Ziynet eşyası; düğünde, nişanda ya da evlilik sırasında takılan bilezik, kolye, küpe, yüzük, set ve çeyrek, yarım, tam gibi altınlardır. Kanunda ayrı bir “ziynet maddesi” yoktur. Kural, Türk Medeni Kanunu’ndaki kişisel mal ve ispat hükümleri ile Yargıtay içtihadından çıkar. Uzun yıllar boyunca Yargıtay, düğünde kime takılırsa takılsın bütün takıları kadına bağışlanmış saydı. 2020’de Hukuk Genel Kurulu bu kuralı kadına özgü takılarla sınırladı. 2024’te ise 2. Hukuk Dairesi yeni bir sıralama koydu: önce eşlerin anlaşmasına, sonra ispatlanan yerel örf ve âdete bakılır; ikisi de yoksa takı kime takıldıysa onundur, karşı cinse özgü takı ise o cinse verilmiş sayılır. İspat tarafında da iki karine birlikte işler. Ziynetin kadının üzerinde ya da himayesinde olduğu kabul edilir; elinden alındığını kadın ispatlar. Aldığını kabul eden eş ise takıların geri istenmemek üzere verildiğini ispatlamak zorundadır. 2026’da usulde de iki önemli gelişme oldu: Dava dilekçesinde yer almayan bir talep artık ıslahla davaya eklenemiyor ve belirsiz alacak davası yeni davalar için kaldırıldı. Bu sayfada Hukuk Genel Kurulu ve İçtihadı Birleştirme kararları dahil 10 kararı, ilgili kanun hükümleriyle birlikte topladık.
Güncel durum (31 Ekim 2026). Ziynet eşyasına ilişkin Türk Medeni Kanunu hükümleri (m.220, m.222, m.226) ve nişan hediyelerine ilişkin m.122-123 son dönemde değişmedi. 2026’daki değişiklikler usul hukukunda yaşandı. Birincisi, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu 08.05.2026 tarihli kararıyla dava dilekçesinde yer almayan bir talebin kısmen ıslah yoluyla davaya eklenemeyeceğine karar verdi (Resmî Gazete 30.06.2026, sayı 33296). Boşanma dilekçesinde ziynet istemeyen eş, bu talebi artık ıslahla ekleyemez; ayrı bir dava açması gerekir. İkincisi, 7589 sayılı Kanun (Resmî Gazete 31.07.2026) belirsiz alacak davasını düzenleyen HMK m.107’yi yürürlükten kaldırdı; bu madde önceden açılan davalarda uygulanmaya devam ediyor. Aynı Kanunla HMK m.109’a, alacağın bir kısmı dava edildiğinde talebin aynı davada bir defaya mahsus tahkikatın sonuna kadar artırılabileceği eklendi. Kanun, 3095 sayılı Kanunun kanuni faizi düzenleyen 1. maddesini de değiştirdi. 29.06.2026 tarihli Yargıtay iş bölümü kararının yayımlanan özetine göre aile hukuku, nafaka ve mal rejimi uyuşmazlıkları 2. Hukuk Dairesinin görev alanındadır. Ziynet davaları da bu dairenin önüne gelir. Bu sayfadaki bazı eski kararlar ise o dönem ayrı açılan ziynet davalarına da bakan 3. Hukuk Dairesine aittir. Aile hukukunu değiştirmesi beklenen 13. Yargı Paketi, 30 Ekim 2026 itibarıyla henüz Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmuş değildi. Durumunu 13. Yargı Paketi Son Durum yazımızda takip ediyoruz.
Dürüst bir not. Resmî Gazete’de yayımlanan İçtihadı Birleştirme kararının tam metnine ulaşamadık; kararı Alomaliye’deki özetinden aktardık. Hukuk Genel Kurulunun iki kararı ile 2. ve 12. Hukuk Dairesinin birer kararını Hukuki Haber’in yayımladığı karar metinlerinden aktardık. 2024 tarihli yeni ölçüt kararına ve diğer bazı Daire kararlarına ise yalnızca bu kararları inceleyen makaleler üzerinden ulaşabildik. Bu makalelerden birinde kararların tarihi verilmediği için o kararların künyesinde yalnızca esas ve karar numarası yer alıyor. Hangi kararın hangi kaynağa dayandığını her kartın altında belirttik. 2025 ve 2026 yıllarında 2. Hukuk Dairesinin ziynete ilişkin pek çok kararı verildi; bunların tam metinleri ücretli veri tabanlarında olduğu için bu sayfaya alamadık. Ekim 2026’da basına yansıyan son bir karar da künyesi açıklanmadığı için kart olarak yer almıyor; bu kararı aşağıda “ispat” başlığında kısaca anlattık. Ziynet bedeline ilişkin zamanaşımını açıkça inceleyen yayımlanmış bir karar metnine de ulaşamadık. Her kararın özetinin altında, kaynağında yayımlanan tam metnini açılır bir kutuda da veriyoruz. Bu sayfada 4 kararın tam metni yer alıyor; 1 karar için tam metnin yayımlandığı yere bağlantı veriyoruz; ücretsiz tam metnine ulaşamadığımız 3 karar için resmî karar arama sistemini gösteriyoruz.
Düğün takılarınız mı geri verilmiyor?
Ziynet davası, ispat planı ve boşanma davasıyla birleştirme için Hukukçular Evi Ankara: 0554 648 37 15.
İçindekiler
- Kanun ne diyor? TMK, HMK ve icra hükümleri
- Takılar kime ait?
- İspat: kimde kaldı, nereye harcandı?
- Usul: ıslah, harç, hüküm ve icra
- 10 kararın özet tablosu
- Kararları kendi dosyanızda nasıl kullanırsınız?
- Sık yapılan hatalar
- Sıkça sorulan sorular
Kanun Ne Diyor? TMK, HMK ve İcra Hükümleri
Ziynet davasının hukuki dayanağı birkaç parçadan oluşur. Düğünde takılan takı, takan kişi ile takılan eş arasında bir bağışlamadır. Bağışlanan eş bakımından ziynet, yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya olarak kişisel maldır. Kişisel mal, edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesinde paylaşılmaz; sahibi onu diğer eşten aynen geri alır (paylaşılan mallar için Boşanmada Mal Paylaşımı ve Katılma Alacağı yazımıza bakabilirsiniz). Ziynet artık aynen mevcut değilse, örneğin bozdurulmuşsa, bedeli istenir. Bu yüzden dava, uygulamada “aynen iade, olmazsa bedel” şeklinde seçimlik olarak açılır. Davaya aile mahkemesi bakar; aile mahkemesi bulunmayan yerlerde bu görevi asliye hukuk mahkemesi üstlenir.
Ziynet davasında uygulanan hükümler (31 Ekim 2026 itibarıyla)
| Hüküm | Ne düzenler? | Kararlardaki karşılığı |
|---|---|---|
| TMK m.220 | Kişisel mallar sayılır; bunların başında eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya gelir. Ziynet eşyası kural olarak bu niteliktedir | Aidiyet kararları |
| TMK m.222 | Belli bir malın kendisine ait olduğunu iddia eden eş bunu ispatlar; hangi eşe ait olduğu ispatlanamayan mallar paylı mülkiyette sayılır | İspat kararları |
| TMK m.226/1 | Mal rejiminin tasfiyesinde eşler, diğer eşin elinde bulunan kendi mallarını geri alır | Aynen iade istemi |
| TMK m.683 | Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran herkese karşı istihkak davası açabilir | Aynen iade ve zamanaşımı |
| TBK m.285 | Bağışlama, bağışlayanın malvarlığından bağışlanana karşılıksız bir kazanma sağladığı sözleşmedir | Takının bağışlanmış sayılması |
| TMK m.6; HMK m.190 | Kanunda aksi öngörülmedikçe taraflar, haklarını dayandırdıkları olguları ispatla yükümlüdür | İspat kararları |
| HMK m.187-188; m.225-228 | Mahkeme önündeki ikrar o vakıayı çekişmesiz kılar; yemin deliline dayanan taraf karşı tarafa yemin teklif edebilir | İkrar ve yemin |
| TMK m.122-123 | Nişan evlenme dışında bir sebeple sona ererse nişanlılar ve aileleri verdikleri alışılmışın dışındaki hediyeleri geri isteyebilir; nişanın sona ermesinden doğan dava hakları bir yılda zamanaşımına uğrar | Nişan takıları |
| 4787 s. Kanun m.4 | Aile hukukundan doğan dava ve işlere aile mahkemesi bakar | Görevli mahkeme |
| HMK m.26; m.176-177 | Hâkim taleple bağlıdır; ıslah aynı davada bir kez ve tahkikat sona erinceye kadar yapılabilir | İçtihadı Birleştirme kararı |
| HMK m.107 (7589 ile kaldırıldı); m.109/4 (7589 ile eklendi) | Belirsiz alacak davası 31.07.2026’dan önce açılan davalarda uygulanmaya devam eder; kısmi davada talep aynı davada bir defaya mahsus tahkikatın sonuna kadar artırılabilir ve zamanaşımı artırılan kısım için de dava tarihinden kesilmiş sayılır | Bedel talebinin artırılması |
| HMK m.297/2 | Hüküm sonucu, her talep hakkında verilen hükmü açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterir | Ziynetlerin hükümde tek tek yazılması |
| 492 s. Harçlar Kanunu m.30-32 | Nispi harç eksikse tamamlanması için süre verilir; tamamlanmadıkça o talep yönünden işlem yapılmaz | Ziynet talebinin harcı |
| İİK m.24 | Taşınır teslimine ilişkin ilam icra dairesince yerine getirilir; mal bulunamazsa ilamda gösterilen değeri tahsil edilir | Ziynet ilamının icrası |
| 3095 s. Kanun m.1 (7589 m.10 ile değişik; yürürlük 31.07.2026) | Kanuni faiz, Merkez Bankasının önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranının yüzde sekseni olarak belirlenir | Bedele uygulanan faiz |
Zamanaşımı konusunda Yargıtay’ın kabul ettiği yaklaşım şudur: Eşya aynen mevcutsa istem mülkiyete dayanır ve istihkak davası zamanaşımına tabi değildir. Eşya artık mevcut değilse bedel istemi tazminat niteliğindedir ve genel on yıllık zamanaşımı süresine (TBK m.146) tabi tutulur. Bu yaklaşımı Yargıtay’ın çeyiz eşyasına ilişkin bir kararını aktaran haberden doğrulayabildik; ziynet bedeli için aynı konuyu inceleyen tam metinli bir karara ulaşamadık. Kişisel malların ayrıntısı için Mal Rejiminde Kişisel Mallar (TMK 220), boşanmadaki süreler için Aile Hukukunda Süreler ve Zamanaşımı Tablosu yazılarımıza bakabilirsiniz. 7589 sayılı Kanun metni: Lexpera (Resmî Gazete metni).
Takılar Kime Ait?
Yargıtay’ın eski ve uzun süre uygulanan görüşüne göre düğünde takılan ziynetler, kim tarafından hangi eşe takılmış olursa olsun kadına bağışlanmış sayılıyordu. 2. ve 3. Hukuk Dairesi bu görüşü yıllarca sürdürdü. Hukuk Genel Kurulu 2020’de bu kuralı kadına özgü takılarla sınırladı. 2. Hukuk Dairesi de 2024’te genel bir sıralama getirerek eski görüşünden açıkça döndü.
1. Kadına özgü ziynet, kime takılmış olursa olsun kadına bağışlanmış sayılır; mahkemedeki ikrar çekişmeyi ortadan kaldırır
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu · T. 04.03.2020 · E. 2017/3-1040 · K. 2020/240 · Sonuç: Direnme kararının bozulması (oy birliği)
Olay. Boşanan bir kadın, düğünde takılan bilezik, küpe, yüzük ve küçük altınların erkek tarafından alındığını ve iade edilmediğini ileri sürerek aynen iadesini, olmazsa bedelini istedi. Erkek, altınların düğün borçları, tüp bebek tedavisi ve ev alımı için kullanıldığını savundu. Düğünde 12 bilezik takıldığını, bunlardan 5’inin kendisine takıldığını da beyan etti. İlk derece mahkemesi erkeğe takılan 5 bileziği talepten düştü; Daire bunu bozdu, mahkeme direndi.
Hukuk Genel Kurulu ne dedi? Hukuk Genel Kurulu, kadına özgü ziynet eşyasının, eşler arasında aksine bir anlaşma veya yerel âdet yoksa, kim tarafından hangi eşe takılmış olursa olsun kadın eşe bağışlanmış sayılacağını ve “artık onun kişisel malı niteliğini kazanacağını” belirtti. Ziynetin kadında bulunmadığını iddia eden taraf bunu ispatlamakla yükümlüdür. Erkeğin düğünde 12 bilezik takıldığını mahkeme önünde kabul etmesi ikrar niteliğindedir ve sayı konusundaki çekişmeyi ortadan kaldırır. Bu nedenle 12 bileziğin tamamı yönünden davanın kabulü gerekirdi. Kurul, uyuşmazlık yalnızca bileziklerle ilgili olduğu için Daire kararındaki “para” ifadesini de bozma kararından çıkardı.
Dayanak. TMK m.220; HMK m.188 (ikrar).
Sizin için anlamı. Bilezik, kolye, küpe ve set gibi kadına özgü takılar, damada takılmış olsa bile kural olarak kadına aittir. Kararı inceleyen yazılara göre çeyrek, yarım ve tam altın ile para gibi takılar bu kuralın kapsamında değildir; bunlar aşağıdaki 2024 ölçütüne göre değerlendirilir. Karşı tarafın dilekçesinde veya duruşmada takıların sayısını ya da aldığını kabul eden beyanlarını mutlaka not edin; bu beyanlar ikrar olarak sizi ispat yükünden kurtarabilir. Konunun özeti için Düğün Takıları (Ziynet) Kime Kalır? yazımıza bakın.
Kararın tam metni
T.C. YARGITAY Hukuk Genel Kurulu
ESAS NO : 2017/3-1040
KARAR NO : 2020/240
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L A M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Eskişehir 1. Aile Mahkemesi
TARİHİ : 22/10/2015
NUMARASI : 2015/692-2015/716
1. Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Eskişehir 1. Aile Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin kararın taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 3. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili 28.06.2013 tarihli dava dilekçesinde, tarafların boşandıklarını, düğünde takılan 18 adet bilezik, 1 adet küpe, 2 adet yüzük, 11 adet küçük altının davalı tarafından alındığını, davalının müvekkiline Sincan ilçesinde alınan ev için kullanıldığını beyan ettiğini, altınların davalıdan talep edilmesine rağmen verilmediğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile altınların aynen, mümkün olmadığı takdirde bedelleri olan 20.000TL’nin dava tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı vekili 11.11.2013 tarihli cevap dilekçesinde, düğünde 5 adeti müvekkiline ait olmak üzere toplam 12 adet bilezik takıldığını, ziynet eşyalarının düğün ve ev eşyasının alımına ilişkin borçlar, çocuk edinmek için yapılan tedavi masrafları ile ortak giderler için davacının onayı ile kullanıldığını, davacının beyanlarının gerçek durumu yansıtmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesi Kararı:
6. Eskişehir 1. Aile Mahkemesinin 11.03.2014 tarihli ve 2013/495 E., 2014/189 K. sayılı kararı ile; Sincan ilçesindeki evin, evlilikten 1-2 yıl sonra alındığı, tüp bebek tedavisinin ise evlilikten 7-8 yıl devam eden süreçte gerçekleştiği, arabanın ise son olaydan önce alındığı ileri sürüldüğünden, davacıya düğünde takılan ziynet eşyasının karşı beyanlarla da tespit edildiği üzere 7 adet bilezik ve 1 adet yüzük olduğu, bunun dışında talep edilen ziynet eşyalarının düğünde değil de düğün sonrası edinildiği veya düğünden önce kişisel eşya olarak var olduğu ileri sürülmediğinden 7 adet bilezik ve 1 adet küpenin düğün borçları ve ev eşyalarının alımında bozdurulduğu, bu konuda davacının rızasının geri alınmamak üzere kocaya bağış şeklinde verildiği hususunun ispatının davalıya düştüğü, ancak buna ilişkin dosya kapsamında bir delil bulunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile, 8.568,00TL değerinde 7 adet 22 ayar 18 gr bileziğin ve 129.00TL değerince 1 adet 14 ayar 3 gr yüzüğün aynen iadesine, mümkün olmadığı takdirde 8.697TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Eskişehir 1. AileMahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
8. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 12.05.2015 tarihli ve 2014/14238 E., 2015/8430 K.sayılı kararı ile;
Davalının tüm davacının diğer temyiz itirazlarının reddi ile, “… Ancak; Dava konusu uyuşmazlık, düğünde takılan ziynet eşyalarının davalı kocadan istirdatı talebine ilişkindir.
Kural olarak düğün sırasında takılan ziynet eşyaları, para kim tarafından takılırsa takılsın, aksine bir anlaşma bulunmadıkça kadına bağışlanmış sayılır ve artık onun kişisel malı niteliğini kazanır. Bu eşyaların iade edilmemek üzere kocaya verildiği, kadının isteği ve onayı ile bozdurulup müşterek ihtiyaçlar için harcandığı hususu davalı tarafça kanıtlandığı takdirde, koca bu eşyaları iadeden kurtulur.
Somut olayda, davalı koca, davacı kadının talep ettiği ziynetlerin, evliliğin devamı sırasında, düğün borçları ve çocuk edinmek için yapılan tedavi masrafları için harcandığını savunmuş, ancak davacı kadının bunları iade edilmemek üzere rıza ile verdiğini kanıtlayamamıştır.
Hâl böyle olunca mahkemenin de kabulünde olduğu üzere, davalı kocanın, müşterek ihtiyaçlar için harcanan ziynetlerin, rızayla ve iade şartı olmaksızın kendisine verildiğini ispatlayamadığı, bu nedenle dava konusu ziynetleri iadeyle mükellef olduğu hususu tartışmasızdır.
Ne var ki; HMK’nın 188. maddesi gereğince “Tarafların veya vekillerinin mahkeme önünde ikrar ettikleri vakıalar, çekişmeli olmaktan çıkar ve ispatı gerektirmez.”
Davalı taraf cevap dilekçelerinde, düğünde toplam 12 adet bilezik takıldığını beyan etmiştir. Bu durumda, düğünde davacı kadına 12 adet bilezik takıldığı hususu çekişmeli olmaktan çıkmıştır.
Öyle ise mahkemece, bu ilkeler gözetilip, davalının, davacı kadına takılan bileziklerin adedi konusundaki ikrarı da dikkate alınıp, toplam 12 adet bilezik üzerinden davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucu davalının düğün sırasında takıldığını kabul ettiği 5 adet bilezik dikkate alınmadan, sadece 7 bilezik üzerinden davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesiyle kararbozulmuştur.
Direnme Kararı:
9. Eskişehir 1. Aile Mahkemesinin 22.10.2015 tarihli ve 2015/692 E., 2015/716 K. sayılı kararı ile önceki gerekçeler yanında “…Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 28/12/2006 tarih 10209-18598 sayılı içtihadında belirtildiği üzere düğünde damada hediye olarak takılan 5 adet bileziğin kadına bağışlanıp bağışlanmadığı hususu davacı tarafından dile getirilmediği gibi bu yönde davalının bir beyanı mevcut olmadığı 12 adet bileziğin evlilik birliğinin devamı sırasında düğün borçları ve çocuk edinmek için yapılan tedavi masrafları için harcadığı beyanı göz önüne alınarak davalının 12 adet bilezik hususunda beyanı 5 adet davalıya hediye olarak takıldığından ve düğün sonrası davacı kadına bağışlanma hususu ortaya konulmadığı…” gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
11. Davalı vekilinin cevap dilekçesinde düğünde 5 adedi müvekkiline ait olmak üzere toplam 12 adet bilezik takıldığını beyan etmesi karşısında, bu beyanın mahkeme önünde ikrar sayılarak 12 adet bilezik üzerinden davanın kabulüne karar verilmesinin gerekip gerekmediği gerektiği noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
12. Uyuşmazlığın çözümü için konu ile ilgili yasal düzenleme ve kavramların kısaca açıklanmasında yarar vardır.
13. Ziynet; altın, gümüş gibi kıymetli madenlerden yapılmış olup; insanlar tarafından takılan süs eşyası olarak tanımlanmaktadır (Yılmaz, E.: Hukuk Sözlüğü, Ankara 2011, s. 1529). Ziynet eşyasını evlilik münasebetiyle gelin ve damada verilen hediyeler olarak tanımlamak mümkündür. Bu bağlamda, bilezik, altın kelepçe, kolye, gerdanlık, takı seti, bileklik, saat, küpe ve yüzük gibi takılar, ziynet eşyası olarak kabul edilmektedir (Sağıroğlu, M.Ş.: Ziynet Davaları, İstanbul 2013, s.3).
14. Kadına özgü ziynet eşyaları; eşler arasında aksine bir anlaşma veya bu konuda yerel bir âdet bulunmadıkça evlilik sırasında kim tarafından hangi eşe takılmış olursa olsun kadın eşe bağışlanmış sayılır ve artık onun kişisel malı niteliğini kazanır.
15. Hukuk Genel Kurulunun 05.05.2004 tarihli ve 2004/4-249 E. ve 2004/247 K. sayılı kararında da aynı ilke benimsenmiştir.
16. Bu noktada “kişisel mal” kavramının yasal olarak nasıl düzenlendiği üzerinde durulmalıdır:
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 220.maddesinde;
“Aşağıda sayılanlar, kanun gereğince kişisel maldır:
1. Eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya,
2. Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri,
3. Manevi tazminat alacakları,
4. Kişisel mallar yerine geçen değerler.”
kişisel mal olarak sayılmış olup,aynı Kanun’un 222/1. maddesinde;
“Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür” şeklindeki düzenleme ile de ispat yükünün kime ait olduğu hususu gösterilmiştir.
17. Dava konusu edilen bir hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların (olguların) var olup olmadıkları hakkında mahkemeye kanaat verilmesi işlemine ispat denir. İspatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümüne etkili olabilecek çekişmeli vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m.187/1). Herkesçe bilinen vakıalarla, ikrar edilmiş vakıalar çekişmeli sayılmaz (HMK m. 187/2).
18. Vakıa (olgu) ise, 03.03.2017 tarihli ve 2015/2 E. ve 2017/1 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında; kendisine hukuki sonuç bağlanmış olaylar şeklinde tanımlanmıştır. İspatı gereken olaylar, olumlu vakıalar olabileceği gibi olumsuz vakıalar da olabilir.
19. Diğer taraftan hâkim, taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan vakıaların gerçekleşip gerçekleşmediğini, kural olarak kendiliğinden araştıramaz. Bir olayın gerçekleşip gerçekleşmediğini taraflar ispat etmelidir. Bir davada ispat yükünün hangi tarafa ait olacağı hususu ise 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesinde;
“Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” şeklinde belirtildiği gibi, usul hukukun en önemli konularından biri olan ispat yükü kuralı, 6100 sayılı HMK’nın 190. maddesinde de;
“İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.” şeklinde hüküm altına alınmıştır.
20. Yukarıda bahsedilen düzenlemelerden hareket edildiğinde, ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer. Olağan olan kadına özgü ziynet eşyalarının kadın eşin himayesinde bulunmasıdır. Bunun aksini iddia eden kadın eş iddiasını ispatla mükelleftir. Ziynet eşyası davasında dava konusu altınların varlığı ve bu altınların kadın eşte olmadığı şüpheye yer vermeyecek şekilde ispatlanmalıdır.
21.Önemle vurgulamak gerekir ki kesin delil, yanları ve hâkimi bağlayan, bu tip delillerle kanıtlanan olayın hukuksal doğru olarak kabul edilmesi gereken delillerdir. Hâkimin kesin delilleri takdir yetkisi yoktur. Bu biçimde ispatlanan hususu doğru kabul etmek zorundadır.
22. Hukukumuzda kesin deliller sınırlı olup bunlar, ikrar (Mülga 1086 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HUMK) m. 236; HMK m.188), senet (HUMK m. 287; HMK m. 193), yemin (HUMK m. 337; HMK m. 228) ve kesin hükümdür (HUMK m. 237; HMK m. 303 ).
23. İkrar, bir tarafın, diğer tarafın ileri sürdüğü maddi olayın doğru olduğunu kabul etmesidir. HUMK’nın 236. maddesine göre, ikrar eden taraf aleyhine kesin delil teşkil eder. HMK’nın 188.maddesi de benzer düzenleme getirmiştir. Bu düzenlemenin 1. fıkrası;
“Tarafların veya vekillerinin mahkeme önünde ikrar ettikleri vakıalar, çekişmeli olmaktan çıkar ve ispatı gerektirmez”
Şeklindedir.
24. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, kadına özgü ziynet eşyası niteliğindeki bilezik eşler arasında aksine bir anlaşma veya bu konuda yerel bir âdet bulunmadıkça evlilik sırasında kim tarafından hangi eşe takılmış olursa olsun kadın eşe bağışlanmış sayılır ve artık onun kişisel malı niteliğini kazanır. Bu ilkeden hareketle, davalı erkeğin düğünde toplam 12 adet bilezik takıldığını beyan etmiş olması karşısında, bu beyanın 6100 sayılı HMK’nın 188. maddesi gereğince mahkeme önünde ikrar kabul edilmesi gerekir. Bu durumda, düğünde davacı kadına 12 adet bilezik takıldığı hususu çekişmeli olmaktan çıkacaktır. O hâlde mahkemece bu bilezikler yönünden de davanın kabulüne karar verilmesi gerekir.
25. Diğer yandan, Özel Daire bozma kararının 6. bendinin 1. satırında yer alan “para” kelimesinin dava konusu uyuşmazlık yalnızca bileziklere ilişkin olduğundan 6100 sayılı HMK’nın 24. maddesinde belirtilen tasarruf ilkesi gereğince bozma kararından çıkarılması gerekir.
26. Mahkemece açıklanan ilkeler çerçevesinde değerlendirme yapılarak, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
27. Nitekim Özel Daire de bozma kararında aynı hususa işaret etmiştir.
28. Bu durumda direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıdaki belirtilen bu ilâve gerekçe ve nedenlerle bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1. Özel Daire bozma kararının 6. bendinin 1. satırında yer alan “para” kelimesinin bozma kararından ÇIKARILMASINA (III – 25),
2. Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen ve yukarıda açıklanan ilave nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Aynı Kanun’un 440/III-1. maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 04.03.2020 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.
Metin, Hukuki Haber sitesinde yayımlanan karar metninden aynen aktarılmıştır; kaynaktaki yazım hataları korunmuş, kişisel veriler gizli bırakılmıştır.
Kaynak: Hukuki Haber; tek ikincil kaynak.
2. Yeni ölçüt: önce anlaşma, sonra yerel örf ve âdet; ikisi de yoksa takı kime takıldıysa onundur
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi · T. 04.04.2024 · E. 2023/5704 · K. 2024/2402
Yargıtay ne dedi? Kararı inceleyen makalelere göre Daire, düğünde takılan her şeyin kadına ait sayıldığı önceki içtihadından vazgeçti ve şu sıralamayı benimsedi: Taraflar arasında paylaşım konusunda bir anlaşma varsa paylaşım ona göre yapılır. Anlaşma yoksa, ileri sürülüp ispatlanan yerel örf ve âdet uygulanır. Bunların ikisi de yoksa, eşlere takılan veya verilen ve ekonomik değer taşıyan her şey kural olarak takıldığı ya da verildiği eşe aittir. Karşı cinse özgü bir şey o cinse verilmiş sayılır. Bir takının hangi cinse özgü olduğu tartışmalıysa bilirkişi incelemesi yapılır; bilirkişi takının her iki cinse de özgü olduğunu belirlerse takı, takıldığı eşe ait olur. Daire, bu değişikliğin gerekçesi olarak toplumsal değişimi ve eşlerin evliliğe ekonomik katkısını gösterdi.
Dayanak. TMK m.220, m.222; HMK m.266 (bilirkişi).
Sizin için anlamı. Bu karardan sonra davada ilk soru, takının kime takıldığıdır. Bu yüzden düğün videosu ve fotoğrafları en önemli delildir; bunları ve takı listesini mutlaka saklayın. Damada takılan çeyrek altınlar ve paralar kural olarak damadındır, gelinin üzerindeki bilezikler gelinin. Yerel bir örf ve âdete dayanacaksanız bunu dilekçenizde açıkça ileri sürün ve tanıkla ispatlayın. Kararın ayrıntılı değerlendirmesi için Ziynet (Altın) Kime Ait? Yargıtay’ın 2024 Kuralı yazımıza bakabilirsiniz.
Kararın tam metni
Bu kararın tam metnine ücretsiz erişilebilen bir kaynakta ulaşamadık. Künyedeki bilgilerle Yargıtay Karar Arama veya UYAP Emsal Karar sisteminden ulaşabilirsiniz.
Kaynak: Hukuki Haber (makale) ve Hukuki Haber (ikinci makale). Karar tam metnine ulaşamadık; bu aktarım bir makaleye dayanır.
İspat: Kimde Kaldı, Nereye Harcandı?
Ziynet davalarının büyük bölümü aidiyette değil, ispatta kazanılır ya da kaybedilir. Yargıtay iki adımlı bir ispat düzeni uygular. İlk adımda hayatın olağan akışı esas alınır: Ziynet kadının üzerinde ya da himayesindedir ve evden ayrılırken onu yanında götürdüğü kabul edilir. Bu yüzden ziynetin elinden alındığını ve iade edilmediğini kadın ispatlar; görgüye dayanan tanık beyanı, karşı tarafın kabulü ve yemin bu ispatın başlıca araçlarıdır. İkinci adımda, takıları aldığını kabul eden eş bunların geri istenmemek üzere verildiğini ispatlamak zorundadır. Takıların ev, araba, düğün borcu ya da tedavi için harcanmış olması tek başına iade yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Ekim 2026’da basına yansıyan ve künyesi açıklanmayan bir kararında da 2. Hukuk Dairesi, araç almak için bozdurulan bilezikler yönünden aynı ilkeyi uygulayarak bölge adliye mahkemesinin ret kararını bozdu.
3. Hayatın olağan akışına göre ziynet kadının himayesindedir; aksini kadın ispatlar, erkeğe ait olduğu iddiasını da erkek ispatlar
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu · T. 23.01.2020 · E. 2017/2065 · K. 2020/46 · Sonuç: Direnme kararının bozulması (ziynet yönünden oy birliği)
Olay. Boşanma davasıyla birlikte ziynet alacağı da istendi. Uyuşmazlıklardan biri, düğünde kadına hangi ziynetlerin takıldığı ve erkeğin bunları bozdurup bozdurmadığıydı. Düğünde erkeğe 45 çeyrek altın ve 4 bilezik takılmıştı. İlk derece mahkemesinin kararını Daire bozdu, mahkeme direndi.
Hukuk Genel Kurulu ne dedi? Hukuk Genel Kurulu, düğünde takılan ziynetlerin, aksine anlaşma veya yerel âdet yoksa kadın eşe bağışlanmış sayılacağını ve onun kişisel malı olacağını hatırlattı. Hayatın olağan akışına göre ziynetler kadının himayesindedir. Ziynetlerin varlığını ve kendisinde bulunmadığını iddia eden kadın bunu ispatlamalıdır. Ziynetlerin kadına ait olduğu karinesinin aksini ileri süren erkek de bunu ispatlamakla yükümlüdür. Erkek bu karineyi çürütemediği için, düğünde kendisine takılan 45 çeyrek altın ve 4 bilezik yönünden davanın kısmen kabulü gerekirdi. Kurul, kusur ve tazminat yönünden ise ayrı bir değerlendirme yaptı; bu kısım oy çokluğuyla karara bağlandı.
Dayanak. TMK m.6, m.220, m.222/1; HMK m.187, m.190.
Sizin için anlamı. Ziyneti evden çıkarken yanınızda götüremediyseniz bunu baştan belgeleyin: evden hangi koşullarda ayrıldığınızı bilen tanıklar, kolluk kaydı, mesajlar ve takıların kimde kaldığını gösteren her şey önemlidir. Karşı taraf takılar size takılmadı diyorsa, 2020 tarihli bu karar ile 2024 ölçütü birlikte değerlendirilmelidir: 2024’ten sonra her iki cinse uygun takılar kural olarak kime takıldıysa onundur. İspat sorunları için Ziynetlerin Kaçırıldığı İddiası: İspat Yükü Kimde? yazımıza bakın.
Kararın tam metni
T.C. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/2065 E., 2020/46 K.
MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebine dayalı boşanma ve ziynet eşyası” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Eskişehir 3. Aile Mahkemesince verilen boşanma davasının kabulüne ve ziynet eşyası davasının kısmen kabulüne dair karar taraf vekillerinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının müvekkiline fiziksel şiddet uyguladığını, evden kovduğunu, yaşadığı olaylar sebebiyle müvekkilinin psikolojik tedavi görmeye başladığını, müvekkilinin şikâyet hakkını kullanması sebebiyle üzerine yürüdüğünü, ancak müvekkilinin polisi arayacağını söylemesiyle evden ayrıldığını belirterek tarafların boşanmalarına, ortak çocukların velâyetinin müvekkiline verilmesini, aylık 300,00TL tedbir-yoksulluk nafakası, 200,00’er TL tedbir-iştirak nafakası, 30.000,00TL maddi ve 30.000,00TL manevi tazminat ile evliliğin başında müvekkilinin rızası dışında davalı tarafından alınarak ailesine verilen ziynet eşyaları ve düğün borçları sebebiyle davalı tarafından bozdurulan beş adet bileziğin aynen iadesini, olmadığı takdirde fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla dava tarihinden itibaren yasal faizi ile 37.000,00TL bedeline hükmedilmesini dava ve talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının iddialarının doğru olmadığını, affedilen olayların boşanma davasına konu edilemeyeceğini, bir ay evden uzaklaştırıldıktan sonra barıştıklarını ve yaklaşık on gün kadar yine beraber yaşadıklarını, ancak davacının ailesinin baskısı ve hakaretlerinden dolayı tekrar ayrıldıklarını, davacının kendi ailesinin baskısı ve evliliğe müdahalesinden dolayı yıllardır psikolojik tedavi gördüğü, düğünde davacıya dava dilekçesinde belirtildiği kadar ziynet eşyasının takılmadığını, davacıya takılan ziynet eşyalarının davacıya, müvekkiline takılanların ise davalıya ait olduğunu, müvekkilinin davacıya takılan ziynet eşyalarıyla bir tasarrufta bulunmadığını, akıbetini bilmediğini ve müvekkiline takılan ziynet eşyalarının da davacıya bağışlanmadığını, mülkiyeti müvekkiline ait olan ziynet eşyalarının bir kısmının düğün borçlarının ödenmesi için kullanıldığını belirterek davaların reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesi Kararı:
6. Eskişehir 3. Aile Mahkemesinin 25.02.2014 tarihli ve 2013/337 E., 2014/151 K. sayılı kararı ile; davalının 17.01.2013 tarihinde eşine fiziksel şiddet uyguladığı, bir ay kadar ayrı yaşadıktan sonra barıştıkları, son olayda tartıştıkları, davacının polise haber vereceğini bildirmesi üzerine davalının evi terk ettiği, davacının 17.01.2013 tarihinden yaklaşık bir hafta kadar önce de fiziksel şiddete maruz kaldığı, davacının şiddete maruz kalması nedeniyle tarafların boşanmalarına, müşterek çocukların velâyetlerinin davacı anneye tevdiine, davacı lehine aylık 175,00TL tedbir-yoksulluk nafakasına, ortak çocuklar yararına 175’er TL tedbir-iştirak nafakasına, evlilik süresi, kusurun ağırlığı, tarafların ekonomik ve sosyal durumları da göz önünde tutularak davacı yararına 10.000,00TL maddi tazminat, 5.000,00TL manevi tazminat takdirine, davacıya düğünde on iki adet bilezik, set, yüzük ve yirmi adet küçük altının takıldığı, davacıya ait altın ve bileziklerin düğünden hemen sonra davalı tarafından alındığı ve bozdurulduğu, set takımı ve yüzüklerin ise satılmadığı, müşterek evde bulunduğu, bu sebeplerle ziynet eşyası davasının kısmen kabulü ile 10’ar gram ağırlığında 809,00’ar TL değerinde 22’şer ayar 8 adet bilezik, 14’er gram ağırlığında 1.132,66TL değerinde 22’şer ayar 4 adet bilezik ve 137,00’şer TL değerinde 20 adet çeyrek altının aynen, olmadığı takdirde bedellerinin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile davalıdan alınıp davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 19.11.2014 tarihli ve 2014/12527 E., 2014/23236 K. sayılı kararı ile;
“… Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm, davalı tarafından; kusur belirlemesi, tazminatlar ve ziynet alacağı yönünden, davacı tarafından ise; tazminatlar, nafakalar ve ziynet davasının reddedilen kısmı yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
1- Mahkemece, evlilik birliğinin temelinden sarsılması ve boşanmaya neden olan olaylarda davalının eşine fiziksel şiddet uyguladığı kusur olarak yüklenmiş ise de; toplanan delillerden, davalının, davacı eşine 17.01.2013 tarihinde fiziksel şiddete başvurması olayından sonra davacı tanıklarının beyanlarından anlaşılacağı üzere davacının, davalı eşi hakkında verilen uzaklaştırma kararı sona ermeden eşini telefonla arayarak eve çağırıp eşiyle barıştığı, böylece davacının kocasını affettiği en azından bu olayı hoşgörüyle karşılamış sayılması gerektiği, bu eylemin kocaya kusur olarak yüklenemeyeceği anlaşılmaktadır. Bir araya gelmelerinden sonra da taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân bırakmayacak nitelikte bir geçimsizliği kabule elverişli ciddi sebep ve deliller tespit edilememiş, Türk Medeni Kanunu’nun 166/1’nci maddesinde yer alan çekilmezlik ve temelden sarsılma unsuru davada gerçekleşmemiştir. Durum böyleyken mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yetersiz gerekçeyle boşanma kararı verilmesi doğru değilse de; boşanma hükmü temyiz edilmediğinden bu husus bozma nedeni yapılmamış; yanlışlık eleştirilmekle yetinilmiştir.
2- Yukarıda 1. bentte açıklandığı gibi, tarafların boşanmayı sağlayan kusurlu davranışları bulunmamaktadır. Yoksulluk nafakasına hükmedilebilmek için nafaka yükümlüsünün kusuru aranmayacağından ve davacının boşanma sonucu yoksulluğa düşeceği (TMK m.175/1) anlaşıldığından; tarafların aşağıdaki bentler kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.
3- Yukarıda 1. bentte açıklandığı gibi, tarafların boşanmayı gerektiren kusurları bulunmamaktadır Boşanma sonucu maddi ve manevi tazminata hükmedilebilmesi için, tazminat yükümlüsünün kusurunun varlığı koşuldur (TMK m.174/1-2). Durum böyleyken davalının ağır kusurlu olduğunun kabulü ve bu hatalı kusur belirlemesine göre davacı lehine maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi isabetsiz olmuş, bozmayı gerektirmiştir.
4- Davacı, cins ve adetlerini bildirdiği ziynet eşyalarının aynen, aynen iadesi mümkün olmadığı takdirde bedellerine karşılık fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydı ile 37.000TL’nin iadesini talep etmiştir. Davalı ise verdiği cevap dilekçesinde düğünde kendi üzerine takılan ziynetleri düğün borçlarını kapatmak için kullandığını, diğer ziynetler yönünden bir tasarrufunun olmadığını, ziynetlerin nerede olduğunu bilmediğini beyan etmiştir. Somut olayda davacı dava konusu ziynet eşyasının varlığını, evi terk ederken bunların zorla elinden alındığını ve götürülmesine engel olunduğunu, evde kaldığını ispat yükü altındadır. Olayda davacı, dava konusu ziynet eşyasının, götürülmesine engel olunduğunu ve zorla elinden alındığını, daha önceden götürme fırsatı elde edemediğini ispat edememiştir. Bununla birlikte yargılama sırasında bilirkişi tarafından yapılan incelemede davalı üzerinde 45 adet çeyrek altın, 22 ayar 10 gram 4 adet bilezik takıldığının tespit edildiği bildirilmiştir. Düğünde takılan ziynet eşyası ve takı paraları eşler arasında aksine bir anlaşma veya bu konuda yerel bir adet bulunmadıkça hangi eşe takılırsa takılsın eşlerden kadına ait sayılır. Bu fiili karinenin aksini iddia eden bunu kanıtlamalıdır. Davalının bu karinenin aksini ispat edemediği, davacının da yemin deliline dayanmadığının anlaşılmasına göre, davalının beyanı ve bilirkişi raporu doğrultusunda düğün sırasında davalıya takıldığı anlaşılan 45 adet çeyrek altın, 22 ayar 10 gram ağırlığında 4 adet bilezik yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 3. ve 4. bentlerde gösterilen sebeplerle kusur belirlemesi ve buna bağlı olarak davacı yararına hükmedilen maddi ve tazminata ilişkin bölümleri ile ziynet davası yönlerinden BOZULMASINA, hükmün temyize konu bozma kapsamı dışında kalan bölümlerinin ise yukarıda 2. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA…’’ gerekçesiyle karar kısmen bozulmuştur.
Direnme Kararı:
8. Eskişehir 3. Aile Mahkemesinin 31.03.2015 tarihli ve 2015/128 E., 2015/246 K. sayılı kararı ile; 17.01.2013 tarihinde davalının davacıya fiziksel şiddet uyguladığı ve tarafların bir ay kadar ayrı yaşadıktan sonra barıştığı konusunda ihtilaf bulunmadığı, tanıkların ayrılmaya esas olan son olay konusunda doğrudan bilgi sahibi olmadıkları, ancak tanık beyanlarıyla davacının polis çağırması üzerine davalının evden ayrıldığının sabit olduğu, davacının davalıdan kaynaklı hiçbir olay yaşanmadan polis çağırması hayatın olağan akışına aykırı olduğundan davacının son olayda aralarında tartışma çıktığı ve eşinin üzerine yürüdüğüne ilişkin beyanına itibar edilmesi gerektiği, davalı tanıklarının da duyuma dayalı olarak bu yönde beyanda bulundukları, davacının evlilik birliği içerisinde sürekli fiziksel şiddete maruz kaldığı tanık beyanlarıyla sabit olduğuna göre son olayda da davalının fiziksel şiddet uygulamak için eşinin üzerine yürüdüğü, boşanmaya neden olan olaylarda davalının daha ağır kusurlu olduğu; ziynet eşyası davası yönünden ise, davacının iddiası ve tanık beyanları dikkate alındığında davacıya düğünde takılan ve kabule konu olan ziynet eşyalarının davalıya teslim edildiği sabit olup, davacının mahkemedeki beyanı ile davacı tanıklarının ifadeleri dikkate alınarak davacıya düğünde 10’ar gram ağırlığında 8 adet bilezik, 14’er gram ağırlığında 4 adet 22 ayar bilezik, 20 adet çeyrek altın, set takımı ve yüzük takıldığı anlaşıldığından bilirkişi raporuyla bağlı kalınmadan davanın kısmen kabulüne dair verilen kararda da ısrar edildiği, Özel Dairenin “düğünde takılan ziynet eşyası ve takı paraları eşler arasında aksine bir anlaşma veya bu konuda yerel bir adet bulunmadıkça hangi eşe takılırsa takılsın eşlerden kadına ait sayılır” yönündeki görüşünde de düğüne katılan davetlilerin kime bağışta bulunmak istiyorlarsa takılarını o kişinin üzerine taktıkları ya da o kişi adına ayrılan sandığa attıkları dikkate alındığında isabet bulunmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
9. Direnme kararı yasal süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
10. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda, davalının kusurunun bulunup bulunmadığı, burada varılacak sonuca göre davacı lehine Türk Medeni Kanunu’nun 174/1-2 maddesinde yer alan maddi ve manevi tazminat koşullarının oluşup oluşmadığı ve
Davacıya düğünde hangi ziynet eşyalarının takıldığı, burada varılacak sonuca göre bu ziynet eşyalarının davalı tarafından davacıdan alınarak bozdurulup bozdurulmadığı noktalarında toplanmaktadır.
III. ÖN SORUN
11. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında öncelikle; kusur belirlemesi ve kusur belirlemesine bağlı olarak tazminatlar yönünden verilen kararın yeni bir gerekçeye dayalı yeni hüküm niteliğinde olup olmadığı, burada varılacak sonuca göre temyiz incelemesinin Hukuk Genel Kurulunca mı, yoksa Özel Dairece mi yapılması gerektiği hususu ön sorun olarak tartışılmış olup, ikinci görüşmede oy çokluğuyla ön sorunun bulunmadığı sonucuna varılarak işin esasının incelenmesine geçilmiştir.
IV. GEREKÇE
A) Davalının kusurunun bulunup bulunmadığı, burada varılacak sonuca göre davacı lehine Türk Medeni Kanunu’nun 174/1-2 maddesinde yer alan maddi ve manevi tazminat koşullarının oluşup oluşmadığı uyuşmazlığına ilişkin değerlendirmede;
12. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili kanun maddelerinin incelenmesinde yarar görülmektedir.
13. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) “Evlilik birliğinin sarsılması” başlıklı 166/I-II. maddesi;
“Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.
Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir” hükmünü içermektedir.
14. Anılan maddenin birinci fıkrası gereğince evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanmaya karar verilebilmesi için başlıca iki şartın gerçekleşmiş olması gerekmektedir. İlki, evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olması, diğeri ise ortak hayatın çekilmez hâle gelmiş bulunmasıdır. Genel boşanma sebeplerini düzenleyen ve yukarıya alınan madde hükmü somutlaştırılmamış veya ayrıntıları ile belirtilmemiş birçok konuda evlilik birliğinin sarsılıp sarsılmadığı noktasında hâkime takdir hakkı tanımıştır. Dolayısıyla olayın özellikleri, oluş biçimi, eşlerin kültürel ve sosyal durumları, eğitim durumları, mali durumları, eşlerin birbirleri ve çocukları ile olan ilişkileri, yaşadıkları çevrenin özellikleri, toplumun değer yargıları gibi hususlar dikkate alınarak evlilik birliğinin sarsılıp sarsılmadığı tespit edilecektir.
15. Öte yandan, söz konusu hüküm uyarınca evlilik birliği, eşler arasında ortak hayatı çekilmez duruma sokacak derecede temelinden sarsılmış olduğu takdirde, eşlerden her biri kural olarak boşanma davası açabilir ise de, Yargıtay bu hükmü tam kusurlu eşin dava açamayacağı şeklinde yorumlamaktadır. Çünkü tam kusurlu eşin boşanma davası açması tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonra da mademki birlik artık sarsılmış diyerek boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir. Böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer (TMK m.2).
16. Bu durumda anılan madde hükmüne göre boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz ya da az kusurlu olunması gerekmeyip daha fazla kusurlu bulunan tarafın dahi dava hakkı bulunmakla beraber, boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır. Az kusurlu eş boşanmaya karşı çıkarsa bu hâlin tespiti dahi tek başına boşanma kararı verilebilmesi için yeterli olamaz. Az kusurlu eşin karşı çıkması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olmalı, eş ve çocuklar için korunmaya değer bir yararın kalmadığı anlaşılmalıdır (TMK m. 166/2).
17. Yukarıda da belirtildiği üzere, TMK’nin 166. maddesinin birinci fıkrası uyarınca taraflar arasında geçen her olay boşanma kararı verilmesi için yeterli olmayıp, bu olayların evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebebiyet vermesi ve de çekilmez hâle getirmesi gerekmektedir. Dolayısıyla bazı olayların boşanma davasının konusunu oluşturmadığı durumlar söz konusu olabilmektedir.
18. Buradan hareketle değinilmelidir ki, boşanma davasında af niteliğinde sayılan davranışlar boşanma davasının reddine gerekçe oluşturur. “Af” sözlük anlamı ile bir suçu, bir kusuru veya bir hatayı bağışlama olarak tanımlanmış olup, ceza hukukunda yer verildiği gibi özel hukuk bakımından da kanunlarımızda düzenleme yeri bulan, esasen bir haktan vazgeçmeyi içeren bir his açıklaması veya bir davranış şeklidir (YHGK, 14.03.2019 tarih, 2017/2-2067 E. ve 2019/296 K.).
19. Kural olarak boşanma davalarında da eşlerin boşanma davasına konu ettiği olaylar sonrası barışmaları, barıştıklarını beyan ederek birbirilerine karşı yürüttükleri hukuki süreçleri sonlandırmaları veya gerçekleştiği iddia edilen olaylara rağmen evlilik birliğini makul bir süre sürdürmeye devam etmeleri hâllerinde “af” niteliğindeki davranışlardan söz edilir.
20. Diğer yandan, boşanma, bozucu yenilik doğuran bir karar niteliğinde olup, boşanma kararının kesinleşmesiyle evlilik birliği sona erer. Boşanmanın eşler bakımından kişisel ve mali olmak üzere bir takım sonuçlarının bulunduğu kuşkusuzdur. Maddi ve manevi tazminat talepleri de boşanmanın eşlerle ilgili mali sonuçlarındandır.
21. Bu noktada, maddi ve manevi tazminat kavramlarının açıklanmasında da yarar görülmektedir.
22. Maddi tazminat, mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu tarafın, kusurlu taraftan talep ettiği tazminattır (TMK m.174/1).
23. Maddi tazminatın ön koşulu, talep edenin boşanma yüzünden mevcut veya beklenen menfaatlerinin zedelenmesi, boşanma ve maddi zarar arasında nedensellik bağının bulunmasıdır. Başka bir sebepten kaynaklı kayıplar maddi tazminat kapsamında yer alamaz.
24. Mevcut menfaatlerin belirlenmesinde evliliğin taraflara sağladığı yararlar göz önünde bulundurularak tarafın maddi tazminat talebi değerlendirilir. Evliliğin boşanma ile sona ermesi hâlinde taraflar birliğin sağladığı menfaatlerden ileriye dönük olarak faydalanamayacaklardır. Beklenen menfaatler ise; evlilik birliği sona ermeseydi kazanılacak olan olası çıkarları ifade eder.
25. Yine tazminat talep eden tarafın kusursuz veya daha az kusurlu olması gerekmektedir. Diğer maddi koşulu ise tazminat istenenin kusurlu olmasıdır.
26. Manevi zarar ise, insan ruhunda kişinin iradesi dışında meydana gelen acı, ızdırap ve elem olarak ifade edilmektedir. Bozulan manevi dengenin yerine gelmesi için kanunun öngördüğü bir telafi şeklidir. 22.06.1966 tarih, 1966/7 E. ve 7. K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da belirtildiği üzere manevi tazminat bir yönüyle de insanlardaki kırgınlık ve kızgınlığı, hatta intikam duygusunu tatmin etme aracıdır. Amacı, olaydan duyulan acı, ızdırap, elem ve kızgınlığı kısmen olsun dindirmek, olayı unutturarak tekrar normal hayata dönüşü sağlamaktır.
27. Kişilik hakları ise; kişinin şahsi özelliklerini barındıran ve onu diğer insanlardan ayıran, bedensel ve ruhsal, şeref ve haysiyet, görüntü ve isim üzerindeki haklar gibi geniş kapsamlı hakları ifade eder.
28. Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; tarafların 31.07.2003 tarihinde evlendikleri, davanın 13.05.2013 tarihinde açıldığı, dava dilekçesinde davalının davacıya fiziksel şiddet uyguladığı, evden kovduğu, davacının şikâyet hakkını kullanması sebebiyle üzerine yürüdüğü, ancak davacının polisi arayacağını söylemesiyle evden ayrıldığının belirtildiği, davalının ise; iddiaların doğru olmadığı, affedilen olayların boşanma davasına konu edilemeyeceği, bir ay evden uzaklaştırıldıktan sonra barıştıkları ve yaklaşık on gün kadar yine beraber yaşadıkları savunmasında bulunduğu görülmüştür.
29. Toplanan delillerin değerlendirilmesinde; davacının 09.01.2014 tarihli duruşmada “…evden ayrılırken çocuklarla birlikte babamın evine gidiyorum, kendini iyi hissettiğinde gelirsin diye not bıraktım, bu şekilde evden ayrıldım, ben normal evden ayrılır gibi evden çıktım, hiçbir şey yanıma almadım, ben evden ayrılmak niyetinde değildim…” beyanında bulunduğu, davalının davacıya 17.01.2013 tarihinde uyguladığı fiziksel şiddet vakıasından sonra davacının, tanık ifadelerinde de yer aldığı üzere davalı hakkında verilen uzaklaştırma kararı sona ermeden eşini telefonla arayarak eve çağırdığı, tarafların bu şekilde barışarak birlikte yaşamaya başladıkları anlaşılmaktadır. Affedilen olaylar tarafların kusurlarının belirlenmesinde dikkate alınamayacağından, affedilen olaylar gerekçe yapılarak taraflar lehine maddi ve manevi tazminata da hükmedilemeyecektir. Taraflar bir araya geldikten sonra da aralarında geçimsizliği kabule elverişli ve taraflara kusur olarak yüklenecek bir olayın yaşanmadığı dosya kapsamı ile aşikâr olup duyuma dayalı tanık beyanlarına dayanarak kusur irdelemesi yapılarak, bir tarafın beyanına üstünlük tanıyarak taraflara kusur yüklemek de usul ve yasaya aykırılık teşkil edecektir.
30. İzah edilen sebeplerle; boşanmaya sebep olan olaylarda davalının kusurlu kabul edilmesi ve dosya kapsamına uygun düşmeyen bu kusur belirlemesine bağlı olarak davacı lehine maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi bozmayı gerektirmiştir.
31. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; taraflar barıştıktan sonra davacının davalı tarafından fiziksel ve psikolojik şiddete maruz bırakıldığı, dava dilekçesinde de bu vakıaların belirtildiği, davalının son eyleminin tehdit içerdiği gibi davacının üzerine yürünmesi şeklindeki fiziksel şiddete teşebbüs vakıasının da polisin çağrılması ile sonlandığı, davacının evlilik birliğini koruma amaçlı olarak daha önce yaşanan şiddeti affettiği, ancak fiziksel şiddet devam edince boşanma davasını açarak iradesini ortaya koyduğu ve affetme olgusunu ortadan kaldırdığı, 09.01.2014 tarihli beyanının da kayıtsız şartsız af niteliğinde olmadığı, bu nedenlerle direnme kararının onanması ve tazminatların miktarları yönünden inceleme yapılmak üzere dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerektiği ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
32. O hâlde Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırı olup direnme kararı bozulmalıdır.
B) Davacı kadına düğünde hangi ziynet eşyalarının takıldığı, burada varılacak sonuca göre bu ziynet eşyalarının davalı erkek tarafından davacı kadından alınarak bozdurulup bozdurulmadığı uyuşmazlığına ilişkin değerlendirmede;
33. Ziynet eşyaları; eşler arasında aksine bir anlaşma veya bu konuda yerel bir adet bulunmadıkça evlilik sırasında kim tarafından hangi eşe takılmış olursa olsun kadın eşe bağışlanmış sayılır ve artık onun kişisel malı niteliğini kazanır.
34. Hukuk Genel Kurulunun 05.05.2004 tarih, 2004/4-249 E. ve 2004/247 K. sayılı kararında da aynı ilke benimsenmiştir.
35. Bu durumda “kişisel mal” kavramının yasal olarak nasıl düzenlendiği üzerinde durulmalıdır:
Türk Medeni Kanunu’nun 220. maddesi gereğince; “Aşağıda sayılanlar, kanun gereğince kişisel maldır:
1. Eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya,
2. Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri,
3. Manevi tazminat alacakları,
4. Kişisel mallar yerine geçen değerler.” kişisel mal olarak sayılmış olup aynı Kanun’un 222/1. maddesi; “Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür” hükmü ile de ispat yükünün kime ait olduğu hususu düzenlenmiştir.
36. Dava konusu edilen bir hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların (olguların) var olup olmadıkları hakkında mahkemeye kanaat verilmesi işlemine ispat denir. İspatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümüne etkili olabilecek çekişmeli vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir (HMK m.187/1). Herkesçe bilinen vakıalarla, ikrar edilmiş vakıalar çekişmeli sayılmaz (HMK m. 187/2).
37. Vakıa (olgu) ise, 03.03.2017 tarih, 2015/2 E. ve 2017/1 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında; kendisine hukuki sonuç bağlanmış olaylar şeklinde tanımlanmıştır. İspatı gereken olaylar, olumlu vakıalar olabileceği gibi olumsuz vakıalar da olabilir.
38. Diğer taraftan hâkim, taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan vakıaların gerçekleşip gerçekleşmediğini, kural olarak kendiliğinden araştıramaz. Bir olayın gerçekleşip gerçekleşmediğini taraflar ispat etmelidir. Bir davada ispat yükünün hangi tarafa ait olacağı hususu ise 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesinde, “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” şeklinde düzenlendiği gibi usul hukukunun en önemli konularından biri olan ispat yükü kuralı, HMK’nin 190. maddesinde de, “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.” şeklinde hüküm altına alınmıştır.
39. Yukarıda bahsedilen düzenlemelerden hareket edildiğinde, ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer. Olağan olan ziynet eşyalarının kadın eşin himayesinde bulunmasıdır. Bunun aksini iddia eden kadın eş iddiasını ispatla mükelleftir. Ziynet eşyası davasında dava konusu altınların varlığı ve bu altınların kadın eşte olmadığı şüpheye yer vermeyecek şekilde ispatlanmalıdır.
40. Ziynet eşyalarının aynen, olmadığı takdirde fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla dava tarihinden itibaren yasal faizi ile 37.000,00TL bedeline hükmedilmesinin dava ve talep edildiği somut olayda davacı, dava konusu ziynet eşyasının varlığını, ziynetlerin evliliğin başında rızası dışında davalı tarafından alınarak ailesine verildiğini ve bir kısmının da düğün borçları sebebiyle davalı tarafından bozdurulduğu yönündeki vakıalarını ispatlayamamıştır. Ne var ki davalı cevap dilekçesinde düğünde kendi üzerine takılan ziynetleri düğün borçlarını ödemek için kullandığını ikrar etmiş, 18.11.2013 tarihli bilirkişi raporunda da davalının üzerinde 45 adet çeyrek altın, 22 ayar 10’ar gram 4 adet bilezik bulunduğu tespit edilmiştir. Ziynet eşyaları, eşler arasında aksine bir anlaşma veya bu konuda yerel bir adet bulunmadıkça evlilik sırasında kim tarafından hangi eşe takılmış olursa olsun kadın eşe ait sayılır. Davalı bu fiili karinenin aksini ispat edememiştir. Davalının beyanı ve bilirkişi raporu doğrultusunda düğünde davalıya takıldığı anlaşılan 45 adet çeyrek altın ve 22 ayar 10’ar gram ağırlığında 4 adet bilezik yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmesi gerekmektedir.
41. Hâl böyle olunca, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına, bozma ilamında gösterilen ve yukarıda açıklanan ilave nedenle uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
V. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının;
1) Kusur belirlemesi ve tazminatlar yönünden Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı (IV- A),
2) Ziynet eşyası yönünden ise, Özel Daire bozma kararında gösterilen ve yukarıda açıklanan ilave nedenle (IV-B), 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Kusur belirlemesi ve tazminatlara ilişkin verilen karar yönünden aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,
Ziynet eşyasına ilişkin verilen karar yönünden ise aynı Kanun’un 440-III/1. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere,
23.01.2020 tarihinde kusur belirlemesi ve tazminatlar yönünden oy çokluğu ile ziynet eşyası yönünden oy birliği ile karar verildi.
Metin, Hukuki Haber sitesinde yayımlanan karar metninden aynen aktarılmıştır; kaynaktaki yazım hataları korunmuş, kişisel veriler gizli bırakılmıştır. Kararın karşı oy yazısı alınmamıştır.
Kaynak: Hukuki Haber; tek ikincil kaynak.
4. Takıları rızayla bozdurulup eve harcandığını erkek ispatlayamazsa iade eder
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi · T. 17.10.2018 · E. 2016/24729 · K. 2018/11400 · Sonuç: Ziynet yönünden bozma (oy birliği)
Olay. Aile mahkemesi, boşanma davasıyla birlikte görülen ziynet alacağı davasını, kadının altınlarını evlilik sırasında kendi rızasıyla bozdurup ev yapımında kullandığı gerekçesiyle reddetti. Kadın bu kısmı temyiz etti.
Yargıtay ne dedi? Daire, evlilik sırasında takılan ziynet eşyalarının kadına bağışlanmış sayılacağını ve kadının kişisel malı olacağını belirtti. Erkek, ziynetlerin kadının isteği ve onayıyla bozdurulup harcandığını ispat ederse iade yükümlülüğünden kurtulur. Somut olayda erkek bunu ispat edemediği için ziynet alacağı davasının kabulü gerekirdi. Daire, kararı ziynet alacağının yanı sıra nafaka ve tazminat miktarları yönünden de bozdu.
Dayanak. TMK m.6, m.220; HMK m.190.
Sizin için anlamı. Takılarınızın ortak bir amaç için, örneğin ev ya da araba almak için bozdurulmuş olması iade hakkınızı tek başına ortadan kaldırmaz. Belirleyici olan, takıları geri istememek üzere verip vermediğinizdir; bunu ispat yükü, takıları alan taraftadır. Ancak bozdurmayı kabul ederseniz, karşı taraf geri istenmemek üzere verdiğinizi tanık veya yazışmayla ispatlamaya çalışacaktır; ifadelerinizi buna göre hazırlayın. Ayrıntı için Bozdurulup Eve Harcandı Savunması yazımıza bakın.
Kararın tam metni
T.C. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2016/24729 E., 2018/11400 K.
MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Boşanma-Ziynet Alacağı
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı kadın tarafından; kusur belirlemesi, nafaka ve tazminatların miktarı ile reddedilen ziynet alacağı davası yönünden, davalı erkek tarafından ise boşanma hükmünün tamamına yönelik olarak temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davalı erkeğin tüm, davacı kadının ise aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.
2-Tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumlarına, nafakanın niteliğine, günün ekonomik koşullarına göre davacı kadın yararına hükmolunan yoksulluk nafakası azdır. Mahkemece Türk Medeni Kanunu’nun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi de dikkate alınarak daha uygun miktarda nafakaya hükmedilmesi gerekir. Bu yön gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
3-Mahkemece davacı kadın ev yapımı sırasında rızası ile altınları bozdurup davalıya verdiği gerekçesi ile davacı kadının ziynet alacağı davasının reddine karar verilmiş ise de; evlilik sırasında kadına takılan ziynet eşyaları kim tarafından alınmış olursa olsun ona bağışlanmış sayılır ve artık onun kişisel malı niteliğini kazanır. Bu durumda ziynet eşyalarının iade edilmemek üzere erkeğe verildiğinin, kadının isteği ve onayı ile bozdurulup harcandığının kanıtlanması halinde erkek almış olduğu ziynet eşyalarını iadeden kurtulur. Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri , hakkın dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür. Yapılan yargılama ve toplanan delillerden mahkemenin de kabulünde olduğu üzere dava konusu ziynetlerin davalı tarafından arsa alımı ve bu arsa üzerine ev yapımı aşamasında bozdurulduğu sabittir. Buna karşın davalı erkek, ziynetlerin davacı kadının isteği ile ve geri verilmemek üzere verildiğini ispat edememiştir. Gerçekleşen bu durum karşısında dava konusu ziynetler yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde reddine karar verilmesi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. ve 3. bentlerde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerin yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının davalıya yükletilmesine ve temyiz başvuru harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatıran davacıya geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 17.10.2018(Çrş.)
Metin, Hukuki Haber sitesinde yayımlanan karar metninden aynen aktarılmıştır; kaynaktaki yazım hataları korunmuş, kişisel veriler gizli bırakılmıştır.
Kaynak: Hukuki Haber; tek ikincil kaynak.
5. Geri verilmemek üzere alındığını ispat yükü davalıdadır; takılar tedaviye harcanmış olsa bile iade gerekir
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi · T. 02.04.2019 · E. 2019/597 · K. 2019/2876 — ve Yargıtay 2. Hukuk Dairesi · T. 19.11.2018 · E. 2017/1769 · K. 2018/13037
Yargıtay ne dedi? Kararları inceleyen makaleye göre ilk dosyada kadına ait altınlar koca tarafından bozdurulup kullanılmıştı. Daire, altınların “geri verilmemek üzere alındığını ispat yükü”nün davalıda olduğunu belirtti. Davalı bunu ispatlayamadığı için davanın kabulü gerekiyordu. İkinci dosyada erkek, takıları aldığını ve tüp bebek tedavisi için kullandığını kabul etmişti. Daire, takıların iade edilmemek üzere verildiği kanıtlanmadığı için erkeğin bunları iade etmesi gerektiğine karar verdi.
Dayanak. TMK m.6; HMK m.190.
Sizin için anlamı. Karşı taraf takıları aldığını ama ortak bir ihtiyaç için kullandığını söylüyorsa, artık ispat yükü ondadır. Bu durumda sizin göstermeniz gereken şey takıların ona verildiğidir; geri istememek üzere verdiğinizi ise o ispatlamak zorundadır. Karşı tarafın bu yöndeki kabullerini tutanağa geçirtin.
Kararın tam metni
Bu kararın tam metnine ücretsiz erişilebilen bir kaynakta ulaşamadık. Künyedeki bilgilerle Yargıtay Karar Arama veya UYAP Emsal Karar sisteminden ulaşabilirsiniz.
Kaynak: Hukuki Haber (makale). Karar tam metnine ulaşamadık; bu aktarım bir makaleye dayanır.
Usul: Islah, Harç, Hüküm ve İcra
Ziynet talebi, boşanma davasıyla birlikte ileri sürülse bile boşanmanın eki değil, ayrı bir alacak talebidir. Bu bağımsızlığın dört önemli sonucu vardır: Talep dava dilekçesinde yer almalıdır; ayrıca nispi harç ödenir; hüküm fıkrasında her takı ayrı ayrı gösterilir; ziynete ilişkin hüküm, boşanma kesinleşmeden icraya konulabilir.
6. Dava dilekçesinde yer almayan bir talep, kısmen ıslah yoluyla davaya eklenemez
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu · T. 08.05.2026 · E. 2021/8 · K. 2026/1 · Resmî Gazete 30.06.2026, sayı 33296 · Sonuç: İçtihatların birleştirilmesi (oy çokluğu)
Olay. Yargıtay daireleri arasında, dava dilekçesinde hiç yer almayan bir talebin sonradan ıslah yoluyla davaya eklenip eklenemeyeceği konusunda görüş ayrılığı vardı. 2. Hukuk Dairesi de eklenebileceğini kabul eden daireler arasındaydı; Hukuk Genel Kurulu ve bir kısım daireler ise karşı görüşteydi. Kararda örnek olarak işçilik alacakları anılmıştır; uyuşmazlık ziynete özgü değildir.
Büyük Genel Kurul ne dedi? Büyük Genel Kurul, dava dilekçesinde yer almayan yeni bir talebin kısmen ıslah yoluyla davaya dâhil edilemeyeceğine karar verdi. Gerekçeye göre ıslah, daha önce yapılmış bir usul işleminin düzeltilmesidir; hiç talep edilmemiş bir kalem için düzeltilecek bir işlem yoktur. Dilekçede olmayan talebin eklenmesi fiilen ikinci bir dava açmak anlamına gelir. Hâkim taleple bağlıdır ve sonradan eklenen talep ön inceleme aşamasını işlevsiz kılar. Ayrıca davalıyı savunmaya hazırlıksız bırakarak silahların eşitliği ilkesini zedeler. Buna karşılık dilekçede bulunan bir talebin miktarının ıslahla artırılması serbesttir.
Dayanak. HMK m.26, m.176-177; silahların eşitliği ve adil yargılanma ilkeleri.
Sizin için anlamı. Boşanma davası açarken ziynet talebinizi dilekçeye yazmayı unuttuysanız, bu talebi artık ıslahla ekleyemezsiniz. Aile mahkemesinde ayrı bir ziynet davası açın ve boşanma davasıyla birleştirilmesini isteyin. Dilekçenize her takıyı cinsi, adedi ve gramıyla yazın; sonradan yalnızca miktarı artırabilirsiniz, yeni bir takı kalemi ekleyemezsiniz. Dilekçe hazırlığı için Ziynet Alacağı Davası Dilekçesi Örneği yazımıza bakın.
Kararın tam metni
Bu kararın tam metni çok uzun olduğu için sayfaya almadık. Tam metne Resmî Gazete üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kaynak: Karar özeti: Alomaliye (Resmî Gazete yayımına ilişkin özet). Karar Resmî Gazete’de yayımlanmıştır; aktarımımız bu özete dayanır; tam metnin bağlantısı yukarıdaki kutuda.
7. Ziynet talebi boşanmanın eki değildir; nispi harca tabidir ve hükümde her takı ayrı ayrı gösterilmelidir
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi · E. 2018/7022 · K. 2018/13818 — ve Yargıtay 2. Hukuk Dairesi · E. 2019/243 · K. 2019/4471
Yargıtay ne dedi? Kararları derleyen makaleye göre ilk kararda Daire, ziynet alacağının boşanmanın eki olmadığını ve nispi harca tabi olduğunu belirtti. Harç eksikse, ziynet bedelleri üzerinden peşin nispi harcın tamamlanması için süre verilmeli; eksiklik giderilmeden talebin esasına girilmemelidir. İkinci kararda ise ziynetlerin cinsi, niteliği, ayarı, miktarı ve değerinin hüküm fıkrasında ayrı ayrı yazılması gerektiği; toplu bir tutarla ya da dilekçeye veya bilirkişi raporuna atıfla hüküm kurulamayacağı vurgulandı.
Dayanak. 492 s. Harçlar Kanunu m.30-32; HMK m.297/2.
Sizin için anlamı. Ziynet talebiniz için ayrıca nispi harç ödeyeceğinizi hesaba katın; harcı tamamlamazsanız talebiniz incelenmez. Kararda takıların tek tek yazılıp yazılmadığını kontrol edin; toplu bir bedelle kurulan hüküm hem bozma sebebidir hem de icrada sorun çıkarır. Davanın açılış adımları için Düğün Takıları İadesi Davası Nasıl Açılır? yazımıza bakın.
Kararın tam metni
Bu kararın tam metnine ücretsiz erişilebilen bir kaynakta ulaşamadık. Künyedeki bilgilerle Yargıtay Karar Arama veya UYAP Emsal Karar sisteminden ulaşabilirsiniz.
Kaynak: Hukuki Haber (makale). Karar tam metnine ulaşamadık; bu aktarım bir makaleye dayanır. Makale kararların tarihini vermediği için künyede yalnızca esas ve karar numaraları yer alıyor.
8. Boşanmayla birlikte verilen ziynet hükmü boşanmanın feri değildir; kesinleşmeden icraya konulabilir
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi · T. 02.02.2026 · E. 2025/8509 · K. 2026/395 · Sonuç: Onama (oy birliği)
Olay. Aile mahkemesi boşanma davasıyla birlikte ziynetlerin iadesine de hükmetti. Alacaklı, henüz kesinleşmemiş bu ilama dayanarak ziynet alacağı, yargılama gideri ve vekâlet ücreti için ilamlı icra takibi başlattı. Borçlu, boşanma kesinleşmeden ferilerinin takibe konulamayacağını ileri sürerek takibin iptalini istedi. İcra mahkemesi şikâyeti reddetti, bölge adliye mahkemesi istinaf başvurusunu esastan reddetti.
Yargıtay ne dedi? Yargıtay, bölge adliye mahkemesinin kararını onadı. Bölge adliye mahkemesinin gerekçesine göre aile ve şahıs hukukuna ilişkin hükümler, boşanmaya bağlı tazminatlar da dahil olmak üzere, kesinleşmeden takibe konulamaz. Ancak boşanma davasıyla birlikte görülen ziynet alacağı, boşanmanın feri değil, ondan bağımsız bir eda hükmüdür. Bu alacak tarafların kişisel veya ailevi durumunu değiştirmez; yalnızca malvarlığını etkiler. Bu nedenle ziynet alacağına ilişkin kısım ve ona bağlı yargılama gideri ile vekâlet ücreti kesinleşmeden icraya konulabilir.
Dayanak. HMK m.367/2 (aile hukukuna ilişkin hükümlerin kesinleşmeden yerine getirilemeyeceği kuralı); İİK m.24.
Sizin için anlamı. Ziynet hükmünü almak için boşanmanın kesinleşmesini beklemeniz gerekmez; ilamlı takip başlatabilirsiniz. Ancak karar kanun yolunda bozulursa takipte tahsil edilenin iadesi gündeme gelir. Borçlu tarafsanız icranın geri bırakılması için teminat yolunu değerlendirin. Takının aynen teslimi için icra dairesi malı alıp size verir; bulunamazsa ilamdaki değer tahsil edilir (İİK m.24).
Kararın tam metni
T.C. YARGITAY 12. Hukuk Dairesi
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L A M I
ESAS NO : 2025/8509
KARAR NO : 2026/395
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
TARİHİ : 09/10/2025
NUMARASI : 2025/502-2025/1562
Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki davacı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararında yazılı gerekçelere göre yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının 5311 Sayılı Kanun ile değişik İİK’nın 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 Sayılı HMK’nın 370. maddeleri uyarınca ONANMASINA, alınması gereken 732,00 TL temyiz harcından, evvelce alınan harç varsa mahsubu ile eksik harcın temyiz edenden tahsiline, 02.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Metin, Hukuki Haber sitesinde yayımlanan karar metninden aynen aktarılmıştır; kaynaktaki yazım hataları korunmuş, kişisel veriler gizli bırakılmıştır. Yargıtay bu kararla İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesinin 09.10.2025 tarihli, 2025/502 E., 2025/1562 K. sayılı kararını onamıştır; kartta aktarılan gerekçe o karardadır ve metni aynı kaynak sayfada yer alır.
Kaynak: Hukuki Haber; tek ikincil kaynak.
Ziynet davanızı birlikte planlayalım
Aidiyet, ispat, harç, ıslah yasağı ve icra için Hukukçular Evi Ankara: 0554 648 37 15.
10 Kararın Özet Tablosu
Ziynet eşyasına ilişkin kararlar
| Konu | Karar | Sonuç ve ilke |
|---|---|---|
| Kadına özgü ziynet | Yargıtay HGK, 04.03.2020, E. 2017/3-1040, K. 2020/240 | Kime takılırsa takılsın kadının; ikrar bağlar |
| Yeni aidiyet ölçütü | Y. 2. HD, 04.04.2024, E. 2023/5704, K. 2024/2402 | Anlaşma, örf ve âdet, sonra kime takıldıysa |
| Hayatın olağan akışı | Yargıtay HGK, 23.01.2020, E. 2017/2065, K. 2020/46 | Ziynet kadının himayesinde; aksini iddia eden ispatlar |
| Rızayla bozdurma savunması | Y. 2. HD, 17.10.2018, E. 2016/24729, K. 2018/11400 | Erkek ispatlamazsa iade |
| Geri verilmemek üzere alma | Y. 3. HD, 02.04.2019, E. 2019/597, K. 2019/2876 | İspat yükü davalıda |
| Tedaviye harcama | Y. 2. HD, 19.11.2018, E. 2017/1769, K. 2018/13037 | Harcanmış olsa da iade |
| Islahla yeni talep | YİBBGK, 08.05.2026, E. 2021/8, K. 2026/1 | Eklenemez; yalnızca miktar artırılabilir |
| Harç | Y. 2. HD, E. 2018/7022, K. 2018/13818 | Boşanmanın eki değil; nispi harç |
| Hüküm fıkrası | Y. 2. HD, E. 2019/243, K. 2019/4471 | Her takı ayrı ayrı yazılır |
| Kesinleşmeden icra | Y. 12. HD, 02.02.2026, E. 2025/8509, K. 2026/395 | Ziynet hükmü boşanmanın feri değil |
Bu Kararları Kendi Dosyanızda Nasıl Kullanırsınız?
- Takı listesini çıkarın. Her takının cinsini (bilezik, kolye, set, çeyrek, yarım, tam), adedini, gramını ve ayarını yazın; kime takıldığını ayrıca belirtin.
- Düğün kayıtlarını güvenceye alın. Video ve fotoğraflar 2024 ölçütünden sonra en önemli delildir; kayıtları çoğaltın, gerekiyorsa mahkemeden delil tespiti isteyin.
- Takıların akıbetini belgeleyin. Evden hangi koşulda ayrıldığınızı, takıların kimde kaldığını veya kim tarafından bozdurulduğunu gösteren tanıkları, mesajları, kuyumcu ve banka kayıtlarını toplayın.
- Talebi dava dilekçesine yazın. Boşanma davasıyla birlikte isteyecekseniz ziynet talebini ilk dilekçeye koyun; unuttuysanız ayrı dava açıp birleştirme isteyin.
- Talebi “aynen iade, olmazsa bedel” şeklinde kurun. Her takının dava tarihindeki değerini gösterin ve nispi harcı ödeyin.
- Dava türünü 7589 sayılı Kanuna göre seçin. 31.07.2026’dan sonra açılan davada belirsiz alacak yolu yoktur; kısmi dava açıp fazlaya ilişkin haklarınızı saklı tutun ve bilirkişi raporundan sonra talebinizi bir defaya mahsus artırın (Talep Artırım Dilekçesi Örneği).
- Karşı tarafın kabullerini kayda geçirtin. Takıları aldığını, bozdurduğunu veya sayısını kabul eden beyanlar ikrardır; gerekirse yemin deliline de dayanın.
- Kararı kontrol edin. Her takının hükümde ayrı ayrı yazıldığından emin olun; ziynet hükmünü boşanmanın kesinleşmesini beklemeden icraya koyabilirsiniz.
Sık Yapılan Hatalar
- Bütün takıların hâlâ kadına ait olduğunu sanmak. 2024’ten sonra her iki cinse uygun takılar kural olarak kime takıldıysa onundur; yalnızca kadına özgü takılar kim takarsa taksın kadına aittir.
- Ziynet talebini boşanma dilekçesine yazmamak. İçtihadı Birleştirme kararından sonra bu talep ıslahla eklenemez.
- Takıları tek tek yazmamak. “Düğünde takılan altınlar” gibi genel bir talep hem harç hem hüküm bakımından sorun çıkarır.
- Evden ayrılırken durumu belgelememek. Ziynetin kadının yanında götürüldüğü kabul edilir; aksini ispatlayacak tanık veya kayıt yoksa dava kaybedilebilir.
- “Ev için bozdurduk, artık istenemez” diye düşünmek. Ortak bir amaç için harcanmış olması tek başına iadeyi engellemez; geri istenmemek üzere verildiğini alan taraf ispatlar.
- Ortak kasadaki takıları ortak mal saymak. Takıların eşlerin ortak kullandığı bir kasada saklanması, tek başına onları ortak mal yapmaz; takıyı kimin koyduğu, kimin aldığı ve kime takıldığı ayrıca ispatlanır. Kasaya ilişkin ispat sorunları için Altın, Ziynet ve Kiralık Kasa yazımıza bakın.
- Nişan takıları için süreyi kaçırmak. Nişanın bozulmasından doğan dava hakları bir yılda zamanaşımına uğrar (Nişan Bozulursa Yüzük ve Takılar Geri İstenebilir mi?).
- Ceza şikâyetini ziynet davasının yerine koymak. Eşin takıları izinsiz bozdurması her zaman cezalandırılmaz; asıl yol aile mahkemesindeki ziynet davasıdır (Eşim Düğün Altınlarımı İzinsiz Bozdurdu: Suç mu?).
Sıkça Sorulan Sorular
Düğünde takılan takılar kime aittir?
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2024 tarihli kararına göre önce eşlerin anlaşmasına, sonra ispatlanan yerel örf ve âdete bakılır. İkisi de yoksa takı kime takıldıysa onundur. Karşı cinse özgü bir takı ise o cinse verilmiş sayılır; örneğin damada takılan bilezik kadına aittir.
Damada takılan çeyrek altınlar kimin?
2024 ölçütüne göre her iki cinse uygun takılar kural olarak takıldığı eşe aittir. Bu nedenle aksine bir anlaşma veya ispatlanan yerel âdet yoksa damada takılan çeyrek altınlar ve paralar damada aittir. Hangi takının kime takıldığı düğün kayıtları ve tanıklarla ispatlanır.
Bilezikler damada takıldıysa yine de kadına mı aittir?
Evet. Hukuk Genel Kurulu’na göre bilezik gibi kadına özgü ziynetler, aksine anlaşma veya yerel âdet yoksa kim tarafından hangi eşe takılmış olursa olsun kadına bağışlanmış sayılır ve kadının kişisel malı olur.
Ziynetlerin kocada kaldığını kim ispatlar?
Kadın ispatlar. Yargıtay’a göre hayatın olağan akışında ziynet kadının üzerinde veya himayesinde olur ve evden ayrılırken yanında götürüldüğü kabul edilir. Kadın, ziynetlerin elinden alındığını ve iade edilmediğini tanık, yazışma, karşı tarafın kabulü veya yemin gibi delillerle ispatlamalıdır.
Takılar ev veya araba için bozdurulduysa geri istenebilir mi?
İstenebilir. Takıları aldığını kabul eden eş, bunların geri istenmemek üzere verildiğini ispatlamak zorundadır. Ortak bir ihtiyaç için harcanmış olmaları tek başına iade yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.
Boşanma davasında ziynet istemeyi unuttum; ıslahla ekleyebilir miyim?
Hayır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu 08.05.2026 tarihli kararında, dava dilekçesinde yer almayan bir talebin kısmen ıslah yoluyla davaya eklenemeyeceğine karar verdi. Bu durumda aile mahkemesinde ayrı bir ziynet davası açılır ve boşanma davasıyla birleştirilmesi istenir.
Ziynet davasına hangi mahkeme bakar?
Aile mahkemesi bakar. Aile mahkemesi bulunmayan yerlerde asliye hukuk mahkemesi aile mahkemesi sıfatıyla davaya bakar. Ziynet talebi boşanma davasıyla birlikte ileri sürülebileceği gibi ayrı bir dava olarak da açılabilir.
Ziynet davasında harç ödenir mi?
Evet. Ziynet talebi boşanmanın eki değildir ve takıların değeri üzerinden nispi harca tabidir. Harç eksikse mahkeme tamamlanması için süre verir; tamamlanmazsa talep incelenmez.
Ziynet davasında zamanaşımı var mı?
Yargıtay’ın kabul ettiği yaklaşıma göre takılar aynen mevcutsa istem mülkiyete dayanır ve zamanaşımına tabi değildir. Takılar artık mevcut değilse bedel istemi için genel on yıllık süre uygulanır. Nişanın bozulmasından doğan haklar ise bir yılda zamanaşımına uğrar.
Nişan bozulursa takılar geri verilir mi?
Nişan evlenme dışında bir sebeple sona ererse nişanlılar ve aileleri verdikleri alışılmışın dışındaki hediyeleri geri isteyebilir (TMK m.122). Altın ve ziynet genellikle bu kapsamda değerlendirilir; dava, nişanın bozulmasından itibaren bir yıl içinde açılmalıdır.
Ziynet hükmünü boşanma kesinleşmeden icraya koyabilir miyim?
Evet. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin onadığı bir karara göre boşanmayla birlikte verilen ziynet hükmü boşanmanın feri değil, bağımsız bir eda hükmüdür; bu nedenle kesinleşmeden icraya konulabilir.
Ziynet bedeli hangi faizle istenir?
Uygulamada bedele genellikle dava tarihinden itibaren kanuni faiz istenir. Kanuni faiz oranı 7589 sayılı Kanunla 31.07.2026’dan itibaren Merkez Bankasının reeskont oranına bağlandı.
İçtihatlar ve aile hukuku kümesindeki diğer sayfalar:
İçtihatlar: Konu Konu Yargıtay Kararları · Düğün Takıları (Ziynet) Kime Kalır? · Boşanmada Ev Eşyaları, Ziynet ve Çeyiz · Boşanmada Kadının Hakları 2026 · Çeyiz Eşyaları ve Çeyiz Senedi · Yargıtay Kararlarında Nafaka Miktarı · Muris Muvazaası ve Tenkis Yargıtay Kararları · Aile ve Boşanma Hukuku Rehberi · Altın ve Kuyum Rehberi · Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararları · Mal Paylaşımı (Katılma Alacağı) Yargıtay Kararları
Kaynaklar ve doğrulama. İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 08.05.2026 tarihli kararı, Alomaliye’deki Resmî Gazete yayımına ilişkin özetten aktarılmıştır; kararın tam metnine ulaşılamamıştır. Hukuk Genel Kurulunun 2020 tarihli iki kararı ile Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2018 ve 12. Hukuk Dairesinin 2026 tarihli kararları, Hukuki Haber’in yayımladığı karar metinlerinden okunmuştur. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2024 tarihli yeni ölçüt kararı ile 3. ve 2. Hukuk Dairesinin ispat, harç ve hüküm fıkrasına ilişkin kararlarına yalnızca bu kararları inceleyen makaleler üzerinden ulaşılabilmiştir. 7589 sayılı Kanunun HMK ve 3095 sayılı Kanuna ilişkin hükümleri Lexpera’daki Resmî Gazete metninden; Yargıtay iş bölümü bilgisi, 29.06.2026 tarihli Büyük Genel Kurul kararının Alomaliye’deki özetinden okunmuştur. 13. Yargı Paketinin durumu 30 Ekim 2026 tarihli basın haberine dayanır.
Bu sayfa genel bilgilendirme amaçlıdır; somut dosyanızda sonuç, takıların niteliğine, delillere ve olayın bütün koşullarına göre değişir.