Tasarrufun İptali Davası: İİK m.277-284 Alacaklı Rehberi (2026)
10 Temmuz 2026

Tasarrufun İptali Davası: İİK m.277-284 Alacaklı Rehberi (2026)

Tasarrufun İptali Davası: İİK m.277-284 Alacaklı Rehberi

Tasarrufun iptali davası, borçlunun alacaklısını zarara uğratma amacıyla malvarlığından çıkardığı taşınır, taşınmaz veya hakların; alacaklıya karşı hükümsüz sayılarak sanki borçlunun malvarlığında kalmışçasına haciz veya iflas yoluyla paraya çevrilmesine imkân veren bir cebri icra hukuku kurumudur. İcra ve İflas Kanunu’nun 277-284. maddeleri arasında düzenlenen bu dava; bağış ve ivazsız devirleri (m.278), yakın hısımlar arasında yapılan ivazlı ancak şüpheli tasarrufları (m.278/III ve m.279), alacaklıyı zarara uğratma kastıyla gerçekleştirilen ivazlı işlemleri (m.280) kapsar. Davada aciz vesikası temel şart olarak aranır; hak düşürücü süre ise tasarrufun yapıldığı tarihten itibaren beş yıldır (m.284). Bu rehberde 2026 yılı itibarıyla yürürlükte bulunan hükümler çerçevesinde tasarrufun iptali davasının amacı, iptale tabi tasarruf türleri, taraflar, aciz vesikası şartı, süre rejimi ve yargılama usulü bütünsel olarak ele alınmıştır.

Tasarrufun İptali Davasının Amacı ve Niteliği — İİK m.277

Tasarrufun iptali davası, borçlunun malvarlığında yapmış olduğu bazı hukuki işlemlerin geçersizliğini değil; yalnızca davayı açan alacaklıya karşı hükümsüzlüğünü sağlayan nispi nitelikte bir davadır. İİK m.277 hükmü, davanın amacını açıkça ortaya koyar: kanunda sayılan tasarrufların iptaline karar verilmesini talep etmek. İptal kararı verildiğinde borçlu ile üçüncü kişi arasındaki devir işlemi taraflar arasında geçerliliğini korur; ancak iptal kararını alan alacaklı, sanki mal borçlunun malvarlığından çıkmamış gibi o mal üzerinde haciz koydurma ve satış istemek yetkisine kavuşur. Bu yönüyle dava; muvazaa nedeniyle mutlak butlan iddiasından, iptal davasının nispi etkisi ve özel süre rejimi bakımından ayrılır.

Tasarrufun iptali davasının amaç ve kapsamı bakımından öne çıkan temel özellikleri şunlardır:

  • Nispi etki: İptal kararı yalnızca davayı açan alacaklı ve dava sonunda tespit edilecek zarar tutarı bakımından hüküm ifade eder. İşlem taraflar arasında geçerliliğini korur, üçüncü kişinin mülkiyet hakkı tapu sicilinden silinmez.
  • Cebri icra hukuku davası: Dava, alacaklının alacağını borçlunun malvarlığından tahsil edebilmesini sağlamak amacıyla açılır. Bu yönüyle klasik özel hukuk davalarından farklı bir işlev üstlenir ve İİK’nın Sekizinci Bap’ında özel olarak düzenlenmiştir.
  • Kanunda sayılan tasarruflar: Her tasarruf iptale tabi değildir. Sadece m.278’de bağış ve ivazsız tasarruflar, m.279’da acizden dolayı butlan sebepleri ve m.280’de alacaklıyı zarara uğratma kastıyla yapılmış tasarruflar için dava açılabilir.
  • Aciz vesikası ön şartı: Alacaklının borçluya karşı önceden takip yapıp, bu takipten mal bulunamadığına dair kesin veya geçici aciz vesikası ya da aciz belgesi niteliğinde haciz tutanağı ile borcun tahsil edilemediğini ispatlaması gerekir.
  • Muvazaadan farkı: Muvazaa davası TBK m.19’a dayanır, mutlak butlan sonucu doğurur, herkese karşı ileri sürülebilir ve zamanaşımına tabi değildir. İptal davası ise İİK’ya dayanır, nispi etkilidir ve hak düşürücü süreye tabidir. Uygulamada alacaklının her iki hukuki sebebi terditli olarak ileri sürmesi mümkündür.

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi ile Hukuk Genel Kurulu’nun yerleşik uygulaması; iptal davasının nispi etkili bir cebri icra davası olduğu, tasarrufun geçerliliğinin taraflar arasında etkilenmediği, iptal kararının davacı alacaklıya haciz ve satış yetkisi tanıdığı yönündedir. Ayrıca alacaklının, alacak miktarı ile sınırlı olarak talepte bulunabileceği ve iptal edilen tasarrufa konu malın davalı üçüncü kişide kalmasına karşın davacı alacaklının o mala haciz koydurabileceği ilkesi yerleşiktir.

Bağış ve İvazsız Tasarrufların Butlanı — İİK m.278

İvazsız (karşılıksız) tasarruflar, ekonomik denge unsurunu barındırmayan devir işlemleridir. Borçlu bir taşınmazını hiçbir bedel almadan bağışladığında ya da piyasa değerinin çok altında sembolik bir bedelle devrettiğinde alacaklının zarar görmesi neredeyse kaçınılmazdır. İİK m.278, bu tür işlemler bakımından özel bir iptal sebebi öngörmüştür. Kanun; alışılmış hediyeler istisna tutulmak üzere, hacizden veya haciz sırasında mal bulunamaması nedeniyle aciz belgesi düzenlenmesinden ya da iflasın açılmasından geriye doğru belirli bir süre içerisinde yapılan bütün bağışlamaları ve ivazsız tasarrufları iptale tabi kılmıştır.

Kural olarak bu süre, iptalin konusu olan takibe esas alacağın doğduğu tarihe kadar uzayabilir; ancak hacizden, aciz vesikasından veya iflasın açılmasından geriye doğru iki yıllık üst sınırı geçemez. Uygulamada bu iki yıllık süre, m.278 kapsamında dikkate alınan kritik zaman aralığı olarak öne çıkar. Bu süre bir hak düşürücü süre değil, kanunda öngörülen tasarrufun iptale tabi tutulmasına ilişkin geriye dönük inceleme aralığıdır. Süre içinde yapılmayan tasarruflar bakımından m.278 hükümleri uygulanmaz; ancak alacaklının m.280’e dayalı zarar verme kastı iddiası ya da TBK m.19 muvazaa iddiası her zaman ileri sürülebilir.

İİK m.278 kapsamında bağışlama sayılan işlemler tek tek bağışlama sözleşmesi ile sınırlı değildir. Kanun, ekonomik olarak bağışlama sonucu doğuran birçok işlemi iptal kapsamına almıştır. Bunlardan başlıcaları şu şekilde sıralanabilir:

  • Karı ve koca ile alt/üstsoy ve belirli derecede kan hısımları arasında yapılan ivazlı tasarruflar: Kanun, bu kişiler arasında yapılan ivazlı devirlerin gerçek bir karşılık içerip içermediğini ispat yükünü davalı üçüncü kişiye yükler. Yani karı-koca arasında ya da baba ile evlat arasında yapılan bir tapu devri, her ne kadar tapu senedinde bedel gösterilmiş olsa da, üçüncü kişi bu bedelin fiilen ödendiğini ve piyasa değerine uygun olduğunu ispat edemezse iptale tabi tutulur. Uygulamada bu ispat, banka dekontu, hesap hareketleri, çek/senet ödemeleri ve tanık beyanlarıyla yapılır.
  • Akdin yapıldığı sırada kendi verdiği şeyin değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyat kabul ettiği akitler: Piyasa değerinin çok altında yapılan satışlar, ekonomik olarak kısmen ivazsız kabul edilir. Örneğin gerçek piyasa değeri iki milyon lira olan bir gayrimenkulün beş yüz bin liraya satılması bu kapsamda değerlendirilebilir. Aradaki fark üçüncü kişi lehine yapılmış bir bağışlama gibi ele alınır.
  • Borçlunun kendisine yahut üçüncü kişi menfaatine kaydı hayat şartıyla irat ve intifa hakkı tesis ettiği akitler: Malvarlığından çıkışın karşılığı olarak sadece yaşam boyu bir gelir ya da yararlanma hakkının bırakıldığı sözleşmeler; sermayenin kalıcı olarak devredilmesine karşılık geldiği için ivazsız tasarruf hükmündedir.

Bağışın veya ivazsız tasarrufun iptaline karar verildiğinde, üçüncü kişi iyiniyetli ise yalnızca dava zamanında elinde bulunan miktarı geri vermekle yükümlüdür. Kötüniyetli üçüncü kişi ise almış olduğu malın veya değerinin tamamını iade eder. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin yerleşik uygulaması; aile içi devirlerde bedelin ödendiğine ilişkin salt tapu beyanı ve senet gösterilmesinin yeterli olmadığı, banka kayıtlarıyla desteklenen somut ödeme delillerinin aranacağı yönündedir.

Yakın Hısımlar Arasında İvazlı Devir ve Acizden Dolayı Butlan — İİK m.279

Borçlunun acz halinde iken yaptığı bazı işlemler, alacaklıları haksız biçimde etkileyeceği düşüncesiyle kanun tarafından şüpheli işlemler olarak nitelendirilmiş ve iptal kapsamına alınmıştır. İİK m.279, borçlunun malvarlığının borçlarını karşılamaya yetmediği bir dönemde gerçekleştirdiği bazı işlemleri, alacaklıya karşı özel bir batıl olma sebebine bağlamıştır. Kanun, m.278’deki ivazsız tasarrufların yanı sıra m.279 kapsamında ivazlı da olsa iptale tabi tutulan işlemler öngörmüştür.

İİK m.279 kapsamında iptale tabi tutulan başlıca işlemler şunlardır:

  • Rehin tesisi: Borçlunun mevcut bir borcunu temin etmek amacıyla önceden taahhüt etmediği hâlde sonradan rehin, ipotek ya da menkul rehni tesis etmesi. Alacaklı, önceden herhangi bir teminat almaksızın borç ilişkisine girmişken sonradan rehin kurulması, ivazsız değilse de ekonomik olarak diğer alacaklıların zararına sonuç doğurabilir.
  • Olağan dışı ödeme vasıtası: Para veya alışılmış ödeme vasıtaları dışında bir yolla (örneğin taşınmaz devri, mal karşılığı takas, bono cirosu gibi) yapılan borç ödemeleri. Alacaklının nakit tahsilat yerine mal alması, ekonomik olarak imtiyazlı tatmin niteliği taşıyabilir.
  • Vadesi gelmemiş borcun ödenmesi: Muaccel olmayan bir borcun vaktinden önce ödenmesi, borçlunun kendi lehine ödeme sırasını değiştirme sonucu doğurur ve diğer alacaklıları zarara uğratır.
  • Kişisel hakların kuvvetlendirilmesi için tapuya verilen şerhler: Alacaklıların tapu sicilinden takip edebileceği kişisel hakların şerh yoluyla ayni etki kazandırılması da m.279 kapsamında iptale tabi kılınmıştır.

Bu işlemler bakımından da yasa geriye doğru belirli bir süre öngörmüştür; söz konusu süre hacizden, aciz vesikasından veya iflasın açılmasından geriye iki yıl olarak kabul edilir. Ancak m.279’un yanında, yakın hısımlar arasında yapılan ivazlı devirlerin iptali sorunu uygulamada özel bir konu olarak öne çıkar. İİK sistemi, borçlu ile yakın kan ve sıhri hısımlar arasındaki devirlerde çifte bir koruma öngörmüştür: birincisi, m.278/III uyarınca bu kişilerle yapılan ivazlı devirlerin gerçek bir karşılık içerdiğinin ispatlanmadıkça bağışlama sayılması; ikincisi, m.280/III uyarınca yakın hısımlarda kötüniyet karinesi tanınması.

Kötüniyet karinesi, alacaklının ispat yükünü tersine çeviren önemli bir hukuki araçtır. Borçlunun eşi, altsoyu, üstsoyu, üçüncü dereceye kadar kan ve sıhri hısımları, evlat edineni veya evlatlığı ile yaptığı işlemlerde; üçüncü kişinin borçlunun mali durumunu ve alacaklılara zarar verme kastını bildiği kabul edilir. Bu karineyi çürütmek üçüncü kişiye düşer. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin yerleşik uygulaması; akrabalar arasındaki devirlerde bedelin banka kanalıyla ödendiği ve bu bedelin yakın hısımın öz malvarlığından karşılandığının somut biçimde ispatlanması gerektiği yönündedir. Aksi hâlde işlem, m.278/III veya m.280 uyarınca iptale tabi tutulur.

Alacaklıyı Zarara Uğratma Kastı — İİK m.280

Tasarrufun iptali davasının en geniş uygulama alanına sahip hükmü İİK m.280’dir. Bu madde, m.278 ve m.279’daki özel iptal sebeplerinin kapsamı dışında kalan tüm işlemler için genel bir iptal sebebi öngörür. Malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun, alacaklılarına zarar verme kastıyla yaptığı işlemler; borçlunun içinde bulunduğu mali durumun ve zarar verme kastının işlemin karşı tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin varlığı hâlinde iptal edilebilir. Bu düzenleme; ivazlı ve piyasa değerine uygun görünen ancak sonuç olarak alacaklıyı zarara uğratan tüm devir işlemlerini kapsar.

İİK m.280 uyarınca iptal davasının açılabilmesi için başlıca üç unsurun bir arada bulunması gerekir:

  • Borçlunun mali durumunun bozuk olması: Tasarrufun yapıldığı sırada borçlunun malvarlığının borçlarını karşılamaya yetmemesi. Bu durum, iflas öncesi bir borca batıklık, aciz vesikasının varlığı, süreklileşmiş ödeme güçlüğü ya da hacizli takiplerin varlığı ile ortaya konabilir.
  • Alacaklıya zarar verme kastı: Borçlunun tasarrufuyla alacaklıların tatmin imkânını azaltmaya yönelik iradesi. Kast tek başına iç dünyaya ait bir unsur olsa da; işlemin ekonomik sonuçları, zamanlaması, ödeme kanalları ve tarafların birbirini tanıması gibi objektif göstergelerden çıkarılır.
  • Üçüncü kişinin bu durumu bilmesi veya bilebilecek durumda olması: Karşı tarafın; borçlunun mali durumunu ve zarar verme kastını fiilen bildiği ya da normal bir ekonomik dikkat gösterildiğinde açık emarelerden anlayabileceği bir durumda olması. Bu unsur, iyiniyetli üçüncü kişilerin korunmasını sağlar.

İİK m.280/III, yakın hısımlar bakımından bu üç unsurun ispatını kolaylaştıran özel bir karine getirmiştir. Buna göre üçüncü kişi; borçlunun eşi, altsoyu, üstsoyu, üçüncü dereceye kadar kan ve sıhri hısımları, evlat edineni veya evlatlığı ise borçlunun mali durumunu ve zarar verme kastını bildiği farz olunur. Bu karine, alacaklıyı ispat yükünden büyük ölçüde kurtarır ve üçüncü kişiye iyiniyetini ispat etme yükümlülüğü yükler.

Uygulamada m.280 kapsamında iptal davasına konu edilen tipik örnekler arasında; borçlunun icra takibi ile karşılaştığı sırada gayrimenkulünü satması, hakkında dava açıldıktan sonra araçlarını devretmesi, bono ve senetler karşılığında haczedilebilir mallarını üçüncü kişilere devretmesi, işletmesindeki ticari malvarlığını başka bir şirkete devretmesi sayılabilir. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi ile Hukuk Genel Kurulu’nun yerleşik içtihatları; tasarrufun icra takibiyle yakın zamansal ilişki içerisinde yapılmış olması, satış bedelinin banka kanalıyla ödenmemiş olması, üçüncü kişinin borçluyu tanıyor olması ve devirden hemen sonra malın kullanımının borçluda kalmaya devam etmesi gibi göstergelerin zarar verme kastı için önemli emareler olduğunu vurgular.

İİK m.280 kapsamındaki tasarruflar bakımından yasal düzenleme, işlemin gerçekleştiği tarihten itibaren beş yıl içinde borçlu aleyhine haciz veya iflas yoluyla takipte bulunulmuş olmasını arar. Bu beş yıllık süre m.278 ve m.279’daki geriye dönük iki yıllık süreden farklı bir süredir. İşlemin üzerinden beş yıldan fazla süre geçtiyse m.280’e dayalı iptal talebi kural olarak yapılamaz; ancak muvazaa iddiası saklıdır.

Aciz Vesikası Şartı ve Dava Şartı Niteliği

Tasarrufun iptali davası, alacaklının önceden borçluya karşı yürüttüğü icra takibi ile alacağını tahsil edememiş olduğunu ispatlaması şartına bağlanmıştır. Bu şart, İİK m.277’de belirtilen “elinde geçici veya kesin aciz vesikası bulunan alacaklı” ifadesiyle kanuna yansımıştır. Aciz vesikası; borçlunun malvarlığının borcu karşılamaya yetmediğini ispatlayan resmi bir belge niteliği taşır ve tasarrufun iptali davasının dava şartıdır. Dava şartı olması, mahkemenin bu hususu yargılamanın her aşamasında görevi gereği kendiliğinden gözetmesini gerektirir.

Uygulamada dava şartı olarak aranan aciz belgesi türleri şunlardır:

  • Kesin aciz vesikası: İİK m.143 uyarınca borçlunun haczedilebilecek malı bulunmadığında ya da haczedilen malın satış bedeli alacağı karşılamadığında icra dairesince düzenlenen belge. Kesin aciz vesikası, borçlunun alacağı ödeyemez durumda olduğunu resmen kanıtlar ve iptal davasının en güçlü dayanağını oluşturur.
  • Geçici aciz vesikası: Haciz sırasında bulunan malların alacağı karşılamayacağının anlaşılması ancak henüz satış yapılmamış olması hâlinde İİK m.105 uyarınca düzenlenen belge. Geçici aciz vesikası da iptal davasında yeterli sayılır.
  • Aciz belgesi niteliğinde haciz tutanağı: Haciz zaptında borçlunun hiçbir malının bulunamadığının ya da bulunan mallarla alacağın karşılanamayacağının açıkça belirtilmesi hâlinde, bu haciz tutanağı da aciz vesikası niteliği taşır ve iptal davası için yeterli görülür.
  • İflas hâlinde: Borçlu iflas etmişse aciz vesikası aranmaz; iflas kararının varlığı doğrudan iptal davası için yeterli sayılır. Bu hâlde iptal davası öncelikle iflas idaresi tarafından açılır; iflas idaresi dava açmazsa alacaklılar iflas masasından alacakları izinle şahsen dava açabilir.

Aciz vesikasının dava açılmadan önce alınmış olması şart değildir; yargılama sırasında da alınıp dosyaya sunulabilir. Ancak yargılama sonunda karar verilirken bu şartın gerçekleşmiş olması zorunludur; aksi hâlde dava, dava şartı yokluğundan reddedilir. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin yerleşik uygulaması bu yöndedir; ayrıca borçluya karşı yürütülmüş ve semeresiz kalmış takibin, iptal davasına konu tasarruf ile aynı borç veya alacak ilişkisi kapsamında olması gerektiği kabul edilir.

Dikkat edilmesi gereken bir husus da alacağın; iptali istenen tasarrufun yapıldığı tarihten önce doğmuş olmasıdır. Sonradan doğan alacaklar bakımından, önceki tasarrufun iptale konu edilmesi kural olarak mümkün değildir. Ancak bu kuralın istisnası, borçlunun ileride doğacak alacakları öngörerek malvarlığını önceden boşalttığı ispatlanabilen özel hâllerdir.

Süre ve Yargılama Usulü — İİK m.284 Hak Düşürücü Süre

Tasarrufun iptali davası, İİK m.284 uyarınca özel bir hak düşürücü süreye tabidir. Buna göre iptal davası hakkı, batıl tasarrufun vukuu bulduğu tarihten itibaren beş yıl geçmekle düşer. Bu süre; ne bir zamanaşımı süresi ne de sıradan bir dava açma süresidir; kesin nitelikli bir hak düşürücü süredir. Sürenin durması, kesilmesi veya uzaması söz konusu değildir. Mahkeme, sürenin geçirilip geçirilmediğini yargılamanın her aşamasında kendiliğinden inceler; süre geçirildikten sonra açılan dava, esasa girmeden hak düşürücü süre yönünden reddedilir.

Beş yıllık hak düşürücü sürenin başlangıç tarihi, tasarrufun hukuken tamamlandığı tarihtir. Taşınmaz devirlerinde tapu sicilindeki tescil tarihi; taşınır satışlarında teslim tarihi; alacak temliki gibi işlemlerde temlik sözleşmesinin yapıldığı tarih dikkate alınır. Uygulamada bu tarihlerin doğru tespiti dosya bakımından belirleyici önem taşır; bir günün geçirilmesi dahi davanın esasa girmeden reddine yol açar.

Süre yönünden dikkate alınması gereken hususlar özet olarak şu şekildedir:

  • Başlangıç: Süre, iptali istenen tasarruf işleminin gerçekleştiği tarihten itibaren işler. Alacaklının tasarrufu öğrenip öğrenmediğinin süreye etkisi yoktur; bilme tarihi süreyi başlatan olay olarak kabul edilmez.
  • Süre türü: Beş yıl, hak düşürücü niteliktedir. Zamanaşımından farklı olarak durma, kesilme veya def’i olarak ileri sürülme kuralları uygulanmaz. Süre re’sen dikkate alınır.
  • Süreye eklenecek zaman yoktur: Mücbir sebep, ağır hastalık veya adli tatil süresinin uzamaya etkisi bulunmaz. Adli tatil içinde süre sona eriyorsa HMK m.104 uyarınca yalnızca tatilin bitiminden itibaren yedi gün eklenmesi olağan bir uygulama olarak kabul edilir.
  • Görevli mahkeme: İptal davalarında görevli mahkeme, HMK m.2 uyarınca asliye hukuk mahkemesidir. Dava değeri veya konusu ne olursa olsun sulh hukuk mahkemesi görevli değildir. Ticari işletme veya ticari alacaklardan doğsa dahi görev asliye hukuk mahkemesindedir; ancak taraflardan biri tacir ise ve iş ticari nitelikli sayılıyorsa asliye ticaret mahkemesi görevli olabilir. Uygulamada bu ayrımın doğru yapılması önemlidir.
  • Yetkili mahkeme: Genel yetki kuralları uygulanır; davalının yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir. Taşınmaz devirlerinde HMK m.12 uyarınca taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi de kesin olmayan bir seçimlik yetki olarak öne çıkabilir.
  • Yargılama usulü: Dava yazılı yargılama usulüne tabidir. HMK’nın delil, ispat ve tanık dinleme kurallarına uygun olarak yürütülür. Bilirkişi incelemesi, özellikle bedel farkı ve piyasa değeri tespiti bakımından sık başvurulan bir delil aracıdır.

Dava İİK m.282 uyarınca; borçlu ve borçlu ile hukuki muamelede bulunan ya da borçlu tarafından kendisine ödeme yapılan kimse ile bunların mirasçılarına karşı açılır. Kötüniyetli üçüncü kişilerden malı devralan sonraki dördüncü kişiler de davaya davalı olarak dâhil edilebilir. Bu düzenleme; borçlunun mal kaçırma amacıyla art arda yaptığı devir zincirinin son halkasına kadar iptal davasının uzatılabilmesine imkân tanır.

İptal kararı verildiğinde bunun sonuçları İİK m.283 çerçevesinde belirlenir. Kararın nispi etkisi gereği iptal edilen tasarruf, davacı alacaklı bakımından geçersiz sayılır; söz konusu mal üzerinde alacaklı, sanki borçluya aitmiş gibi haciz koydurma ve satışını isteme hakkına kavuşur. Satıştan alacaklının alacağı ödendikten sonra artan bir bedel varsa bu, davalı üçüncü kişiye iade edilir. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi ve Hukuk Genel Kurulu’nun yerleşik içtihatları; iptal kararının kapsamının alacak miktarı ile sınırlı olduğu, bu miktarı aşan biçimde tasarrufu tümüyle geçersiz kılan hüküm kurulamayacağı yönündedir.

Avukatla Görüşün: 0554 648 37 15WhatsApp Danışma

İlgili İcra Hukuku Rehberleri

Tasarrufun iptali davası ile bağlantılı borç ilişkisi, haciz ve iflas konularındaki diğer rehberler için hub sayfamıza ve kardeş içeriklerimize göz atabilirsiniz:

Sıkça Sorulan Sorular

Tasarrufun iptali davası ile muvazaa davası arasındaki fark nedir?

Muvazaa davası TBK m.19’a dayanır; taraflar arasında gerçek bir irade uyuşması bulunmadığı için sözleşmenin mutlak butlanla geçersiz olduğu tespit edilir. Karar herkese karşı hüküm ifade eder ve zamanaşımına tabi değildir. Tasarrufun iptali davası ise İİK m.277-284 hükümlerine dayanır; sözleşme taraflar arasında geçerli kalır, yalnızca davayı açan alacaklıya karşı nispi biçimde hükümsüz sayılır. Beş yıllık hak düşürücü süreye tabidir. Alacaklı, koşulları elverdiğinde iki hukuki sebebi terditli olarak bir arada ileri sürebilir.

Aciz vesikası olmadan tasarrufun iptali davası açılabilir mi?

Kural olarak hayır. İİK m.277 uyarınca dava, elinde geçici veya kesin aciz vesikası bulunan alacaklı tarafından açılabilir. Aciz vesikası davanın açılmasından önce alınmış olmak zorunda değildir; yargılama sırasında elde edilerek dosyaya sunulabilir. Ancak karar aşamasında bu belgenin bulunması gerekir. Aksi hâlde dava, dava şartı yokluğundan reddedilir. Aciz vesikası niteliğinde haciz tutanağı da bu şartı karşılar. İflas durumunda aciz vesikası aranmaz.

Borçlunun eşine yaptığı tapu devri iptal edilir mi?

Borçlu ile eşi arasında yapılan tapu devirleri, İİK sistemi tarafından özel olarak korunmuş bir alan değildir; aksine ek şüphelilik alanı olarak düzenlenmiştir. Bu tür devirler bakımından üç ayrı hüküm devreye girer: m.278/III uyarınca eşe yapılan ivazlı devirler, gerçek bir karşılık içerdiği banka kayıtlarıyla ispatlanmadıkça bağışlama sayılır ve iptale tabidir; m.280/III uyarınca eş bakımından borçlunun mali durumunu ve zarar verme kastını bildiği karine olarak kabul edilir; bunun üzerine tasarrufun icra takibi ile yakın zamanlı yapılmış olması eklenirse iptal kararı verilmesi güçlü ihtimaldir. İspat yükü büyük ölçüde davalı eş üzerine düşer.

Tasarrufun iptali davasında hak düşürücü süre kaç yıldır?

İİK m.284 uyarınca iptal davası hakkı, batıl tasarrufun gerçekleştiği tarihten itibaren beş yıl geçmekle düşer. Süre; hak düşürücü niteliktedir. Zamanaşımı gibi durma, kesilme veya def’i şeklinde ileri sürülme kuralları uygulanmaz; mahkeme sürenin geçip geçmediğini yargılamanın her aşamasında re’sen inceler. Alacaklının tasarrufu öğrendiği tarih değil, tasarrufun yapıldığı tarih esas alınır. Taşınmaz devirlerinde tescil tarihi belirleyicidir. Bu süre geçmişse iptal davası artık açılamaz; ancak muvazaa iddiası saklıdır.

Tasarrufun iptali davasında görevli mahkeme hangisidir?

Kural olarak asliye hukuk mahkemesi görevlidir. HMK m.2 uyarınca dava konusu değer veya miktardan bağımsız olarak asliye hukuk mahkemesi tüm iptal davalarında görevlidir; sulh hukuk mahkemesinde açılan davalar görevsizlik kararıyla asliye hukuk mahkemesine gönderilir. Tarafların tümü tacir olup uyuşmazlık ticari nitelikte ise asliye ticaret mahkemesinin görevli sayılabileceği hâller söz konusudur; ancak uygulamada iptal davalarının büyük çoğunluğu asliye hukuk mahkemesinde görülür. Yetkili mahkeme genel yetki kuralına göre davalının yerleşim yeri mahkemesidir; taşınmaz devirlerinde HMK m.12 uyarınca taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi de seçimlik olarak yetkili olabilir.

İptal kararı verildiğinde üçüncü kişinin mülkiyet hakkı sona erer mi?

Hayır. Tasarrufun iptali davası nispi etkili bir davadır; iptal kararı yalnızca davayı açan alacaklıya karşı hüküm ifade eder. Üçüncü kişinin tapu sicilindeki mülkiyet hakkı silinmez, işlem taraflar arasında geçerliliğini korur. İptal kararı, davacı alacaklıya sanki mal borçlunun malvarlığında kalmış gibi haciz koydurma ve satış isteme yetkisi tanır. Satış sonucunda alacaklının alacağı karşılandıktan sonra artan bedel varsa üçüncü kişiye ödenir. Bu yönüyle iptal kararı bir mülkiyet tespiti kararı değil, cebri icra amaçlı bir yetki kararıdır.

Avukatla Görüşün: 0554 648 37 15WhatsApp Danışma

{ “@context”: “https://schema.org”, “@type”: “FAQPage”, “mainEntity”: [ { “@type”: “Question”, “name”: “Tasarrufun iptali davası ile muvazaa davası arasındaki fark nedir?”, “acceptedAnswer”: { “@type”: “Answer”, “text”: “Muvazaa davası TBK m.19’a dayanır ve mutlak butlan sonucu doğurur; karar herkese karşı hüküm ifade eder ve zamanaşımına tabi değildir. Tasarrufun iptali davası ise İİK m.277-284 hükümlerine dayanır; sözleşme taraflar arasında geçerli kalır, yalnızca davacı alacaklıya karşı nispi biçimde hükümsüz sayılır. Beş yıllık hak düşürücü süreye tabidir. Alacaklı, koşulları elverdiğinde iki hukuki sebebi terditli olarak birlikte ileri sürebilir.” } }, { “@type”: “Question”, “name”: “Aciz vesikası olmadan tasarrufun iptali davası açılabilir mi?”, “acceptedAnswer”: { “@type”: “Answer”, “text”: “Kural olarak hayır. İİK m.277 uyarınca dava, elinde geçici veya kesin aciz vesikası bulunan alacaklı tarafından açılabilir. Aciz vesikası davanın açılmasından önce alınmış olmak zorunda değildir; yargılama sırasında elde edilerek dosyaya sunulabilir, ancak karar aşamasında bu belgenin bulunması gerekir. Aksi hâlde dava dava şartı yokluğundan reddedilir. Aciz vesikası niteliğinde haciz tutanağı da bu şartı karşılar; iflas durumunda aciz vesikası aranmaz.” } }, { “@type”: “Question”, “name”: “Borçlunun eşine yaptığı tapu devri iptal edilir mi?”, “acceptedAnswer”: { “@type”: “Answer”, “text”: “Borçlu ile eşi arasındaki devirler için ek şüphelilik hükümleri devreye girer. m.278/III uyarınca eşe yapılan ivazlı devirler, gerçek bir karşılık içerdiği banka kayıtlarıyla ispatlanmadıkça bağışlama sayılır ve iptale tabidir. m.280/III uyarınca eş bakımından borçlunun mali durumunu ve zarar verme kastını bildiği karine olarak kabul edilir. Tasarrufun icra takibi ile yakın zamanlı yapılmış olması hâlinde iptal kararı verilmesi güçlü ihtimaldir. İspat yükü büyük ölçüde davalı eş üzerine düşer.” } }, { “@type”: “Question”, “name”: “Tasarrufun iptali davasında hak düşürücü süre kaç yıldır?”, “acceptedAnswer”: { “@type”: “Answer”, “text”: “İİK m.284 uyarınca iptal davası hakkı, batıl tasarrufun gerçekleştiği tarihten itibaren beş yıl geçmekle düşer. Süre hak düşürücü niteliktedir; zamanaşımı gibi durma, kesilme veya def’i şeklinde ileri sürülme kuralları uygulanmaz ve mahkeme re’sen inceler. Alacaklının tasarrufu öğrendiği tarih değil, tasarrufun yapıldığı tarih esastır. Taşınmaz devirlerinde tescil tarihi belirleyicidir. Süre geçmişse iptal davası açılamaz; muvazaa iddiası saklıdır.” } }, { “@type”: “Question”, “name”: “Tasarrufun iptali davasında görevli mahkeme hangisidir?”, “acceptedAnswer”: { “@type”: “Answer”, “text”: “Kural olarak asliye hukuk mahkemesi görevlidir. HMK m.2 uyarınca dava değerinden bağımsız olarak asliye hukuk mahkemesi görevli olup sulh hukuk mahkemesinde açılan davalar görevsizlik kararıyla gönderilir. Tarafların tacir olup uyuşmazlığın ticari nitelik taşıdığı bazı hâllerde asliye ticaret mahkemesi görevli sayılabilir. Yetkili mahkeme genel kural olarak davalının yerleşim yeri mahkemesidir; taşınmaz devirlerinde HMK m.12 uyarınca taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi de seçimlik olarak yetkili olabilir.” } }, { “@type”: “Question”, “name”: “İptal kararı verildiğinde üçüncü kişinin mülkiyet hakkı sona erer mi?”, “acceptedAnswer”: { “@type”: “Answer”, “text”: “Hayır. Tasarrufun iptali davası nispi etkili bir davadır; iptal kararı yalnızca davayı açan alacaklıya karşı hüküm ifade eder. Üçüncü kişinin tapu sicilindeki mülkiyet hakkı silinmez, işlem taraflar arasında geçerliliğini korur. İptal kararı, davacı alacaklıya sanki mal borçlunun malvarlığında kalmış gibi haciz koydurma ve satış isteme yetkisi tanır. Satış sonucunda alacaklının alacağı karşılandıktan sonra artan bedel varsa üçüncü kişiye ödenir.” } } ] }{ “@context”: “https://schema.org”, “@type”: “Article”, “headline”: “Tasarrufun İptali Davası: İİK m.277-284 Alacaklı Rehberi”, “description”: “Tasarrufun iptali davasının amacı (İİK m.277), bağış ve ivazsız devirler (m.278), hısımlar arasında ivazlı devir (m.279), zarar verme kastı (m.280), aciz vesikası şartı ve beş yıl hak düşürücü süre (m.284) 2026 rehberi.”, “author”: { “@type”: “Organization”, “name”: “Hukukçular Evi” }, “publisher”: { “@type”: “Organization”, “name”: “Hukukçular Evi”, “url”: “https://hukukcularevi.com” }, “datePublished”: “2026-07-10”, “dateModified”: “2026-07-10”, “mainEntityOfPage”: { “@type”: “WebPage”, “@id”: “https://hukukcularevi.com/tasarrufun-iptali-davasi-iik-277-284-alacakli/” }, “articleSection”: “İcra Hukuku”, “keywords”: “tasarrufun iptali, İİK 277, İİK 278, İİK 279, İİK 280, İİK 284, aciz vesikası, bağış, ivazsız devir, zarar verme kastı, kötüniyet karinesi, hak düşürücü süre, alacaklı” }
Post by Av. Fatma Öztürk