Evliliğin Butlanı: Mutlak ve Nispi Sebepler — TMK m.145-153 Rehberi (2026)
Türk hukukunda evlilik akdinin kuruluşunda önemli bir sakatlık bulunması hâlinde bu evliliğin geçerliliğine son verilmesi butlan müessesesi ile sağlanır. 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu, evlenmenin butlanına ilişkin düzenlemeleri 145 ilâ 160. maddeleri arasında ele almıştır. Butlan; boşanmadan farklı olarak evliliğin kuruluş anındaki bir sakatlığa dayanır ve mahkeme kararıyla evliliğin geçersiz kılınmasına yol açar. Öğreti ve yerleşik içtihatta butlan sebepleri iki temel gruba ayrılır: mutlak butlan ve nispi butlan. Bu ayrımın pratik önemi dava açma hakkı, dava açma süresi, kararın sonuçları ve iyi niyet değerlendirmesi bakımından ortaya çıkar. Bu rehberde evliliğin butlanı tmk 145 hükmü ile başlayarak mutlak butlan sebepleri, nispi butlan sebepleri, dava açma hakkı ve hak düşürücü süreler ile butlan kararının etkileri sistematik biçimde ele alınmaktadır.
Avukatla Görüşün: 0554 648 37 15WhatsApp Danışma
Mutlak Butlan Sebepleri — TMK m.145
4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m.145, dört ayrı hâli mutlak butlan sebebi olarak sayar: (i) eşlerden birinin evlenme sırasında evli bulunması, (ii) eşlerden birinin evlenme sırasında sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun bulunması, (iii) eşlerden birinde evlenmeye engel olacak derecede akıl hastalığı bulunması ve (iv) eşler arasında evlenmeye engel olacak derecede yakın hısımlığın bulunması. Mutlak butlan; kanun koyucunun kamu düzeni bakımından ağır bulduğu ve yalnızca eşleri değil toplumun tümünü ilgilendiren evlilik sakatlıklarını ifade eder. Bu sebeplerin varlığı hâlinde evlenme başlangıçtan itibaren geçersiz sayılmaz; ancak mahkeme kararıyla evlilik hukuken sona erdirilir.
Eşlerden birinin evli bulunması, Türk hukukunun en temel evlenme engellerinden biri olan tek eşlilik (monogami) ilkesine aykırılığı ifade eder. 5237 sayılı TCK m.230 (birden çok evlilik, hileli evlenme, dinsel tören) hükmü bu davranışı cezai yaptırıma da bağlar. Önceki evliliğin ölüm, boşanma veya butlan kararıyla sona ermiş olması gerekir; ikinci evlenme anında hâlâ mevcut olan bir başka evlilik mutlak butlan sebebini oluşturur. Nüfus kayıtları üzerinden yapılan tespitte önceki evliliğin resmî nikâh yoluyla kurulmuş olması aranır; yalnızca dinsel tören (imam nikâhı) yoluyla birlikte yaşamış olmak hukuken evlilik oluşturmadığı için ikinci evlenme bakımından butlan sebebi olarak ileri sürülemez. Ölüm veya boşanma nedeniyle sona ermiş bir evlilikten sonra yapılan ikinci evlilik ise mutlak butlan sebebi oluşturmaz.
Sürekli ayırt etme gücünden yoksunluk, evlenme anında eşlerden birinin akıl zayıflığı, zihinsel yeterlilik eksikliği veya benzeri sürekli bir sebeple iradesini serbestçe oluşturamayacak durumda bulunmasını ifade eder. Süreklilik unsuru bu sebebi ayrıştırıcı niteliktedir; geçici bir ayırt etme yoksunluğu (örneğin alkol, ilaç veya hipnoz etkisi) TMK m.148 kapsamında nispi butlan sebebi oluşturur. Süreklilik iddiasının ispatı; tıbbî raporlar, uzman görüşleri, hastane kayıtları, aile üyelerinin ifadeleri ve resmî sağlık kurulu değerlendirmesi ile yapılır. Evlenme anındaki durumun belirlenmesi kritik önemdedir; sonradan kazanılan ayırt etme gücü butlan sebebini ortadan kaldırmaz. Kısıtlanmış bir kişinin evlenmesi bakımından ise ayrıca yasal temsilcinin izni sorunu gündeme gelir ve TMK m.153’te düzenlenmiştir.
Evlenmeye engel olacak derecede akıl hastalığı, ayırt etme gücünden yoksunluktan farklı bir kavramdır. Burada eşin ayırt etme gücü bulunabilir; ancak akıl hastalığı evlilik birliğinin yürütülmesini imkânsız kılacak ağırlıktadır. Bu sebebin varlığı için resmî sağlık kurulu raporu ile hastalığın niteliği, seyri ve evlilik yaşamına etkisi tespit edilmelidir. Şizofreni, ağır bipolar bozukluk, tedaviye dirençli psikotik tablolar somut olay koşullarına göre değerlendirilir. Tedaviyle iyileşebilecek geçici psikiyatrik rahatsızlıklar bu sebebe dayanak oluşturmaz. Hastalığın “evlenmeye engel olacak derece”si; eşin cinsel yaşam, ekonomik yükümlülük, çocuk sahibi olma, birlikte yaşama gibi yükümlülükleri yerine getirebilme kapasitesi ile ölçülür.
Yakın hısımlık, TMK m.129’da düzenlenen evlenme yasakları ile birlikte değerlendirilir. Buna göre üstsoy-altsoy arasında (baba-kız, anne-oğul, dede-torun); kardeşler arasında; amca, dayı, hala, teyze ile yeğenler arasında evlenme yasaktır. Evlât edinen ile evlâtlık arasında da evlenme yasağı bulunur. Ayrıca eski eşin üstsoyu, altsoyu ve kardeşleri ile sıhrî hısımlık nedeniyle evlenme yasağı devam eder. Bu yasaklara aykırı evlenmeler mutlak butlan sebebidir. Genetik hastalık riskleri, ahlaki ölçütler ve toplumsal düzenin korunması bu düzenlemenin arka planını oluşturur. Nüfus kayıtları üzerinden hısımlık kolayca ispatlanabildiğinden bu tür davalarda temel sorun sebebin varlığı değil, kararın sonuçlarına ilişkindir.
Mutlak butlan sebeplerinin ortak özelliği kamu düzenine ilişkin olmasıdır. Bu nedenle dava açma hakkı yalnızca eşlere veya belirli kişilere değil; TMK m.146 uyarınca Cumhuriyet savcısına resen görev olarak yüklenmiş, ayrıca ilgili herkese dava açma hakkı tanınmıştır. Uygulamada nüfus müdürlüklerinin, aile hekimlerinin veya kolluğun tespit ettiği durumlar Cumhuriyet savcılığına iletilerek resen dava açılması sağlanır. Evlenme sırasında ergin olmama (18 yaşını doldurmamış olma) hâli ise TMK sisteminde ayrıca değerlendirilir; küçük ve kısıtlının yasal temsilcinin izni olmadan evlenmesi ise m.153 uyarınca yasal temsilciye özel bir iptal davası açma hakkı tanır.
Nispi Butlan Sebepleri — TMK m.148-151
Nispi butlan; evlenme sırasında ortaya çıkan ve yalnızca ilgili tarafın irade beyanında sakatlık doğuran hâlleri kapsar. Bu sebepler kamu düzeninden çok ilgili eşin şahsî menfaatini korumaya yöneliktir; bu nedenle dava açma hakkı sadece iradesi sakatlanan eşe tanınmıştır. Nispi butlan sebepleri TMK m.148 ilâ m.151 arasında dört başlık altında düzenlenmiştir: geçici ayırt etme gücünden yoksunluk, yanılma, aldatma ve korkutma. Her biri kendine özgü koşullara sahiptir ve ispat rejimi bakımından önemli farklılıklar taşır.
Geçici ayırt etme gücünden yoksunluk (TMK m.148), evlenme anında eşlerden birinin geçici bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun bulunmasını ifade eder. Alkol, ilaç, uyuşturucu madde etkisi, hipnoz, yüksek ateşli hastalık ya da ağır travma gibi sebeplerden kaynaklanan geçici irade sakatlığı bu kapsamdadır. Geçicilik unsuru, bu sebebi TMK m.145’teki mutlak butlan sebebinden (sürekli ayırt etme gücü yokluğu) ayırır. Geçici ayırt etme gücü yokluğu iddiasında bulunan eş, evlenme anında iradesini serbestçe oluşturamadığını ispatlamalıdır; tıbbî deliller, tanık ifadeleri, alkol veya uyuşturucu kullanımına ilişkin kayıtlar, olay yerine ait belgeler ile hastane raporları ispatta değerlendirilir. Bu sebebe dayalı dava sadece iradesi sakatlanan eş tarafından açılabilir; Cumhuriyet savcısı veya üçüncü kişiler bu davayı açamaz.
Yanılma (TMK m.149), evlenme iradesinin sakat oluşmasına yol açan iki farklı yanılma hâlini düzenler. Birinci hâl, evlenmeyi hiç istememesine rağmen yanılarak evlenmeye razı olmak veya evlendiği kişiyle evlenmek istemediği hâlde yanılarak bu kişiye razı olmaktır. Bu durum kişide veya evlenme fiilinde temel yanılmayı ifade eder ve pratikte oldukça nadir görülür. İkinci hâl, eşinde bulunmaması onunla birlikte yaşamayı kendisi için çekilmez bir duruma sokacak derecede önemli bir nitelikte yanılarak evlenmiş olmaktır. Bu düzenlemede “esaslı yanılma” (essentialis error) ilkesi uygulanır; sıradan, önemsiz nitelikler bakımından yanılma butlan sebebi oluşturmaz. Örneğin eşin gerçek yaşı, gerçek kimliği, meslek ve gelir durumu, kısırlık, iktidarsızlık, geçmiş ağır sabıka kaydı, kalıtımsal veya bulaşıcı hastalık gibi durumlar somut olay ışığında esaslı yanılma sayılabilir. Yanılmanın makul bir kişide de aynı sonucu doğurup doğurmayacağı hâkim tarafından somut koşullara göre değerlendirilir.
Aldatma (TMK m.150), iki farklı hâli düzenler. Birinci fıkra hükmüne göre eşi tarafından doğrudan doğruya veya onun bilgisi altında bir başkası tarafından namus ve onur konusunda aldatılarak evlenmeye razı edilmiş olmak nispi butlan sebebidir. İkinci fıkra hükmüne göre ise davacının veya altsoyunun sağlığı için ağır tehlike oluşturan bir hastalık kendisinden gizlenmişse, aldatılan eş yine butlan davası açabilir. HIV, aktif hepatit, tedaviye dirençli tüberküloz, ağır kalıtımsal hastalık, ilerlemiş kanser gibi ağır sağlık sorunlarının gizlenmesi bu kapsamda değerlendirilebilir. Aldatmanın butlan sebebi oluşturması için birkaç unsurun bir arada bulunması gerekir: (i) eşe yönelik hileli bir davranış, (ii) eşin bu davranış nedeniyle yanılgıya düşmesi, (iii) yanılgının evlilik iradesine etki etmesi ve (iv) hilenin ağırlığı. Yerleşik Yargıtay içtihatları aldatmada iğfal kabiliyetinin bulunmasını arar; hile makul bir kişiyi yanıltacak nitelikte olmalıdır. Sıradan abartma, süsleme, tanıtım nitelikli beyanlar aldatma sayılmaz.
Korkutma (TMK m.151); kişinin kendisinin veya yakınlarından birinin hayatı, sağlığı ya da namus ve onuruna yönelik pek yakın ve ağır bir tehlike ile korkutularak evlenmeye zorlanması hâlini ifade eder. Cebir ve tehdidin ölçütü; korkutulan kişinin makul biçimde etkilenmiş ve iradesinin özgürlüğünü kaybetmiş olmasıdır. Aile büyüklerinin ölüm tehditleri, “namus” gerekçesiyle şiddet baskısı, silahlı zorlama, evden kovulma tehdidi, ekonomik yıkım tehditleri gibi somut baskılar bu kapsamda değerlendirilebilir. Korkutmanın karşı eşten veya üçüncü kişilerden gelmesi arasında fark yoktur; önemli olan iradenin sakatlanmış olmasıdır. Korkutma sebebiyle butlan davasında en kritik konu tehdidin ağırlığı ve iradeye etkisidir; hâkim, korkutmanın somut olay koşullarında makul bir kişiyi de aynı biçimde etkileyip etkilemeyeceğini değerlendirir. Yerleşik içtihat, geleneksel-toplumsal baskıların da somut olayın koşullarına göre korkutma niteliğinde değerlendirilebileceğini kabul eder.
Dava Açma — Kimler, Süre — TMK m.146-147, m.152-153
Mutlak ve nispi butlan davalarında dava açma hakkı bakımından belirleyici farklar bulunur. Mutlak butlan davasında TMK m.146 uyarınca Cumhuriyet savcısına resen dava açma görevi yüklenmiştir. Bu görev evliliğin devam ettiği süre boyunca sürer ve kamu düzeninin sağlanması amacıyla öngörülmüştür. Ayrıca aynı hüküm uyarınca ilgili herkesin dava açma hakkı bulunur. Bu bağlamda eşlerin kendisi, önceki evliliği devam eden eşin diğer eşi, mirasçılar, alacaklılar ve haklı bir menfaati olan diğer üçüncü kişiler dava açma hakkına sahiptir. Kamu düzeni gerekçesi, mutlak butlanı diğer tüm hukukî geçersizlik hâllerinden ayırır ve dava açmayı belirli kişilerin şahsî iradesine bırakmaz.
TMK m.147, sona ermiş bir evlenmenin butlanı için özel bir düzenleme öngörür. Buna göre evlenmenin ölüm veya boşanma yoluyla sona ermesinden sonra Cumhuriyet savcısı resen mutlak butlan davası açamaz; ancak ilgili herkes her zaman butlan kararı verilmesini isteyebilir. Örneğin evli olduğu hâlde ikinci kez evlenen kişinin ölümünden sonra bile ilgili kişiler, mirasçılık, sosyal güvenlik hakları veya çocukların hukukî statüsü gibi menfaatler bakımından bu ikinci evliliğin butlanını isteyebilir. Bu sınırlama, evlenmenin sona ermesinin ardından Cumhuriyet savcısının kendiliğinden dava açmasında kamu yararının kalmadığı; ancak menfaati bulunanların dava açma hakkının korunması gerektiği düşüncesine dayanır.
Nispi butlan davasında ise dava açma hakkı yalnızca iradesi sakatlanan eşe aittir. Cumhuriyet savcısı bu davayı açamaz; üçüncü kişiler veya diğer ilgililer de nispi butlanı ileri süremez. Dava açma hakkı şahsa bağlı bir haktır ve kural olarak mirasçılara geçmez. Ancak eşin ölümü hâlinde şahsî menfaatleri (özellikle miras hakkı) etkilenen mirasçıların açılmış davayı sürdürebilmesi mümkün olabilir. Nispi butlan davası, iradesi sakat olan eşin özgür iradesiyle karar vermesini gerektirir; bu nedenle dava süresi de sıkı biçimde sınırlandırılmıştır.
Nispi butlan sebeplerine dayalı dava açma bakımından TMK m.152 hak düşürücü süreler öngörür. Buna göre iptal davası açma hakkı, iptal sebebinin öğrenildiği veya korkunun etkisinin ortadan kalktığı tarihten başlayarak altı ay ve her hâlde evlenmenin üzerinden beş yıl geçmekle düşer. Altı aylık süre; geçici ayırt etme gücünün yeniden kazanıldığı, yanılmanın veya aldatmanın öğrenildiği ya da korkutmanın etkisinin sona erdiği andan itibaren işlemeye başlar. Beş yıllık süre ise mutlak nitelikte olup evlenme tarihinden itibaren işler; bu süre içinde dava açılmazsa sebep ne olursa olsun dava hakkı düşer. Sürelerin bilinmesi bakımından: aldatma öğrenildikten sonra en geç altı ay içinde dava açılmalı; korkutmada ise tehdit ortamının sona ermesinden sonra altı aylık süre başlar.
Hak düşürücü süreler hâkim tarafından resen dikkate alınır; süre içinde açılmayan dava usulden reddedilir. Sürelerin durması veya kesilmesi kural olarak mümkün değildir; ancak korkutmanın süregeldiği durumlarda korkunun etkisi devam ettikçe altı aylık sürenin başlamayacağı öğretide savunulur. Yerleşik Yargıtay 2. Hukuk Dairesi içtihatları da özellikle geleneksel baskı ortamlarında bu yönde değerlendirmeler yapmaktadır. Ayrıca TMK m.153, yasal temsilcinin dava hakkına ilişkin özel bir düzenleme içerir. Küçük veya kısıtlının yasal temsilcinin izni olmadan evlenmesi hâlinde, izni alınmayan yasal temsilci evlenmenin iptalini dava edebilir. Ancak evlenen kimse sonradan on sekiz yaşını doldurmakla ergin olur, kısıtlı olmaktan çıkar veya kadın gebe kalırsa evlenmenin iptaline karar verilemez. Bu istisna, evlilik birliğinin fiilen istikrara kavuşmuş olduğu durumlarda butlan yaptırımının uygulanmasının yaratacağı orantısız sonuçları önlemeye yöneliktir; özellikle doğacak çocuğun menfaati kanun koyucu tarafından öncelenmiştir.
Butlan Kararının Etkileri — TMK m.156-158 (İyi Niyet)
Butlan davasının en önemli özelliklerinden biri, kararın geriye etkili olmamasıdır. TMK m.156 uyarınca evlenmenin butlanı ancak hâkimin kararıyla gerçekleşir; mutlak butlan hâlinde bile evlenme, hâkimin kararına kadar geçerli bir evliliğin bütün sonuçlarını doğurur. Bu düzenleme, evlenmenin sicile geçirilmesi ve karşı tarafın iyi niyetle hareket etmesi durumunda ortaya çıkan hukukî ilişkilerin, kişisel durumların ve varlıksal sonuçların korunmasını amaçlar. Butlan kararı verildikten sonra dahi karar tarihine kadar doğmuş olan haklar kural olarak sona erdirilmez; nafaka, mal edinme, veraset hakları evlilik süresi boyunca doğmuş olduğu için korunur.
İyi niyetli eşin korunması, TMK m.158 hükmü ile güvence altına alınmıştır. Evlenmede iyi niyetli olan eş; bu evlenmeyle kazandığı kişisel durumunu korur. Örneğin evlilikle kazanılan Türk vatandaşlığı, yaş büyütme ile kazanılan ergin olma statüsü, evlenmeyle değiştirilen soyadı gibi kazanımlar iyi niyetli eş bakımından korunur. İyi niyet; evlenme anında butlan sebebini bilmemek ve bilmemesinin de haklı bir sebebe dayanması anlamına gelir. Örneğin bir eşin evli olduğunu bilmeden onunla evlenen kişi iyi niyetlidir; buna karşılık önceki evliliği bilerek evlenen kişi kötü niyetli sayılır. İyi niyet varlık karinesi ile korunur; ancak karşı taraf kötü niyeti ispat edebilir. Aldatmanın veya korkutmanın mağduru olan eş de doğal olarak iyi niyetli sayılır.
Butlan kararının mal rejimi, tazminat, nafaka ve soyadı bakımından sonuçları için TMK m.158 uyarınca boşanmaya ilişkin hükümler kıyasen uygulanır. Bu bağlamda eşler arasındaki mal rejiminin tasfiyesi; iyi niyetli olsun olmasın maddî tazminat (TMK m.174/1) ve manevî tazminat (TMK m.174/2); iyi niyetli eş lehine yoksulluk nafakası (TMK m.175); iyi niyetli kadının kocasının soyadını kullanma hakkı (TMK m.187) gibi konular düzenlenir. Kusurun belirlenmesi ve iyi niyet değerlendirmesi bu talepler bakımından belirleyicidir. Ayrıca aile konutuna ilişkin haklar, kişisel eşyaların iadesi ve ziynet eşyaları da genel hükümler çerçevesinde değerlendirilir. Kötü niyetli eş; kural olarak evlilikle kazandığı statüyü kaybeder ve tazminat sorumluluğu ile karşılaşır.
Çocuklar bakımından butlan kararının etkileri TMK m.157’de düzenlenmiştir. Bu hüküm uyarınca mahkemece butlanına karar verilen bir evlilikten doğan çocuklar, ana ve baba iyi niyetli olmasalar bile evlilik içinde doğmuş sayılırlar. Bu düzenleme, butlanı istenen evlilikten doğan çocukların hukukî statülerinin korunması; soybağı, velayet, nafaka ve miras hakları bakımından sahih nesepli çocuklarla eş tutulması amacına hizmet eder. Çocuklar ile ana-baba arasındaki ilişkiler bakımından da boşanmaya ilişkin hükümler uygulanır; velayet, iştirak nafakası, kişisel ilişki tesisi ve çocukların üstün menfaati genel hükümlere göre belirlenir. Böylece butlan yaptırımı çocukların hukuksal ve psikolojik güvenliğini ihlal etmeyecek biçimde uygulanır. Nüfus siciline çocuk, evlilik içinde doğmuş çocuk olarak tescil edilir.
Butlan ile Boşanma Karşılaştırması
Butlan ile boşanma, evlilik birliğine son veren iki farklı hukukî yolu ifade eder; ancak dayandıkları sebepler, kararın etkileri ve yargılama usulü bakımından önemli farklılıklar taşırlar. Butlan, evlilik akdinin kuruluşundaki sakatlığa dayanır ve akdin sonradan geçersiz sayılmasını sağlar. Boşanma ise geçerli olarak kurulmuş bir evliliğin sonradan ortaya çıkan sebeplerle sona erdirilmesidir. TMK m.145-160 butlan sebeplerini; m.161-166 ise boşanma sebeplerini düzenler. İki müessese arasındaki temel farkı, sakatlığın evlilik anında mı yoksa sonradan mı ortaya çıktığı belirler.
Dava açma hakkı bakımından önemli fark bulunur. Mutlak butlanda Cumhuriyet savcısı resen dava açar; ayrıca ilgili herkes dava açabilir. Nispi butlanda ise sadece iradesi sakatlanan eş dava açabilir. Boşanmada ise dava hakkı yalnızca eşlere aittir; savcı veya üçüncü kişiler boşanma davası açamaz. Süre bakımından nispi butlanda TMK m.152 uyarınca 6 ay/5 yıllık hak düşürücü süre; boşanmada ise zina (m.161) ve hayata kast-pek kötü ve onur kırıcı davranış (m.162) sebepleri için 6 ay/5 yıl; m.163-166 kapsamındaki sebeplerde ise kural olarak süre sınırlaması bulunmaz. Mutlak butlan davası ise kural olarak süreye tabi değildir; ancak sona ermiş evlilikte savcı resen dava açamaz.
Kararın etkileri bakımından her iki karar da geriye etkili değildir; evlilik hâkim kararına kadar geçerli sayılır. Ancak butlanda “başlangıçtan itibaren sakat” bir akit; boşanmada ise “başlangıçta geçerli sonradan sona erdirilen” bir akit söz konusudur. Bu kavramsal farkın pratik sonucu, tarafların ve üçüncü kişilerin evliliğe olan güveninin korunmasıdır. Butlan kararının ardından iyi niyetli eş, evlilikle kazandığı kişisel durumunu koruyabilir; kötü niyetli eş bakımından ise miras hakkı ve benzeri statü değişiklikleri geriye dönebilir. Boşanmada ise iki eş de eşit hukukî sonuçlara tabidir; iyi niyet-kötü niyet ayrımı yerine kusur değerlendirmesi ön plana çıkar.
Manevî tazminat, nafaka ve mal rejimi bakımından butlan ve boşanma büyük ölçüde benzer sonuçlar doğurur; TMK m.158 uyarınca boşanmaya ilişkin hükümler butlan davasında da uygulanır. Bu bağlamda tazminat (m.174), yoksulluk nafakası (m.175), iştirak nafakası (m.182), aile konutuna ilişkin düzenlemeler (m.194), ziynet eşyaları, ev eşyaları ve mal rejiminin tasfiyesi (m.202-241) boşanmada olduğu gibi butlan davasında da talep edilebilir. Çocukların statüsü her iki durumda da korunmuştur; butlanda çocuklar evlilik içinde doğmuş sayılır, boşanmada ise zaten sahih nesepli sayıldıkları için sorun oluşmaz. Uygulamada mutlak butlan sebebi olan hâllerin bir kısmı (özellikle bir eşin evli olması) aynı zamanda boşanma sebebi (zina) oluşturabilir; taraflar hangi yola başvuracaklarına stratejik olarak karar verirler ve çoğunlukla ikisini aynı anda ileri sürerler.
Yargılama — Aile Mahkemesi ve Usul
Butlan davası özel yargılama usulü gerektiren bir davadır ve 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun m.4 uyarınca aile mahkemelerinin görev alanına girer. Aile mahkemesi bulunmayan yerlerde asliye hukuk mahkemesi aile mahkemesi sıfatıyla davaya bakar. Yetkili mahkeme genel olarak eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir. Dava dilekçesinde butlan sebebi somut biçimde belirtilmeli; mutlak veya nispi butlan hâlinden hangisine dayanıldığı açıklanmalıdır. Uygulamada mutlak ve nispi sebeplerin bir arada ileri sürüldüğü karma davalar da görülür; bu durumda hâkim iki sebep açısından ayrı ayrı değerlendirme yapar.
Butlan davasında ispat vasıtaları bakımından serbest delil sistemi geçerlidir; nüfus kayıtları, evlenme belgesi, aile hekimi ve hastane kayıtları, resmî sağlık kurulu raporları, tanık ifadeleri, uzman görüşleri, savcılık ve mahkeme dosyaları, banka hareketleri, iletişim kayıtları ile fotoğraf ve video kayıtları delil olarak kullanılabilir. Ancak hukuka aykırı yollarla elde edilmiş deliller (izinsiz gizli ses kaydı, konut ihlaliyle elde edilmiş görüntüler, çalınan telefonlardan alınan iletişim kayıtları) kural olarak değerlendirmeye alınmaz. Hâkimin resen araştırma yetkisi bu davada da vardır; özellikle çocukların menfaati ve mutlak butlan sebeplerinin varlığı bakımından resen inceleme yapılır. Akıl hastalığı ve ayırt etme gücü iddialarında Adli Tıp Kurumu veya üniversite hastaneleri tarafından düzenlenen sağlık kurulu raporları belirleyici olur.
Uygulamada butlan davası ile birlikte veya ayrı olarak tedbir talepleri ileri sürülebilir. Bu kapsamda geçici velayet, tedbir nafakası, aile konutu şerhi (TMK m.194), 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun kapsamında koruyucu ve önleyici tedbirler, mal varlığı üzerinde ihtiyati tedbir gibi kararlar istenebilir. Dava süresince eşin diğer eş ve çocuklar üzerindeki hakları geçici olarak düzenlenebilir. Yargılama sonunda butlan kararı verilirse karar kesinleştikten sonra nüfus siciline işlenir ve karar tarihinden itibaren evlilik hukuken sona erer. Butlan kararının kesinleşmesinin ardından mal rejiminin tasfiyesi, tazminat, nafaka ve diğer sonuçlar için ayrıca dava açılabilir veya butlan davasında birleştirilmiş biçimde karar verilebilir. Aile mahkemesi butlan davasında hem yenilik doğuran karar hem de fer’i sonuçlar bakımından karar verme yetkisine sahiptir. Butlan kararına karşı istinaf ve temyiz yolları açıktır; kararın kesinleşmesi ile birlikte evlilik hukuken son bulur ve nüfus kayıtlarına işlenir.
İlgili Rehberler
- Aile Hukuku Ana Rehber
- Anlaşmalı Boşanma Protokolü (TMK m.166/3) — Şartlar (2026)
- Boşanma Sebepleri: Mutlak ve Nispi Ayrımı (TMK m.161-166)
- Resmî Nikâh — Dinî Nikâh Yerine Geçer mi? (TMK-TCK m.230)
- Evliliğin İptali (Butlan) Davası ve Boşanmadan Farkı
Avukatla Görüşün: 0554 648 37 15WhatsApp Danışma
Sıkça Sorulan Sorular
Mutlak butlan ile nispi butlan arasındaki temel fark nedir?
Mutlak butlan sebepleri TMK m.145’te sayılmıştır ve kamu düzenine ilişkindir: bir eşin evli olması, sürekli ayırt etme gücü yokluğu, evlenmeye engel akıl hastalığı ve yakın hısımlık. Bu sebeplerde Cumhuriyet savcısı resen dava açar ve ilgili herkes dava açma hakkına sahiptir; hak düşürücü süre kural olarak yoktur. Nispi butlan sebepleri TMK m.148-151’de düzenlenmiştir: geçici ayırt etme gücü yokluğu, yanılma, aldatma ve korkutma. Bu sebeplerde yalnızca iradesi sakatlanan eş dava açabilir ve TMK m.152 uyarınca iptal sebebini öğrendiği veya korkunun etkisinin ortadan kalktığı tarihten başlayarak altı ay, her hâlde evlenmeden itibaren beş yıllık hak düşürücü süreye tabidir.
Evli olduğu hâlde ikinci kez evlenen kişinin evliliği hangi hükme tabidir?
TMK m.145/1 uyarınca eşlerden birinin evlenme sırasında evli bulunması mutlak butlan sebebidir; ikinci evlilik mahkeme kararıyla hükümsüz kılınır. Cumhuriyet savcısı bu davayı resen açmak zorundadır; ayrıca önceki evliliği devam eden eş, ikinci evlilikteki iyi niyetli eş, mirasçılar ve diğer ilgililer de dava açabilir. Ayrıca 5237 sayılı TCK m.230 uyarınca birden çok evlilik suç oluşturur ve cezai yaptırıma bağlanmıştır. Önceki evliliğin ölüm, boşanma veya butlan kararıyla sona ermiş olduğu ispatlanırsa mutlak butlan sebebi ortadan kalkar. Yalnızca dinsel tören (imam nikâhı) ile birlikte yaşamış olma önceki evlilik oluşturmadığından bu sebebe dayanak olmaz.
Aldatma sebebiyle nispi butlan davası ne kadar sürede açılmalıdır?
TMK m.152 uyarınca aldatma sebebine dayalı nispi butlan davası, aldatmanın öğrenildiği tarihten başlayarak altı ay ve her hâlde evlenmenin üzerinden beş yıl geçmekle düşer. Altı aylık süre öğrenme anından itibaren işlemeye başlar; öğrenmenin kesin ve somut bilgi düzeyine ulaşması aranır, şüphe veya tahmin sürenin başlaması için yeterli sayılmaz. Beş yıllık süre ise mutlak nitelikte olup evlenme tarihinden itibaren işler; bu süre içinde dava açılmadığında sebep ne olursa olsun dava hakkı düşer. Yargıtay içtihatları aldatmada iğfal kabiliyetinin bulunmasını arar; hilenin makul bir kişiyi yanıltacak nitelikte olması gerekir. Süreler hâkim tarafından resen dikkate alınır.
Butlan kararı verildikten sonra çocukların hukukî durumu ne olur?
TMK m.157 uyarınca mahkemece butlanına karar verilen bir evlilikten doğan çocuklar, ana ve baba iyi niyetli olmasalar bile evlilik içinde doğmuş sayılırlar. Bu düzenleme çocukların soybağı, velayet, nafaka ve miras hakları bakımından sahih nesepli çocuklarla eş tutulmasını sağlar. Nüfus kayıtlarında çocuk evlilik içi çocuk olarak tescil edilir. Çocuk ile ana-baba arasındaki ilişkiler bakımından boşanmaya ilişkin hükümler uygulanır; velayet, iştirak nafakası, kişisel ilişki tesisi ve çocukların üstün menfaati genel hükümlere göre belirlenir. Böylelikle butlan yaptırımı çocukların hukuksal statüsünü olumsuz etkilemeyecek biçimde uygulanır. Bu koruma, kanun koyucunun çocuğun üstün yararı ilkesine verdiği önemin somut yansımasıdır.
Butlan davasında Cumhuriyet savcısının rolü nedir?
TMK m.146 uyarınca mutlak butlan sebeplerinin varlığı hâlinde Cumhuriyet savcısına resen dava açma görevi yüklenmiştir. Bu görev kamu düzeninin sağlanması amacına yöneliktir. Cumhuriyet savcısı evlenmenin butlanını gerektiren bir sebebi öğrendiğinde kendiliğinden aile mahkemesinde dava açar; ayrıca ilgili herkes de dava açma hakkına sahiptir. Ancak evlenmenin ölüm veya boşanma yoluyla sona ermesinden sonra TMK m.147 gereği Cumhuriyet savcısı artık resen dava açamaz; bu durumda yalnızca ilgililer butlan kararı isteyebilir. Nispi butlan davalarında ise Cumhuriyet savcısının rolü yoktur; dava hakkı yalnızca iradesi sakatlanan eşe aittir. Nüfus müdürlükleri, aile hekimleri veya kolluk tarafından tespit edilen mutlak butlan sebepleri savcılığa bildirilerek işlem başlatılır.
Butlan ile boşanma arasında mal rejimi ve tazminat bakımından fark var mıdır?
TMK m.158 uyarınca butlan kararında mal rejimi tasfiyesi, tazminat, nafaka ve soyadı bakımından boşanmaya ilişkin hükümler kıyasen uygulanır. Bu bağlamda büyük ölçüde benzer sonuçlar doğar; ancak kritik fark iyi niyet değerlendirmesidir. Butlanda evlenirken iyi niyetli olan eş kazandığı kişisel durumu korur; kötü niyetli eş bu haklardan yararlanamaz. Boşanmada ise iyi niyet-kötü niyet ayrımı yoktur, yerini kusur değerlendirmesi alır. İyi niyetli eş lehine yoksulluk nafakası, maddî ve manevî tazminat talepleri değerlendirilirken; kötü niyetli eşin tazminat ve nafaka hakları kural olarak bulunmaz. Mal rejiminin tasfiyesi bakımından her iki durumda da edinilmiş mallara katılma rejimi ya da tarafların seçtiği başka rejim uygulanır. Çocuklara ilişkin haklar (velayet, nafaka, kişisel ilişki) her iki durumda da genel hükümlere göre belirlenir.


