03 Kasım 2026

İnançlı İşlem Nedir? 2026 — İnanç Sözleşmesi, Yazılı Delil Kuralı (1947 İBK), Teminat İçin Devredilen Tapu, Araç ve Hissenin Geri Alınması (TMK 873, 949, 1023; TBK 146)

İnançlı işlem, bir malın ya da hakkın gerçekten devredildiği, ama devralanın bunu kendi malı gibi değil, aralarındaki anlaşmada belirlenen amaç için (çoğunlukla bir borcun teminatı olarak) elinde tutup amaç gerçekleşince geri vermeyi üstlendiği işlemdir. Tapuda, noterde ya da ticaret sicilinde görünen “satış” veya “devir” tek başına sonucu belirlemez; belirleyici olan, bu devrin arkasındaki inanç sözleşmesinin ispat edilip edilemeyeceğidir. Yargıtay’ın 05.02.1947 tarihli, 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’na göre inanç sözleşmesi yazılı delille ispatlanır; belgenin tarafların ya da inanılanın imzasını taşıması gerekir. Böyle bir belge yoksa karşı taraftan çıkmış bir delil başlangıcı tanık dahil her türlü delilin yolunu açar; o da yoksa geriye ikrar ve yemin kalır. Borç ödendiği hâlde tapu, araç veya hisse geri verilmiyorsa yol, inanç sözleşmesine dayalı iade davasıdır; mal iyiniyetli bir üçüncü kişiye geçmişse talep bedele (tazminata) döner.

Bu konuda hukuki destek almak ister misiniz? Uzman hukuk büromuzla iletişime geçebilirsiniz.

Bu sayfa, inançlı işlem kavramının genel ana rehberidir: tanımı ve iki katmanlı yapısı (inanç sözleşmesi ile tasarruf işlemi), teminat amaçlı ve yönetim amaçlı inançlı işlem ayrımı, 1947 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararı’ndaki yazılı delil kuralı ve Yargıtay’ın bu kuralı bugün nasıl uyguladığı, muvazaa ve mirastan mal kaçırmadan farkı, lehine mülkiyet geçirme yasağı (TMK m.873 ve m.949), malın üçüncü kişiye devri ve tapuya güven ilkesi (TMK m.1023), zamanaşımı, görevli ve yetkili mahkeme, tapuya ihtiyati tedbir, harç ilkesi, araç ve şirket payında inançlı devir, kısa bir inanç sözleşmesi örneği, delil tablosu ve adım adım yol haritası. Borç için tapusunu alacaklıya veren kişinin dava dilekçesi ve borç hesabı ile şirketlerin fabrika veya arsa devirleri ayrı rehberlerde anlatılmıştır; bu sayfa o rehberlere yönlendiren üst yazıdır.

“Borç aldım, alacaklı güvence istedi, evimi onun üzerine yaptım.” “Kredi çekebilmek için arabamı arkadaşımın adına geçirdim.” “Şirketteki hisselerimi, ortağım finansman bulsun diye ona devrettim.” Bu cümlelerin ortak noktası, devrin gerçekten yapılmış olması ama tarafların gerçek amacının satış olmamasıdır. Hukuk dilinde bu ilişkinin adı inançlı işlemdir. Kanunda ayrıca düzenlenmemiştir, ama uygulamada sık karşılaşılır ve uyuşmazlıkların büyük kısmı aynı noktada düğümlenir: devralan taraf, borç ödendikten ya da amaç gerçekleştikten sonra malı geri vermez ve tapuda, noterde veya şirket kayıtlarında görünen satışa dayanır.

Bu tür davalarda sonucu çoğu zaman hukuki nitelendirmeden çok ispat belirler. Aynı olayda yazılı bir belgesi olan kişi taşınmazını geri alırken, yalnızca tanığa dayanan kişi davayı kaybedebilir. Bu nedenle rehber, önce kavramı ve onu komşu kurumlardan ayıran ölçütleri, sonra yazılı delil kuralını ve Yargıtay’ın bu kurala getirdiği esnekliği, en son da dava yolunu anlatır. Somut bir dava hazırlığında ilgili ayrıntılı rehberlere yapılan yönlendirmeler metin içinde yer alır.

İnançlı İşlem Nedir?

İnançlı işlem için kanunda bir tanım yoktur; kurum Yargıtay içtihadı ve öğretiyle şekillenmiştir. Yargıtay 14. Hukuk Dairesi’nin, Hukuk Genel Kurulu’nun 19.03.2019 tarihli, E.2017/1750, K.2019/321 sayılı kararında aktarılan tanımına göre inançlı işlemler, inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere mal varlığı kapsamındaki bir şey veya hakkını inanılana devretmesi, inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanması ve amaç gerçekleştiğinde onu belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren işlemlerdir. (Kurul, o somut uyuşmazlığı sonunda vekâlet ilişkisi olarak nitelendirmiştir; tanım, Özel Daire kararından aktarılan genel tanımdır.)

Tanımdaki taraflar şöyledir: malı ya da hakkı devreden kişi inanan, devralan kişi inanılandır. Devredilen şey ise inanç konusudur. Teminat amaçlı devirde inanan çoğu zaman borçlu, inanılan alacaklıdır; yönetim amaçlı devirde inanılan, inananın güvendiği bir yakını, ortağı ya da arkadaşıdır.

İki katmanlı yapı: inanç sözleşmesi ve tasarruf işlemi

İnançlı işlem tek bir işlem değil, birbirine bağlı iki işlemin birleşimidir. Birincisi tasarruf işlemidir: tapuda satış, noterde araç satışı, pay devir sözleşmesi ya da alacağın temliki gibi, hakkı gerçekten inanılana geçiren işlem. İkincisi inanç sözleşmesidir: tarafların iç ilişkisini düzenleyen, inanılanın malı nasıl kullanacağını, ne zaman ve hangi koşulla geri vereceğini belirleyen borçlandırıcı anlaşma.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 15.03.2023 tarihli, E.2021/1-483, K.2023/218 sayılı kararı bu yapıyı açıkça ortaya koyar: inanç sözleşmesi, inanan ile inanılan arasında yapılan, tarafların hak ve borçlarını düzenleyen borçlandırıcı bir akittir; inançlı işlemin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın iadesi şartlarını belirler; mülkiyet naklinin hukuki sebebini oluşturur. Aynı karar, taşınmaz mülkiyeti tapuda “inançlı temlik” adıyla devredilemediğinden inançlı devrin uygulamada çoğu zaman satış görünümünde yapıldığına ve bu nedenle muvazaa ile karıştırıldığına dikkat çeker.

Bu yapının pratik sonucu şudur: dışarıya karşı inanılan gerçek maliktir. Tapuda onun adı yazar, aracın ruhsatı onun adınadır, pay defterinde o görünür. İnananın elinde ayni bir hak değil, inanç sözleşmesinden doğan bir alacak hakkı vardır: koşullar gerçekleşince malın kendisine geri devrini isteme hakkı. Bu nedenle inançlı işlem davası, “devir geçersizdir” davası değil, “sözleşme gereği malı bana geri devret” davasıdır.

Teminat amaçlı ve yönetim amaçlı inançlı işlem

Öğretide inançlı işlemler, kimin yararına yapıldığına göre iki gruba ayrılır. Roma hukukundan gelen adlarıyla fiducia cum creditore, bir malın mülkiyetinin alacaklıya teminat olarak devredilmesidir; inanılanın da korunan bir menfaati vardır, çünkü mal onun alacağını güvenceye alır. Fiducia cum amico ise bir malın korunması, saklanması veya yönetilmesi için güvenilen bir kişiye devredilmesidir; burada menfaat yalnızca inanana (ya da onun belirlediği üçüncü kişiye) aittir. Türkçe kaynaklarda birincisi teminat amaçlı (karma) inançlı işlem, ikincisi yönetim amaçlı (saf) inançlı işlem olarak da anılır.

Teminat amaçlı ve yönetim amaçlı inançlı işlem

ÖlçütTeminat amaçlı (fiducia cum creditore)Yönetim amaçlı (fiducia cum amico)
AmaçBir borcu güvenceye almakMalı korumak, saklamak, yönetmek ya da inananın adının görünmemesini sağlamak
Kimin menfaatine?İnanılanın (alacaklının) teminat menfaati vardır; inananın iade hakkı saklıdırYalnızca inanan veya onun belirlediği kişi
Tipik örnekBorç para karşılığında evin alacaklıya devri; kredi ipoteği için taşınmazın kredi kullanacak kişiye devriBedelini inananın ödediği taşınmazın güvenilen bir yakının adına tescili; hisselerin güvenilen bir kişinin üzerine yapılması
İade ne zaman istenir?Borç ödendiğinde veya ödenmesi önerildiğinde (TBK m.97)Amaç gerçekleştiğinde, süre dolduğunda ya da inanan istediğinde (sözleşmeye göre)
Davada öne çıkan sorunGerçek borç tutarı, depo, “ödemezsen mal senin” kaydı, tefecilikBedeli kimin ödediği, ad ödünç verme (nam-ı müstear) iddiası, akrabalar arası ispat

Ayrımın davada önemi büyüktür. Teminat amaçlı devirde iade, borcun ödenmesine bağlıdır: karşılıklı borç yükleyen sözleşmede ifayı isteyen taraf, sonra ifa etme hakkı yoksa kendi borcunu ifa etmiş veya ifasını önermiş olmalıdır (TBK m.97). Yargıtay, borcun dava açılmadan önce ödenmemiş olmasını tek başına ret sebebi saymaz: inançlı işlem ispatlanırsa mahkeme, davacının edimini yerine getirip getirmediğini tespit etmeli, getirmemişse TBK m.97 gereği ona bu yönde imkân tanımalıdır (1. HD, 21.04.2025, E.2023/6254, K.2025/2102). Yönetim amaçlı devirde ise böyle bir karşı edim çoğu zaman yoktur; tartışma, inanç ilişkisinin varlığı ve sona erip ermediği üzerinde yoğunlaşır. Hukuk Genel Kurulu’nun 2023/218 sayılı kararı da inançlı işlemlere uygulamada genellikle teminat oluşturmak ve iade edilmek üzere başvurulduğunu belirtir.

Ad ödünç verme (nam-ı müstear). Bir kişinin kendi parasıyla aldığı malı başkasının adına tescil ettirmesi de uygulamada inançlı işlem başlığı altında tartışılır. 1947 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararı’nın sonuç kısmı, nam-ı müstear davalarının dinlenebileceğine ve yazılı delille ispatlanabileceğine hükmetmiştir (Yargıtay 1. HD, 14.10.2024, E.2023/4250, K.2024/5601 ve HGK 2023/218 sayılı kararlarda aktarıldığı şekliyle). Yani “bedeli ben ödedim, tapu onun adına” diyen kişi için de ispat kuralı aynıdır.

1947 Tarihli İçtihadı Birleştirme Kararı: Yazılı Delil Kuralı

İnançlı işlem davalarının kaderini belirleyen kural, Yargıtay’ın 05.02.1947 tarihli, 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’dır (künyesi kaynaklarda E.1945/20, K.1947/6 olarak da geçer). Bu karar, tapuda resmî senetle yapılmış bir devrin arkasında başka bir anlaşma bulunduğunun hangi delille ispatlanacağı sorusunu cevaplar. Yargıtay daireleri ve Hukuk Genel Kurulu, kararı bugün de şu sırayla uygulamaktadır (HGK 2023/218; 1. HD 2025/2102; ayrıca HGK 2019/321 sayılı kararda aktarılan 14. HD bozma kararı):

  1. Yazılı delil. İnanç sözleşmesi yazılı delille ispatlanır. Bu belge resmî şekilde yapılmış olmak zorunda değildir; iddia şekle bağlı olmayan yazılı delille kanıtlanır ve belgenin tarafların ya da inanılanın imzasını taşıması gerekir. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin 21.04.2025 tarihli, E.2023/6254, K.2025/2102 sayılı kararı kuralı bu şekilde aktarır.
  2. Delil başlangıcı ve tanık. Yazılı delil yoksa, iddiayı muhtemel gösteren ve karşı tarafın elinden çıkmış bir delil başlangıcı bulunuyorsa, inanç sözleşmesi tanık dahil her türlü delille ispatlanabilir. Mektup, banka dekontu ve yazışmalar delil başlangıcı sayılabilir (1. HD 2025/2102 sayılı kararda aktarıldığı şekliyle).
  3. İkrar ve yemin. Yazılı delil de delil başlangıcı da yoksa, ikrar ve yemin gibi kesin delillere başvurulur. Yargıtay’ın ifadesiyle bu durumda son başvurulacak delil, karşı tarafa yemin teklif etme hakkıdır.

Kural bugün Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun senetle ispat sistemiyle de örtüşür: senede bağlı bir iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikteki hukuki işlemler tanıkla ispat edilemez (HMK m.201). Tapudaki resmî satış senedine karşı “bu aslında teminattı” demek böyle bir iddiadır. HGK’nın 14.07.2010 tarihli, E.2010/14-394, K.2010/395 sayılı kararına atıfla Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin 01.11.2022 tarihli, E.2021/1725, K.2022/6474 sayılı kararında vurgulandığı gibi, yazılılık inanç sözleşmesinin geçerlilik şartı değil, ispat şartıdır. Sözlü yapılmış bir inanç sözleşmesi de geçerlidir; sorun yalnızca onun ispatıdır.

Belge devirden sonra da düzenlenebilir

Uygulamada sık karşılaşılan bir savunma, “belge devirden aylar sonra yazılmış, o yüzden inanç sözleşmesi sayılmaz” şeklindedir. Hukuk Genel Kurulu’nun 15.03.2023 tarihli, E.2021/1-483, K.2023/218 sayılı kararı bu savunmayı açıkça reddeder: inançlı işleme konu belgenin akit tarihinden önce ya da sonra düzenlenmesinin sonuca etkili olmadığı, İçtihadı Birleştirme Kararı’nın doğal bir sonucudur; kararın ne gerekçesinde ne de sonucunda belgenin devirden önce düzenlenmesi gerektiğine dair bir koşul vardır.

Aynı karar, kuralın ne kadar sıkı uygulandığını da gösterir. Olayda davacı, bir bağımsız bölümü kredi teminatı olarak ve borç ödenince iade edilmek üzere devrettiğini ileri sürmüştü; taşınmaz daha sonra iki kez el değiştirmişti. Davacının sunduğu kredi ödeme makbuzları, inançlı işlemin yapıldığı ileri sürülen kişiye değil, taşınmazı sonradan devralan kişiye aitti; bu nedenle iddia edilen inanç ilişkisi bakımından delil başlangıcı sayılmadı. Kurul, karşı tarafın elinden çıkmış bir delil başlangıcı olmadan tanıkla ispat yolunun açılmayacağını belirterek davanın reddine ilişkin direnme kararını onadı. Ders şudur: delil başlangıcı, inanç ilişkisinin tarafı olan kişiden çıkmış olmalıdır.

Delil başlangıcı neleri kapsar?

Kanuni tanıma göre delil başlangıcı, iddia konusu hukuki işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte, söz konusu hukuki işlemi muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş veya gönderilmiş belgedir; senetle ispat zorunluluğu bulunan hâllerde delil başlangıcı bulunursa tanık dinlenebilir (HMK m.202). “Belge” kavramı da geniştir: uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli yazılı veya basılı metin, senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcıları belgedir (HMK m.199).

Yargıtay bu geniş tanımı inançlı işlem davalarında somut olarak uygulamıştır. Başka bir davadaki beyan: Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin 21.04.2025 tarihli, E.2023/6254, K.2025/2102 sayılı kararında, taşınmazını yeğenine teminat amacıyla devrettiğini ileri süren davacının davası ilk derece mahkemesi ve bölge adliye mahkemesince yazılı delil bulunmadığı için reddedilmişti. Daire, davalının kendisinin açtığı başka bir hukuk davasında (men’i müdahale ve ecrimisil) yapılan keşifte verdiği ve parası ödenirse taşınmazın geri verileceğini anlatan beyanın, inançlı işlem iddiası yönünden delil başlangıcı niteliğinde olduğunu ve iddianın her türlü delille kanıtlanmasını olanaklı hâle getirdiğini belirterek kararı bozdu; tanıkların dinlenmesini ve davacının kendi edimini yerine getirip getirmediğinin TBK m.97 çerçevesinde araştırılmasını istedi.

Mesajlaşma uygulaması yazışmaları: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 08.05.2023 tarihli, E.2022/8590, K.2023/1325 sayılı kararına konu dosyada bölge adliye mahkemesi, taraflar arasındaki WhatsApp yazışmalarını HMK m.199 anlamında belge sayıp HMK m.202 uyarınca delil başlangıcı oluşturabileceğini belirterek tanık dinlenmesi için ilk kararı kaldırmış; Yargıtay da bu yazışmaların delil başlangıcı sayılabileceğini belirterek sonraki kararı onamıştır (olay aşağıda araç bölümünde anlatılmıştır). Ceza dosyasındaki ifade: Hukuk Genel Kurulu’nun 03.07.2024 tarihli, E.2022/1-1102, K.2024/354 sayılı kararına konu dosyada, inanılan konumundaki davalıların miras bırakanının bir ceza soruşturmasında kollukta verdiği ifade ile dava dışı ara malikin tanık olarak verdiği beyan, Özel Dairece HMK m.188 kapsamında ikrar niteliğinde görülmüş; Kurul kararında da bu beyanlar karşısında yazılı delile ve yemin deliline gerek olmaksızın inançlı işlemin varlığının tartışmasız hâle geldiği belirtilmiştir. Genel kural olarak tarafların veya vekillerinin mahkeme önünde ikrar ettikleri vakıalar çekişmeli olmaktan çıkar ve ispatı gerekmez (HMK m.188/1).

İnançlı işlemde ispat basamakları

BasamakNe aranır?SonuçDayanak
1. Yazılı delilTarafların veya inanılanın imzasını taşıyan, devrin amacını ve iade koşulunu gösteren belge; devirden önce veya sonra düzenlenmiş olabilirİnanç sözleşmesi tek başına ispatlanır1947 İBK; HGK 2023/218
2. Delil başlangıcıİnanılandan çıkmış, iddiayı muhtemel gösteren mesaj, mektup, dekont, başka dosyadaki beyanTanık dahil her türlü delil dinlenirHMK m.199, m.202; 1. HD 2025/2102
3. İkrarKarşı tarafın mahkeme önünde ya da dosyaya giren belgelerde inanç ilişkisini kabul eden beyanıMahkeme önündeki ikrarla vakıa çekişmeli olmaktan çıkar; mahkeme dışı beyanlar da somut olayda ikrar niteliğinde görülebilirHMK m.188/1; HGK 2024/354
4. YeminDiğer deliller yoksa karşı tarafa yemin teklifiYeminden kaçınma ikrar sayılır; yemin edilirse iddia ispatlanamamış olurHMK m.225 vd., m.229

Yemine davet edilen kişi geçerli bir özrü olmaksızın gelmez, yemini iade etmez ya da yemin etmekten kaçınırsa yemin konusu vakıaları ikrar etmiş sayılır (HMK m.229/1); yemin ederse iddia ispatlanamamış olur. Bu nedenle yemin, diğer deliller tükendikten sonra başvurulan bir yoldur ve dava dilekçesinde açıkça delil olarak gösterilmelidir.

Akrabalar arasında tanık dinlenir mi? HMK m.203/1-a, altsoy ve üstsoy, kardeşler, eşler, kayınbaba, kaynana ile gelin ve damat arasındaki işlemlerde tanık dinlenebileceğini öngörür. Ancak bu istisnanın inançlı işlem davalarında nasıl uygulanacağı Yargıtay kararlarında tartışmalıdır ve aile içi devirlerde yazılı belge bulunmaması davayı ciddi biçimde zayıflatır; konunun ayrıntısı ve karşı oylu kararlar borcum için tapumu alacaklıya verdim rehberimizde anlatılmıştır. Senetle ispat zorunluluğunun miras davalarındaki görünümü için miras davasında senetle ispat, delil başlangıcı, tanık ve yemin, mesaj ve e-postaların delil olarak nasıl sunulacağı için WhatsApp yazışması ve e-posta delil olur mu, yeminin usulü için tanık delili ve yemin yazılarımıza bakabilirsiniz.

Elinizdeki belgenin yazılı delil mi, delil başlangıcı mı olduğu davanın en kritik sorusudur. Senetlerinizi, dekontlarınızı, mesajlarınızı ve varsa başka dosyalardaki beyanları birlikte değerlendirmek için Hukukçular Evi Ankara’yı 0554 648 37 15 numaralı telefondan arayabilirsiniz.

İnançlı İşlem, Muvazaa ve Mirastan Mal Kaçırma Arasındaki Fark

İnançlı işlem, en sık muvazaa ile karıştırılır. Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır (TBK m.19/1). Bu hüküm her iki kurumun da çıkış noktasıdır; ama iki kurum farklı iradeleri anlatır.

Muvazaada taraflar görünüşteki işlemin hukuki sonuç doğurmasını hiç istemez. Tapuda satış gösterilir ama ya arkasında hiçbir işlem yoktur ya da gizlenen başka bir işlem (çoğu zaman bağış) vardır. Görünüşteki işlem baştan geçersizdir. İnançlı işlemde ise taraflar devrin gerçekten olmasını ister; mülkiyet gerçekten geçer. Tarafların gizlediği bir işlem yoktur, yalnızca devri amaca bağlayan bir iç anlaşma vardır. Bu yüzden inançlı işlemde istenen şey devrin iptali değil, inanç sözleşmesinin ifası, yani malın geri devridir. İki kurumun ayrıntılı karşılaştırması, ispat stratejisi ve karar şeması muvazaa ile inançlı işlem farkı yazımızda yer alır; bu bölüm yalnızca kavramın genel çerçevesi bakımından gerekli kısmı özetler.

Mirastan mal kaçırma (muris muvazaası), muvazaanın özel bir görünümüdür. Yargıtay’ın 01.04.1974 tarihli, E.1974/1, K.1974/2 (1/2 sayılı) İçtihadı Birleştirme Kararı’na göre, bir kimsenin mirasçısını miras hakkından yoksun etmek amacıyla gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını tapu sicil memuru önünde satış biçiminde göstermesi hâlinde, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar, görünürdeki satış sözleşmesinin muvazaalı olduğunu, gizli bağışın da şekil koşulundan yoksun bulunduğunu ileri sürerek dava açabilir. Mirasçılar bu davada miras bırakanın yaptığı işlemde üçüncü kişi konumunda kabul edildiğinden tanık dahil her türlü delille ispat yapabilir; hukuki işlemlere ve senetlere karşı üçüncü kişilerin muvazaa iddiaları tanıkla ispatlanabilir (HMK m.203/1-d).

Fark, özellikle mirasçıların açtığı davalarda belirleyicidir. Miras bırakan malı bir çocuğuna “satmış” görünüyorsa ve amaç diğer mirasçılardan mal kaçırmaksa yol muris muvazaasıdır ve ispat serbesttir. Miras bırakan malı bir yakınına teminat ya da yönetim amacıyla, geri alınmak üzere devretmişse, mirasçılar onun inanç sözleşmesinden doğan iade hakkını halef olarak kullanır; bu durumda miras bırakanın tabi olduğu yazılı delil kuralı mirasçılar için de geçerlidir. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin 01.11.2022 tarihli, E.2021/1725, K.2022/6474 sayılı kararında, kök murisin taşınmazlarını bağış yoluyla devrettiği, ancak bunun aslında inançlı işlem olduğu ileri sürülen bir davada, bölge adliye mahkemesinin yazılı delil bulunmadığı gerekçesiyle verdiği ret kararı, 02.04.1979 tarihli yevmiyeli belgenin inanç sözleşmesi niteliğinde olduğu ve zamanaşımının dolmadığı belirtilerek bozulmuştur. Karar, mirasçıların da inanç ilişkisini yazılı delille ispatlaması gerektiğini, eski tarihli bir resmî belgenin bu ispatı sağlayabileceğini gösterir.

İnançlı işlem, muvazaa ve mirastan mal kaçırma

Ölçütİnançlı işlemMuvazaa (TBK m.19)Mirastan mal kaçırma (1974 İBK)
Taraflar devri istedi mi?Evet, ama amaca bağlı ve geçici olarakHayır; görünüşte bir işlem yaratıldıSatış istenmedi; gizli amaç bağıştı
Görünüşteki işlemGeçerli; inanılan gerçek malikGeçersizSatış muvazaalı, gizli bağış şekilden yoksun
TalepSözleşme gereği geri devir; olmazsa bedelTescilin iptaliTapu iptali ve tescil (mirasçı payı oranında da istenebilir)
Taraflar arasında ispatYazılı delil; delil başlangıcı varsa tanık; yoksa ikrar ve yeminTaraflar arasında senetle ispat kurallarıMirasçılar üçüncü kişi sayılır; her türlü delil (HMK m.203/1-d)
SüreOn yıllık zamanaşımı (TBK m.146); başlangıcı tartışmalı (aşağıda)Geçersizlik kural olarak süreye bağlı değilUygulamada süreye bağlı tutulmaz
Ayrıntılı rehberBu sayfa ve teminat devri rehberleriMuvazaa ile inançlı işlem farkıMuris muvazaası ve 1974 İBK

Hangi iddianın asıl, hangisinin yedek olarak ileri sürüleceği delil durumuna göre belirlenir. İki iddia aynı işlem için birbirini dışlar; ancak dosyadaki belirsizlik nedeniyle terditli olarak (asıl ve fer’i talep ilişkisi kurularak) birlikte ileri sürülebilir. Davacı, aynı davalıya karşı birden fazla talebini aralarında asli-fer’i ilişki kurarak tek dava dilekçesinde ileri sürebilir; mahkeme asli talebi esastan reddetmedikçe fer’i talebi inceleyemez (HMK m.111). Terditli dava kurgusunun miras davalarındaki uygulaması için terditli dava yazımıza bakabilirsiniz.

Lehine Mülkiyet Geçirme Yasağı: TMK m.873 ve m.949

Teminat amaçlı inançlı devir, işlevi bakımından rehne benzer: alacaklı borcunu güvenceye almak için malı elinde tutar. Kanun koyucu ise rehin hukukunda alacaklının borç ödenmeyince malı kendisine mal etmesini açıkça yasaklamıştır. Taşınmaz rehninde borç ödenmezse alacaklı, alacağını rehinli taşınmazın satış bedelinden elde etme hakkına sahiptir ve borcun ödenmemesi hâlinde rehinli taşınmazın mülkiyetinin alacaklıya geçeceğine ilişkin sözleşme hükmü geçersizdir (TMK m.873/1-2). Taşınır rehninde de aynı kural vardır: borcun ödenmemesi hâlinde rehinli taşınırın mülkiyetinin alacaklıya geçmesini öngören sözleşme hükmü geçersizdir (TMK m.949). Öğretide bu kurala Latince adıyla lex commissoria yasağı denir.

Peki rehin kurulmamış, mal doğrudan alacaklıya devredilmişse ne olur? İnanç sözleşmelerine sık sık “borç şu tarihe kadar ödenmezse mal alacaklıda kalır, iade borcu sona erer” şeklinde bir kayıt konur. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi bu kaydı geçersiz saymaktadır. 14.10.2024 tarihli, E.2023/4250, K.2024/5601 sayılı kararda, borcun süresinde ödenmemesi hâlinde inanç konusunun inanılana geçeceğine dair koşulun TMK’nın 873. ve 863. maddelerinin buyurucu hükümlerine aykırı düşeceğinden geçersiz olduğu belirtilmiştir. 15.05.2024 tarihli, E.2023/2323, K.2024/3584 sayılı kararda ise bir şirket ve kefili, davalılara olan borçlarının teminatı olarak dokuz bağımsız bölümü bir sulh sözleşmesiyle devretmiş, sözleşmeye borç vadesinde ödenmezse taşınmazların iade edilmeyeceği yazılmıştı. Daire, TMK m.873/2 ve m.949’a göre borcun ödenmemesi hâlinde mülkiyetin alacaklıya geçmesine ilişkin hükümlerin geçersiz olduğunu, böyle bir kaydın borç verenin borçlunun darda kalmasından yararlanması anlamına geleceğini, ahlaka ve kanun koyucunun amacına ters düşeceğini ve tefeciliği teşvik edeceğini, bu tür sözleşmelerin batıl olduğunun TBK m.26 ve m.27’de hükme bağlandığını belirterek kararı bozmuştur.

Bu içtihadın üç sonucu vardır. Birincisi, kararlaştırılan süre geçmiş olsa bile inanan, borcu ödeyerek malın iadesini isteyebilir; süre kaydı onu haklarından yoksun bırakmaz. İkincisi, geçersizlik yalnız o kayıtla sınırlıdır: sözleşmenin içerdiği hükümlerden bir kısmının hükümsüz olması diğerlerinin geçerliliğini etkilemez; ancak bu hükümler olmaksızın sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa sözleşmenin tamamı kesin olarak hükümsüz olur (TBK m.27/2). İnananın menfaatine uygun olan, sözleşmenin iade hükmüyle ayakta kalmasıdır. Üçüncüsü, Daire’nin 2023/2323 sayılı kararda TMK m.873/2 ile birlikte taşınır rehnine ilişkin m.949’a da dayanması, aynı ilkenin araç, altın veya makine gibi taşınırların teminat amacıyla devrinde de gündeme geleceğini gösterir. Taşınırlarda bu yasağın uygulaması, rehnin paraya çevrilmesi ve tefecilik boyutuyla birlikte rehin verilen altın satıldı veya iade edilmiyor yazımızda anlatılmıştır.

Tefecilik bağlantısı. Teminat amaçlı devirler, faizle ödünç para veren kişilere de sıkça yapılır. Kazanç elde etmek amacıyla başkasına ödünç para veren kişi iki yıldan altı yıla kadar hapis ve beş yüz günden beş bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır (TCK m.241, 7242 sayılı Kanun’la değişik). Ancak ceza davası tapuyu kendiliğinden geri getirmez; malın iadesi için hukuk mahkemesinde ayrıca dava açılmalıdır. Ayrıntı için tefecilik suçu ve cezası yazımıza bakabilirsiniz.

İnanılan Malı Başkasına Devrederse: Tapuya Güven İlkesi ve Bedel Talebi

İnançlı işlemde inanılan gerçek malik olduğu için malı başkasına satabilir, ipotek ettirebilir ya da üzerine haciz konmasına yol açabilir. Bu tasarruflar inanç sözleşmesine aykırıdır, ama üçüncü kişiye karşı çoğu zaman geçerlidir. Tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur (TMK m.1023). Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmişse, bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu tescile dayanamaz (TMK m.1024/1); bağlayıcı olmayan bir hukuki işleme dayanan veya hukuki sebepten yoksun bulunan tescil yolsuzdur (TMK m.1024/2).

İnançlı işlemin özelliği burada ortaya çıkar: inanılan adına yapılan ilk tescil yolsuz değildir, çünkü devir gerçekten istenmiştir. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin 07.01.2025 tarihli, E.2024/2466, K.2025/63 sayılı kararı bu sonucu açıkça belirtir: davalı inançlı işlemle malik olup yolsuz tescil söz konusu olmadığından, lehine ipotek kurulan kişinin inanç sözleşmesinin varlığını bilmesi kural olarak ipoteği yolsuz hâle getirmez; ipoteğin terkini ancak ahlaka aykırı hareketle ve davacıyı zararlandırmak kastıyla kurdurulduğunun iddia ve ispat edilmesi hâlinde istenebilir. Karar oy çokluğuyla verilmiştir.

Mülkiyet el değiştirmişse Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin 14.10.2024 tarihli, E.2023/4250, K.2024/5601 sayılı kararı yol gösterir: inançlı işlem konusu taşınmaz üçüncü kişiye devredilmişse dava, kayıt maliki yanında inanılana da yöneltilmelidir ve son kayıt malikinin TMK m.1023 uyarınca iyiniyetli olup olmadığı araştırılmalıdır. Daire, ilk el durumundaki kişinin davaya dahil edilmediği, inançlı temlikin ve son malikin iyiniyetinin araştırılmadığı gerekçesiyle kararı bozmuştur. Son malik inanılanın eşi, akrabası veya ortağıysa, bedel ödenmemiş ya da çok düşük gösterilmişse, devir ihtarnameden veya dava tehdidinden hemen sonra yapılmışsa iyiniyet tartışmaya açılır. Tapuya güven ilkesinin sınırları için tapu kütüğüne güven ilkesi yazımıza bakabilirsiniz.

Üçüncü kişi iyiniyetliyse mal ona kalır ve inanan, sözleşmeye aykırı davranan inanılandan zararının giderilmesini ister. Borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür (TBK m.112). Bu nedenle dava dilekçesinde “tapu iptali ve tescil, olmazsa bedel” şeklinde terditli talep kurulması uygulamada sık görülür.

Terditli dava ve husumet: 1. HD 2025/2578 sayılı karar

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin 15.05.2025 tarihli, E.2025/780, K.2025/2578 sayılı kararı, malın dava açılmadan önce el değiştirdiği durumda terditli davanın nasıl yürütüleceğini gösterir. Olayda davacının kardeşi ile davalı arasında yapılan anlaşmaya göre taşınmaz, taksitleri kurulacak bir şirketçe ödenecek kredi için ipotek verilmek üzere davalıya devredilmiş, kredi ödenince geri verilecekti. Davalı kararlaştırılandan yüksek tutarlı bir ipotek kurdurmuş, kredi ödenmemiş ve taşınmaz önce cebri satışla bankaya, sonra başka bir kişiye geçmişti. Dava, inançlı işlem hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmazsa tazminat istemine ilişkindi.

İlk derece mahkemesi, taraflar arasında daha önce görülen ve davacı kendi edimini yerine getirmediği için reddedilen bir davayı kesin hüküm sayarak davayı usulden reddetmiş; bölge adliye mahkemesi de asıl talep esastan reddedilmedikçe terditli bedel talebinin incelenemeyeceğini belirterek istinafı reddetmişti. Daire kararı bozdu. Gerekçeye göre önceki davanın ödemezlik def’i nedeniyle (TBK m.97) reddedilmesi kesin hüküm oluşturmaz; koşullar gerçekleşince dava yeniden açılabilir. Taşınmaz dava tarihinden önce el değiştirdiğinden, malik sıfatı bulunmayan davalıya karşı açılan tapu iptali ve tescil talebinin pasif husumet yokluğundan reddi, ardından terditli tazminat talebinin sözleşme hükümleri çerçevesinde incelenmesi gerekir. Bu karar iki pratik ders verir: tapu iptali talebi dava tarihindeki kayıt malikine yöneltilmelidir; mal zaten başkasına geçmişse ve son malikin kötüniyeti ispatlanamayacaksa, bedel talebi ihmal edilmemelidir.

Önceki dava reddedildiyse. Kendi edimini yerine getirmediği için davası reddedilen kişinin yeniden dava açıp açamayacağı, önceki davada depo için kesin süre verilip verilmediğine göre farklı sonuçlanabilmektedir ve konu Yargıtay’da tartışmalıdır. 1. HD’nin 2025/2578 sayılı kararı, davacılara borcu ödemeleri için süre verilmeden yalnızca ödemezlik def’i (TBK m.97) nedeniyle verilen reddin geçici nitelikte olduğunu ve kesin hüküm oluşturmadığını, Hukuk Genel Kurulu’nun 27.05.2021 tarihli, E.2017/1-1829, K.2021/635 sayılı kararına dayanarak kabul etmiştir. Buna karşılık aynı Daire’nin 04.07.2023 tarihli, E.2022/4307, K.2023/3950 sayılı kararında, depo için verilen kesin sürede bedel yatırılmadığı için reddedilip kesinleşen önceki davanın kesin hüküm oluşturduğunu kabul eden bölge adliye mahkemesi kararı oy çokluğuyla onanmış; karşı oy, sürede bedel yatırılmamasının mülkiyet hakkının kaybına yol açmayacağını ve kesin hükümden söz edilemeyeceğini savunmuştur. Bu nedenle depo süresi verildiğinde süreye kesinlikle uyulmalıdır. Kesin hükmün genel şartları için hüküm ve kesin hüküm yazımıza bakabilirsiniz.

İnançlı İşlemde Zamanaşımı: Süre Ne Zaman Başlar?

İnanç sözleşmesinden doğan iade talebi için kanunda özel bir süre yoktur. Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir (TBK m.146) ve zamanaşımı alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar (TBK m.149/1). Yargıtay da inanç sözleşmesinden kaynaklanan davalarda zamanaşımı süresinin on yıl olduğunu kabul eder (7. HD, 01.11.2022, E.2021/1725, K.2022/6474). Hukuk Genel Kurulu’nun 12.11.2014 tarihli, E.2014/801, K.2014/891 sayılı kararı da, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 125. maddesine dayanarak, inanç konusu şeyin iadesi ya da üçüncü kişiye geçmişse tazminat istemlerinin on yıllık zamanaşımına tabi olduğunu belirtmiştir.

Asıl tartışma sürenin başlangıcındadır ve Yargıtay kararlarında üç ifade öne çıkar:

Zamanaşımının başlangıcı: Yargıtay’ın kullandığı ölçütler

KararÖlçütPratik anlamı
Y.1.HD, 14.10.2024, E.2023/4250, K.2024/5601Zamanaşımı süresinin başlaması için inanç ilişkisi sona ermeli veya alacak muaccel hâle gelmelidirİnanç ilişkisi sürdükçe, devirden on yıl geçmiş olsa bile dava açılabilir
YHGK, 12.11.2014, E.2014/801, K.2014/891Zamanaşımı alacağın muaccel olduğu, yani inanç konusu şeyin iadesi gerektiği tarihte başlar; iade tarihi gelmemişse zamanaşımı başlamazSözleşmedeki iade koşulu ve tarihi belirleyicidir
Y.7.HD, 01.11.2022, E.2021/1725, K.2022/6474Süre, davacının inanç sözleşmesi gereğince taşınmazın kendisine iade edileceği ümidinin bittiği anda (ferağ umudunun yitirildiği tarihte) başlarOlayda süre, davalının ihtarnameye verdiği cevabın tebliğinden başlatılmıştır

Üç ölçüt de aynı yöne işaret eder: devir tarihi değil, inanç ilişkisinin sona erdiği, iade borcunun muaccel olduğu ya da iade umudunun bittiği an esas alınır. Somut olayda bu anın hangi tarih olduğu ise her dosyada ayrıca tartışılır ve davalı genellikle daha erken bir tarih ileri sürer. Zamanaşımı ileri sürülmedikçe hâkim bunu kendiliğinden göz önüne alamaz (TBK m.161); savunma ileri sürülürse inanç ilişkisinin hangi tarihte sona erdiği delillerle tartışılır.

Uygulamaya dönük öneri şudur: iade talebini noter ihtarnamesiyle yapın ve ret cevabını ya da cevapsız kalınan tarihi belgeleyin. Bu, hem TBK m.97 anlamında ödeme önerisini belgeler hem de zamanaşımının başlangıç tartışmasını netleştirir; ret cevabı süreyi başlatabileceğinden dava geciktirilmemelidir. Teminat devri aynı zamanda aşırı yararlanma (gabin) niteliği taşıyorsa, o yolun süreleri çok daha kısadır: hak, zor durumun ortadan kalktığı ya da düşüncesizlik veya deneyimsizliğin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl, her hâlde sözleşmenin kurulmasından itibaren beş yıl içinde kullanılmalıdır (TBK m.28/2). Gabinin şartları ve süreleri için gabin (aşırı yararlanma) ana rehberimize bakabilirsiniz.

Dava Yolu: Görevli Mahkeme, Kesin Yetki, Tedbir ve Harç

Görevli mahkeme. Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarda, aksine bir düzenleme bulunmadıkça görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir (HMK m.2/1). Bu nedenle inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil davası kural olarak asliye hukuk mahkemesinde açılır. Ancak işlem her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgiliyse ya da TTK’da düzenlenen bir konuya (örneğin pay devrine) ilişkinse dava ticari dava niteliği kazanabilir: her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın TTK’da öngörülen hususlardan doğan davalar ticari davadır (TTK m.4/1); aksine hüküm bulunmadıkça dava olunan şeyin değerine bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalara bakar (TTK m.5/1). Tarafların tacir olması tek başına yetmez; işlemin her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması gerekir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin 2023/2323 sayılı kararı görevin önemini gösterir: şirketin borcu için taşınmazların sulh sözleşmesiyle devredildiği olayda Daire, alacağın iki taraf için de ticari sayılıp sayılmadığının araştırılması gerektiğini, görev hususu öncelikle değerlendirilmeden esasa girilmesinin doğru olmadığını belirtmiştir. Görev kamu düzenine ilişkindir ve yargılamanın her aşamasında gözetilir. Şirketlerin fabrika veya arsa devirlerinde görev ve arabuluculuk ayrıntısı fabrikayı veya arsayı teminat diye finansçıya devrettim rehberimizde, ticari davalarda dava şartı arabuluculuk ise ticari uyuşmazlıklarda dava şartı arabuluculuk yazımızda anlatılmıştır.

Kesin yetki. Taşınmaz üzerindeki ayni hakka ilişkin veya ayni hak sahipliğinde değişikliğe yol açabilecek davalarda taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir; dava birden fazla taşınmaza ilişkinse taşınmazlardan birinin bulunduğu yerde diğerleri hakkında da açılabilir (HMK m.12/1, 12/3). Tapu iptali ve tescil talebi ayni hak sahipliğinde değişikliğe yol açacağından, inançlı işlem davası taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde açılmalıdır. Kesin yetki kuralına aykırı açılan dava yetkisizlik kararıyla sonuçlanır ve zaman kaybettirir.

Tapu kaydına ihtiyati tedbir. İnançlı işlem davalarının en büyük riski, dava sürerken malın iyiniyetli bir üçüncü kişiye devredilmesidir. Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden endişe edilmesi hâllerinde ihtiyati tedbir kararı verilebilir (HMK m.389/1). Talep eden, dayandığı tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır (HMK m.390/3). Tedbir isteyen, haksız çıkması hâlinde karşı tarafın ve üçüncü kişilerin uğrayabileceği zararlara karşılık teminat göstermek zorundadır; talep resmî belgeye veya başka bir kesin delile dayanıyorsa ya da durum ve koşullar gerektiriyorsa mahkeme gerekçesini açıkça belirterek teminat alınmamasına karar verebilir (HMK m.392/1). Dava açılmadan önce verilen tedbirde, uygulamanın istendiği tarihten itibaren iki hafta içinde esas davanın açılması gerekir; aksi hâlde tedbir kendiliğinden kalkar (HMK m.397/1). Çekişmeli hakların korunmasına ilişkin mahkeme kararları tapu kütüğüne şerh verilebilir ve şerh verildikten sonra taşınmaz üzerinde sonradan hak edinenlere karşı ileri sürülebilir (TMK m.1010). Bu şerh, sonradan malı alan kişinin “tapuya güvendim” savunmasını büyük ölçüde etkisizleştirir. Ayrıntı için ihtiyati tedbir yazımıza bakabilirsiniz.

Harç ilkesi. Tapu iptali ve tescil davası değeri belli bir davadır ve nispi harca tabidir. Harçlar Kanunu’na göre müdahalenin men’i, tescil ve tapu kaydı iptali gibi taşınmazın aynına ilişkin davalarda taşınmazın değeri esas alınır; bu davalarda ecrimisil ve tazminat gibi taleplerde de bulunulursa harç, taşınmazın değeri ile bu taleplerin tutarı üzerinden alınır (492 sayılı Harçlar Kanunu m.16). Karar ve ilam harcının dörtte biri peşin, geri kalanı kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenir (Harçlar K. m.28/a). Dava dilekçesinde değer gösterilmesi zorunludur; yargılama sırasında değerin gösterilenden fazla olduğu anlaşılırsa eksik harç tamamlattırılır ve tamamlanmadıkça yargılamaya devam edilmez (Harçlar K. m.16, m.30). Hukuk Genel Kurulu’nun 03.07.2024 tarihli, E.2024/463, K.2024/350 sayılı kararında aktarıldığı üzere, bir tapu iptali ve tescil davasında Kurul daha önce, dava değeri üzerinden peşin harç tamamlanmadan yargılamaya devam edilmesini hatalı bularak direnme kararını usulden bozmuştur. Bu nedenle değer baştan gerçekçi gösterilmeli, keşif ve bilirkişi raporundan sonra harç farkının tamamlanmasına hazırlıklı olunmalıdır. Yüksek değerli taşınmazlarda harç yükü dava stratejisinin bir parçasıdır; güncel oranlar ve örnek hesap için tapu iptali davalarında harç ve dava değeri yazımıza bakabilirsiniz.

İnançlı işlem davasında usul kontrol listesi

KonuKuralDayanak
Görevli mahkemeKural olarak asliye hukuk; her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgiliyse veya TTK’da düzenlenen bir konuya ilişkinse asliye ticaretHMK m.2/1; TTK m.4/1, m.5/1
YetkiTaşınmazda, taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkiliHMK m.12
DavalıDava tarihindeki kayıt maliki; mal el değiştirmişse kayıt maliki yanında inanılan da1. HD 2024/5601; 1. HD 2025/2578
Talep kurgusuAsıl talep tapu iptali ve tescil (ya da araçta tespit ve teslim, payda devir); olmazsa terditli bedelHMK m.111; TBK m.112
Kendi edimiTeminat devrinde borcu ödemek veya önermek; mahkemenin belirleyeceği tutarı depoya hazır olduğunu bildirmekTBK m.97
KorumaTapu kaydına devir ve takyidat yasağı; tapu kütüğüne şerhHMK m.389-397; TMK m.1010
HarçNispi harç; taşınmazın değeri ve varsa tazminat tutarı üzerinden; dörtte biri peşinHarçlar K. m.16, m.28, m.30
SüreOn yıllık zamanaşımı; inanç ilişkisinin sona ermesi veya iadenin gerekmesiyle başlar; davalı ileri sürmelidirTBK m.146, m.149, m.161

Borç için tapusunu alacaklıya veren kişinin dava dilekçesi örneği, borcun bilirkişiyle hesaplanması ve depo süreci borcum için tapumu alacaklıya verdim rehberimizde ayrıntılı olarak yer alır. Tapu iptali davalarının genel kurgusu için tapu iptali ve tescil dava dilekçesi örneği yazımıza bakabilirsiniz.

Araçta İnançlı Devir: Noter Satışı ve Geri Alma

Araçlar uygulamada sık sık inançlı devre konu olur: kredi çekebilmek ya da borç alabilmek için aracı bir yakının üzerine yapmak, vergi veya haciz kaygısıyla aracı başkasının adına tescil ettirmek, aracın parasını ödeyip ruhsatı güvenilen birinin adına çıkartmak. Tescilli araçların satış ve devirleri noterlerce yapılır ve noterler tarafından yapılmayan her çeşit satış ve devirler geçersizdir (2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu m.20/d). Bu nedenle araçta da devir, noter satış sözleşmesiyle resmî biçimde gerçekleşir ve dışarıya karşı araç yeni malikin malıdır; inanç sözleşmesi ise tarafların iç ilişkisini düzenler.

İspat kuralı taşınmazdakiyle aynı mantıkla işler. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 08.05.2023 tarihli, E.2022/8590, K.2023/1325 sayılı kararına konu olayda davacı, aracı satın alıp bedelini satıcıya açıklamalı olarak gönderdiğini, ancak aracın kaydını güven ilişkisi gereği davalı adına yaptırdığını ileri sürmüş; aracın kendi adına tescilini, olmazsa ödediği bedelin iadesini istemişti. Bölge adliye mahkemesi önce, taraflar arasındaki WhatsApp yazışmalarının delil başlangıcı niteliğinde olabileceğini ve tanık dinlenmeden karar verilemeyeceğini belirterek ilk kararı kaldırdı. Yeniden yapılan yargılamadan sonra uyuşmazlığa inanç sözleşmesi hükümlerinin uygulanacağını ve davacının inançlı işlemi ispat ettiğini kabul ederek aracın davacıya ait olduğunun tespitine ve davacıya teslimine karar verdi; trafik siciline doğrudan tescile karar verilmesinin usul ve kanuna aykırı olduğunu da belirtti. Yargıtay bu kararı onadı.

Araçta dikkat edilecek üç nokta vardır. Birincisi, talep sonucu doğru kurulmalıdır: araçta “trafik kaydının iptali ve tescil” yerine aracın davacıya ait olduğunun tespiti ve teslimi istenmesi, anılan kararda kabul gören yoldur. İkincisi, araç kolayca el değiştirebildiğinden dava ile birlikte aracın satış ve devrinin önlenmesi için ihtiyati tedbir istenmelidir; bunun için aracın devrinin önlenmesi ve ihtiyati tedbir talebi dilekçesi örneğimize bakabilirsiniz. Üçüncüsü, araç başkasına satılmışsa, inanılan araçta gerçek malik olduğundan devralan kural olarak mülkiyeti kazanır; bu durumda yol, inanç sözleşmesine aykırı davranan inanılandan bedel (tazminat) istemektir. Hukuk Genel Kurulu da inanç konusu üçüncü kişiye geçmişse tazminat istenebileceğini kabul etmiştir (HGK, 12.11.2014, E.2014/801, K.2014/891; TBK m.112). Noter dışında, el yazısı bir kâğıtla alınan araçların durumu farklıdır; bu konu haricen satın alınan aracın devri yazımızda anlatılmıştır.

Şirket Payında İnançlı Devir

Şirket paylarının inançlı devri de sık görülür: finansman bulabilmek için hisselerin bir ortağın ya da finansçının üzerine yapılması, kendi adının ortaklar arasında görünmesini istemeyen birinin paylarını güvendiği bir kişiye yazdırması, kredi teminatı olarak payların devredilmesi. Limited şirkette esas sermaye payının devri ve devir borcunu doğuran işlemler yazılı şekilde yapılır ve tarafların imzaları noterce onanır; şirket sözleşmesinde aksi öngörülmemişse devir genel kurulun onayıyla geçerli olur (TTK m.595/1-2). Anonim şirkette nama yazılı paylar, kanunda veya esas sözleşmede aksi öngörülmedikçe serbestçe devredilir (TTK m.490). Devir bu şekillere uygun yapıldığında, dışarıya karşı payın sahibi devralandır.

Yazılı delil kuralı şirket payında da aynen uygulanır. Hukuk Genel Kurulu’nun 12.11.2014 tarihli, E.2014/801, K.2014/891 sayılı kararına konu olayda davacılar, bir anonim şirketteki hisselerin bir kısmının kendilerine ait olduğunu, davalının bu payları inançlı olarak elinde tuttuğunu ileri sürmüştü. Kurul, Yargıtay uygulamasına göre inanç anlaşmasının ancak yazılı kanıtla ispat edilebileceğini vurguladı; davacıların dayandığı belgenin inançlı işlemi değil, hisse devrine ilişkin bir sözleşmeyi gösterdiğini, kâr payı dekontları ve faks yazışmasının da inançlı işlemi kanıtlamaya yeterli olmadığını belirterek direnme kararını oy çokluğuyla bozdu. Kararın ilk derece mahkemesi bir asliye ticaret mahkemesidir.

Pay devrinde dava kurgusu bakımından şu noktalar önemlidir. Pay devri TTK’da düzenlendiğinden, pay devrine ilişkin uyuşmazlıkların tarafların tacir olup olmadığına bakılmaksızın ticari dava sayılması ve asliye ticaret mahkemesinde görülmesi gündeme gelir (TTK m.4/1, m.5/1); görev her dosyada ayrıca değerlendirilmelidir. Talep, payların inanana devri ve gerekli şirket kayıtlarının düzeltilmesi yönünde kurulur; paylar başkasına geçmişse yine bedel talebi gündeme gelir. Dava sırasında payların devrini önlemek için paylar üzerinde ihtiyati tedbir istenmelidir; bunun koşulları ve kararlar şirket paylarına ihtiyati tedbir yazımızdadır. Pay devrinin şekli ve onay şartları için anonim ve limited şirkette pay devri, payın değerinin altında devredildiği durumlar için hissemi değerinin altında devrettim yazılarımıza bakabilirsiniz. Şirketin fabrikasını, arsasını veya makinelerini finansçıya teminat olarak devrettiği hâller ise ayrı bir rehberde anlatılmıştır.

Taşınmaz, araç ve şirket payında inançlı devir

KonuTaşınmazAraçŞirket payı
Devrin şekliTapuda resmî senetle satışNoter satış sözleşmesi (KTK m.20/d)Limited şirkette yazılı ve noter onaylı devir, kural olarak genel kurul onayı (TTK m.595); anonim şirkette TTK m.490 vd.
İnanç sözleşmesinin ispatı1947 İBK: yazılı delil, delil başlangıcı, ikrar ve yeminAynı kural; mesaj yazışmaları delil başlangıcı sayılabilir (3. HD 2023/1325)Aynı kural; yazılı kanıt aranır (HGK 2014/891)
Asıl talepTapu iptali ve tescilAracın davacıya ait olduğunun tespiti ve teslimiPayların inanana devri, kayıtların düzeltilmesi
Üçüncü kişiye devirİyiniyetli kazanan korunur; iyiniyet TMK m.1023 çerçevesinde araştırılır (1. HD 2024/5601)İnanılan malik olduğundan devralan kural olarak korunur; talep bedele dönerAynı; pay üçüncü kişiye geçmişse tazminat istenir (HGK 2014/891)
Görevli mahkemeKural olarak asliye hukuk; kesin yetki (HMK m.12)Kural olarak asliye hukukKural olarak asliye ticaret (TTK m.4/1, m.5/1); görev ayrıca değerlendirilmeli
KorumaTapu kaydına tedbir ve şerh (TMK m.1010)Trafik kaydına satış ve devir yasağı tedbiriPaylar üzerinde tedbir; şirkete ve sicile bildirim

İnanç Sözleşmesi Örneği

İnanç sözleşmesi için kanunda bir şekil şartı yoktur; ama ispat bakımından yazılı ve imzalı olması hayati önemdedir. Aşağıdaki örnek, bir borcun teminatı olarak taşınmaz devredilecekse tarafların iç ilişkisini kayıt altına almak için hazırlanmış kısa ve genel bir çerçevedir. Taşınmazın teminat olarak devri yerine ipotek kurulması borçluyu çok daha iyi korur, çünkü ipotekte borç ödenmezse alacaklı alacağını ancak taşınmazın satış bedelinden alabilir (TMK m.873/1); devir zorunluysa bu tür bir belgenin devirle aynı gün imzalanması, sonradan yıllarca sürebilecek bir ispat tartışmasını baştan önler.

Önemli uyarı. Bu metin yalnızca bir örnektir; avukata danışmadan kullanmayın. Her olayın borç tutarı, faiz, süre, kullanım, vergi ve masraf koşulları farklıdır. Faizle ödünç para verme ilişkisinde ayrıca tefecilik riski bulunur; borcun ödenmemesi hâlinde malın alacaklıda kalacağına ilişkin bir kayıt ise TMK m.873 ve m.949’daki yasak nedeniyle geçersizdir ve metne konmamalıdır.
İNANÇ SÖZLEŞMESİ (TEMİNAT AMAÇLI DEVİR)

İNANAN (Devreden): [Ad SOYAD], T.C. kimlik no: [….], adres: [….]
İNANILAN (Devralan): [Ad SOYAD], T.C. kimlik no: [….], adres: [….]

Madde 1 – Konu. İnanan, maliki olduğu [il, ilçe, mahalle, ada, parsel, bağımsız bölüm] sayılı taşınmazı, İnanılandan [tarih] tarihinde aldığı [….] TL tutarındaki borcun teminatı olarak İnanılana devretmektedir. Tapuda yapılacak işlem satış görünümünde olsa da tarafların gerçek iradesi bir satış değil, borcun teminatıdır.

Madde 2 – Borç ve ödeme. Borcun tutarı, ödeme takvimi ve varsa faiz oranı şunlardır: [….]. Ödemeler İnanılanın [banka, IBAN] hesabına, açıklama kısmına bu sözleşmenin tarihi yazılarak yapılır.

Madde 3 – İade borcu. Borç ödendiğinde ya da İnanan ödemeyi önerdiğinde İnanılan, taşınmazı [….] gün içinde İnanana veya İnananın göstereceği kişiye tapuda devretmekle yükümlüdür. Devir masrafları [….] tarafından karşılanır.

Madde 4 – Tasarruf yasağı. İnanılan, iade borcu sona erene kadar taşınmazı satmaz, bağışlamaz, üzerinde ipotek veya başka bir hak kurdurmaz, kiraya vermez; buna aykırı davranışından doğan bütün zararlardan sorumludur.

Madde 5 – Kullanım. Taşınmazın kullanımı, vergi ve aidat giderleri iade tarihine kadar [İnanana / İnanılana] aittir.

İşbu sözleşme [tarih] tarihinde iki nüsha olarak düzenlenmiş, taraflarca okunup imzalanmıştır.

İNANAN: [Ad SOYAD, imza]
İNANILAN: [Ad SOYAD, imza]

Örnekte bilinçli olarak bulunmayan bir kayıt vardır: “borç vadesinde ödenmezse taşınmaz İnanılanda kalır.” Yargıtay bu tür kayıtları TMK m.873 ve m.949’daki lehine mülkiyet geçirme yasağına aykırı bularak geçersiz saymaktadır. Belgenin her iki tarafça imzalanması en güvenli yoldur; 1947 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararı’nın Yargıtay uygulamasındaki yorumuna göre belgenin tarafların veya inanılanın imzasını taşıması gerekir. Devir tarihinden sonra imzalanmış bir belge de yazılı delil sayılır (HGK 2023/218). Aracın veya şirket payının devrinde de aynı iskelet, konu maddesi değiştirilerek kullanılabilir.

Tapunuz, aracınız veya hisseniz teminat olarak devredildiyse ve geri verilmiyorsa, önce belgelerin ispat değerini ve malın hâlâ inanılan adına kayıtlı olup olmadığını birlikte değerlendirelim; tedbir ve dava adımlarını buna göre planlayalım. Hukukçular Evi Ankara: 0554 648 37 15.

Hangi Belge Ne İşe Yarar? Delil Tablosu

İnançlı işlem davasında deliller ve değerleri

Delilİspat değeriDikkat edilecek nokta
İnanılanın imzasını taşıyan inanç sözleşmesi, senet veya notYazılı delil; inanç ilişkisini tek başına ispatlarAslı saklanmalı; imza inkâr edilirse imza incelemesi istenir; devirden sonra düzenlenmiş olması sorun değildir
İnanılanın gönderdiği mesaj, e-posta, mektupDelil başlangıcı olabilir; tanık yolunu açarGönderenin inanılan olduğu gösterilmeli; içerik iade koşulunu veya teminat amacını muhtemel göstermeli
Borç ödemelerine ait banka dekontlarıDelil başlangıcı olabilir; ödenen tutarı da gösterirBelge, inanç ilişkisinin tarafı olan kişiyle bağlantılı olmalıdır; başka bir kişinin kredi ödemeleri yeterli görülmemiştir (HGK 2023/218)
İnanılanın başka bir davada, keşifte veya ceza soruşturmasında verdiği beyanDelil başlangıcı veya ikrar niteliği taşıyabilirİlgili dosya celp edilmeli (1. HD 2025/2102; HGK 2024/354)
Tapudaki düşük bedel, devrin borç tarihine yakınlığıDestekleyici karine; tek başına inanç ilişkisini ispatlamazDelil başlangıcı varsa diğer delillerle birlikte değerlendirilir
Devirden sonra inananın malı kullanmaya, vergi ve aidat ödemeye devam etmesiDestekleyici karineDelil başlangıcı yoksa tanıkla ispat yolu açılmadığı için tek başına yetmez
TanıkAncak delil başlangıcı varsa dinlenirAkrabalar arası işlemlerde HMK m.203/1-a tartışılır; tek başına güvenilmemeli
YeminKesin delilDilekçede açıkça gösterilmeli; karşı taraf yemin ederse vakıa aleyhe kesinleşir
Noter ihtarnamesi ve cevabıÖdeme önerisini ve iade talebini belgelerTBK m.97 ve zamanaşımı başlangıcı bakımından önemlidir

Yol Haritası: Mal Geri Verilmiyorsa Adım Adım

İnançlı işlemde adım adım

AdımNe yapılır?Neden önemli?
1. Kayıt kontrolüTapu, trafik veya ticaret sicili kaydından malın hâlâ inanılan adına olup olmadığını, üzerinde ipotek, haciz veya şerh bulunup bulunmadığını öğreninMal el değiştirmişse davalılar ve talep (iptal mi, bedel mi) değişir
2. Belgeleri güvenceye almaİmzalı belgelerin aslını saklayın; mesaj ve e-postaları kaybolmadan tespit ettirin; dekontları ve başka dosyalardaki beyanları toplayınYazılı delil veya delil başlangıcı davanın kaderini belirler
3. NitelendirmeDevrin inançlı işlem mi, muvazaa mı, gerçek satış mı olduğunu, gerekirse gabin yolunu da değerlendirinİspat kuralı ve süreler nitelendirmeye göre değişir
4. Borç hesabı ve ödeme önerisiTeminat devrinde aldığınız parayı ve ödemelerinizi tarihleriyle çıkarın; noter ihtarnamesiyle ödemeyi önerip iadeyi isteyinTBK m.97 karşısında kendi ediminizi önermiş olmanız gerekir; zamanaşımı tartışmasını da netleştirir
5. Mahkeme seçimiAsliye hukuk mu asliye ticaret mi; taşınmazda kesin yetkili yer mahkemesiGörev ve kesin yetki hatası zaman kaybettirir
6. TedbirDava ile birlikte veya dava öncesinde tapuya, araca veya paylara devir yasağı tedbiri ve şerh isteyinDava sürerken iyiniyetli üçüncü kişiye devir, davayı bedel talebine dönüştürür
7. Dava dilekçesiAsıl talep iade (tapu iptali ve tescil, araçta tespit ve teslim, payda devir); terditli olarak bedel; depoya hazır olduğunuzu açıkça yazın; yemin deliline dayanınAsıl talep reddedilirse bedel talebinin incelenmesi sağlanır (HMK m.111)
8. YargılamaBilirkişi borç hesabına itiraz; mahkemenin verdiği depo süresine kesinlikle uyun; harç farkını tamamlayınDepo süresinin kaçırılması önceki ret kararının kesin hüküm sayılması riskini doğurabilir

Borç baskısı altında yapılan devirlerde dilekçenin nasıl kurulacağını, borcun hesaplanmasını ve sık yapılan hataları borç için tapusunu veren kişiye yönelik ayrıntılı rehberimizde bulabilirsiniz. Devir gerçek bir satış olarak yapılmış ama zor durumdan yararlanılarak değerinin çok altında gerçekleşmişse gabin nedeniyle tapu iptali ve tescil dava dilekçesi örneği yol gösterir.

Sık Sorulan Sorular

İnançlı işlem nedir?

Bir malın veya hakkın teminat oluşturmak ya da yönetilmek üzere güvenilen bir kişiye gerçekten devredildiği, devralanın onu anlaşmadaki koşullara göre kullanıp amaç gerçekleşince geri vermeyi üstlendiği işlemdir. Devri yapan inanan, devralan inanılandır. İşlem, hakkı geçiren tasarruf işlemi ile iade koşullarını düzenleyen inanç sözleşmesinden oluşur.

İnanç sözleşmesi nedir?

İnanan ile inanılan arasında yapılan, tarafların hak ve borçlarını, inançlı işlemin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın iadesi şartlarını belirleyen borçlandırıcı sözleşmedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, bu sözleşmenin mülkiyet naklinin hukuki sebebini oluşturduğunu belirtmiştir (HGK 2023/218).

Fiducia cum creditore ve fiducia cum amico ne demektir?

Fiducia cum creditore, bir malın alacaklıya borcun teminatı olarak devredildiği teminat amaçlı inançlı işlemdir. Fiducia cum amico ise malın korunması, saklanması veya yönetilmesi için güvenilen bir kişiye devredildiği yönetim amaçlı inançlı işlemdir. Birincisinde inanılanın da menfaati vardır; ikincisinde menfaat yalnızca inanana aittir.

Borç karşılığı tapuyu üstüne yaptım, borcu ödedim, geri vermiyor; ne yapabilirim?

İnanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil davası açabilirsiniz. Önce noter ihtarnamesiyle iade isteyin, dava ile birlikte tapuya ihtiyati tedbir talep edin ve inanç ilişkisini yazılı delil veya delil başlangıcıyla ispatlamaya hazırlanın. Borcun bir kısmı ödenmediyse mahkemenin belirleyeceği tutarı depo etmeye hazır olduğunuzu dilekçede açıkça bildirmeniz önemlidir (TBK m.97).

İnanç sözleşmesi nasıl ispat edilir?

05.02.1947 tarihli, 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’na göre yazılı delille. Belgenin tarafların veya inanılanın imzasını taşıması gerekir. Yazılı delil yoksa karşı taraftan çıkmış bir delil başlangıcı tanık dahil her türlü delilin yolunu açar; o da yoksa ikrar ve yemin gibi kesin delillere başvurulur.

Belge devirden sonra yazıldıysa geçerli olur mu?

Olur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, inançlı işleme konu belgenin akit tarihinden önce ya da sonra düzenlenmesinin sonuca etkili olmadığını, bunun İçtihadı Birleştirme Kararı’nın doğal bir sonucu olduğunu belirtmiştir (HGK, 15.03.2023, E.2021/1-483, K.2023/218).

WhatsApp mesajları delil başlangıcı sayılır mı?

Sayılabilir. Elektronik ortamdaki veriler belge niteliğindedir (HMK m.199). Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin onadığı bir kararda, araç için yapılan inançlı işlemde taraflar arasındaki WhatsApp yazışmaları delil başlangıcı kabul edilmiş ve tanık dinlenmiştir (E.2022/8590, K.2023/1325). Mesajın inanılandan çıkmış ve iddiayı muhtemel gösterir nitelikte olması gerekir.

Hiç yazılı belgem yoksa davayı kaybeder miyim?

Dava kendiliğinden kaybedilmez, ama ispat çok zorlaşır. Karşı tarafın başka bir dosyadaki beyanı, ceza soruşturmasındaki ifadesi ya da gönderdiği mesajlar delil başlangıcı veya ikrar sayılabilir. Hiçbiri yoksa son çare karşı tarafa yemin teklif etmektir; yeminden kaçınırsa iddia ikrar edilmiş sayılır (HMK m.229/1).

İnançlı işlem ile muvazaa arasındaki fark nedir?

Muvazaada taraflar görünüşteki işlemin sonuç doğurmasını hiç istemez ve işlem baştan geçersizdir. İnançlı işlemde ise devir gerçekten istenir ve geçerlidir; inanılan gerçek maliktir, yalnızca malı geri verme borcu vardır. Bu nedenle muvazaada tescilin iptali, inançlı işlemde ise sözleşme gereği geri devir istenir.

İnançlı işlem ile mirastan mal kaçırma aynı şey mi?

Hayır. Mirastan mal kaçırma (muris muvazaası), miras bırakanın bağışlamak istediği taşınmazı mirasçılardan kaçırmak için satış gibi göstermesidir ve 01.04.1974 tarihli, 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’na dayanır; mirasçılar her türlü delille ispat edebilir. İnançlı işlemde ise devir geri alınmak üzere yapılmıştır ve kural olarak yazılı delil aranır.

“Borcu vadesinde ödemezsen mal benim olur” kaydı geçerli mi?

Yargıtay’a göre geçerli değildir. Böyle bir kayıt taşınmaz rehnindeki (TMK m.873) ve taşınır rehnindeki (TMK m.949) lehine mülkiyet geçirme yasağına aykırıdır; süre geçmiş olsa bile inanç ilişkisi devam ettiğinden iade istenebilir (Y.1.HD, E.2023/4250, K.2024/5601; E.2023/2323, K.2024/3584).

Alacaklı tapuyu başkasına sattıysa ne olur?

Tapuya iyiniyetle güvenerek malı alan üçüncü kişinin kazanımı korunur (TMK m.1023) ve sizin talebiniz inanılandan bedel (tazminat) istemeye döner (TBK m.112). Son malikin inanılanla birlikte hareket ettiği ve kötüniyetli olduğu ispatlanırsa ona karşı da tapu iptali istenebilir; bu davada inanılan da davalı gösterilmelidir.

İnançlı işlemde zamanaşımı var mı?

Vardır; kanunda özel süre bulunmadığından on yıllık genel zamanaşımı uygulanır (TBK m.146). Ancak süre devir tarihinden değil, inanç ilişkisinin sona ermesinden veya iade borcunun muaccel olmasından itibaren işler (Y.1.HD, E.2023/4250, K.2024/5601). Zamanaşımı davalı tarafından ileri sürülmelidir; hâkim kendiliğinden gözetemez (TBK m.161).

İnançlı işlem davası hangi mahkemede açılır?

Kural olarak asliye hukuk mahkemesinde (HMK m.2/1); taşınmazda taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir (HMK m.12). İşlem her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgiliyse ya da şirket payı gibi TTK’da düzenlenen bir konuya ilişkinse asliye ticaret mahkemesi görevlidir (TTK m.4/1, m.5/1).

Tapu iptali davasında harç nasıl hesaplanır?

Tapu iptali ve tescil davası taşınmazın aynına ilişkin olduğundan nispi harca tabidir ve harç taşınmazın değeri üzerinden alınır; aynı davada ecrimisil veya tazminat gibi taleplerde de bulunulursa bunların tutarı da hesaba katılır (Harçlar K. m.16). Karar ve ilam harcının dörtte biri peşin alınır (m.28/a). Değer eksik gösterilmişse yargılama sırasında harç tamamlattırılır (m.30).

Arabamı borç için başkasının üzerine yaptım, geri alabilir miyim?

Alabilirsiniz; inanç sözleşmesi araçlarda da aynı kurallarla ispatlanır. Yargıtay’ın onadığı bir kararda, inançlı işlemi ispatlayan davacı lehine aracın kendisine ait olduğunun tespitine ve teslimine karar verilmiş, trafik siciline doğrudan tescile karar verilmesi ise usule aykırı bulunmuştur (3. HD, E.2022/8590, K.2023/1325). Dava ile birlikte aracın devrini önleyen tedbir istenmelidir.

Şirket hisselerimi güvendiğim birinin üzerine yaptım; inançlı işlem sayılır mı?

Sayılabilir, ama yazılı kanıt şarttır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, anonim şirket hisselerine ilişkin bir davada inanç anlaşmasının ancak yazılı kanıtla ispat edilebileceğini vurgulamış; kâr payı dekontlarını ve faks yazışmasını yeterli görmemiştir (HGK, E.2014/801, K.2014/891). Dava kural olarak asliye ticaret mahkemesinde görülür.

Önceki davam depo yapmadığım için reddedildi; yeniden dava açabilir miyim?

Bu konu tartışmalıdır ve sonuç, önceki davada depo için kesin süre verilip verilmediğine göre değişebilir. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, borcu ödemesi için süre verilmeden yalnızca edim yerine getirilmediği gerekçesiyle verilen reddin kesin hüküm oluşturmadığını kabul etmiştir (E.2025/780, K.2025/2578); depo için verilen kesin sürede bedel yatırılmadığı için reddedilen davanın kesin hüküm oluşturduğunu kabul eden bölge adliye mahkemesi kararını ise oy çokluğuyla onamıştır (E.2022/4307, K.2023/3950). Bu nedenle depo süresine kesinlikle uyulmalı, yeni dava öncesinde önceki kararın gerekçesi incelenmelidir.

İlgili Rehberler

Gabin ve zor durumda yapılan ucuz devirlerle ilgili bütün yazılarımız tek sayfada: Gabin (Aşırı Yararlanma) Rehberi.

Kaynakça

Mevzuat

İçtihadı Birleştirme Kararları

  • Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, 05.02.1947, 20/6 (E.1945/20, K.1947/6)
  • Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, 01.04.1974, E.1974/1, K.1974/2

Kararlar

  • Yargıtay HGK, 03.07.2024, E.2022/1-1102, K.2024/354
  • Yargıtay HGK, 03.07.2024, E.2024/463, K.2024/350
  • Yargıtay HGK, 15.03.2023, E.2021/1-483, K.2023/218
  • Yargıtay HGK, 27.05.2021, E.2017/1-1829, K.2021/635 (1. HD 2025/2578 sayılı kararda aktarıldığı şekliyle)
  • Yargıtay HGK, 19.03.2019, E.2017/1750, K.2019/321
  • Yargıtay HGK, 12.11.2014, E.2014/801, K.2014/891
  • Yargıtay HGK, 14.07.2010, E.2010/14-394, K.2010/395 (7. HD 2022/6474 sayılı kararda aktarıldığı şekliyle)
  • Yargıtay 1. HD, 15.05.2025, E.2025/780, K.2025/2578
  • Yargıtay 1. HD, 21.04.2025, E.2023/6254, K.2025/2102
  • Yargıtay 1. HD, 14.10.2024, E.2023/4250, K.2024/5601
  • Yargıtay 1. HD, 15.05.2024, E.2023/2323, K.2024/3584
  • Yargıtay 1. HD, 04.07.2023, E.2022/4307, K.2023/3950
  • Yargıtay 3. HD, 08.05.2023, E.2022/8590, K.2023/1325
  • Yargıtay 7. HD, 07.01.2025, E.2024/2466, K.2025/63
  • Yargıtay 7. HD, 01.11.2022, E.2021/1725, K.2022/6474

Öğreti

  • Hayreddin Fırat Mehmetoğlu, “Türk Hukukunda İnançlı İşlemler”, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, C.29, S.2 (Özel Sayı), Aralık 2023, s.1604-1643
  • Şafak Parlak Börü, “Mülkiyetin Teminat Amacıyla İnançlı İşlemle Devri”, TBB Dergisi, S.128, 2017

Yazar: Av. Fatma Öztürk, Hukukçular Evi Ankara

Büro: Varlık Mahallesi Gaziosmanpaşa Caddesi No: 22, Yenimahalle/Ankara · Telefon: 0554 648 37 15

Son güncelleme: 3 Kasım 2026. Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; somut bir uyuşmazlıkta sonuç, sözleşmenin, kayıtların ve delillerin incelenmesine bağlıdır.

Somut olayınıza özgü değerlendirme için hukuk büromuzla iletişime geçebilirsiniz.

Post by Av. Fatma Öztürk