Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu, Danıştay dava dairelerinin ya da İdari ve Vergi Dava Daireleri Kurullarının aynı hukuki soruya farklı cevaplar verdiği durumlarda bu çelişkiyi gideren kuruldur (2575 sayılı Danıştay Kanunu m.39). Kurul, Danıştay Başkanı, Başsavcı, başkanvekilleri, daire başkanları ve üyelerden oluşur. En az otuz bir üyeyle toplanır ve esasa ilişkin kararlarını ilk toplantıda üye tam sayısının salt çoğunluğuyla, bu sağlanamazsa ikinci toplantıda hazır bulunanların salt çoğunluğuyla verir (m.18). Birleştirmeyi Danıştay Başkanı, ilgili daireler, kurullar ve Başsavcı isteyebilir; aykırı kararlarla ilgili kişiler de Danıştay Başkanlığına başvurabilir (m.40). Yargıtay’daki içtihadı birleştirme kararlarından önemli bir farkla, bu kararlara yalnızca Danıştay ve idari mahkemeler değil idare de uymak zorundadır (m.40/4). Bu sayfada Kanunun ilgili hükümlerini ve dava açma süresinden tam yargı davasında faize, vergi incelemesinde defter ibrazından limited şirket ortağının vergi borcuna kadar yedi İçtihatları Birleştirme Kurulu kararını topladık.
Güncel durum (1 Kasım 2026). Ulaşabildiğimiz en son Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu kararı, tam yargı davalarında miktar artırımı hâlinde faizin başlangıcına ilişkin 24.10.2024 tarihli, E.2021/5, K.2024/2 sayılı karardır (Resmî Gazete 16.04.2025, sayı 32872). Bu tarihten sonra Resmî Gazete’de yayımlanmış yeni bir Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu kararına rastlamadık. Lexpera (2575 sayılı Kanunun güncel metni), Kanunda yapılan son değişikliğin 31.07.2026 tarihli olduğunu gösteriyor; ancak bu değişikliğin hangi maddelere ilişkin olduğu sayfada belirtilmiyor. Kurulun oluşumunu, birleştirme sebeplerini, başvuru yolunu ve bağlayıcılığı düzenleyen 18, 39 ve 40. maddelerin güncel metnini aşağıdaki tabloda özetledik. İdari yargıda dava açma sürelerine ilişkin önemli bir değişiklik de hatırlatılmalıdır: 7331 sayılı Kanunla İYUK m.10’daki idarenin cevap verme süresi altmış günden otuz güne indirildi. Aşağıdaki ilk karar bu nedenle süre hesabıyla birlikte okunmalıdır. Yeni yayımlanan kararları Hukuk Gündemi Son Durum sayfamızda takip ediyoruz.
Dürüst bir not. Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu kararlarının tam metinleri Danıştay’ın internet sitesinde ve Resmî Gazete’de yayımlanır; ancak son dönem kararlarının tam metnine bizim tarafımızdan ulaşılamadı. Kararların künyelerini Lexpera’daki karar sayfalarından, konu ve sonuçlarını bu sayfalarda görünen kısımlardan ve kararları inceleyen akademik makalelerden (Danıştay Dergisi, Marmara ve Anadolu Üniversitesi hukuk fakültesi dergileri) aktardık. Her kartın altında hangi bilginin hangi kaynağa dayandığını belirttik. İki kararın (2021/3 ve 2021/4 esas) Resmî Gazete sayısını doğrulayamadık. 2575 sayılı Kanunun maddelerini Lexpera’daki güncel metinden özetledik. Danıştay’ın kendi yayımladığı Danıştay, İçtihatları Birleştirme Kurulu Kararları Hakkında Karar Bülteni (1965-2024) kararları konu başlıklarına göre listeliyor; ancak bu bültenden tek tek künye bilgisi alamadık. Bu sayfa bir seçkidir, bütün kararların listesi değildir. Kararlarda kişi adı yer almaz; büromuzun takip ettiği dosyalara ait karar bulunmamaktadır. Her kararın özetinin altında, kaynağında yayımlanan tam metnini açılır bir kutuda da veriyoruz. Bu sayfada 1 kararın tam metni yer alıyor; 6 karar için tam metnin yayımlandığı yere bağlantı veriyoruz.
İdari davanızı bir içtihatları birleştirme kararı mı etkiliyor?
Dava açma süresi, tam yargı davasında faiz, vergi tarhiyatı ve ödeme emri için Hukukçular Evi Ankara: 0554 648 37 15.
İçindekiler
- Kanun ne diyor? 2575 sayılı Danıştay Kanunu
- Bağlayıcılık: idare de uymak zorunda
- İdari yargılama usulü: süre, faiz, feragat, müdahale
- Vergi hukuku: defter ibrazı ve ortak sorumluluğu
- Kamu görevlileri: iptal kararının parasal sonuçları
- 7 kararın özet tablosu
- Kararları kendi dosyanızda nasıl kullanırsınız?
- Sık yapılan hatalar
- Sıkça sorulan sorular
Kanun Ne Diyor? 2575 Sayılı Danıştay Kanunu
Danıştay’da içtihatların birleştirilmesi üç maddede düzenlenir: Kurulun oluşumu ve toplanma kuralları 18. maddede, birleştirmenin hangi durumlarda yapılacağı 39. maddede, kimlerin isteyebileceği ve kararın bağlayıcılığı 40. maddededir. Yargıtay’daki sistemden farklı olarak Danıştay’da tek bir İçtihatları Birleştirme Kurulu vardır; hem idari hem vergi uyuşmazlıklarındaki aykırılıkları bu kurul giderir. Yargıtay’daki düzen için Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararları sayfamıza bakabilirsiniz.
Danıştay’da içtihatların birleştirilmesine ilişkin hükümler (1 Kasım 2026 itibarıyla)
| Hüküm | Ne düzenler? | Kararlardaki karşılığı |
|---|---|---|
| 2575 s. Kanun m.18/1 | İçtihatları Birleştirme Kurulu; Danıştay Başkanı, Başsavcı, başkanvekilleri, dava daireleri başkanları ve üyelerinden kurulur | Bütün kararlar |
| 2575 s. Kanun m.18/2-3 | Toplantı ve görüşme yeter sayısı en az otuz birdir; esasa ilişkin kararlar ilk toplantıda üye tam sayısının salt çoğunluğuyla, bu sağlanamazsa ikinci toplantıda hazır bulunanların salt çoğunluğuyla verilir; diğer kararlar oy çokluğuyla alınır | 2021/4 esas (ikinci toplantıda oy çokluğu) |
| 2575 s. Kanun m.39 | Dava dairelerinin veya İdari ve Vergi Dava Daireleri Kurullarının kendi kararları ya da birbirleriyle verdikleri kararlar arasında aykırılık veya uyuşmazlık görülmesi ya da birleştirilmiş içtihatların değiştirilmesinin gerekli görülmesi hâlinde, Danıştay Başkanının havalesi üzerine ve Başsavcının düşüncesi alınarak Kurul karar verir | Bütün kararlar |
| 2575 s. Kanun m.40/1 | Birleştirme veya değiştirmeyi Danıştay Başkanı, konuyla ilgili daireler, İdari ve Vergi Dava Daireleri Kurulları ile Başsavcı isteyebilir | Başvuru yolu |
| 2575 s. Kanun m.40/2 | Aykırı kararlarla ilgili kişiler de içtihatların birleştirilmesi için Danıştay Başkanlığına başvurabilir | Başvuru yolu |
| 2575 s. Kanun m.40/3 | Kurulun birleştirme veya değiştirme kararları, gönderildikleri tarihten itibaren bir ay içinde Resmî Gazete’de yayımlanır | Yayım |
| 2575 s. Kanun m.40/4 | Bu kararlara Danıştay daire ve kurulları ile idari mahkemeler ve idare uymak zorundadır | Bağlayıcılık |
| Anayasa m.40/2, m.125/3 | Devlet, işlemlerinde kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere hangi süre içinde başvuracağını belirtmek zorundadır; idari işlemlere karşı dava süresi yazılı bildirim tarihinden başlar | 2021/2 esas (dava açma süresi) |
| İYUK m.7, m.10 | Dava açma süresi, özel kanunlarda ayrı süre gösterilmeyen hâllerde Danıştay ve idare mahkemelerinde altmış, vergi mahkemelerinde otuz gündür; idarenin cevap vermemesi hâlinde zımni ret kuralı uygulanır (cevap süresi 7331 sayılı Kanunla otuz güne indirildi) | 2021/2 esas |
| İYUK m.31; HMK m.310-311 | İdari yargıda feragat ve müdahale gibi konularda HMK hükümleri uygulanır; feragat kesin hüküm gibi sonuç doğurur | 2021/3 ve 2021/4 esas |
| İYUK m.28 | İdari yargı kararlarının gereği gecikmeksizin yerine getirilir; iptal kararının parasal sonuçları da bu kapsamdadır | 2013/2 esas |
Bağlayıcılık: İdare de Uymak Zorunda
Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu kararlarının en önemli özelliği, 2575 sayılı Kanunun 40. maddesinin dördüncü fıkrasıyla idareyi de bağlamasıdır. Yargıtay kararlarında bağlayıcılık mahkemelerle sınırlıdır; Danıştay’ın birleştirme kararlarına ise vergi daireleri, belediyeler, bakanlıklar ve diğer idareler, henüz dava aşamasına gelinmeden, işlem yaparken uymak zorundadır. Bu nedenle bir İçtihatları Birleştirme Kurulu kararına idareye yapacağınız başvuruda, itiraz dilekçesinde ve uzlaşma görüşmesinde de dayanabilirsiniz.
İdari Dava Daireleri Kurulu ile Vergi Dava Daireleri Kurulu kararları ise, ısrar ve temyiz incelemesinde verilmiş olsalar bile, bu anlamda genel olarak bağlayıcı değildir; yol gösterici emsal niteliği taşır. Bir kararın içtihatları birleştirme kararı olup olmadığı künyesinden anlaşılır: Kararı veren merci “İçtihatları Birleştirme Kurulu” olmalıdır. Bireysel başvuru yoluyla verilen hak ihlali kararları için ise Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru Kararları sayfamıza bakabilirsiniz.
İdari Yargılama Usulü: Süre, Faiz, Feragat, Müdahale
Son dönem kararlarının dördü idari yargılama usulüne ilişkindir. Bu kararlar belirli bir idari alanla sınırlı değildir; imar, vergi, kamu görevlisi ve tazminat davalarının tamamında uygulanır.
1. Yazılı bildirimde başvuru yolu ve süresi gösterilmemişse özel süre değil genel dava açma süresi uygulanır
Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu · T. 15.03.2022 · E. 2021/2 · K. 2022/1 · Resmî Gazete 19.06.2022, sayı 31871 · Sonuç: Yazılı bildirim yönünden içtihatların birleştirilmesi (oy çokluğu); zımni ret yönünden birleştirmeye yer olmadığı (oy çokluğu)
Olay. Danıştay daireleri arasında iki soruda farklı kararlar vardı: İdari işlemin yazılı bildiriminde başvurulacak yol ve süre gösterilmemişse dava açma süresi işler mi, işliyorsa hangi süre uygulanır? İdarenin başvuruya cevap vermediği zımni ret durumlarında dava açma süresi başlar mı?
Kurul ne dedi? Kararı inceleyen makaleye göre Kurul, özel bir dava açma süresine tabi işlemlerin yazılı bildiriminde başvuru yolu ve süresinin gösterilmediği hâllerde, özel süre yerine İYUK’taki genel dava açma süresinin uygulanacağına oy çokluğuyla karar verdi. Karşı oylardan birinde dava açma süresinin bu durumda bildirimden itibaren bir yıl olarak kabul edilmesi önerildi; bu görüş benimsenmedi. Zımni ret işlemlerinde ise dairelerin kararları arasındaki farklılığın birleştirmeyi gerektirmediği sonucuna varılarak içtihatların birleştirilmesine yer olmadığına oy çokluğuyla karar verildi.
Dayanak. Anayasa m.40/2, m.125/3; İYUK m.7, m.10, m.11; 2575 s. Kanun m.39.
Sizin için anlamı. İdareden aldığınız yazıda dava yolu ve süresi yazmıyorsa bu sizi süreden tamamen kurtarmaz. Kanunda daha kısa bir özel süre öngörülmüş olsa bile İYUK’taki genel süre (Danıştay ve idare mahkemelerinde altmış gün, vergi mahkemelerinde otuz gün) bildirimden itibaren işler. Tebliğ tarihini not edin ve bu süre içinde dava açın. Zımni ret konusunda birleştirme kararı bulunmadığından, idare cevap vermediğinde süreyi en temkinli yorumla, cevap süresinin otuz gün olduğunu dikkate alarak hesaplayın. Kısa özel sürelere bir örnek için İmar Planı Askı İlanı ve İtiraz, başvuruların süreye etkisi için CİMER Başvurusu Dava Süresini Durdurur mu? yazılarımıza bakabilirsiniz.
Kararın tam metni
Bu kararın tam metni çok uzun olduğu için sayfaya almadık. Tam metne Resmî Gazete üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kaynak: Kararın içeriği ve oy durumu: Turan Yıldırım, “Zımni Red İşleminde Dava Açma Süresi Sorunu”, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, 2022; Resmî Gazete sayısı: Zeki Uysal, “Geçmişten Günümüze Danıştay İçtihatları Birleştirme Sistemi”, Danıştay Dergisi, 2023. Aktarımımız makalelere dayanır; kararın tam metni Resmî Gazete’de yayımlanmıştır (yukarıdaki kutuda).
2. Tam yargı davasında miktar artırılırsa artırılan kısma da asıl talep için kabul edilen tarihten faiz yürür
Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu · T. 24.10.2024 · E. 2021/5 · K. 2024/2 · Resmî Gazete 16.04.2025, sayı 32872 · Sonuç: İçtihatların birleştirilmesi (oy çokluğu)
Olay. İdari işlem veya eylemden doğan zararın faiziyle birlikte tazmini istemiyle açılan tam yargı davalarında, dava sırasında talep edilen tutar artırıldığında artırılan kısma hangi tarihten faiz işletileceği konusunda daireler arasında farklı kararlar vardı.
Kurul ne dedi? Kurul, bu davalarda miktar artırımı hâlinde, artırılan miktara da dava dilekçesindeki asıl tutar için faize hükmedilen tarihten itibaren faiz yürütülmesi gerektiğine oy çokluğuyla karar verdi. Kararı değerlendiren yayınlarda bu yaklaşımın hak arama özgürlüğüne ve adil yargılanma hakkına uygun olduğu belirtilmektedir.
Dayanak. İYUK m.2/1-b (tam yargı davası), m.12-13; Anayasa m.36, m.125.
Sizin için anlamı. İdareye karşı açtığınız tazminat davasında zararınızı başlangıçta tam hesaplayamadıysanız, yargılama sırasında, örneğin bilirkişi raporundan sonra talebinizi artırabilirsiniz; artırdığınız kısım için faiz, dava dilekçesindeki faiz başlangıcından itibaren işler. Bu nedenle dava dilekçesinde faiz türünü ve başlangıç tarihini, örneğin idareye başvuru tarihini, açıkça yazın. Adli yargıdaki benzer kural için Yargıtay’ın ıslahta faize ilişkin kararına, bir tam yargı davası örneği için Merkez Bankasına Karşı Tam Yargı Davası yazımıza bakabilirsiniz.
Kararın tam metni
Bu kararın tam metni çok uzun olduğu için sayfaya almadık. Tam metne Resmî Gazete üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kaynak: Karar tarihi, Resmî Gazete ve oy durumu: Aytaç Kurt, Danıştay Dergisi, Sayı 161, Ocak 2026; konu ve hüküm özeti: Lebib Yalkın (Resmî Gazete yayımına ilişkin haber). Özetimiz bu kaynaklara dayanır; kararın tam metni Resmî Gazete’de yayımlanmıştır (yukarıdaki kutuda).
3. Temyiz aşamasında davadan feragat edilirse dosya, feragat hakkında karar verilmek üzere hükmü veren mahkemeye gönderilir
Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu · T. 28.06.2024 · E. 2021/3 · K. 2024/1 · Resmî Gazete 24.10.2024, sayı 32702 · Sonuç: İçtihatların birleştirilmesi (oy çokluğu)
Olay. Temyiz incelemesi sürerken davacı davadan feragat ettiğinde ne yapılacağı konusunda Danıştay ikiye ayrılmıştı. 2., 3., 6., 8., 9. ve 13. Daireler ile Vergi Dava Daireleri Kurulu dosyayı feragat hakkında ek karar verilmek üzere mahkemesine gönderiyordu. 4., 5., 7., 10. ve 12. Daireler ile İdari Dava Daireleri Kurulu ise temyize konu kararı bozuyordu.
Kurul ne dedi? Kurul, temyiz aşamasında davadan feragat edilmesi hâlinde dosyanın, feragat hakkında karar verilmek üzere hükmü veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi yönünde içtihatları birleştirdi. Kararda, 7251 sayılı Kanunla HMK’nın 310. maddesine eklenen fıkralar ile İYUK’un HMK’ya yaptığı atıf dikkate alındı.
Dayanak. İYUK m.28, m.31, m.49/2; HMK m.305/A, m.306, m.310/2-3 (7251 s. Kanunla eklenen); 2575 s. Kanun m.39.
Sizin için anlamı. İdari davanızda temyiz aşamasında idareyle uzlaştıysanız ya da davaya devam etmek istemiyorsanız, feragat dilekçenizi verdikten sonra dosyanın ilk derece mahkemesine geri gönderileceğini ve feragat hakkındaki kararın orada verileceğini bilin. Feragat kesin hüküm gibi sonuç doğurur (HMK m.311); aynı talebi yeniden dava konusu yapamazsınız. Bu nedenle feragat beyanının kapsamını, yani davanın tamamından mı yoksa bir kısmından mı feragat edildiğini dilekçede açıkça yazın.
Kararın tam metni
Bu kararın tam metni çok uzun olduğu için sayfaya almadık. Tam metne Resmî Gazete üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kaynak: Künye, konu, dairelerin görüşleri ve ilgili mevzuat: Lexpera (künye ve kısmi metin); tek kaynak. Resmî Gazete yayım bilgisi ve oy durumu kararın Resmî Gazete’deki tam metninden alınmıştır (yukarıdaki kutuda).
4. Müdahil, yanında katıldığı tarafın işlemlerine açıkça aykırı olmamak şartıyla tek başına kanun yoluna başvurabilir
Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu · T. 03.02.2023 · E. 2021/4 · K. 2023/1 · Resmî Gazete 25.05.2023, sayı 32201 · Sonuç: İçtihatların birleştirilmesi (ikinci toplantıda oy çokluğu)
Olay. Yanında katıldığı taraf kanun yoluna başvurmadığında müdahilin tek başına istinaf veya temyiz yoluna gidip gidemeyeceği konusunda daireler ayrılmıştı. 6. ve 10. Dairenin bazı kararları başvurabileceğini; 2., 5., 8., 12. ve 13. Daireler, 6. Dairenin başka kararları ile İdari ve Vergi Dava Daireleri Kurulları ise başvuramayacağını kabul ediyordu.
Kurul ne dedi? Kurul, müdahilin, yanında katıldığı tarafın işlem ve açıklamalarına açıkça aykırı olmamak şartıyla karara karşı tek başına kanun yollarına başvurabileceği yönünde içtihatları birleştirdi. 30.06.2022 tarihli birinci toplantıda karar yeter sayısı sağlanamadığı için karar, 03.02.2023 tarihli ikinci toplantıda oy çokluğuyla alındı.
Dayanak. İYUK m.31, m.46, m.48; HMK m.65-69 (davaya müdahale); Anayasa m.36; 2575 s. Kanun m.18, m.39-40.
Sizin için anlamı. Bir imar planı, ruhsat ya da ihale davası gibi sonucundan etkileneceğiniz bir idari davaya müdahil olarak katıldıysanız, desteklediğiniz taraf kanun yoluna gitmese bile kararı tek başına istinaf veya temyize taşıyabilirsiniz. Ancak başvurunuz, yanında yer aldığınız tarafın açık işlem ve beyanlarıyla çelişmemelidir. Kanun yolu sürelerinin kararın size tebliğinden itibaren işlediğini dikkate alın.
Kararın tam metni
Bu kararın tam metni çok uzun olduğu için sayfaya almadık. Tam metne Resmî Gazete üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kaynak: Künye, konu, dairelerin görüşleri ve oy durumu: Lexpera (künye ve kısmi metin); tek kaynak. Resmî Gazete bilgisi fihristten ve yayımın ilk sayfasından doğrulanmıştır (Lexpera’daki kaydın başlığında karar numarası hatalı olarak 2023/4 geçer).
Vergi Hukuku: Defter İbrazı ve Ortak Sorumluluğu
Vergi uyuşmazlıklarında da birleştirme kararları sık başvurulan dayanaklardır. Aşağıdaki iki karar, vergi incelemesine defter sunamayan mükellefle limited şirketin vergi borcu nedeniyle takip edilen ortağın durumunu belirler. İki karar da idareyi bağladığı için vergi dairesine yapılacak başvurularda ve uzlaşma görüşmelerinde de dayanak yapılabilir.
5. İncelemede sunulmayan defterlerin davada sunulabileceği ileri sürülürse mahkeme bunları ister ve inceler
Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu · T. 08.02.2019 · E. 2013/3 · K. 2019/1 · Resmî Gazete 25.07.2019, sayı 30842 · Sonuç: İçtihatların birleştirilmesi (iki ayrı soru yönünden oy çokluğu)
Olay. Vergi incelemesi sırasında defter ve belgelerini ibraz etmeyen mükellefler adına yapılan tarhiyatlara karşı açılan davalarda, mücbir sebep bulunan ve bulunmayan durumlarda nasıl işlem yapılacağı konusunda daireler arasında aykırılık vardı.
Kurul ne dedi? Kurul iki durumu ayrı ele aldı. Mücbir sebep bulunan hâllerde, vergi idaresinin ispat yükünü üstlenerek re’sen tarh yapabileceğini kabul eden Vergi Dava Daireleri Kurulu kararı doğrultusunda içtihatları birleştirdi; bu kısımda beş üye karşı oy kullandı. Mücbir sebep olmaksızın defter ibraz edilmeyen durumlarda ise Vergi Dava Daireleri Kurulunun 13.12.2017 tarihli, E.2017/627, K.2017/623 sayılı kararı doğrultusunda birleştirme yaptı; bu kısımda bir üye karşı oy kullandı. Danıştay Üçüncü Dairesinin sonraki kararlarındaki aktarıma göre bu, defterlerin mahkemeye sunulabileceği ileri sürüldüğünde bunların davacıdan istenmesi, kayıtların incelenmesi ve vergi idaresinin görüşü alınarak karar verilmesi anlamına gelir.
Dayanak. VUK m.30, m.256; KDVK m.29, m.34; İYUK m.20 (re’sen araştırma); 2575 s. Kanun m.39-40.
Sizin için anlamı. Vergi incelemesinde defterlerinizi sunamadıysanız, tarhiyata karşı açacağınız davada defterleri mahkemeye sunabileceğinizi dava dilekçesinde açıkça belirtin ve ara kararıyla istenmelerini talep edin. Mahkemenin verdiği sürede defterleri sunmazsanız bu imkânı kaybedebilirsiniz. Yangın, hırsızlık, el koyma gibi bir mücbir sebebiniz varsa bunu belgeleyin. Ayrıntı için Defter ve Belgeleri İncelemeye İbraz Etmemek ve Defter-Belge İbraz Etmemenin Sonuçları yazılarımıza bakabilirsiniz.
Kararın tam metni
Bu kararın tam metni çok uzun olduğu için sayfaya almadık. Tam metne Resmî Gazete üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kaynak: Künye, Resmî Gazete ve oy durumu: Vergi Raporu dergisinde yayımlanan karar değerlendirmesi; mücbir sebepsiz durumdaki uygulama, Danıştay Üçüncü Dairesinin kararlarındaki aktarımdan (bu kararları yukarıdaki rehberimizde ayrıntılı olarak aktardık). Özetimiz bu kaynaklara dayanır; kararın tam metni Resmî Gazete’de yayımlanmıştır (yukarıdaki kutuda).
6. Limited şirketin vergi borcu için ortağa gidilmeden önce kanuni temsilcinin takip edilmesi gerekmez
Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu · T. 11.12.2018 · E. 2013/1 · K. 2018/1 · Resmî Gazete 20.06.2019, sayı 30807 · Sonuç: İçtihatların birleştirilmesi (esas yönünden oy çokluğu)
Olay. Limited şirketin vergi borcu şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemediğinde, ortaklara gidilmeden önce kanuni temsilcinin takip edilmesi gerekip gerekmediği konusunda Dokuzuncu Daire ile Vergi Dava Daireleri Kurulu ve Üçüncü, Dördüncü, Yedinci Dairelerin kararları arasında aykırılık vardı.
Kurul ne dedi? Kurul, Vergi Usul Kanunu ile 6183 sayılı Kanunda kanuni temsilci ile ortak arasında bir öncelik sıralaması bulunmadığını belirterek, şirketten tahsil edilemeyen amme alacağı için ortaklara gidilmeden önce kanuni temsilcinin takip edilmesinin gerekli olmadığına karar verdi. Birleştirmeye gidilmesi oybirliğiyle, esasa ilişkin karar oy çokluğuyla alındı; iki karşı oy yazıldı. Karşı oylardan biri önce kanuni temsilcinin, diğeri önce ortakların takip edilmesi gerektiğini savundu.
Dayanak. 6183 s. Kanun m.35 ve mükerrer m.35; VUK m.10; TTK m.573 vd.
Sizin için anlamı. Limited şirket ortağıysanız ve şirketin vergi borcu için adınıza ödeme emri düzenlendiyse, “önce müdüre gidilmeliydi” savunması tek başına sonuç vermez. Buna karşılık alacağın şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemediği ya da edilemeyeceğinin anlaşıldığı şartı ve sorumluluğun sermaye payınızla sınırlı olması hâlâ belirleyicidir; bu iki noktayı ödeme emrine karşı açacağınız davada inceleyin. Ödeme emrine karşı dava süresinin kısa olduğunu unutmayın. Ayrıntı için Şirket Kapanınca Vergi Borcu Ne Olur? ve Şirket Müdürü ve Yönetim Kurulu Üyesinin Sorumluluğu yazılarımıza, şirketi kapatma sürecinde vergi borçları için Limited Şirket Nasıl Kapatılır? rehberimize bakabilirsiniz.
Kararın tam metni
İÇTİHATLARI BİRLEŞTİRME KURULU KARARI
Limited şirketlere ait vergi borçlarının şirket tüzel kişiliğinden tamamen veya kısmen tahsil edilememesi veya tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması durumunda, şirket kanuni temsilcisinden tahsili yoluna gidilmeden şirket ortaklarının takip edilip edilemeyeceği konusunda Danıştay Dokuzuncu Dairesi ile Vergi Dava Daireleri Kurulu, Üçüncü, Dördüncü ve Yedinci Daire kararları arasındaki aykırılığın içtihatların birleştirilmesi yolu ile giderilmesinin Danıştay Başkanı tarafından istenmesi ve dosyanın İçtihatları Birleştirme Kuruluna havale edilmesi üzerine, konuyla ilgili kararlar ile yasal düzenlemeler incelendikten ve Raportör Üyenin açıklamaları ile Danıştay Başsavcısının düşüncesi dinlendikten sonra gereği görüşüldü;
I) KONU İLE İLGİLİ KARARLAR :
1- Danıştay Dokuzuncu Dairesince verilen 23.05.2012 tarih ve E:2009/1023, K:2012/2892 sayılı karar:
213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 10. maddesinde, tüzel kişilerle, küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevlerin kanuni temsilcileri tarafından yerine getirileceği, yukarıda yazılı olanların bu ödevleri yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınamayan vergi ve buna bağlı alacakların, kanuni ödevlerini yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınacağı belirtilmiş, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun limited şirketlerde idare ve temsil yetkisini düzenleyen 540. maddesinde ise, limited şirketlerle ilgili olarak aksi kararlaştırılmış olmadıkça ortakların hep birlikte müdür sıfatıyla şirket işlemlerini idareye ve şirketi temsile yetkili oldukları hükmüne yer verilmiştir.
Öte yandan 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 4369 sayılı Kanun’la değişik 35. maddesinde ise, limited şirket ortaklarının şirketten tahsil imkanı bulunmayan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu oldukları ve bu Kanun hükümleri gereğince takibata tabi tutulacakları hükme bağlanmıştır.
Yukarıda yer alan yasa hükümlerinin birlikte değerlendirilmesinden, limited şirketten tahsil olanağı bulunmayan amme alacağının, öncelikle kanuni temsilciden (müdürden) aranılması gerektiği, kanuni temsilcilerden tahsil edilememesi halinde de konulan sermaye hissesi ile sınırlı olmak üzere ortakların mal varlığından tahsili cihetine gidilebileceği sonucuna ulaşılmaktadır.
Bu durumda, şirketten tahsil olanağı kalmadığı saptanan kamu alacağının öncelikle kanuni temsilcinin mal varlığından aranılması, buna rağmen tahsil edilemediği taktirde hisseleri oranı ile sınırlı olmak üzere şirket borcunun ilgili olduğu dönemde, şirkete ortak olan ortakların takibe alınması gerekirken, ilgili dönemde kanuni temsilci sıfatı taşımadığı ihtilafsız olan davacının takibe tabi tutulmasında yasal isabet görülmediği gerekçesiyle vergi mahkemesi kararı bozulmuştur.
2- Vergi Dava Daireleri Kurulunca verilen 30.04.2014 tarih ve E:2014/144, K:2014/307 sayılı karar:
Limited şirket borcunun tahsili amacıyla davacı adına ortak sıfatıyla düzenlenen ödeme emrinin iptali istemiyle açılan davayı reddeden Vergi Mahkemesi kararı Danıştay Dokuzuncu Dairesinin 11.04.2013 tarih ve E:2010/9949, K:2013/3284 sayılı kararıyla; 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 10. ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 35. maddelerinin birlikte değerlendirilmesinden, limited şirketin vergi borcunun öncelikle şirketin mal varlığından tahsiline çalışılması, vergi borcunun şirketten tahsilinin olanaksız olduğunun tespit edilmesi halinde ise, vergilendirme ile ilgili ödevleri yerine getirmekle sorumlu bulunmasına karşın bu ödevleri yerine getirmeyen kanuni temsilcilerin takip edilmesi gerektiği, şayet kanuni temsilcinin varlığından da vergi borcu tahsil edilemezse, ancak bu aşamada ortağın ilgili olduğu döneme göre sermaye miktarı veya sermaye hissesi göz önünde bulundurularak takip edilmesinin mümkün olduğu, vergi borcunun şirketten tahsilinin olanaksız hale geldiğinin anlaşılması üzerine kanuni temsilci adına ödeme emri düzenlendiği, daha sonra ortak olan davacının takip edildiği belirtildiğinden, şirketten tahsil edilemeyen kamu alacağının şirket ortağına başvurulmadan önce şirketin kanuni temsilcisi nezdinde yapılan takibat neticesinde tahsilinin gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği hususunun araştırılması ve bunun sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Bozma kararına uymayan Vergi Mahkemesi, 213 sayılı Kanun’un 10. maddesi uyarınca, kanuni temsilciler, yerine getirmeleri gereken şirkete ait vergisel ödevlerin yerine getirilmemesi nedeniyle sorumlu tutuldukları halde limited şirket ortakları doğrudan doğruya sorumlu tutulduğundan ve kanuni temsilciler borcun tamamından müteselsilen sorumlu oldukları halde ortakların sorumluluğu sermaye payına isabet eden borçlarla sınırlanmış olup, kanuni temsilcilere rûcu olanağı sağlanmış iken ortaklara böyle imkan tanınmadığından, iki ayrı sorumluluk durumunun aralarında sıralama yapılmasını gerektirecek nitelikte olmadığı gibi Kanun’da da böyle bir öncelik sıralaması yapılmadığı gerekçesiyle davanın reddi yolundaki kararında ısrar etmiştir.
Vergi Mahkemesinin ısrar kararı, aynı hukuksal nedenler ve gerekçe ile Kurulca da uygun bulunmuştur.
3- Danıştay Üçüncü Dairesince verilen 10.04.2012 tarih ve E:2010/7241, K:2012/1183 sayılı karar:
213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 10. maddesinde, tüzel kişilerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevlerin kanuni temsilcileri tarafından yerine getirileceği, bu ödevlerin yerine getirilmemesi yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınamayan vergi ve buna bağlı alacakların kanuni ödevlerini yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınacağı, 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesinin uyuşmazlık döneminde yürürlükte bulunan şeklinde ise limited şirket ortaklarının, şirketten tahsil olanağı bulunmayan amme alacağından sermaye payları oranında doğrudan doğruya sorumlu olacağı ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulacağı kurala bağlanarak, Vergi Usul Kanunu’nun 10. maddesi, ilgilileri tüm borçtan rücu olanağı tanıyarak müteselsilen sorumlu tutmuşken, 6183 sayılı Kanun ortakları sermaye payları düzeyindeki borçtan sorumlu tutmuş, şirket varlığından tahsil imkanı kalmayan kamu alacaklarının, kanuni temsilcilerin sorumluluğu veya ortakların sorumluluğuna ilişkin kurallara göre tahsilinde bir öncelik sırası öngörülmemiştir.
Bu durumda ortak sıfatı ile takibi mümkün bulunan davacının, şirket tüzel kişiliğine ait kamu alacağından hissesi oranında sorumlu tutulabilmesi, kamu alacağının tüzel kişinin malvarlığından tahsil olanağının kalmadığının saptanmasını gerektirmekte olup, borçlu şirket hakkındaki takibatın sonuçlandırılıp sonuçlandırılmadığı da araştırıldıktan sonra oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, öncelikle kanuni temsilcinin takibi gerektiği yolundaki Vergi Mahkemesi kararında yasaya uygunluk görülmediği gerekçesiyle karar bozulmuştur.
4- Danıştay Dördüncü Dairesince verilen 24.05.2012 tarih ve E:2009/8328, K:2012/2051 sayılı karar:
213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 10. maddesinde, tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevlerin kanuni temsilcileri, tüzel kişiliği olmayan teşekkülleri idare edenler ve varsa bunların temsilcileri tarafından yerine getirileceği, yukarıda yazılı olanların bu ödevleri yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınamayan vergi ve buna bağlı alacakların, kanunî ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınacağı, temsilciler veya teşekkülü idare edenlerin bu suretle ödedikleri vergiler için asıl mükelleflere rücu edebilecekleri hükmüne yer verilmiş, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un olay tarihinde yürürlükte bulunan 35. maddesinde ise; limited şirketin ödenmeyen ve tahsil imkanı bulunmayan amme borçlarından dolayı ortakların vazettikleri veya vaz’ını taahhüt eyledikleri sermaye miktarında doğrudan doğruya mesul ve bu Kanun hükümleri gereğince takibata tabi tutulacakları belirtilmiştir.
Bu yasal düzenlemelerin ve bu düzenlemelere ilişkin yerleşik yargı kararlarının birlikte değerlendirilmesinden; limited şirketten tahsili olanaksız hale gelen vergi alacağının kanuni temsilcilerin takibi suretiyle tahsiline 213 sayılı Kanun’un 10. maddesi uyarınca çalışılması gerektiği ve kanuni temsilcilerin şirketin vergi borçlarının tamamından sorumlu olduğu, limited şirketten tahsili olanaksız hale gelen vergi borçlarından dolayı şirket ortaklarının ise, 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesi uyarınca takip edilebileceği, bu takibin de şirketin borçlarının tamamı için değil olay tarihinde yürürlükte olan haliyle ortakların şirketteki sermayeleri kadar olacağı anlaşılmaktadır.
Yukarıda metni yazılı hükümlerde birbirinden bağımsız olarak, kanuni temsilciler ve ortaklar için farklı takip usulleri öngörülmüştür. Kanuni temsilci ve limited şirket ortaklarının takibinde, vergi borcunun öncelikle şirket tüzel kişiliğinden tahsili yoluna gidilmesi, her iki Kanun’un birbirine paralel hükümleri olup, borcun tahsilinin mümkün olmaması halinde ise kanuni temsilci veya ortak arasında bir öncelik sırası öngörülmemiştir.
Bu durumda, Vergi Mahkemesi kararının, kanuni temsilci hakkında da takip yollarının tüketilmesi gerektiği yolundaki gerekçesinde yasal isabet bulunmamakla birlikte, şirket hakkında yasal takip yolları tüketilmeden ortağın takibine geçilemeyeceğinden ve davacının ilgili dönemde sorumluluğu yalnızca şirkete koyduğu sermaye kadar olduğundan ödeme emirlerini iptal eden Vergi Mahkemesi kararında sonucu itibarıyla hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle temyiz istemi reddedilmiştir.
5- Danıştay Yedinci Dairesince verilen 19.02.2015 tarih ve E:2011/7163, K:2015/844 sayılı karar:
Temyiz başvurusu; Limited Şirket adına tahakkuk ettirilen gümrük, katma değer ve dampinge karşı vergi ile hesaplanan gecikme faizinin, şirket ortağı sıfatıyla davacıdan tahsili amacıyla 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesi uyarınca düzenlenen ödeme emrini iptal eden mahkeme kararının bozulması istemine ilişkindir.
Mahkeme kararı, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri uyarınca, limited şirkete ait vergi borçlarının önce şirket tüzel kişiliğinden, sonra kanuni temsilciden aranması, tahsil edilemezse ortağa gidilmesi gerektiği gerekçesine dayanmakta ise de; anılan Kanun’da, ortaklar ve kanuni temsilciler yönünden farklı takip usulleri düzenlenerek, aralarında takip yönünden bir sıralama yapılmadığından Mahkemenin bu gerekçesi yerinde görülmediği gerekçesiyle karar bozulmuştur.
II) DANIŞTAY BAŞSAVCISININ DÜŞÜNCESİ:
Limited şirketlerle ilgili olarak, şirket tüzel kişiliğinden tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen kamu alacaklarının, şirket ortaklarından tahsili için öncelikle kanuni temsilcilerin takip edilmesinin gerekip gerekmediği konusunda, Danıştay Dokuzuncu Dairesi ile Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu, Danıştay Üçüncü Dairesi, Danıştay Dördüncü Dairesi ve Danıştay Yedinci Dairesi kararları arasında var olduğu ileri sürülen aykırılığın; içtihatların birleştirilmesi suretiyle giderilmesi istemiyle Danıştay Başkanınca re’sen açılan ve havalesi üzerine Başsavcılığımıza gönderilen dosya incelendi:
A) Olay ve Hukuki Durumla İlgili Saptamalar:
Hukuk sistemimize özgü “içtihatları birleştirme kurumu”nun işletilebilmesi için, aykırı içtihatların aynı maddi olaydan kaynaklanması değil, aynı hukuki sorunların farklı çözüme kavuşturulmuş olması yeter koşul olarak aranmakla birlikte, aykırılık bulunduğu ileri sürülen içtihatlara konu uyuşmazlıkların; asıl borçlu konumundaki limited şirketlerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen kamu alacağının, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 35. maddesine dayanılarak, şirket ortaklarından tahsili amacıyla ödeme emri düzenlenip tebliğ edilmesinden kaynaklandığı anlaşıldığından, kararlarda hem maddi olay yönünden, hem de hukuki uyuşmazlıklar yönünden birlik-aynılık bulunmaktadır.
Öte yandan, yukarıda anılan kararlar incelendiğinde; uyuşmazlıkların çözümünde dayanılan yasa kurallarının farklı yorumunun söz konusu olmadığı, başka deyişle, içtihat ayrılığının; aynı yasa hükmünün farklı yorumuna değil, limited şirketlerle sınırlı olarak, şirketin mal varlığından karşılanamayan kamu alacağının takip ve tahsilinde, şirket ortakları ile şirketin kanuni temsilcisi (veya temsilcileri) arasında öncelik-sonralık bakımından bir sıralama bulunup bulunmadığı konusundaki görüş ayrılığına dayandığı anlaşılmaktadır. Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu ile Danıştay Üçüncü, Dördüncü ve Yedinci Dairesinin kararlarında limited şirketten tahsil imkanı kalmayan kamu alacaklarının, ortakların veya kanuni temsilcilerin sorumluluğuna ilişkin kurallara göre tahsilinde kanun koyucunun herhangi bir öncelik-sonralık sırası öngörmediği kabul edilmiştir.
Danıştay Dokuzuncu Dairesi ise Kurulun ve diğer dairelerin aksine, limited şirket ortaklarının sorumluluğunun, öncelikle kanuni temsilcinin takibine bağlı olduğu görüşünde olup, bu görüşünü 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 10. maddesi ile 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesinin birlikte değerlendirilmesine dayandırmıştır.
B) Değerlendirme:
1) Usul yönünden:
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un limited şirket ortaklarının sorumluluğunu düzenleyen 35. maddesi ile kanuni temsilcilerin sorumluluğunu düzenleyen mükerrer 35. maddesinde ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 10. maddesinde, kanuni temsilcilerin öncelikle sorumlu tutulmaları gerektiğine dair açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu noktada, kanunda düzenlenmeyen bir alanın içtihatları birleştirme yoluyla çözüme kavuşturulup kavuşturulamayacağı sorusu akla gelebilirse de, Anayasa Mahkemesinin 12.06.1969 tarih ve E: 1968/38; K: 1969/34 sayılı kararında belirtildiği üzere; içtihadı birleştirme kararı, o zamana değin hukuk alanında hukuk kuralı olarak bulunmayan yeni bir kural koymayı erek edinmiş olan bir hukuk işlemi değil, ancak ve ancak belli bir olaya uygulanacak yasanın veya nesnel nitelikte olan tüzük ve yönetmelik kuralları gibi öbür hukuk kurallarından hangisinin, hangi anlamda uygulanacağını saptamak için verileceğinden, aynı hukuki durumda bulunan kişilerin (limited şirket ortaklarının) ödenmeyen kamu alacaklarına ilişkin sorumluluklarını düzenleyen kanun hükmünün (6183 sayılı Kanun’un 35. maddesinin) hangi aşamada uygulanabileceği konusundaki görüş aykırılıklarının içtihatların birleştirilmesi yoluyla giderilmesi, içtihatları birleştirme kurumunun amacına uygundur.
2) Esas yönünden:
Limited şirket ortakları için özel bir düzenleme içeren 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 35. maddesinin ilk hali, “Limited ortaklıkların ödenmiyen ve tahsil imkânı bulunmayan âmme borçlarından dolayı ortaklar vaz’ettikleri veya vaz’ını taahhüt eyledikleri sermaye miktarında doğrudan doğruya mesul ve bu kanun hükümleri gereğince takibata tâbi tutulurlar.” şeklinde iken, 29.07.1998 tarihinde yürürlüğe giren 4369 sayılı Kanun’un 21. maddesi ile yapılan değişiklikle “Limited şirket ortakları, şirketten tahsil imkanı bulunmayan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olurlar ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulurlar.” şeklinde düzenlenmiş; daha sonra, 06.06.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5766 sayılı Kanun’un 3. maddesi ile, “şirketten tahsil imkanı bulunmayan amme alacağı” ibaresi, “şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağı” olarak değiştirilmiş ve anılan maddeye, ortaklar arasında müteselsil sorumluluk öngören iki fıkra eklenmiştir.
Tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatlar gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin kanuni temsilcileri ile, tüzel kişiliği olmayan teşekkülleri idare edenlerin ve varsa bunların temsilcilerinin, kanundan kaynaklanan ödevlerin yerine getirilmemesinden doğan sorumlulukları ise 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 10. maddesinde düzenlenmiş; kanuni temsilcilerle tüzel kişiliği olmayan teşekkülleri idare edenlerin ve varsa bunların temsilcilerinin, 213 sayılı Kanun kapsamında bulunmayan amme alacaklarından doğan sorumlulukları da, 6183 sayılı Kanun’a 4108 sayılı Kanun’un 11. maddesiyle 02.06.1995 tarihinde eklenen mükerrer 35. maddede yer almıştır.
Gerek kanuni temsilciler için getirilen sorumluluğun koşul ve kapsamlarını düzenleyen, 213 sayılı Kanun’un 10. maddesi ile 6183 sayılı Kanun’un mükerrer 35. maddesi; gerekse limited şirket ortaklarının sorumluluğunu düzenleyen 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesi, sorumlulukların nitelikleri, kapsam ve sınırları bakımından farklı hükümler içermektedir. 213 sayılı Kanun’un 10. maddesi; vergisel ödevleri yerine getirmekle yükümlü tutulan kanuni temsilcilerin sorumluluğunu, temsil edilenin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen, 213 sayılı Kanun kapsamındaki vergi ve vergiye bağlı alacaklarla sınırlı olarak kabul ederken, 6183 sayılı Kanun’un mükerrer 35. maddesi; vergisel ödev konusunda yükümlü olup olmadığına bakılmaksızın, temsil edilenin mal varlığından tahsil edilemeyen veya edilemeyeceği anlaşılan, (213 sayılı Kanun’un kapsamına girmeyen gümrük vergi ve resimleri dahil) 6183 sayılı Kanun’un 1. maddesinde belirtilen tüm kamu alacaklarından kanuni temsilciyi sorumlu tutmuştur. Ayrıca, 213 sayılı Kanun’un 10. maddesi, lafzı gereği kanuni temsilcileri belli bir süreyle, yani kanuni ödevleri yerine getirmekle yükümlü oldukları süre ile sınırlı olarak sorumlu tutarken, mükerrer 35. maddede (özellikle 5766 sayılı Kanun’un 4. maddesiyle eklenen fıkra hükümleri dikkate alındığında) böyle bir belirleme yapılmamıştır.
Limited şirket ortakları ise, mevcut düzenlemeye göre, gerek 213 sayılı Kanun, gerekse 6183 sayılı Kanun kapsamındaki amme alacaklarının şirketin mal varlığından tahsil edilemeyen veya edilemeyeceği anlaşılan kısmından hisseleri oranında sorumlu tutulmuşlardır.
Diğer taraftan; 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesini değiştiren 4369 sayılı Kanun’un 21. maddesine ait gerekçede; …Limited şirketin mal varlığından tahsil edilemeyen amme alacağı için şirketin ortaklarından tahsile gidildiğinde, ortaklar koydukları sermaye miktarı kadarından sorumlu tutulabildiğinden, şirket sermayesinin üzerinde olan amme alacağının tahsili yapılamadığı, dolayısıyla mevcut hükmün koruma işlevini görmediği; …yapılan bu düzenleme ile şirketten tahsil edilemeyen amme alacağı için ortaklara şirkete koydukları sermayeleri oranında sorumluluk getirildiği ve amme alacağının tamamının güvence altına alındığı belirtilmiş; maddeye ikinci ve üçüncü fıkra ekleyen 5766 sayılı Kanun’un 3. maddesine ait gerekçede ise; maddede yapılan ibare değişikliği ile limited şirketten tahsil edilemeyen, dolayısıyla 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesi kapsamında takip edilmesi gereken kamu alacaklarından ikincil sorumlu olan şirket ortaklarının sorumluluklarının başlayabilmesi için açıklayıcı hüküm getirildiği; limited şirketin amme borçlarından, eski ve yeni ortakların ne şekilde sorumlu olacakları hususunun da düzenlendiği, açıklamasına yer verilmiştir.
Yine 5766 sayılı Kanun’un, 6183 sayılı Kanun’un mükerrer 35. maddesine beşinci ve altıncı fıkraların eklenmesine dair 4. maddesine ait gerekçede de; maddede yapılan ibare değişikliği ile borçludan tahsil edilemeyen, dolayısıyla 6183 sayılı Kanun’un mükerrer 35. maddesi kapsamında takip edilmesi gereken kamu alacaklarına açıklık getirildiğinden, bahsedilmiştir.
Anılan Kanun hükümleri ve bu hükümlerde değişiklik yapan Kanun hükümlerine ait gerekçeler göz önünde alındığında; kanun koyucunun, limited şirketlerin ödenmemiş vergi borçlarından dolayı sorumluluğu bulunan kanuni temsilcileri ile şirket ortaklarını, sorumluluk sınırları ve kapsamları itibarıyla farklı düzenlemelere tabi tutması nedeniyle, bu kişilerin takibi için öncelik-sonralık şeklinde bir sıralamayı öngörmediği sonucuna varılmıştır.
Bununla birlikte; 6183 sayılı Kanun’un “Kanundaki terimler” başlıklı 3. maddesinde yer alan, bu Kanun’daki amme borçlusu veya borçlu teriminin, amme alacağını ödemek mecburiyetinde olan hakiki ve hükmi şahısları ve bunların kanuni temsilci veya mirasçılarını ve vergi mükelleflerini, vergi sorumlusunu, kefili ve yabancı şahıs ve kurumlar temsilcilerini; tahsil edilemeyen ve tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağı terimlerinin de, amme borçlusundan tahsil edilemeyen ve tahsil dairelerince yürütülen takip muamelelerinin herhangi bir aşamasında amme borçlusundan tahsil edilemeyeceği ortaya çıkan amme alacaklarını ifade ettiği yolundaki hükümden hareketle, kanuni temsilcilerin amme borçlusu sıfatını haiz olarak, şirket ortaklarından önce takip edilmeleri gerektiği ileri sürülebilir. Nitekim; Yedinci Dairenin 19.02.2015 tarih ve E:2011/7163, K:2015/844 sayılı kararına konu Ankara Üçüncü Vergi Mahkemesinin 07.06.2011 tarih ve E:2010/2538, K:2011/1446 sayılı kararında yer alan; amme borçlusu ifadesinden, öncelikle tüzel kişiliğin kendisinin, sonra da kanuni temsilcisinin anlaşılması ve idarece, amme alacağının tahsili için 6183 sayılı Kanun’a göre yapılacak takiplerde de bu sıraya uyulmasının icap ettiği, şeklindeki gerekçe bu belirlemeye dayanmaktadır. Ancak; Kanun’un 35. maddesi ile mükerrer 35. maddesinde “amme borçlusu” teriminin değil, sırasıyla, “şirket” ve “tüzel kişilerle küçükler ve kısıtlılar, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküller” ibarelerinin kullanılmış olması; tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağı deyiminin tanımından hareketle yapılan bu tarz bir yorumu kanuna aykırı kılmaktadır.
Açıklanan nedenlerle; Danıştay Dokuzuncu Dairesi ile Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu, Danıştay Üçüncü Dairesi, Danıştay Dördüncü Dairesi ve Danıştay Yedinci Dairesi kararları arasındaki içtihat aykırılığında, içtihadın, Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu ile Danıştay Üçüncü, Dördüncü ve Yedinci Dairesi kararları doğrultusunda birleştirilmesine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
III) KONU İLE İLGİLİ YASAL DÜZENLEMELER:
1- 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun “Kanuni Temsilcilerin Ödevi” başlıklı 10. maddesinin 1., 2.ve 3. fıkrası:
“Tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, Vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevler kanuni temsilcileri, tüzel kişiliği olmayan teşekkülleri idare edenler ve varsa bunların temsilcileri tarafından yerine getirilir.
Yukarıda yazılı olanların bu ödevleri yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınmayan vergi ve buna bağlı alacaklar, kanuni ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınır. Bu hüküm Türkiye’de bulunmayan mükelleflerin Türkiye’deki temsilcileri hakkında da uygulanır.
Temsilciler veya teşekkülü idare edenler bu suretle ödedikleri vergiler için asıl mükelleflere rücu edebilirler.”
2- 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un “Limited şirketlerin amme borçları” başlıklı 35. maddesinin 1. fıkrası:
“Limited şirket ortakları, şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olurlar ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulurlar.”
3- 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun “Kavram” başlıklı 573. maddesinin 1. ve 2. fıkrası:
“Limited şirket, bir veya daha çok gerçek veya tüzel kişi tarafından bir ticaret unvanı altında kurulur; esas sermayesi belirli olup, bu sermaye esas sermaye paylarının toplamından oluşur.
Ortaklar, şirket borçlarından sorumlu olmayıp, sadece taahhüt ettikleri esas sermaye paylarını ödemekle ve şirket sözleşmesinde öngörülen ek ödeme ve yan edim yükümlülüklerini yerine getirmekle yükümlüdürler.”
Aynı Kanun’un 623. maddesinin 1. fıkrası:
“Şirketin yönetimi ve temsili şirket sözleşmesi ile düzenlenir. Şirketin sözleşmesi ile yönetimi ve temsili, müdür sıfatını taşıyan bir veya birden fazla ortağa veya tüm ortaklara ya da üçüncü kişilere verilebilir. En azından bir ortağın, şirketi yönetim hakkının ve temsil yetkisinin bulunması gerekir.”
IV) KONUNUN İÇTİHADIN BİRLEŞTİRİLMESİNE GEREK OLUP OLMADIĞI YÖNÜNDEN İNCELENMESİ:
Belirtilen kararlardan başka kararları da bulunan Danıştay Dokuzuncu Daire ile Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu, Üçüncü, Dördüncü ve Yedinci Daire kararları arasında oluşan yorum farkı devam etmiş ve Daire ile Kurul ve diğer vergi dava daireleri yönünden bu görüşler devamlılık kazandığından aynı hukuk kurallarının değişik biçimde yorumlanarak uygulanmasından kaynaklandığı sonucuna varılan aykırılığın, 2575 sayılı Danıştay Kanunu’nun 39. maddesi gereğince içtihadın birleştirilmesi yoluyla giderilmesine oybirliğiyle karar verilerek işin esasına geçildi.
V) KONUNUN ESAS YÖNÜNDEN İNCELENMESİ:
Tüzel kişilerde, vergi borçları nedeniyle doğan sorumluluk tüzel kişiliğe ait olduğundan, limited şirketin vergi borçları için önce limited şirket tüzel kişiliği takip edilmekte, vergi alacağının şirket malvarlığından tahsil edilememesi veya tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması halinde kanuni temsilci veya ortak takibata tabi tutulmaktadır. Buna göre kanuni temsilcinin ve ortağın sorumluluğu feri niteliktedir. Vergi alacağı için şirket tüzel kişiliği aleyhine hiçbir takibat yapılmaksızın doğrudan doğruya kanuni temsilcilere veya ortağa başvurmak mümkün değildir.
Dolayısıyla vergi alacağının limited şirket kanuni temsilcileri veya ortaklarından tahsil edilebilmesi için, limited şirket hakkında Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un öngördüğü tüm cebri takip yollarının uygulanması, tahsil edilememesi veya edilemeyeceğinin anlaşılmasının saptanması gerekmektedir.
Limited şirket ortağının sorumluluğu, ortağın şirkete karşı koymayı taahhüt ettiği esas sermaye paylarını ödemeye ilişkindir. Bu durumu sınırlı şahsi sorumluluk olarak tanımlamak mümkün olup, aynı zamanda kusursuz sorumluluk olarak da kabul edilmektedir. Hal böyle olunca bu sorumluluk aslında bir vergi sorumluluğu olmayıp, kimi Danıştay kararlarında da belirtildiği şekilde, tahsilat muhataplığı sorumluluğudur. Bir başka deyişle limited şirket ortağının, vergi alacağından olan sorumluluğu, tahsil ile ilgilidir.
213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nda kanuni temsilciler için öngörülen sorumluluk kısaca kusura dayalı sorumluluk olarak kabul edilmekte, kanuni temsilcilerin, vergiye ilişkin ödevlerin yerine getirilmemesinde kusurlu olmadığını ispat ederek yani “kurtuluş beyyinesi” göstererek sorumluluktan kurtulması olanağı tanınmaktadır.
Her biri birer usul yasası olan Vergi Usul Kanunu ile Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’da, vergi borcunun tahsili için önce kanuni temsilciye mi yoksa ortağa mı gidileceği düzenlenmemiş ise de, 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesi ile ortakların sorumluluğu hakkında hüküm getirilmesi, kanuni temsilciye gidilmeden de ortağa gidilebilmesini sağlamak amacını taşıdığı gibi kamu alacağını korumaya ve hızlı bir şekilde tahsilini sağlamaya yönelik olduğu sonucuna varılmıştır.
Nitekim söz konusu 35. maddede ortak için öngörülen doğrudan doğruya sorumluluğun vergi alacağı için olduğu kabul edilmiştir.
Bu açıklamalar karşısında, limited şirketin vergi borçlarının tahsilinde ortağa gidilmeden önce kanuni temsilciye gidilmesi gerektiğinin hukuken kabulü mümkün bulunmamıştır.
VI) SONUÇ:
Limited şirket tüzel kişiliğinden tahsil edilemeyen veya edilemeyeceği anlaşılan vergi borcunun takip ve tahsiline ilişkin olarak 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nda ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’da, kanuni temsilci ile ortak arasında bir öncelik sıralaması bulunmadığından, limited şirketin vergi borcunun tahsilinde ortağın takibine başlanabilmesi için kanuni temsilcinin takibinin gerekli olmadığı açıktır.
Bu nedenle, içtihadın Vergi Dava Daireleri Kurulu, Üçüncü Daire, Dördüncü Daire ve Yedinci Daire kararları doğrultusunda birleştirilmesine 11.12.2018 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
Metin, Lexpera sitesinde yayımlanan karar metninden aynen aktarılmıştır; kaynaktaki yazım hataları korunmuş, kişisel veriler gizli bırakılmıştır. Kararın karşı oy yazısı alınmamıştır.
Kaynak: Künye, konu, hüküm ve oy durumu: Lexpera (künye ve kısmi metin); Resmî Gazete bilgisi: Şerife Yıldız Akgül, Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2020.
Kamu Görevlileri: İptal Kararının Parasal Sonuçları
Kamu görevlilerine ilişkin birleştirme kararları özellikle iptal kararından sonra hangi parasal hakların istenebileceğiyle ilgilidir. İptal kararı, işlemi yapıldığı tarihten itibaren ortadan kaldırır; tartışma çoğunlukla fiilen çalışmaya bağlı ödemelerde çıkar.
7. Atama veya görevden alma işlemi iptal edilen sağlık personeline, yoksun kaldığı döner sermaye ek ödemesi ödenmelidir
Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu · T. 12.12.2018 · E. 2013/2 · K. 2018/2 · Resmî Gazete 25.07.2019, sayı 30842 · Sonuç: İçtihatların Beşinci Daire kararları doğrultusunda birleştirilmesi (oy çokluğu)
Olay. Naklen ataması veya görevden alınması mahkemece iptal edilen Sağlık Bakanlığı personelinin, işlem nedeniyle yoksun kaldığı döner sermaye ek ödemelerinin ödenip ödenmeyeceği konusunda daireler arasında aykırılık vardı.
Kurul ne dedi? Kurul, içtihatların Danıştay Beşinci Dairesi kararları doğrultusunda birleştirilmesine karar verdi. Kararı inceleyen makaleye göre bu, iptal edilen işlem nedeniyle fiilen çalışılamayan dönem için de döner sermaye ek ödemesinin ilgiliye ödenmesi gerektiği anlamına gelir. Makalede aktarılan karşı oyda, içtihadın doğal seyrinde geliştiği ve birleştirmeye gerek olmadığı görüşü savunuldu.
Dayanak. 209 s. Kanun m.5; İYUK m.2, m.28; Anayasa m.2, m.125.
Sizin için anlamı. Hukuka aykırı bir atama veya görevden alma işlemini iptal ettirdiyseniz, işlem nedeniyle mahrum kaldığınız parasal haklar, fiilen çalışmaya bağlı ödemeler de dahil olmak üzere iptal kararının sonucu olarak istenebilir. Önce idareye yazılı başvurarak ödemeyi isteyin; idare ödemezse ya da cevap vermezse dava açma sürelerini kaçırmayın. Kamu personeli davalarında dava yolları için Askerî Personel Hukuku: Disiplin, Sözleşme Feshi ve Dava Yolları rehberimize de bakabilirsiniz. Kamu görevlilerine ilişkin diğer kararlar için Malpraktis Yargıtay ve Danıştay Kararları ve SGK’nın Ödemediği Kanser İlacı Kararları sayfalarımızdaki Danıştay kararlarına da bakabilirsiniz.
Kararın tam metni
Bu kararın tam metni çok uzun olduğu için sayfaya almadık. Tam metne Resmî Gazete üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kaynak: Konu, hüküm ve oy durumu: Şerife Yıldız Akgül, Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2020; künye ve ilgili mevzuat: Lexpera (künye ve kısmi metin). Resmî Gazete sayısı Resmî Gazete fihristinden alınmıştır.
Kararı idareye karşı birlikte kullanalım
İçtihatları birleştirme kararına dayanan başvuru, itiraz ve dava dilekçeleri için Hukukçular Evi Ankara: 0554 648 37 15.
7 Kararın Özet Tablosu
Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu kararları
| Konu | Karar | Sonuç ve ilke |
|---|---|---|
| Dava yolu ve süresi gösterilmemesi | Danıştay İBK, 15.03.2022, E. 2021/2, K. 2022/1 (RG 19.06.2022/31871) | Özel süre değil genel dava açma süresi; zımni rette birleştirmeye yer yok |
| Tam yargıda faiz | Danıştay İBK, 24.10.2024, E. 2021/5, K. 2024/2 (RG 16.04.2025/32872) | Artırılan miktara asıl talep için kabul edilen tarihten faiz |
| Temyizde feragat | Danıştay İBK, 28.06.2024, E. 2021/3, K. 2024/1 | Dosya ek karar için hükmü veren mahkemeye gönderilir |
| Müdahilin kanun yolu | Danıştay İBK, 03.02.2023, E. 2021/4, K. 2023/1 | Tarafın işlemlerine açıkça aykırı değilse tek başına başvurabilir |
| Defter ibrazı | Danıştay İBK, 08.02.2019, E. 2013/3, K. 2019/1 (RG 25.07.2019/30842) | Defterler davada istenip incelenir; mücbir sebepte idare ispatla re’sen tarh eder |
| Limited şirket ortağı | Danıştay İBK, 11.12.2018, E. 2013/1, K. 2018/1 (RG 20.06.2019/30807) | Ortağa gitmeden önce kanuni temsilci takibi gerekmez |
| Döner sermaye ek ödemesi | Danıştay İBK, 12.12.2018, E. 2013/2, K. 2018/2 (RG 25.07.2019) | İptal edilen işlem nedeniyle yoksun kalınan ek ödeme ödenir |
Bu Kararları Kendi Dosyanızda Nasıl Kullanırsınız?
- Kararı idari başvuru aşamasında kullanın. Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu kararları idareyi de bağladığı için vergi dairesine, belediyeye veya bakanlığa yapacağınız başvuruda ve itirazda karara açıkça dayanın.
- Künyeyi eksiksiz yazın. “Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu” ibaresini, karar tarihini, esas ve karar numarasını ve varsa Resmî Gazete tarih ve sayısını belirtin; daire veya kurul kararlarıyla karıştırmayın.
- Olayınızın kararın çözdüğü soruyla aynı olduğunu gösterin. Örneğin dava açma süresine ilişkin karar özel süreli işlemlerin yazılı bildirimine ilişkindir; zımni ret konusunda birleştirme kararı yoktur.
- Süreleri en temkinli yorumla hesaplayın. Bildirimde süre yazmasa bile genel dava açma süresi işler; idare cevap vermediğinde cevap süresi otuz gündür.
- Tam yargı davasında faiz talebini baştan kurun. Faiz türünü ve başlangıcını dava dilekçesine yazın; artırım yaptığınızda artırılan kısım da aynı tarihten faiz kazanır.
- Vergi davasında defterlerinizi hazır tutun. İncelemede sunamadığınız defterleri davada sunabileceğinizi dilekçede belirtin ve ara kararına uygun sürede sunun.
- Yeni bir aykırılık görüyorsanız Danıştay Başkanlığına başvurun. Aykırı kararlarla ilgili kişiler birleştirme için başvurabilir (2575 m.40/2); başvurunuzda birbirine aykırı kararların künyelerini gösterin. Sürecin uzun olabileceğini unutmayın: 2013 esaslı kararlar 2018 ve 2019’da verildi.
Sık Yapılan Hatalar
- İdari Dava Daireleri veya Vergi Dava Daireleri Kurulu kararını birleştirme kararı sanmak. Kurul kararları önemli emsallerdir; ancak bağlayıcı olan, İçtihatları Birleştirme Kurulunun kararıdır.
- Bildirimde süre yazmıyor diye dava açmayı ertelemek. 2022 tarihli karara göre bu durumda genel dava açma süresi işler.
- Kararın yalnızca mahkemeleri bağladığını düşünmek. Danıştay’ın birleştirme kararlarına idare de uymak zorundadır; idari başvuru aşamasında bu karara dayanmamak önemli bir fırsatı kaçırmaktır.
- Tam yargı davasında faiz talebini unutmak. Faiz istenmezse artırım kararı da size faiz kazandırmaz; talep dava dilekçesinde açıkça yer almalıdır.
- Ortak olarak yalnızca “önce müdüre gidilmeliydi” savunmasına güvenmek. 2018 tarihli karara göre böyle bir sıra yoktur; asıl inceleme, şirketten tahsil imkânının araştırılıp araştırılmadığı ve sermaye payı sınırıdır (Tasfiye Edilen Şirkete Tarhiyat).
- Danıştay’ın ilk derece sıfatıyla baktığı davaları gözden kaçırmak. Bazı düzenleyici işlemlere karşı dava doğrudan Danıştay’da açılır; süre ve görev konusunu dava öncesinde netleştirin (Yönetmeliğe Karşı Danıştay’da Dava).
Sıkça Sorulan Sorular
Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu nedir?
Danıştay dava dairelerinin ya da İdari ve Vergi Dava Daireleri Kurullarının aynı hukuki soruya farklı cevaplar verdiği durumlarda bu çelişkiyi gideren kuruldur. Danıştay Başkanı, Başsavcı, başkanvekilleri, daire başkanları ve üyelerden oluşur (2575 sayılı Kanun m.18, m.39).
Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu kararları kimleri bağlar?
2575 sayılı Kanunun 40. maddesinin dördüncü fıkrasına göre bu kararlara Danıştay daire ve kurulları, idari mahkemeler ve idare uymak zorundadır. Yani kararlar yalnızca mahkemeleri değil, işlem yapan idareleri de bağlar.
Danıştay ile Yargıtay içtihadı birleştirme kararları arasındaki fark nedir?
Yargıtay’ın içtihadı birleştirme kararları Yargıtay’ı ve adliye mahkemelerini bağlar; Danıştay’ın İçtihatları Birleştirme Kurulu kararları ise bunlara ek olarak idareyi de bağlar. Ayrıca Danıştay’da tek bir İçtihatları Birleştirme Kurulu vardır.
İçtihatların birleştirilmesini kim isteyebilir?
Danıştay Başkanı, konuyla ilgili daireler, İdari ve Vergi Dava Daireleri Kurulları ile Başsavcı isteyebilir. Aykırı kararlarla ilgili kişiler de Danıştay Başkanlığına başvurabilir (2575 m.40/1-2).
Kurul nasıl karar verir?
Toplantı yeter sayısı en az otuz birdir. Esasa ilişkin kararlar ilk toplantıda üye tam sayısının salt çoğunluğuyla, bu sağlanamazsa ikinci toplantıda hazır bulunanların salt çoğunluğuyla verilir (2575 m.18).
Kararlar nerede yayımlanır?
Kurulun birleştirme veya değiştirme kararları, gönderildikleri tarihten itibaren bir ay içinde Resmî Gazete’de yayımlanır (2575 m.40/3). Danıştay da kararları internet sitesinde ve karar bültenlerinde yayımlar.
İdare yazıda dava açma süresini yazmadıysa süre işler mi?
İşler. Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 2022 tarihli kararına göre özel süreli işlemlerin yazılı bildiriminde başvuru yolu ve süresi gösterilmemişse, özel süre yerine İYUK’taki genel dava açma süresi uygulanır: Danıştay ve idare mahkemelerinde altmış, vergi mahkemelerinde otuz gün.
Tam yargı davasında talebimi artırırsam faiz ne zamandan işler?
Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 24.10.2024 tarihli kararına göre artırılan miktara da dava dilekçesindeki asıl tutar için faize hükmedilen tarihten itibaren faiz yürütülür.
Vergi incelemesine sunmadığım defterleri davada sunabilir miyim?
Evet. 2019 tarihli birleştirme kararından sonraki uygulamaya göre defterlerin mahkemeye sunulabileceği ileri sürülürse mahkeme bunları ister, kayıtları inceler ve vergi idaresinin görüşünü alarak karar verir. Mücbir sebep varsa idare ispat yükünü üstlenerek re’sen tarh yapabilir.
Limited şirketin vergi borcu için vergi dairesi önce müdüre mi gitmeli?
Hayır. 2018 tarihli birleştirme kararına göre ortaklara gidilmeden önce kanuni temsilcinin takip edilmesi gerekmez. Ancak alacağın şirketten tahsil edilemediği şartı ve ortağın sermaye payı oranındaki sınırlı sorumluluğu aranır.
Temyiz aşamasında davadan feragat edersem ne olur?
2024 tarihli birleştirme kararına göre dosya, feragat hakkında karar verilmek üzere kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilir. Feragat kesin hüküm gibi sonuç doğurur.
Davaya müdahil olarak katıldım; tek başına temyize gidebilir miyim?
Evet. 2023 tarihli birleştirme kararına göre müdahil, yanında katıldığı tarafın işlem ve açıklamalarına açıkça aykırı olmamak şartıyla karara karşı tek başına kanun yollarına başvurabilir.
İçtihatlar kümesindeki diğer sayfalar:
İçtihatlar: Konu Konu Yargıtay, Danıştay ve Anayasa Mahkemesi Kararları · Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararları · Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru Kararları · SGK’nın Ödemediği Kanser İlacı Kararları · Malpraktis Yargıtay ve Danıştay Kararları · Defter ve Belge İbraz Etmemek · Şirket Kapanınca Vergi Borcu · Yeni Yüksek Mahkeme Kararları (Aylık)
Kaynaklar ve doğrulama. 2575 sayılı Danıştay Kanununun 18, 39 ve 40. maddeleri Lexpera (2575 sayılı Kanunun güncel metni) üzerinden özetlenmiştir. Kararların künyeleri Lexpera’daki karar sayfalarından alınmış; içerik, oy durumu ve Resmî Gazete bilgileri Aytaç Kurt, Danıştay Dergisi, Sayı 161, Ocak 2026, Zeki Uysal, “Geçmişten Günümüze Danıştay İçtihatları Birleştirme Sistemi”, Danıştay Dergisi, 2023, Turan Yıldırım, “Zımni Red İşleminde Dava Açma Süresi Sorunu”, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, 2022, Şerife Yıldız Akgül, Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2020 ve Vergi Raporu dergisinde yayımlanan karar değerlendirmesi üzerinden kontrol edilmiştir. Kararların tam metinleri okunamamıştır; her kartın altında hangi bilginin hangi kaynağa dayandığı ayrıca belirtilmiştir.
Bu sayfa genel bilgilendirme amaçlıdır; somut dosyanızda bir birleştirme kararının uygulanıp uygulanmayacağı, olayın kararın çözdüğü soruyla aynı olup olmadığına ve ilgili kanun hükümlerinin güncel hâline göre değişir.