.510’un aradığı biçim ve sebep gösterme koşulunu taşıdığında saklı paylı mirasçıya karşı da hüküm doğurur ve mirasçı hem miras hakkını hem de saklı payını yitirir. Söz konusu çıkarma tenkise değil, tam mahrumiyete yol açar.

Mirastan çıkarma, kendiliğinden gerçekleşen “mirastan yoksun kılma” (TMK m.578) müessesesinden farklıdır. TMK m.578’de sayılan hâller (mirasbırakanı kasten ve hukuka aykırı olarak öldürme veya öldürmeye teşebbüs, onu sürekli olarak ölüme bağlı tasarruf yapamayacak duruma getirme, tasarruf yapmasını veya tasarruftan dönmesini aldatma, zorlama ya da korkutmayla sağlama veya engelleme ve tasarrufu kasten ortadan kaldırma) kanun gereği ve kendiliğinden mirasçılık ehliyetini ortadan kaldırırken, mirastan çıkarma yalnızca miras bırakanın açık iradesiyle ve vasiyetname ya da miras sözleşmesinde sebep gösterilerek gerçekleştirilebilir. Nafaka yükümlülüğünün ağır ve süreklilik gösteren ihmali, kural olarak m.510 kapsamında değerlendirilir; yükümlünün ana veya babasını kasten öldürmeye teşebbüs etmesi gibi hâllerde ise m.578 çerçevesinde mirastan yoksunluk gündeme gelir; bu yoksunluk mirasbırakanın affıyla ortadan kalkar (m.578/2). Mirasbırakana karşı ağır bir suç işlenmesi m.578’in değil, m.510/1-1’in konusudur ve ancak ölüme bağlı tasarrufla mirasçılıktan çıkarma sebebi oluşturur. Nafaka yükümlülüğünün miras ve saklı pay boyutuyla değerlendirilmesi, hem alacaklı hem yükümlü bakımından uzun vadeli hukuki sonuçlar doğurduğundan konunun bir aile ve miras hukuku avukatı eşliğinde ele alınması önemlidir.

⚖️ Güncel Gelişme — Yoksulluk Nafakasında Değişim

Anayasa Mahkemesi’nin TMK m.175/1’de yer alan “süresiz olarak” ibaresini iptal eden kararı (E.2025/156, K.2026/131, karar tarihi 4 Haziran 2026) 30 Eylül 2026 tarihli ve 33386 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. İptal hükmü 30 Haziran 2027 tarihinde yürürlüğe girecektir. Bu tarihe kadar TMK m.175 eski hâliyle uygulanır: mevcut nafaka kararları kendiliğinden sona ermez ve ödeme yükümlülüğü devam eder. İptal edilen, yoksulluk nafakası kurumu değil nafakanın süresiz olma niteliğidir; iştirak (çocuk) nafakası bu karardan etkilenmez. Ayrıntı için AYM süresiz nafaka kararı: ne değişti ve geçiş döneminde strateji rehberlerimize bakabilirsiniz.

Yargıtay Kararlarında Yardım Nafakası: Yerleşik İlkeler

Yardım nafakası davalarında en çok tartışılan konular; aile bağlarının zayıflamasının yükümlülüğe etkisi, mirasçılık sırası, kurumların dava hakkı, nafakanın başlangıcı, ileriye dönük artış ve davanın usulüdür. Aşağıdaki kararlar bu soruların her birine kanun metniyle birlikte okunması gereken cevaplar verir.

Yardım nafakasına ilişkin Yargıtay kararları

KararKonuİlke
HGK 21.03.2018, 2017/3-995 E., 2018/514 K. (oy birliği)Huzurevi masrafı; aile bağları; başlangıçHuzurevinde ücretsiz kalan yaşlı için kurum, çocuk ve torunlara karşı nafaka davası açabilir. Aile bağlarının herhangi bir nedenle zayıflamış olması yükümlülüğü ortadan kaldıran bir neden olarak düzenlenmemiştir. Yardım nafakası davası, açıldığı tarihteki koşullara göre karara bağlanır; alacaklının dava sırasında ölmesi davayı konusuz bırakmaz
Yargıtay 3. HD 03.04.2017, 2016/16097 E., 2017/4527 K.Mirasçılık sırası; dededen nafakaBabanın cezaevinde olması veya bakma gücünün bulunmaması üzerine dededen nafaka istenebilir; ancak hüküm kurulmadan önce aynı derecedeki anne tarafı hısımlarının durumu araştırılmalıdır
Yargıtay 2. HD 18.09.2008, 2007/12439 E., 2008/12179 K.İleriye dönük artışYardım nafakasında gelecek yıllardaki artış baştan belirlenebilir; bu olanak tedbir nafakası için yoktur ve istekten fazlasına hükmedilemez
Yargıtay 2. HD 16.12.2015, 2015/9705 E., 2015/24129 K.MiktarYardım nafakasının miktarı tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile hakkaniyet ilkesine göre belirlenmelidir
Yargıtay 2. HD 28.02.2018, 2016/12504 E., 2018/2746 K.Ayrı dava şartıUsulüne uygun açılmış ve harcı yatırılmış ayrı bir yardım nafakası davası olmadan TMK m.364’e dayalı nafakaya hükmedilemez
Yargıtay 2. HD 05.03.2018, 2016/13086 E., 2018/2921 K.Ergin veya kısıtlı çocukErgin veya kısıtlı çocuk için yardım nafakası harca tabi ayrı bir davadır; harç için süre verilmeden karar verilemez

Bu kararlardan çıkan pratik sonuç şudur: Yardım nafakası, boşanma davası içinde “ek talep” olarak değil, ayrı bir dava olarak ve harcı yatırılarak istenmelidir. Davacı, önceki sıradaki hısımların ölmüş, yoksul ya da ödeme gücünden yoksun olduğunu delillerle göstermeli; aynı derecedeki hısımları da davaya dahil etmelidir. Davalı ise “aramızda yıllardır ilişki yok” savunmasının tek başına sonuç doğurmayacağını bilmelidir. Bu durumda yapılabilecek olan, TMK m.365/3 uyarınca yükümlülüğün hakkaniyete göre azaltılmasını istemektir. Dava dilekçesinin kurgusu için yardım nafakası davası dilekçesi örneğimize bakabilirsiniz.

TMK m.365 Fıkra Fıkra: Davanın Altı Kuralı

Yardım nafakası davasının çerçevesi tek bir maddede, altı ayrı kuralla çizilmiştir. Dilekçe yazılırken bu altı fıkranın hangisine dayanıldığının bilinmesi, davanın kabul veya ret sebebini doğrudan belirler.

Birinci fıkra sıralamayı zorunlu kılar: nafaka davası mirasçılıktaki sıra göz önünde tutularak açılır. İkinci fıkra istemin kapsamını sınırlar: dava, davacının geçinmesi için gerekli ve karşı tarafın malî gücüne uygun bir yardım isteminden ibarettir. Yani talep, ne davacının arzu ettiği yaşam standardı ne de davalının tüm geliri üzerinden hesaplanır; iki sınırın kesiştiği yerde kurulur.

Üçüncü fıkra hâkime denge yetkisi verir: nafakanın yükümlülerin bir veya birkaçından istenmesi hakkaniyete aykırıysa hâkim, onların nafaka yükümlülüğünü azaltabilir veya kaldırabilir. Dördüncü fıkra dava açma yetkisini genişletir: dava, nafaka alacaklısına bakmakta olan resmî veya kamuya yararlı kurumlar tarafından da açılabilir. Beşinci fıkra ileriye dönük planlamaya izin verir; altıncı fıkra ise yetkiyi belirler.

FıkraKuralPratik sonuç
365/1Mirasçılıktaki sıraÖnce altsoy; sonra ana-baba ve onların altsoyu olarak kardeşler (kardeşler yalnız refah içindeyse, m.364/2); sonra büyükana-büyükbaba (TMK m.495-497)
365/2İhtiyaç + malî güç ölçüsüTalep iki sınırın kesişimiyle belirlenir
365/3Hakkaniyet denetimiHâkim yükümlülüğü azaltabilir veya kaldırabilir
365/4Kurum davasıAlacaklıya bakan resmî/kamuya yararlı kurum da açabilir
365/5İleriye dönük belirlemeİstem hâlinde gelecek yılların miktarı şimdiden karara bağlanabilir
365/6YetkiTaraflardan birinin yerleşim yeri mahkemesi

Beşinci fıkra uygulamada az kullanılır ama değerlidir: her yıl artırım davası açma yükünü baştan ortadan kaldırır. Yetki bakımından da dikkat edilmelidir; kanun “davalının” değil “taraflardan birinin” yerleşim yerini yetkili kıldığından, davacı kendi yerleşim yeri mahkemesinde de dava açabilir.

Yardım Nafakası ile Diğer Nafaka Türleri: Kanuni Dayanak Tablosu

Dilekçede yanlış maddeye dayanmak, talebin ret veya bozma sebebi olabilir. Dört nafaka türü farklı kişiler arasında, farklı şartlarla doğar ve farklı sebeplerle sona erer:

Nafaka türlerinin kanuni dayanakları

TürDayanakKim, hangi şartlaSona erme ve artış
Tedbir nafakasıTMK m.169Boşanma veya ayrılık davası süresince eşlerin geçimi ve çocukların bakımı için hâkimin aldığı geçici önlemBoşanma kararının kesinleşmesiyle sona erer; ileriye dönük artış belirlenemez (Yargıtay 2. HD 18.09.2008, 2007/12439 E., 2008/12179 K.)
Yoksulluk nafakasıTMK m.175-176Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek ve kusuru daha ağır olmayan eşTMK m.176/3’teki sebeplerle sona erer; artırım veya azaltım m.176/4, ileriye dönük belirleme m.176/5’e dayanır
İştirak nafakasıTMK m.182/3, m.328/1Velayet kendisine verilmeyen ebeveynin, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmasıÇocuğun ergin olmasıyla sona erer
Yardım nafakasıTMK m.364-365Yardım edilmezse yoksulluğa düşecek üstsoy, altsoy ve (refah içindeki) kardeşler; ergin öğrenci için m.328/2 ile birlikteYoksulluğun veya eğitimin sona ermesiyle kaldırılabilir; ileriye dönük artış m.365/5’e dayanır

Tablodaki en önemli fark şudur: tedbir, yoksulluk ve iştirak nafakası evlilik veya velayet ilişkisine bağlıdır. Yardım nafakası ise kan hısımlığından doğar ve evlilikten bağımsızdır. Bu nedenle ergin çocuğun eğitim gideri, boşanma dosyasındaki iştirak nafakasının artırılması yoluyla değil, ayrı bir yardım nafakası davasıyla istenir. Dava sürerken bağlanan geçici nafakaya itiraz için tedbir nafakasına itiraz rehberimize bakabilirsiniz.

Ergin Çocuk Sınırı: TMK m.328 ile m.364’ün Kesiştiği Nokta

Yardım nafakasıyla en çok karıştırılan kalem, boşanma sonrası ödenen iştirak nafakasıdır. İkisi farklı hükümlere dayanır ve biri bitmeden diğeri kendiliğinden başlamaz. TMK m.328’in birinci fıkrasına göre ana ve babanın bakım borcu çocuğun ergin olmasına kadar devam eder. Bu nedenle iştirak nafakası, çocuğun on sekiz yaşını doldurmasıyla ayrıca karar alınmasına gerek olmaksızın kendiliğinden sona erer.

Maddenin ikinci fıkrası ise bir istisna getirir: çocuk ergin olduğu hâlde eğitimi devam ediyorsa, ana ve baba durum ve koşullara göre kendilerinden beklenebilecek ölçüde olmak üzere eğitimi sona erinceye kadar çocuğa bakmakla yükümlüdürler. Ancak bu yükümlülük, sona ermiş iştirak nafakasının uzaması şeklinde işlemez. Ergin çocuğun bizzat kendisinin, TMK m.328/2 ve m.364 kapsamında yeni bir yardım nafakası davası açması gerekir. Yargıtay da ergin veya kısıtlı çocuk için yardım nafakasının harca tabi ayrı bir dava olduğunu, harç için süre verilmeden karar verilemeyeceğini kabul etmiştir (Yargıtay 2. HD 05.03.2018, 2016/13086 E., 2018/2921 K.; Yargıtay 2. HD 28.02.2018, 2016/12504 E., 2018/2746 K.).

İştirak nafakasıYardım nafakası
DayanakTMK m.328/1 ve devamıTMK m.328/2 ve m.364
DavacıVelayet kendisine bırakılan ebeveynErgin çocuğun kendisi
Sona ermeErginlikle kendiliğindenEğitimin veya yoksulluğun sona ermesiyle
Yeni dava—Gereklidir; eskisi uzatılamaz

Bu ayrım gözden kaçtığında sıklıkla görülen hata, ergin olmuş çocuk için “iştirak nafakasının artırılması” talebiyle dava açılmasıdır. Talep yardım nafakası olarak nitelendirilse dahi hükümde bunun açıkça belirtilmesi gerekir. Ayrıntı için iştirak nafakası ve reşit olan çocuğun eğitimi yazımıza bakabilirsiniz.

Nafakanın Başlangıcı ve Ödenmemesi Hâlinde Yaptırım (İİK m.344)

Karar alındıktan sonra iki soru kalır: nafaka hangi tarihten itibaren işler ve ödenmezse ne olur.

Başlangıç bakımından yardım nafakasında değerlendirme, davanın açıldığı tarihteki koşullara göre yapılır; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bu ilkeyi açıkça vurgulamış; boşanmanın fer’î niteliğindeki nafaka davalarından farklı olarak yardım nafakası davasında dava tarihindeki koşulların esas alınacağını belirtmiştir (HGK 21.03.2018, 2017/3-995 E., 2018/514 K.). Dolayısıyla davanın uzaması alacaklının aleyhine sonuç doğurmaz; nafaka geriye dönük olarak dava tarihinden itibaren doğar.

Ödenmemesi hâlinde ise nafaka alacağı, diğer para alacaklarından farklı bir yaptırıma bağlanmıştır. İcra ve İflas Kanunu’nun 344. maddesine göre nafakaya ilişkin kararların gereğini yerine getirmeyen borçlunun, alacaklının şikâyeti üzerine üç aya kadar tazyik hapsine karar verilir. Aynı madde bir çıkış kapısı da bırakır: hapsin tatbikine başlandıktan sonra kararın gereği yerine getirilirse borçlu tahliye edilir. Bu, cezalandırmadan çok ödemeye zorlama amacı taşıyan bir yaptırımdır.

KonuKural
Değerlendirme anıDavanın açıldığı tarihteki koşullar
ÖdenmemesiAlacaklının şikâyeti üzerine üç aya kadar tazyik hapsi (İİK m.344)
Ödeme yapılırsaHapis başlamış olsa bile borçlu tahliye edilir
Koşulların değişmesiNafakanın azaltılması veya kaldırılması ayrı dava konusudur

Şikâyet süresi ve tazyik hapsinin düşmesi ayrı bir usul rejimine tâbidir; ayrıntı için nafaka şikâyetinde süreler ve tazyik hapsi yazımızı, başvuru metni için nafaka ödememe şikâyet dilekçesi örneğimizi inceleyebilirsiniz.

İlgili Rehberler

Avukatla Görüşün: 0554 648 37 15WhatsApp Danışma

🗺️ Aile ve Boşanma Hukuku Konu Haritası

Sürecin tüm aşamaları için hazırladığımız rehberler:

💔 Boşanma Davası

💰 Nafaka

👶 Velayet ve Çocuk

🏠 Mal Rejimi ve Paylaşım

🛡️ Şiddet ve Koruma (6284)

💍 Evlilik ve Statü

📚 Genel çerçeve için Aile ve Boşanma Hukuku Rehberi sayfamıza bakabilirsiniz.

Torun için üstsoy: Yardım nafakasının torun lehine büyükanne ve büyükbabalara yöneltilmesi ve sıra kuralı için Babası Ödemiyorsa Dededen ve Babaanneden Nafaka İstenebilir mi? yazımıza bakın.

Sıkça Sorulan Sorular

Ana-baba nafakası hangi durumda talep edilebilir?
Ana veya babanın kendi geliri, malvarlığı ve sosyal yardımlarla temel geçim, sağlık ve konut giderlerini karşılayamayacak duruma düşmesi ve erişkin çocuğun ödeme gücünün bulunması hâlinde TMK m.364 çerçevesinde yardım nafakası talep edilebilir. Alacaklının varsa emekli aylığı, mal varlığından elde ettiği gelir ve devlet destekleri öncelikle hesaba katılır.

Kardeşten yardım nafakası istenebilir mi?
Kural olarak evet; ancak TMK m.364/2 uyarınca kardeşin nafaka yükümlülüğü ancak kardeşin refah içinde bulunması hâlinde doğar. Alacaklı ayrıca eş ile ana-babanın bakım borçlarının önceliğini gözetmek zorundadır. Refah ölçütü, yükümlünün kendi ve bakmakla mükellef olduğu kişilerin geçimi karşılandıktan sonra kalan gelirle belirlenir.

Yardım nafakası davasında yetkili mahkeme neresidir?
TMK m.365 uyarınca dava, taraflardan birinin yerleşim yeri aile mahkemesinde açılabilir. Aile mahkemesi bulunmayan yerlerde asliye hukuk mahkemesi aile mahkemesi sıfatıyla davaya bakar. Alacaklı hem kendi yerleşim yeri hem de yükümlünün yerleşim yeri mahkemesi arasında seçim yapmakta serbesttir; birden çok yükümlü varsa her birinin yerleşim yeri de yetkilidir.

Reşit olduğu hâlde eğitimine devam eden çocuk yardım nafakası isteyebilir mi?
Evet. Ergin olmasına rağmen örgün eğitimine devam eden çocuk TMK m.328/2 ve m.364 hükümlerinin birlikte değerlendirilmesiyle ana-babasından yardım nafakası talep edebilir. Talep, çocuğun eğitiminin makul yaşta ve olağan sürelerde devam etmesi ile ana-babanın olanaklarının elverişli olmasına bağlıdır; yaş, eğitim türü ve süresi somut olayda değerlendirilir.

Nafaka miktarı nasıl belirlenir, sonradan değiştirilebilir mi?
Miktar, alacaklının zorunlu ihtiyaçları ile yükümlünün mali gücü arasında hakim tarafından takdir edilir; ekonomik ve sosyal durum araştırması yapılır. İstem hâlinde gelecek yıllardaki miktar da baştan karara bağlanabilir (TMK m.365/5). Koşullarda esaslı değişiklik olması hâlinde artırım veya azaltım davası açılabilir; alacaklının ihtiyacındaki artış, yükümlünün gelirindeki değişim, sağlık durumu ve enflasyon başlıca uyarlama sebepleridir.

Nafaka ödemeyen mirasçı mirastan çıkarılabilir mi?
Evet. Nafaka yükümlülüğü aile hukukundan doğan temel yükümlülüklerdendir. TMK m.510/1-2 uyarınca aile hukukundan doğan yükümlülüklerini önemli ölçüde yerine getirmeyen mirasçı, miras bırakan tarafından hazırlanacak geçerli bir vasiyetname ile mirastan çıkarılabilir. Çıkarma sebebi vasiyetnamede açıkça gösterilmelidir; itiraz hâlinde sebebin varlığını ispat, çıkarmadan yararlanan mirasçı ya da vasiyet alacaklısına aittir.

Annem veya babam yıllarca benimle ilgilenmedi; yine de nafaka ödemek zorunda mıyım?
Kural olarak evet. Hukuk Genel Kurulu, aile bağlarının herhangi bir nedenle zayıflamış olmasının yükümlülüğü ortadan kaldıran bir neden olarak düzenlenmediğini belirtmiştir (HGK 21.03.2018, 2017/3-995 E., 2018/514 K.). Ağır ve belgelenmiş ihmal hâllerinde hakkın kötüye kullanılması yasağı (TMK m.2/2) ileri sürülebilir; birden fazla yükümlü varsa yükümlülüğün hakkaniyete göre azaltılması da istenebilir (TMK m.365/3).

Huzurevi masrafı çocuklardan istenebilir mi?
Evet. Korunmaya muhtaç kişilerin bakımını sağlayan kurumlar yaptıkları masrafları nafaka yükümlüsü hısımlardan isteyebilir (TMK m.366) ve nafaka davasını kendileri açabilir (TMK m.365/4). Hukuk Genel Kurulu, huzurevinde kalan yaşlı için kurumun çocuk ve torunlara karşı açtığı davada bu hakkı kabul etmiş, yaşlının dava sırasında ölmesinin davayı konusuz bırakmadığını belirtmiştir (HGK 21.03.2018, 2017/3-995 E., 2018/514 K.).

Babam nafaka ödeyemiyorsa dededen nafaka istenebilir mi?
İstenebilir. Dava mirasçılıktaki sıra gözetilerek açılır (TMK m.365/1). Yargıtay, babanın cezaevinde olması veya bakma gücünün bulunmaması üzerine dededen nafaka istenebileceğini kabul etmiş; ancak aynı derecedeki anne tarafı hısımlarının durumunun da araştırılması gerektiğini belirtmiştir (Yargıtay 3. HD 03.04.2017, 2016/16097 E., 2017/4527 K.).

Yardım nafakası her yıl kendiliğinden artar mı?
Kendiliğinden artmaz; kanunda bir endeks öngörülmemiştir. Hâkim, istem hâlinde nafakanın gelecek yıllarda ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir (TMK m.365/5). Yargıtay istekten fazlasına hükmedilemeyeceğini kabul ettiğinden (Yargıtay 2. HD 18.09.2008, 2007/12439 E., 2008/12179 K.) artış talebi dava dilekçesinde açıkça yazılmalıdır.

⚖️ Mevzuat ve Resmî Kaynaklar

Bu sayfada anılan kanun maddelerinin güncel metnine ve içtihatlara yukarıdaki resmî kaynaklardan ulaşabilirsiniz. Mevzuat değişebildiğinden, işlem yapmadan önce güncel hâlin teyit edilmesi önerilir.

Post by Av. Fatma Öztürk