Mehil Vesikası ve Satışın Durdurulması — İİK m.36, 111, 340 Rehberi
10 Temmuz 2026

Mehil Vesikası ve Satışın Durdurulması — İİK m.36, 111, 340 Rehberi

Mehil Vesikası ve Satışın Durdurulması — İİK m.36 Tehir-i İcra, m.111 Taksit ve m.340 Taahhüdü İhlal

İcra takibinde borçlu bakımından en kritik aşamalardan biri, haczedilen malın satışa çıkarılması ve dolayısıyla mülkiyetin elden gitme tehlikesidir. Türk icra hukuku, borçluya bu aşamada belirli süre ve savunma imkânları tanır: ilamlı takiplerde İİK m.36 kapsamında istinaf/temyiz yoluna gidilerek “mehil vesikası” alınması ve tehir-i icra kararı ile satışın durdurulması; haciz yoluyla takiplerde İİK m.111 uyarınca taksitle ödeme sözleşmesi veya alacaklı muvafakatiyle yapılan borcu ödeme taahhüdü ile icra muamelesinin durdurulması uygulamada en çok kullanılan iki yoldur. Mehil vesikası, borçluya icra mahkemesinden (ya da Yargıtay/Bölge Adliye Mahkemesi’nden) tehir-i icra kararı getirmek üzere verilen ek süreyi ifade eder.

Bu rehberde; İİK m.36 çerçevesinde mehil vesikasının nasıl alındığı, İİK m.111 kapsamında taksitle ödeme sözleşmesinin şartları (kafi mal haczi, her taksit borcun 1/4’ünden az olmayacak, aydan aya, 3 ay kuralı), alacaklı muvafakati ile 10 yıla kadar uzayabilen sözleşmeler, borçlunun taahhüdünü ihlal etmesi halinde İİK m.340 uyarınca 3 aya kadar tazyik hapsi yaptırımı, taahhüdün geçerlilik şartları ve icra dairesi ile icra mahkemesinin denetim yetkileri hukuki bir çerçevede ele alınmaktadır. Konunun genel çerçevesi ve icra takibi süreci için ana rehberimiz İcra Hukuku sayfası incelenebilir.

Avukatla Görüşün: 0554 648 37 15WhatsApp Danışma

Mehil Vesikası Kavramı — İİK m.36 Kapsamında Tehir-i İcra Uygulaması

Mehil vesikası, sözlük anlamıyla “süre belgesi” demektir ve İcra ve İflas Kanunu’nun 36. maddesi çerçevesindeki icranın geri bırakılması (tehir-i icra) kurumunun uygulama aşamasında icra müdürlüğü tarafından borçluya verilen belgedir. İlâmlı icra takibinde borçlu; hakkındaki mahkeme kararına karşı istinaf ya da temyiz yoluna başvurduğunda, üst yargı merciinin nihai kararına kadar takibin durdurulmasını isteyebilir. Bu geri bırakma kararı Yargıtay ya da Bölge Adliye Mahkemesi’nden verilir; ancak karar getirilene kadar geçen süreçte borçluya, icra takibinin ilerlemesini geçici olarak engellemek için icra müdürlüğünce belirli bir süre tanınır — işte bu süreyi belgeleyen evraka mehil vesikası denir.

İİK m.36’nın öngördüğü mekanizma şu şekilde işler: Borçlu, aleyhindeki ilâmın kesinleşmediğini ve istinaf/temyiz merciine başvurduğunu icra dosyasına bildirir; icra dosyasındaki güncel borç miktarı ile üç aylık faiz karşılığı teminat (nakit para, banka teminat mektubu, taşınmaz rehni ya da mahkemece kabul edilecek başka güvence) yatırdığı takdirde icra müdürlüğü, borçluya üst mahkemeden geri bırakma kararı getirmesi için mehil verir. Kanunun lafzına göre bu süre 60 gündür; ancak takibe konu miktarın önemi, borçlunun mazereti ve dosya durumuna göre gerektiğinde uzatılabilir. Süre içinde borçlu, üst mahkemeden aldığı tehir-i icra (geri bırakma) kararını icra dosyasına ibraz ederse takip fiilen durur; süre içinde karar getirilemezse teminat çözülür ve takip kaldığı yerden devam eder.

Uygulamada mehil vesikasının doğuracağı hukuki sonuç, takibi olduğu yerde durdurmaktır. Mehil vesikası verilmiş olması, daha önce konulmuş hacizleri kaldırmaz; hacizler yerinde durur, ancak satış işlemleri askıya alınır. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin yerleşik uygulamasına göre mehil vesikası ile tehir-i icra kararı getirilmesi arasındaki dönem borçluya nefes aldırma amacına yöneliktir; alacaklının önceden elde ettiği güvence tedbirleri (haciz, ihtiyati haciz) mehil süresi boyunca varlığını korur. Bu nedenle mehil vesikasının etkisi ile tehir-i icra kararının etkisini birbirinden ayırt etmek gerekir.

Mehil vesikasının verilebilmesi için ilamlı takibin varlığı zorunludur. İlamsız takipler bakımından İİK m.36 yolu kapalıdır; borçlu ilamsız takipte ödeme emrine itiraz ya da menfi tespit davası gibi yollara başvurabilir. Bunun yanı sıra bazı ilamlı kararlar için de tehir-i icra imkânı kanunen sınırlanmıştır (örneğin İİK m.269/a kapsamındaki bazı tahliye kararları). Bu nedenle mehil vesikası talep etmeden önce takibin niteliğinin ve tehir-i icra elverişliliğinin doğru tespit edilmesi gerekir.

Ödeme Taahhüdü ve Taksitle Ödeme — İİK m.111 Kapsamında Satışın Durdurulması

Haciz yoluyla takipte satışın durdurulması bakımından ana araç İİK m.111 çerçevesinde borcu taksitle ödeme sözleşmesidir. Kanun metni açık biçimde şu iki farklı senaryoyu düzenler: (i) alacaklının muvafakatine ihtiyaç duyulmadan borçlunun tek taraflı taahhüdü ile icra muamelesinin durması ve (ii) alacaklı ile borçlunun icra dairesinde birlikte imzalayacakları taksitlendirme sözleşmesi ile hem satış hem de takip sürelerinin işlememesi.

Birinci hal — İİK m.111/1 tek taraflı borçlu taahhüdü: Kanunun ifadesiyle “borçlu, alacaklının satış talebinden evvel borcunu muntazam taksitlerle ödemeyi taahhüt eder ve birinci taksiti de derhal verirse icra muamelesi durur.” Bu tek taraflı taahhüdün geçerli olabilmesi için dört kümülatif şart aranır: borçlunun kâfi miktarda malı haczedilmiş bulunmalı; her taksit borcun dörtte biri miktarından aşağı olmamalı; taksitler aydan aya verilmeli; toplam süre üç ayı geçmemelidir. Bu dört şart birlikte gerçekleştiğinde borçlunun taahhüdü, alacaklının onayı aranmaksızın icra dairesinde tutanağa geçirilir ve icra muamelesi (özellikle satış işlemi) kendiliğinden durur. Alacaklı bu taahhüde itiraz edip satışı yürütemez; ancak taksitlerden herhangi biri zamanında ödenmezse icra muamelesi ve süreler kaldığı yerden devam eder.

İkinci hal — İİK m.111/2 alacaklı ile borçlu arasında icra dairesindeki taksitlendirme sözleşmesi: Kanun metni “borçlu ile alacaklının borcun taksitlendirilmesi için icra dairesinde yapacakları sözleşme veya sözleşmelerin devamı süresince 106 ve 150/e maddelerindeki süreler işlemez” hükmünü içerir. Bu tür bir sözleşme, tek taraflı taahhüdün üç ay ile sınırlı olduğu durumun aksine, taraf iradelerinin uzlaşması halinde daha uzun ödeme planları öngörebilir. Kanun buraya bir tavan koymuştur: sözleşme veya sözleşmelerin toplam süresi on yılı aşamaz. On yıllık üst sınırı aşan kısımdan itibaren satış talep süreleri kaldığı yerden işlemeye başlar; başka bir deyişle on yıl geçtikten sonra alacaklı, satış talebi süresini işlemeye başlatmadan borçluyu belirsiz süre bekletemez.

Alacaklı muvafakatiyle yapılan sözleşmede taksit tutarı, ödeme aralığı ve genel süre bakımından m.111/1’deki kısıtlar (dörtte bir asgari taksit, aydan aya vb.) uygulanmaz; taraflar bu şartları serbestçe kararlaştırabilir. Ancak sözleşmenin geçerli olabilmesi için icra dairesinde tutanağa geçirilmesi ve icra müdürünce tasdik edilmesi zorunludur. İcra dosyası dışında yapılan sözleşmeler (özel yazılı belge, protokol, e-posta yazışması) İİK m.111 ve m.340 anlamında hukuki sonuç doğurmaz; bu şekilde yapılan sözlü ya da protokol nitelikli anlaşmalar borçluya taahhüdü ihlal suçu bakımından koruma sağlamaz, alacaklıya da tazyik hapsi talep etme imkânı vermez.

Kanun koyucu ayrıca borçlunun taahhüdü ihlali halinde sadece takibin devam edeceğini değil, aynı zamanda bir ceza yaptırımı öngörmüştür. Bu yaptırım İİK m.340’ta düzenlenen ve aşağıda ayrıntısıyla ele alınacak olan taahhüdü ihlal suçu (3 aya kadar tazyik hapsi)dir. Dolayısıyla borçlu taahhüt altına girerken bu ceza tehdidini de göz önünde bulundurmak; taksit tutarını ödeyebileceği düzeyde belirlemek; öngörülemez bir mali sıkıntı ortaya çıkarsa vakit geçirmeden yeniden görüşme yolu araması gerekir.

Alacaklı Rızası, Teminat ve Taksit Yapılandırması

Uygulamada mehil vesikası ve satışın durdurulması yollarının hemen tamamı, doğrudan ya da dolaylı biçimde alacaklının rızası ve/veya borçlunun teminat gösterme yükümlülüğü ile ilişkilidir. İİK m.36 kapsamındaki tehir-i icra teminatı, İİK m.111/2 kapsamındaki sözleşmenin alacaklı muvafakati, İİK m.266 çerçevesinde teminat karşılığı ihtiyati haczin kaldırılması gibi mekanizmalar; borçlunun süre ya da erteleme talebini alacaklının hakkının güvence altında olması karşılığında hukuka uygun hale getirir.

Tehir-i icra teminatı bakımından yerleşik uygulama şudur: icra dosyasındaki güncel bakiye borç (asıl alacak + işlemiş faiz + icra masrafları + vekâlet ücreti) toplanır; buna üç aylık işleyecek faiz eklenir; ortaya çıkan tutar teminat olarak icra veznesine yatırılır ya da banka teminat mektubu olarak sunulur. Teminatın türü konusunda kanun esnek bir çerçeve çizer: nakit para, banka kesin teminat mektubu, mahkemece kabul edilen esham ve tahvilat, taşınır ve taşınmaz rehni ile muteber şahsi kefalet mümkündür. Uygulamada en çok tercih edilen türler nakit ve süresiz banka teminat mektubudur; taşınmaz rehni ise özellikle işletme sermayesi geniş olmayan borçlular için pratik bir çözüm sunar. Bir taşınmazın mehile esas teminat olarak gösterilebilmesi için değerinin tespit edilmesi ve teminat kısıtlaması dışında olması aranır.

Alacaklı muvafakatinin uygulamadaki önemi, sözleşmenin geçerliliği ve süre yönünden esnekliği bakımından belirleyicidir. Alacaklı; icra müdürlüğünde tutanağa geçirilen taksit planına imza atarak sözleşmenin tarafı olur. Bu imza ile alacaklı; kararlaştırılan tutar ve ödeme aralıklarının kendisi bakımından bağlayıcı olduğunu, ödemelerin süresinde ve tutarında yapılması hâlinde satış talebini ileri sürmeyeceğini kabul etmiş sayılır. Alacaklının müzakere sürecine çekilmesi genellikle borçlunun elinde somut ödeme kabiliyeti (peşin ilk taksit, güçlü kefil, banka desteği vb.) olduğunda mümkün olur; yalnızca sözlü teminat ile alacaklı muvafakati elde etmek fiilen güçtür.

Taksit yapılandırmasında tarafların dikkat etmesi gereken teknik hususlar arasında şunlar sayılabilir: taksit tutarları enflasyon karşısında değer kaybetmeyecek biçimde kararlaştırılmalı, gerektiğinde alacağın vade farkı ile birlikte revize edilmesi ya da güncelleme mekanizması sözleşmeye yazılmalıdır; ödeme yeri ve yöntemi açıkça belirtilmeli (icra veznesi, alacaklı banka hesabı vb.), böylece “ödeme yapıldı ancak yanlış hesaba” tarzındaki uyuşmazlıklar önlenmelidir; taksitlerin ödenmediği hâlde ne olacağı (kalan taksitlerin muaccel olması, satış talebinin canlanması vb.) sözleşmede yer almalıdır; birden fazla borç ve dosya varsa hangi dosyaya nasıl mahsup edileceği belirtilmelidir. Bu detaylar, ileride taahhüdü ihlal suçu (İİK m.340) yönünden yapılacak değerlendirmelerde belirleyici olur.

Taahhüdün İhlali — İİK m.340 Uyarınca 3 Aya Kadar Tazyik Hapsi

Borçlunun icra dairesinde yaptığı ödeme taahhüdünü makbul bir sebep olmaksızın yerine getirmemesi hâlinde alacaklıya, ceza mahiyetinde bir zorlama aracı verilmiştir. İİK m.340 hükmü bu yaptırımı düzenler: 111. madde uyarınca veya alacaklının muvafakati ile icra dairesinde kararlaştırılan borcu ödeme şartını, makbul bir sebep olmaksızın ihlal eden borçlunun, alacaklının şikâyeti üzerine, üç aya kadar tazyik hapsine karar verilir. Hapsin uygulanmasına başlandıktan sonra borçlu borcun tamamını veya o tarihe kadar icra veznesine yatırması gereken meblağı öderse tahliye edilir; ödemelerini tekrar keserse yeniden hapse karar verilir. Ancak bir borçtan dolayı tazyik hapsinin süresi üç ayı geçemez.

Taahhüdü ihlal suçunun oluşabilmesi için Yargıtay 19. ve 8. Ceza Daireleri’nin yerleşik uygulamasında birbirini tamamlayan şu şartların gerçekleşmesi aranır. Birincisi geçerli bir taahhüt olmalıdır: borç miktarı, taksit tutarları, ödeme tarihleri ve kabul kayıtsız şartsız olmalıdır. Belirsiz ya da şarta bağlanmış taahhütler ceza sorumluluğunu doğurmaz. İkincisi taahhüt icra dairesinde tutanağa geçirilmiş olmalıdır: icra dosyası dışında (protokol, senet, e-posta vb.) yapılan anlaşmalar İİK m.340 anlamında suç oluşturmaz. Üçüncüsü borç miktarı doğru hesaplanmış olmalıdır: Yargıtay yerleşik uygulamasında taahhüt tarihi itibarıyla asıl alacak, işlemiş faiz, vekâlet ücreti, icra masrafları ile ileride işleyecek faizin doğru hesaplanmadığı taahhütler geçersiz sayılmakta; bu durumda ihlal fiili suç oluşturmamaktadır. Dördüncüsü ihlal makbul bir sebebe dayanmamalıdır: deprem, sağlık sorunu, işten çıkarılma gibi mücbir sebep ya da beklenmeyen hal savunması ceza sorumluluğunu ortadan kaldırabilir.

Yaptırımın adı ve niteliği önemlidir: tazyik hapsi, ceza mahiyetinde değil zorlama mahiyetinde bir yaptırımdır. Yani asıl amaç borçluyu ödemeye zorlamak olduğundan; borçlu, hapis kararı verildikten sonra borcunu ya da o tarihe kadar birikmiş meblağı öderse tahliye edilir. Tazyik hapsi TCK’daki ceza infaz rejimine değil, İİK’nın kendi özel infaz düzenine tabidir. Bu nedenle tazyik hapsi cezaları adli sicile işlenmez; erken tahliye kurumları, koşullu salıverme, denetimli serbestlik gibi genel infaz avantajlarından yararlanılmaz. Aynı borçtan dolayı verilen tazyik hapsinin toplam süresi üç ayı geçemez.

Alacaklının şikâyet hakkı süreye tabidir. Taahhüt ihlalinin öğrenilmesinden itibaren üç ay ve her hâlde ihlal fiilinden itibaren bir yıl geçtikten sonra şikâyet dinlenmez. Şikâyet, icra mahkemesine yapılır ve icra mahkemesi ceza yargılamasının usul kurallarına uygun şekilde inceler. Kararına karşı istinaf yolu açıktır; ancak yerel mahkemenin verdiği kesin nitelikli kararlarda hukuk yolu kapalı olabilir. Şikâyet dilekçesine taahhüdün icra dairesindeki tutanağı, taksit ödeme durumu, alacaklının ödeme yapıldığı hâlinde tebligat yollarını gösteren delilleri eklenmelidir.

Satış Durdurma ile Süre Alma Arasındaki Usul Farkı

Uygulamada mehil vesikası, tehir-i icra kararı, taksitle ödeme sözleşmesi ve satışın talik edilmesi kavramları çoğu zaman birbirine karıştırılır. Oysa bunlar birbirinden farklı hukuki sonuçlar doğuran ayrı kurumlardır. Doğru yolu seçebilmek için farkların netleştirilmesi gerekir.

  • Mehil vesikası (İİK m.36 çerçevesinde) yalnızca ilamlı takiplerde uygulanır; borçlu tehir-i icra kararı getirmek üzere kendisine tanınan (kural olarak 60 günlük) süreyi belgeler. Mehil vesikası tek başına takibi durdurmaz — teminatın yatırılmış olması gerekir; hacizleri kaldırmaz, yalnızca satış işlemlerini geçici olarak engeller.
  • Tehir-i icra kararı ise üst yargı merciinden (Yargıtay ya da Bölge Adliye Mahkemesi) alınan ve takibi ilamın kesinleşmesine kadar durduran karardır. Karar getirildikten sonra satış işlemleri, ilamın kesinleşmesine kadar askıda kalır. Yine daha önce konulmuş hacizler devam eder.
  • Taksitle ödeme sözleşmesi (İİK m.111) haciz yoluyla takiplerde uygulanır ve ilamsız takipler bakımından da geçerlidir. Borçlunun tek taraflı taahhüdü ile üç aylık kısıtlı sürede, alacaklı muvafakatiyle ise on yıla kadar taksitlendirme mümkündür. Sözleşmenin varlığı süresince satış talep süresi (İİK m.106) işlemez.
  • Satışın talik edilmesi ise özel bir teknik anlamda kullanılır: icra müdürünün, satış ilanının çıkması ve satışın yapılması arasındaki dönemde belirli usul sebepleri (yetersiz tellâlın hazır edilememesi, borçlunun bulunmaması, teknik aksaklık) nedeniyle satışı sonraya bırakmasıdır. Bu talik borçlunun taahhüdü ya da ödemesi ile ilgili değildir; icra müdürünün res’en kullandığı takdir yetkisidir.
  • Satış talebinden feragat, alacaklının satış istememesi ya da yaptığı satış talebinden vazgeçmesidir. Bu durum takibi durdurmaz; alacaklı yeniden satış talep edebilir. Ancak İİK m.106 uyarınca satış talebi süresi olan bir yıl geçtikten sonra satış talep edilmemişse haciz kalkar.

Doğru yolun seçimi somut olayın özelliklerine göre değişir. İlamlı takipte, ilamın kesinleşmediği hâllerde tehir-i icra ile mehil vesikası yolu tercih edilir. İlamsız takipte tehir-i icra imkânı yoktur; alternatif olarak İİK m.72 çerçevesinde menfi tespit davası açılıp %15 teminat ile takibin ihtiyati tedbir yoluyla durdurulması aranabilir; bu ayrıntı için menfi tespit davası (İİK m.72) rehberimiz incelenebilir. Alacaklı ile borçlu arasında bir uzlaşma zemini varsa İİK m.111 kapsamında taksitle ödeme sözleşmesi en pratik yoldur ve fiilen satışa engel olur. Borçlunun elinde nakit yok ancak taşınmazı varsa taşınmaz rehni gösterilerek tehir-i icra teminatı yatırılabilir.

Görev ve Yetki — İcra Dairesi ile İcra Mahkemesi Denetimi

Mehil vesikası, ödeme taahhüdü ve satışın durdurulması işlemleri, farklı organlar tarafından farklı denetim usulleri ile ele alınır. Bu ayrımın doğru yapılması, sürecin hızlı ve etkili yürütülmesi bakımından belirleyicidir.

İcra Dairesi (İcra Müdürlüğü): Mehil vesikasının verilmesi, teminatın alınıp kabul edilmesi, İİK m.111 çerçevesinde tek taraflı borçlu taahhüdünün tutanağa geçirilmesi ile alacaklı muvafakatiyle taksitlendirme sözleşmesinin düzenlenmesi işlemleri icra müdürlüğünce yürütülür. İcra müdürü, teminatın türüne, tutarına ve borçlunun taahhüdüne ilişkin ilk incelemeyi yapar; şartların yerine gelmediği durumlarda talebi reddedebilir. Ancak icra müdürünün taktir yetkisi mutlak değildir; kararları icra mahkemesi denetimine tabidir.

İcra Mahkemesi: İcra müdürünün mehil vesikası, teminat kabulü, taksit sözleşmesi ya da taahhüdü ihlal iddiası ile ilgili işlemlerine karşı İİK m.16 uyarınca şikâyet yoluyla başvurulabilir. Şikâyet süresi kural olarak işlemin öğrenildiği tarihten itibaren yedi gündür; kamu düzenine ilişkin hallerde süresiz şikâyet mümkündür. İcra mahkemesi ayrıca İİK m.340 kapsamındaki taahhüdü ihlal davalarında görevlidir; borçlunun ihlali makbul bir sebebe dayanıp dayanmadığı, taahhüdün geçerli olup olmadığı, borç miktarının doğru hesaplanıp hesaplanmadığı bu mahkemede tartışılır. Kararına karşı istinaf yolu açıktır; Bölge Adliye Mahkemesi’nin kararı çoğu zaman kesindir.

İlgili Üst Yargı Mercii: Tehir-i icra kararının kendisi (mehil vesikası ile getirilmesi istenilen esas karar) Yargıtay veya Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilir. Burada esas incelenen konu, ilamlı takibin dayanağı olan ilamın hukuka uygunluğu ve istinaf/temyiz aşamasında incelenip incelenmediğidir. Üst yargı mercii tehir-i icra kararını verirken borçlunun yatırdığı teminatın yeterliliğini ve tehir-i icra sebeplerinin var olup olmadığını değerlendirir. Karar üzerine icra müdürlüğü, tutanak düzenleyerek takibi ilamın kesinleşmesine kadar durdurur.

Alacaklı, borçlunun taksitle ödeme taahhüdünü yerine getirmediğini iddia ediyorsa aşağıdaki yollar açıktır: (a) İİK m.111’e göre taahhüt hükümsüz sayılır ve icra muamelesi kaldığı yerden devam eder; alacaklının yeni bir işlem yapmasına gerek yoktur, süreç kendiliğinden canlanır. (b) İİK m.340 uyarınca ihlal fiili nedeniyle icra mahkemesinde tazyik hapsi talepli şikâyette bulunulabilir; şikâyet süresi öğrenmeden itibaren üç ay ve her hâlde ihlalden itibaren bir yıldır. (c) Borçlu, ihlalin makbul bir sebebe dayandığını ispat ederek şikâyetten kurtulmaya çalışabilir; ancak yerleşik uygulama makbul sebebi dar yorumlar.

Avukatla Görüşün: 0554 648 37 15WhatsApp Danışma

Sıkça Sorulan Sorular

Mehil vesikası nedir ve kim verir?

Mehil vesikası, ilamlı icra takibinde borçlunun üst yargı merciinden tehir-i icra (icranın geri bırakılması) kararı getirebilmesi için kendisine tanınan süreyi belgeleyen ve icra müdürlüğü tarafından düzenlenen belgedir. İİK m.36 çerçevesindeki bu belge, kural olarak 60 günlük süre için geçerlidir. Borçlunun mehil vesikası alabilmesi için dosyadaki güncel borç ve üç aylık işleyecek faiz karşılığı teminatı (nakit, banka teminat mektubu, taşınmaz rehni vb.) icra veznesine ya da icra dosyasına sunması gerekir. Süre içinde tehir-i icra kararı getirilirse takip fiilen durur; getirilemezse teminat çözülür ve takip kaldığı yerden devam eder.

Mehil vesikası alındığında hacizler kalkar mı?

Hayır. Mehil vesikası verilmiş olması ve hatta tehir-i icra kararının getirilmiş olması, daha önce konulmuş hacizleri kaldırmaz. Yalnızca satış aşamasına ilişkin işlemler askıya alınır. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin yerleşik uygulaması bu yöndedir. Hacizli malın satılamıyor olması borçluya nefes alma imkânı sağlarken alacaklının güvencesi de korunmuş olur. Hacizin fiilen kaldırılması için ya borcun ödenmesi, ya alacaklının kabulü ya da ayrı bir kararla haczin kaldırılması gerekir.

İİK m.111 kapsamında taksitle ödemenin şartları nelerdir?

İİK m.111/1 uyarınca borçlunun tek taraflı taahhüdü ile icra muamelesinin durabilmesi için dört kümülatif şart aranır: (i) borçlunun kâfi miktarda malı haczedilmiş olmalı, (ii) her taksit borcun dörtte biri miktarından aşağı olmamalı, (iii) taksitler aydan aya ödenmeli, (iv) toplam süre üç ayı geçmemelidir. Bu şartlar sağlanırsa alacaklının onayı aranmaksızın icra muamelesi durur. İİK m.111/2 kapsamında ise alacaklı ile borçlunun icra dairesinde imzalayacakları taksit sözleşmesi ile bu üst sınır aşılarak on yıla kadar plan yapılabilir; bu durumda 111/1’in kısıtları uygulanmaz.

Taksitle ödeme sözleşmesi icra dairesi dışında yapılabilir mi?

İİK m.111 ve m.340 hükümleri anlamında geçerli bir taksit sözleşmesinin icra dairesinde tutanağa geçirilmesi ve icra müdürünce tasdik edilmesi zorunludur. İcra dosyası dışında yapılan sözlü ya da özel yazılı anlaşmalar, protokoller ve e-posta yazışmaları taahhüdü ihlal suçu bakımından ceza sorumluluğu doğurmaz; alacaklının bu tür bir anlaşmayı ihlal ettiği gerekçesiyle tazyik hapsi talebinde bulunması sonuç vermez. Aynı zamanda dosya dışı yapılan bir anlaşma borçlu bakımından da icra takibini durdurmaz — satış işlemleri devam eder. Bu nedenle taksitlendirme kararı verilirse icra dairesinde resmi tutanakla belgelendirilmelidir.

Taahhüdü ihlal suçunun cezası nedir?

İİK m.340 uyarınca 111. madde veya alacaklı muvafakati ile icra dairesinde kararlaştırılan borcu ödeme şartını makbul bir sebep olmaksızın ihlal eden borçluya, alacaklının şikâyeti üzerine üç aya kadar tazyik hapsi cezası verilir. Tazyik hapsi ceza değil zorlama yaptırımıdır: borçlu, hapis uygulanmaya başladıktan sonra borcun tamamını veya o tarihe kadar biriken meblağı öderse tahliye edilir. Aynı borçtan dolayı verilecek tazyik hapsi toplam üç ayı geçemez. Tazyik hapsi adli sicile işlenmez; şartla salıverme, denetimli serbestlik gibi ceza infaz rejiminden yararlanılmaz.

Taahhüdü ihlalde “makbul sebep” nedir?

Borçlunun ödemeyi yapmamasının cezai sorumluluğunu ortadan kaldıran makbul sebep, uygulamada dar yorumlanır. Yargıtay yerleşik uygulamasında; deprem, yangın, sel, ağır sağlık sorunu, işten çıkarılma, iflas ve konkordato mühleti gibi öngörülemez ve borçlunun iradesi dışındaki durumlar makbul sebep sayılır. Sadece geçici mali sıkıntı, alacağın tahsili gecikmesi, ticari müşteri kaybı gibi olağan iş hayatı riskleri kural olarak makbul sebep sayılmaz. Ayrıca taahhüt tarihindeki borç hesabının hatalı olduğu, faiz oran ya da işleyiş sürelerinin yanlış olduğu ispatlanırsa taahhüt geçersiz sayılabilir ve bu durumda ihlal suçu oluşmaz.

İlgili Rehber Yazılar

Post by Av. Fatma Öztürk