Bir para alacağının, borçlunun mal kaçırma veya sırf borçtan kurtulma amaçlı işlemlerine karşı geçici olarak güvence altına alınması gerektiğinde başvurulacak asıl hukuki kurum “ihtiyati haciz”dir. İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 257 ilâ 269. maddeleri arasında düzenlenen ihtiyati haciz; alacaklının, henüz kesinleşmiş bir ilam ya da tamamlanmış bir icra takibi bulunmasa dahi mahkeme kararı ile borçlunun taşınır, taşınmaz malları ve alacakları üzerinde geçici bir el koyma imkanı elde etmesini sağlar. Bu tedbir, ilerideki alacağın tahsilinin fiilen imkansız hale gelmesini önlemeye yönelik “hazırlayıcı” bir güvence tedbiridir.Bu yazıda; ihtiyati haczin İİK m.257 kapsamındaki maddi ve şekli şartları, İİK m.258 uyarınca yetkili mahkeme ve alacaklının delil yükü, İİK m.259 kapsamındaki teminat rejimi (kural olarak asgari %15), İİK m.261 gereği kararın on gün içinde icra dairesince infaz zorunluluğu, İİK m.264 kapsamındaki takibi tamamlayan merasim (yedi gün içinde takip veya dava açma yükümlülüğü) ve İİK m.265 uyarınca borçlunun itiraz yolu ile m.266 kapsamındaki teminat karşılığı ihtiyati haczin kaldırılması bütüncül biçimde ele alınmaktadır. Konunun genel çerçevesi için ana rehberimiz /icra-hukuku/ sayfası incelenebilir.İhtiyati haciz, aynı sistematik içinde yer alan ancak farklı bir hukuki mahiyet taşıyan Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m.389-397 kapsamındaki ihtiyati tedbirden ayrılır. İhtiyati tedbir daha geniş bir uyuşmazlık yelpazesinde uygulanabilen bir koruma tedbiri iken; ihtiyati haciz, yalnızca para alacaklarına özgü, doğrudan borçlunun malvarlığı üzerinde geçici el koyma sonucu doğuran ve İİK’nın özel usulüne tabi bir tedbirdir. Bu ayrımın uygulamada yanlış anlaşılması, süresinde başvuru yapılamaması nedeniyle ciddi hak kayıplarına yol açabilmektedir.## İhtiyati Haciz Nedir — İİK m.257 Kavramı ve Amacıİhtiyati haciz, para alacaklısı olan kişinin, alacağının tahsilinin ilerideki tehlikelere karşı güvence altına alınması amacıyla, henüz icra takibi başlatmadan ya da kesin bir mahkeme ilamı almadan mahkemeden istediği geçici bir tedbir kararıdır. Karar üzerine icra dairesi, borçlunun yedinde veya üçüncü kişide bulunan taşınır ve taşınmaz malları ile alacaklarına ve diğer haklarına geçici olarak el koyar. İhtiyati hacizin amacı; borçlunun bir taraftan yargılamanın uzunluğundan yararlanarak malvarlığını başkalarına devretmesini, gizlemesini ya da kaçırmasını engellemek; diğer taraftan alacaklının hüküm elde ettiğinde tahsil kabiliyeti kalmamış bir malvarlığı ile karşı karşıya kalmasının önüne geçmektir.İhtiyati haciz, esas hukuki niteliği itibariyle geçici, muvakkat (arızi) ve tamamlayıcı bir tedbirdir. Geçicidir çünkü kendisine dayanılarak malın satışı yapılamaz ve alacak kesin olarak tahsil edilemez; muvakkattır çünkü belirli süreler içinde asıl takibin veya davanın açılmasıyla desteklenmezse kendiliğinden düşer; tamamlayıcıdır çünkü daima bir asıl takibin ya da bir davanın hazırlayıcısı, güvence sağlayıcısı işlevini görür. İhtiyati haczin uygulanması ile mal üzerinde alacaklı lehine mülkiyet devri, satış hakkı ya da ayni bir hak tesis edilmez; yalnızca borçlunun tasarruf yetkisi bakımından bir kısıtlama doğar.İİK m.257 kapsamında ihtiyati haciz iki farklı senaryoyu düzenler. Birincisi vadesi gelmiş borçlarda, kural olarak alacaklı ek bir sebep göstermeksizin ihtiyati haciz isteyebilir; yalnızca alacağın rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş olması yeterlidir. İkincisi vadesi henüz gelmemiş borçlarda ise ihtiyati haciz istenebilmesi için özel sebeplerin varlığı aranır: borçlunun muayyen bir yerleşim yerinin bulunmaması ya da borçlunun taahhütlerinden kurtulmak maksadıyla mallarını gizlemeye, kaçırmaya, kendisi kaçmaya hazırlanır yahut kaçar ya da bu maksatla alacaklının haklarını ihlal eden hileli işlemlerde bulunması. Bu ayırım, kanun koyucunun vadesi gelmemiş alacaklarda ihtiyati haczin daha sıkı şartlara bağlanması gerektiği yönündeki tercihinin bir yansımasıdır.## Şartları — Para Alacağı, Rehinsiz, Muaccel veya İstisnai Hallerİhtiyati haczin uygulanabilmesi için birlikte gerçekleşmesi gereken temel şartlar İİK m.257’de sayılmıştır. Bu şartlar hem alacağın niteliğine hem de talep sebeplerine ilişkindir. İlk olarak alacağın bir “para alacağı” olması gerekir. Ayni bir hakkın veya paraya çevrilmeyen bir edimin ihtiyati haciz yoluyla korunması mümkün değildir; bu tür uyuşmazlıklarda başvurulacak yol HMK m.389 vd. kapsamındaki ihtiyati tedbirdir. Para alacağının Türk parası ya da yabancı para cinsinden olması sonucu değiştirmez; her iki halde de ihtiyati haciz yolu açıktır.İkinci şart, alacağın “rehinle temin edilmemiş” olmasıdır. Alacağı taşınmaz rehni, ticari işletme rehni, taşınır rehni ya da menkul rehni ile temin edilmiş olan alacaklı, önce rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip yapmak durumundadır; rehnin borcu karşılamaması halinde kalan alacak bakımından ihtiyati haciz talep edebilir. Bu düzenleme, İİK’nın “önce rehne başvurma zorunluluğu” kuralıyla uyumlu olarak, alacağı zaten güvence altına alınmış olan alacaklının ek bir tedbirle borçluyu ağır yükümlülüklere sokmasını önlemek amacını taşır.Üçüncü şart, alacağın “vadesi gelmiş” olmasıdır. Kural olarak muaccel bir alacak, yani ödeme günü gelmiş ancak ödenmemiş alacak, ihtiyati haczin doğal konusudur. Vadesi henüz gelmemiş alacaklarda ise ihtiyati haciz istisnai bir imkandır ve yalnızca yukarıda sayılan sebeplerin (yerleşim yerinin bulunmaması, mal kaçırma teşebbüsü, hileli işlemler) varlığında talep edilebilir. Alacaklı bu istisnai halde sebeplerin varlığını “yaklaşık ispat” düzeyinde ortaya koymalıdır; kesin ispat aranmasa da mahkemede kanaat oluşturacak somut delillerin sunulması gerekir.Dördüncü şart olarak, alacağın “yaklaşık ispatı” gerekir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve 12. Hukuk Dairesi’nin yerleşik uygulamasına göre, ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için alacaklının alacağın varlığını tam olarak ispat etmesi şart değildir; ancak alacağın makul ölçüde gerçekliğine mahkemenin kanaat getirebileceği delillerin sunulması gerekir. Fatura, sözleşme, senet, hesap ekstresi, banka dekontu, elektronik yazışma gibi belgeler bu çerçevede kabul edilir. Yaklaşık ispat ölçütü, ihtiyati haczin geçici niteliği ile tam ispatın nihai davada gerçekleşeceği düşüncesinin doğal bir sonucudur.## Talep ve Teminat — İİK m.258 ve m.259 (%15 Asgari Teminat)İhtiyati haciz talebi, İİK m.258 uyarınca m.50’ye göre yetkili mahkemede yapılır. Yetki, HMK’nın genel yetki kurallarına atıf yapan İİK m.50 çerçevesinde belirlenir; kural olarak davalının yerleşim yeri mahkemesi, para alacaklarında sözleşmenin ifa yerinin bulunduğu mahkeme, ticari uyuşmazlıklarda ise ilgili ticaret mahkemesi yetkilidir. Ticari nitelikteki bir alacakta genel mahkeme yerine asliye ticaret mahkemesinde talep açılması, davanın kabul edilebilirliği bakımından belirleyicidir; yanlış mahkemede ileri sürülen ihtiyati haciz talebi görevsizlik/yetkisizlik nedeniyle reddedilir ve alacaklı için ciddi zaman kaybı doğurur.İhtiyati haciz talebinde alacaklı, alacağın varlığı ve gerektiğinde haciz sebepleri hakkında mahkemede kanaat oluşturacak delilleri sunmakla yükümlüdür (İİK m.258/2). Mahkeme, iki tarafı dinleyip dinlememekte serbesttir; uygulamada ihtiyati haczin doğası gereği talep, kural olarak karşı tarafın haberi olmaksızın (ex parte) incelenir. Karşı tarafın önceden dinlenmesi, borçluya kararı öğrenip malvarlığını kaçırma imkanı verebileceğinden yerleşik uygulama gizli inceleme yönündedir. Bununla birlikte mahkeme, delillerin somutlaşmasında ek beyan ya da belge sunulması gereken hallerde tarafları çağırma yetkisine sahiptir.Teminat rejimi İİK m.259’da düzenlenmiştir. İhtiyati haciz isteyen alacaklı, haczin sonradan haksız çıkması halinde borçlunun ve üçüncü şahısların uğrayacakları zararlardan sorumludur; bu sorumluluğa karşılık mahkemece belirlenecek teminatı yatırması gerekir. Kanun, teminat oranını sabit bir yüzde ile belirlememiştir; ancak uygulamada Yargıtay’ın onayladığı yerleşik ölçüt, alacağın en az %15’i (yüzde on beşi) düzeyindedir. Mahkeme, alacağın niteliği, borçlunun mali durumu ve olası zararın büyüklüğüne göre bu oranı artırabilir. Alacaklının nakit yatırma yükümlülüğü esnek bir uygulamaya sahiptir: nakit teminat yerine banka teminat mektubu, hisse senedi veya taşınmaz rehni gibi başka güvenceler de kabul edilebilir.İİK m.259’un önemli bir istisnası vardır: alacak bir ilama dayanıyorsa (mesela lehe verilmiş kesin bir mahkeme kararı varsa) teminat aranmaz. Alacak ilam mahiyetinde bir belgeye dayanmakla beraber henüz icrai mahiyet almamışsa mahkeme, teminatın gerekli olup olmadığına takdiren karar verir. Alacak yalnızca bir senede dayanıyorsa mahkeme, teminata karar vermek zorundadır. Bu üçlü kademe, alacağın ispat gücü ile teminat yükümlülüğü arasında orantı sağlar. Uygulamada, ticari uyuşmazlıklarda kambiyo senedine dayanan taleplerde de teminat kural olarak istenir; senedin ihtilaflı olması halinde teminat oranı yükseltilebilir.Kararın içeriği İİK m.260’ta düzenlenmiştir. İhtiyati haciz kararında; alacaklı ile borçlunun ve varsa vekillerinin ad, soyad ve unvanları, alacağın miktarı, haciz sebepleri, haczin gerekçesi ile hacizden önce veya sonra teminat gösterilmişse teminatın nevi ve miktarı yer alır. Bu unsurların açık ve tebligata elverişli biçimde belirtilmesi, sonraki infaz ve itiraz aşamalarında karar hükmünün açıkça uygulanabilir olması için zorunludur. Karar üzerine borçlunun mallarına, alacaklarına ve diğer haklarına ilişkin geçici bir el koyma imkanı doğar.## Uygulama — İİK m.261 Uyarınca İcra Dairesince İnfaz (10 Gün Süre)İhtiyati haciz kararı verildiği anda kendiliğinden borçlunun malları üzerinde el koyma sonucu doğurmaz. Kararın hukuki etkisi, ancak icra dairesince infaz edilmesi ile fiilen ortaya çıkar. İİK m.261 uyarınca alacaklı, ihtiyati haciz kararının verildiği tarihten itibaren ON GÜN içinde, kararı veren mahkemenin yargı çevresindeki icra dairesinden kararın infazını istemeye mecburdur. Bu on günlük süre hak düşürücü niteliktedir; süresinde başvurulmadığı takdirde ihtiyati haciz kararı kendiliğinden hükümsüz kalır ve alacaklı, yeniden mahkemeye başvurmak durumunda kalır.İnfazın hangi icra dairesi tarafından yapılacağı da m.261’de belirlenmiştir. İhtiyati haciz kararını veren mahkemenin yargı çevresindeki icra dairesi, kararın infazında yetkilidir. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin yerleşik içtihadına göre, m.261 yalnızca ihtiyati haciz kararının infaz edildiği yeri belirler; asıl icra takibi bakımından yetki, İİK m.50 atfı ile HMK’nın genel yetki kurallarına tabidir. Bu ayrımın uygulamada gözden kaçırılması, infaz ile asıl takibin farklı yerlerde yürümesini gerektirdiği hallerde teknik hatalara yol açabilir.İhtiyati haczin fiilen nasıl uygulanacağı ise İİK m.79-99 kapsamındaki haciz hükümlerine tabidir. İcra memuru, haciz mahalline gider; borçlunun yedinde bulunan taşınır malları, banka hesaplarını, alacaklarını, üçüncü kişideki mallarını ve gerektiğinde taşınmazlarını haczeder. Taşınmaz haczi tapu sicil müdürlüğünce şerh düşülmesi ile fiilen gerçekleşir. Banka hesaplarının haczi ise ilgili bankaya yazılan yazı ile hesabın bloke edilmesi yoluyla infaz edilir. Bu infaz aşamasında, haczin genel kurallarına uygun olarak haczedilemez mallar (haczi caiz olmayan haller, İİK m.82-83) ile üçüncü kişi hakları gözetilmelidir.İnfaz sırasında icra memuru, İİK m.262 uyarınca bir “ihtiyati haciz zaptı” düzenler. Zaptta haczedilen malların cinsi, mahiyeti, kıymetleri, adet ve miktarları ile bulundukları yerler ayrıntılı olarak tespit edilir. Zaptın bir sureti hazır olan borçluya derhal tebliğ edilir; borçlu hazır bulunmuyorsa m.263 uyarınca kendisine sonradan tebliğ yapılır. Bu tebliğ, borçlunun itiraz hakkı ve tamamlayıcı merasim sürelerinin işlemeye başlaması bakımından belirleyici bir işlemdir; usulsüz tebligat, sonraki tüm sürelerin başlama tarihini etkiler ve sürelerin işlememesi sonucunu doğurabilir.İnfaz aşamasındaki hukuka aykırılıklara karşı İİK m.16 kapsamında icra mahkemesine şikayet yoluna başvurulur. Şikayet süresi, kural olarak işlemin öğrenildiği tarihten itibaren yedi gündür; kamu düzenine aykırılık, bir hakkın yerine getirilmemesi veya sebepsiz sürüncemede bırakılması hallerinde ise süresiz şikayet mümkündür. İnfaz ile ilgili şikayetlerde yetkili merci, infazı yapan icra dairesinin bağlı olduğu icra mahkemesidir.## Takibi Tamamlayan Merasim — İİK m.264 (7 Gün Kuralı ve Düşme)İhtiyati haciz, tek başına bir amaç değil; asıl takibin ya da davanın güvencesidir. Bu nedenle kanun koyucu, ihtiyati haciz üzerine alacaklının belirli süreler içinde asıl takibi veya davayı açması yükümlülüğünü getirmiştir. Bu yükümlülük, İİK m.264’te “ihtiyati haczi tamamlayan merasim” başlığı altında düzenlenir ve ihtiyati haczin gerçek anlamda süreklilik kazanabilmesi için zorunlu bir aşamadır. Süresinde tamamlayıcı işlem yapılmadığı takdirde ihtiyati haciz kendiliğinden kalkar ve borçlunun malları üzerindeki bloke sona erer.Dava açılmadan veya icra takibine başlanılmadan evvel ihtiyati haciz yaptırmış olan alacaklı, haczin uygulanmasından, haciz gıyabında yapılmışsa haciz zaptının kendisine tebliğinden itibaren YEDİ GÜN içinde ya takip talebinde bulunmaya ya da dava açmaya mecburdur. Bu yedi günlük süre hak düşürücü niteliktedir; İİK m.264/1’de açıkça öngörülmüştür. Alacaklı bu süre içinde harekete geçmezse ihtiyati haciz kendiliğinden ortadan kalkar; bunun için ayrıca borçlunun talebine ya da mahkemenin kararına gerek yoktur. Alacaklı, aynı alacak için yeniden ihtiyati haciz talebinde bulunmak durumundadır.Yedi günlük süre içinde alacaklı, ilamsız icra takibi (m.42 vd.), ilamlı icra takibi (m.32 vd.), kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takip (m.167 vd.), ihtiyati hacze konu alacağın niteliğine göre iflas yoluyla takip (m.155 vd.) ya da doğrudan bir alacak davası (menfi tespit karşılığı olarak ödeme, tahsil, tazminat) açabilir. Hangi yolun izleneceği alacağın niteliğine, elde bulunan delillere ve borçlunun mali durumuna göre alacaklı tarafından belirlenir; bu tercihte yerleşik uygulamayı gözeten avukat desteğinin alınması hukuki güvenlik açısından değerlidir.İhtiyati haciz kararı takip başlatıldıktan sonra alınmışsa süreç farklı işler. Bu durumda tamamlayıcı işlem zaten mevcut takiptir; süre yönünden ek bir yükümlülük doğmaz. Ancak takip aşamasında alınan ihtiyati haciz de yine m.261 uyarınca on gün içinde infaz istenmesi kuralına tabidir; bu süre içinde infaz istenmezse yine karar kendiliğinden kalkar.Alacaklının süresinde takibe başlaması ve borçlunun ödeme emrine itiraz etmesi halinde ikinci bir “tamamlayıcı süre” işlemeye başlar. İİK m.264/2 uyarınca borçlunun itirazı hemen alacaklıya tebliğ olunur ve alacaklı, tebliğ tarihinden itibaren YEDİ GÜN içinde icra mahkemesinden itirazın kaldırılmasını istemeye veya mahkemede dava açmaya mecburdur. Bu süre de hak düşürücü niteliktedir. Alacaklının bu ikinci süreyi de kaçırması halinde ihtiyati haciz kendiliğinden hükümsüz kalır. Alacak niteliği itibariyle imzası inkar edilen bir senede ya da esaslı bir uyuşmazlığa dayanıyorsa, alacaklının doğrudan genel yargılamaya (dava açmaya) yönelmesi güvenli tercih olabilir.## İtiraz ve Teminat Karşılığı Kaldırma — İİK m.265 ve m.266İhtiyati haciz kararına karşı borçlunun ve menfaati ihlal edilen üçüncü kişilerin itiraz hakkı, İİK m.265’te düzenlenmiştir. Borçlu; mahkemede huzurunda karar verilmişse tefhimden itibaren, hazır değilse kararın kendisine tebliğinden itibaren; hazır bulunmayan üçüncü şahıslar ise haciz tutanağının kendilerine tebliğinden itibaren YEDİ GÜN içinde mahkemeye itiraz edebilir. Bu itiraz süresi hak düşürücüdür; süresinde yapılmayan itirazın sonradan dinlenmesi mümkün değildir.İtiraz sebepleri kanunda sınırlı sayıda gösterilmemiş olmakla birlikte yerleşik uygulamada üç ana grup üzerinde yoğunlaşır. Birincisi mahkemenin yetkisine itirazdır; İİK m.50 atfı ile HMK’nın yetki kurallarına aykırı olarak alınan kararın kaldırılması istenebilir. İkincisi ihtiyati haciz sebeplerine itirazdır; alacağın rehinle temin edildiği, vadesinin gelmediği, alacağın var olmadığı ya da yaklaşık ispat düzeyinin dahi karşılanmadığı ileri sürülebilir. Üçüncüsü teminata itirazdır; alacaklının yatırdığı teminatın yetersiz olduğu, teminat gerekmediği hallerde teminat alınmadığı veya alınan teminat türünün kanuna uygun olmadığı iddia edilebilir.Mahkeme itirazı incelerken kural olarak iki tarafı dinler. Duruşma açılması, itiraz sebeplerinin somut delillerle desteklenmesini ve karşılıklı beyanların alınmasını sağlar. İnceleme sonucunda mahkeme; itirazı reddedebilir, kısmen kabul ederek teminatı artırabilir veya tamamen kabul ederek ihtiyati haciz kararını kaldırabilir. Karar üzerine istinaf yolu açıktır; ancak Bölge Adliye Mahkemesi’nin bu konuda vereceği karar kesindir. Bu yapı, ihtiyati haczin geçici niteliği ile hukuki güvenlik ihtiyacı arasında denge kurar.Borçlunun daha etkin bir hukuki yolu ise İİK m.266 kapsamındaki “teminat karşılığı ihtiyati haczin kaldırılması”dır. Bu yola göre borçlu, para veya mahkemece kabul edilecek rehin veya esham ve tahvilat depo etmek yahut taşınmaz rehni veya muteber bir banka kefaleti göstermek şartı ile ihtiyati haczin kaldırılmasını mahkemeden isteyebilir. Bu talep, itiraz sebeplerini ileri sürmeye gerek olmaksızın, doğrudan alternatif bir güvencenin sunulmasıyla ihtiyati haczin kaldırılmasını sağlar. İtiraz yolundan farklı olarak bu yol, süresizdir ve haciz devam ettiği sürece her zaman başvurulabilir.Teminat karşılığı kaldırma talebinde yetkili merci, ihtiyati haciz kararı veren mahkemedir; ancak takibe başlandıktan sonra yetki icra mahkemesine geçer. Mahkeme, sunulan teminatın alacaklının haklarını koruyup korumadığını inceler; teminat yeterli görülürse ihtiyati haciz kaldırılır ve haczedilen mallar üzerindeki bloke sona erer. Bu düzenleme, borçlunun ticari faaliyetini sürdürebilmesi ile alacaklının güvence altına alınması arasında dengeli bir çözüm oluşturur. Uygulamada özellikle işletme sermayesini oluşturan ticari alacak ve mevduat hesapları üzerine konulmuş ihtiyati hacizlerde bu yola sıkça başvurulmaktadır.Son olarak İİK m.267, ihtiyati hacizde haksız çıkan alacaklının sorumluluğunu düzenler. Alacaklının borçluya ve üçüncü kişilere verdiği zarar, ihtiyati hacizden dolayı meydana gelmişse; nihai dava veya takip sonunda alacaklının haksız çıktığı belirlenirse alacaklı, tazminatla yükümlü tutulur. Tazminat davası genel mahkemede açılır ve alacaklının teminat olarak yatırdığı meblağ, tazminatın öncelikli kaynağıdır. Bu sorumluluk rejimi, ihtiyati haczin kötüye kullanılmasını caydırıcı bir işlev üstlenir.## Sıkça Sorulan Sorular**İhtiyati haciz ile ihtiyati tedbir arasındaki fark nedir?**
İhtiyati haciz, İİK m.257-269 arasında düzenlenen ve YALNIZCA para alacakları bakımından uygulanabilen özel bir geçici koruma tedbiridir; sonuç olarak borçlunun malvarlığı üzerinde geçici el koyma doğurur. İhtiyati tedbir ise HMK m.389-397 arasında düzenlenen ve her türlü uyuşmazlıkta (mülkiyet, aile, ortaklık, fikri hak vb.) uygulanabilen genel bir koruma tedbiridir. İhtiyati haciz doğrudan mala el koymayla, ihtiyati tedbir ise “mevcut durumun korunması, işlemin yasaklanması, yediemine bırakma” gibi farklı biçimlerde uygulanabilir. Para alacakları için ihtiyati tedbir değil, ihtiyati haciz yolu tercih edilmelidir; aksi tercih hukuki değerlendirmede yanlış yola başvurma olarak reddedilebilir.**İhtiyati haciz için ne kadar teminat yatırılması gerekir?**
İİK m.259 teminat oranı bakımından sabit bir yüzde belirlemez; kararı mahkeme takdir eder. Uygulamada Yargıtay tarafından da benimsenen yerleşik ölçüt, alacağın en az %15’i (yüzde on beşi) düzeyindedir. Mahkeme, alacağın niteliği, borçlunun mali durumu ve olası zararın büyüklüğüne göre bu oranı artırabilir. Alacak bir ilama dayanıyorsa teminat aranmaz. Alacak ilam mahiyetinde bir belgeye dayanmakla beraber henüz icrai mahiyet almamışsa mahkeme, teminatın gerekli olup olmadığını takdir eder. Alacak yalnızca bir senede dayanıyorsa mahkeme teminata karar vermek zorundadır. Nakit yerine banka teminat mektubu, hisse senedi veya taşınmaz rehni de kabul edilebilir.**İhtiyati haciz kararı alındıktan sonra kaç gün içinde icra dairesine başvurulmalıdır?**
İİK m.261 uyarınca alacaklı, ihtiyati haciz kararının verildiği tarihten itibaren ON GÜN içinde, kararı veren mahkemenin yargı çevresindeki icra dairesinden kararın infazını istemeye mecburdur. Bu süre içinde başvurulmadığı takdirde ihtiyati haciz kararı kendiliğinden hükümsüz kalır; borçlunun malları üzerinde el koyma sonucu doğmaz. Alacaklı, yeni bir ihtiyati haciz için mahkemeye tekrar başvurmak durumundadır. On günlük süre hak düşürücüdür ve tatil günleri sürenin işlemesini etkilemez; ancak sürenin son günü tatile denk gelirse ilk iş gününe kadar uzar.**İhtiyati hacizden sonra icra takibi kaç gün içinde başlatılmalıdır?**
İİK m.264 uyarınca dava açılmadan veya takibe başlanılmadan evvel ihtiyati haciz yaptırmış olan alacaklı, ihtiyati haczin UYGULANMASINDAN, haciz gıyabında yapılmışsa haciz zaptının kendisine tebliğinden itibaren YEDİ GÜN içinde ya takip talebinde bulunmak ya da dava açmak zorundadır. Bu yedi günlük süre içinde harekete geçilmezse ihtiyati haciz kendiliğinden hükümsüz kalır. Süre hak düşürücü niteliktedir ve süresinde başvurulmadığı takdirde borçlunun malları üzerindeki bloke sona erer. Süreyi kaçıran alacaklı, aynı alacak için tekrar ihtiyati haciz talep etmek zorunda kalır ve yeniden teminat, süreç ve masraf riski ile karşılaşır.**Borçlu ihtiyati haciz kararına nasıl itiraz edebilir?**
İİK m.265 uyarınca borçlu, kararın huzurunda verilmesi halinde tefhimden itibaren, hazır değilse kararın tebliğinden itibaren; üçüncü kişiler ise haciz tutanağının tebliğinden itibaren YEDİ GÜN içinde kararı veren mahkemeye itiraz edebilir. İtiraz sebepleri kural olarak (i) mahkemenin yetkisine, (ii) ihtiyati haciz sebeplerine (alacağın rehinle temin edildiği, muaccel olmadığı, alacağın bulunmadığı gibi) ve (iii) alınan teminatın niteliği/miktarına ilişkindir. Mahkeme itirazı iki tarafı dinleyerek inceler; itirazı kısmen veya tamamen kabul edip ihtiyati haczi kaldırabilir. Ayrıca borçlu, İİK m.266 uyarınca para/rehin/teminat mektubu/taşınmaz rehni gibi güvence göstererek de her zaman ihtiyati haczin kaldırılmasını talep edebilir.**İhtiyati haciz kararı verilmesi halinde alacaklı haksız çıkarsa ne olur?**
İİK m.267 uyarınca ihtiyati hacizde haksız çıkan alacaklı, borçlunun ve üçüncü kişilerin bu yüzden uğradıkları zararlardan sorumludur. Nihai davada veya icra takibinde alacaklının haksız çıkması halinde, borçlu ya da üçüncü kişi, tazminat davası açarak zararının karşılanmasını isteyebilir. Bu tazminat davası kural olarak genel yetkili ve görevli hukuk mahkemesinde açılır. Alacaklının yatırdığı teminat, ödenecek tazminatın öncelikli kaynağıdır ve haksız çıkma kesinleştiğinde teminatın borçluya iadesi ve zararın karşılanması için işletilir. Bu sorumluluk rejimi, ihtiyati haczin kötüye kullanılmasını caydırır; alacaklıya, kararı isterken alacağın gerçekliği ve ihtiyati haciz sebeplerinin somutluğu bakımından titiz davranma yükümlülüğü yükler.## Uzman Desteğiİhtiyati haciz süreci; alacağın nitelendirilmesi, doğru mahkemenin belirlenmesi, yaklaşık ispat düzeyinde delillerin bir araya getirilmesi, teminat türü ve oranının belirlenmesi, kararın on gün içinde infaz ettirilmesi, hacizin uygulanmasından itibaren yedi gün içinde takip veya davanın açılması, itiraz halinde tekrar yedi gün içinde itirazın kaldırılması ya da davanın açılması ile borçlu tarafında itiraz veya teminat karşılığı kaldırma yollarının kullanılması gibi birbirine bağlı, sıkı sürelere tabi bir dizi işlemi kapsar. Sürelerden herhangi birinin kaçırılması, ihtiyati haczin kendiliğinden düşmesi ve alacaklı için ciddi zaman kaybı ve masraf riski doğurur. Borçlu tarafında ise süresinde yapılmayan itiraz, malvarlığı üzerindeki geçici el koymanın uzun süre devam etmesine ve ticari işlerin sekteye uğramasına yol açabilir.## İlgili Yazılar– İcra Hukuku Ana Rehber
– İhtiyati Tedbir (HMK m.389-397) — Şartlar, Teminat ve İtiraz
– Menfi Tespit Davası (İİK m.72) — Borçtan Kurtulma
– İstihkak Davası (İİK m.96-99) — Haczedilen Malın Üçüncü Kişiye Aidiyeti{
“@context”: “https://schema.org”,
“@type”: “FAQPage”,
“mainEntity”: [
{
“@type”: “Question”,
“name”: “İhtiyati haciz ile ihtiyati tedbir arasındaki fark nedir?”,
“acceptedAnswer”: {
“@type”: “Answer”,
“text”: “İhtiyati haciz, İİK m.257-269 arasında düzenlenen ve yalnızca para alacakları bakımından uygulanabilen özel bir geçici koruma tedbiridir; sonuç olarak borçlunun malvarlığı üzerinde geçici el koyma doğurur. İhtiyati tedbir ise HMK m.389-397 arasında düzenlenen ve her türlü uyuşmazlıkta (mülkiyet, aile, ortaklık, fikri hak vb.) uygulanabilen genel bir koruma tedbiridir. İhtiyati haciz doğrudan mala el koymayla, ihtiyati tedbir ise mevcut durumun korunması, işlemin yasaklanması, yediemine bırakma gibi farklı biçimlerde uygulanabilir. Para alacakları için ihtiyati tedbir değil, ihtiyati haciz yolu tercih edilmelidir.”
}
},
{
“@type”: “Question”,
“name”: “İhtiyati haciz için ne kadar teminat yatırılması gerekir?”,
“acceptedAnswer”: {
“@type”: “Answer”,
“text”: “İİK m.259 teminat oranı bakımından sabit bir yüzde belirlemez; kararı mahkeme takdir eder. Uygulamada Yargıtay tarafından da benimsenen yerleşik ölçüt, alacağın en az yüzde on beşi düzeyindedir. Mahkeme, alacağın niteliği, borçlunun mali durumu ve olası zararın büyüklüğüne göre bu oranı artırabilir. Alacak bir ilama dayanıyorsa teminat aranmaz. Alacak yalnızca bir senede dayanıyorsa mahkeme teminata karar vermek zorundadır. Nakit yerine banka teminat mektubu, hisse senedi veya taşınmaz rehni de kabul edilebilir.”
}
},
{
“@type”: “Question”,
“name”: “İhtiyati haciz kararı alındıktan sonra kaç gün içinde icra dairesine başvurulmalıdır?”,
“acceptedAnswer”: {
“@type”: “Answer”,
“text”: “İİK m.261 uyarınca alacaklı, ihtiyati haciz kararının verildiği tarihten itibaren on gün içinde, kararı veren mahkemenin yargı çevresindeki icra dairesinden kararın infazını istemeye mecburdur. Bu süre içinde başvurulmadığı takdirde ihtiyati haciz kararı kendiliğinden hükümsüz kalır; borçlunun malları üzerinde el koyma sonucu doğmaz. Alacaklı, yeni bir ihtiyati haciz için mahkemeye tekrar başvurmak durumundadır. On günlük süre hak düşürücüdür.”
}
},
{
“@type”: “Question”,
“name”: “İhtiyati hacizden sonra icra takibi kaç gün içinde başlatılmalıdır?”,
“acceptedAnswer”: {
“@type”: “Answer”,
“text”: “İİK m.264 uyarınca dava açılmadan veya takibe başlanılmadan evvel ihtiyati haciz yaptırmış olan alacaklı, ihtiyati haczin uygulanmasından, haciz gıyabında yapılmışsa haciz zaptının kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde ya takip talebinde bulunmak ya da dava açmak zorundadır. Bu yedi günlük süre içinde harekete geçilmezse ihtiyati haciz kendiliğinden hükümsüz kalır. Süre hak düşürücü niteliktedir. Süreyi kaçıran alacaklı, aynı alacak için tekrar ihtiyati haciz talep etmek zorunda kalır.”
}
},
{
“@type”: “Question”,
“name”: “Borçlu ihtiyati haciz kararına nasıl itiraz edebilir?”,
“acceptedAnswer”: {
“@type”: “Answer”,
“text”: “İİK m.265 uyarınca borçlu, kararın huzurunda verilmesi halinde tefhimden itibaren, hazır değilse kararın tebliğinden itibaren; üçüncü kişiler ise haciz tutanağının tebliğinden itibaren yedi gün içinde kararı veren mahkemeye itiraz edebilir. İtiraz sebepleri kural olarak mahkemenin yetkisine, ihtiyati haciz sebeplerine (alacağın rehinle temin edildiği, muaccel olmadığı, alacağın bulunmadığı gibi) ve alınan teminatın niteliği veya miktarına ilişkindir. Ayrıca borçlu, İİK m.266 uyarınca para, rehin, teminat mektubu veya taşınmaz rehni gibi güvence göstererek de her zaman ihtiyati haczin kaldırılmasını talep edebilir.”
}
},
{
“@type”: “Question”,
“name”: “İhtiyati haciz kararı verilmesi halinde alacaklı haksız çıkarsa ne olur?”,
“acceptedAnswer”: {
“@type”: “Answer”,
“text”: “İİK m.267 uyarınca ihtiyati hacizde haksız çıkan alacaklı, borçlunun ve üçüncü kişilerin bu yüzden uğradıkları zararlardan sorumludur. Nihai davada veya icra takibinde alacaklının haksız çıkması halinde, borçlu ya da üçüncü kişi, tazminat davası açarak zararının karşılanmasını isteyebilir. Bu tazminat davası kural olarak genel yetkili ve görevli hukuk mahkemesinde açılır. Alacaklının yatırdığı teminat, ödenecek tazminatın öncelikli kaynağıdır ve haksız çıkma kesinleştiğinde teminatın borçluya iadesi ve zararın karşılanması için işletilir.”
}
}
]
}
📖 İlgili Rehberler


