📜 Dayanak Mevzuat
- Anayasa m.43 — Kıyılardan yararlanma
- 3621 sayılı Kıyı Kanunu m.4 — Tanımlar
- 3621 sayılı Kanun m.5 — Genel esaslar
- 3621 sayılı Kanun m.6 — Kıyıda yapılabilecek yapılar
- 3621 sayılı Kanun m.7 — Doldurma ve kurutma yoluyla arazi kazanma
- 3621 sayılı Kanun m.8 — Sahil şeridinde yapılanma
- 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m.715 — Devletin hüküm ve tasarrufu
⚡ Net Cevap: İki kavram sürekli karıştırılır ve hukuki sonuçları taban tabana zıttır. Kıyı, kıyı çizgisi ile kıyı kenar çizgisi arasında kalan alandır; Anayasa ve 3621 sayılı Kıyı Kanunu uyarınca Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır, herkesin eşit ve serbest yararlanmasına açıktır ve özel mülkiyete konu olamaz. Dolayısıyla satın alınamaz ve üzerinde zamanaşımı işlemez. Sahil şeridi ise farklıdır: kıyı kenar çizgisinden itibaren kara yönünde yatay olarak en az yüz metre genişliğindeki alandır ve özel mülkiyete konu olabilir; ancak yapılaşma bakımından ağır kısıtlara tabidir. Kanun, uygulama imar planı bulunmayan alanlardaki sahil şeritlerinde belirtilen mesafeler içinde hiçbir yapı ve tesis yapılamayacağını öngörmüştür. Doldurma ve kurutma yoluyla kazanılan araziler de Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır ve özel mülkiyet konusu olamaz.
Deniz veya göl kenarında arsa alan herkesin karşılaştığı ilk soru şudur: burası gerçekten satın alınabilir mi?
Cevap, taşınmazın kıyı kenar çizgisinin hangi tarafında kaldığına bağlıdır. Bu çizgi, birkaç metrelik farkla mülkiyetin mümkün olup olmadığını belirler.
Aşağıda kavramların tanımı, hangi alanda ne yapılabileceği, kıyı kenar çizgisinin nasıl tespit edileceği ve satın alma öncesinde yapılması gerekenler ele alınmaktadır.
Üç Kavram, Üç Farklı Rejim
Kıyı Kanunu, sahil bölgesini birbirini izleyen alanlara ayırır ve her birine farklı kurallar uygular.
Kıyı
Kıyı, kıyı çizgisi ile kıyı kenar çizgisi arasında kalan alandır.
Rejimi Anayasa düzeyinde belirlenmiştir. Anayasa’nın 43. maddesine göre kıyılar Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır; deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla, deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelik kamu yararınadır.
Kıyı Kanunu bunu tekrar eder ve genişletir: kıyılar Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır; kıyılar herkesin eşit ve serbest olarak yararlanmasına açıktır; kıyı ve sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir.
Sahil şeridi
Sahil şeridi, kıyı kenar çizgisinden itibaren kara yönünde yatay olarak en az yüz metre genişliğindeki alandır.
Burada kritik bir fark vardır: sahil şeridi, kıyının kendisi değildir. Özel mülkiyete konu olabilir; ancak yapılaşma bakımından ağır kısıtlar taşır.
Doldurma ve kurutma alanları
Kamu yararının gerektirdiği hâllerde, uygulama imar planı kararıyla ve ekolojik özellikler dikkate alınarak doldurulan veya kurutulan alanlardır.
Kanun bu alanların rejimini açıkça belirlemiştir: bu araziler Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır, özel mülkiyet konusu olamaz.
⚠️ En pahalı yanılgı: dolgu alanı satın almak
Doldurma yoluyla kazanılan araziler, denizden kazanıldıkları için “yeni arazi” gibi görünür ve satın alınabileceği sanılır.
Oysa kanun tersini söyler: bu araziler Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır ve özel mülkiyet konusu olamaz. Yargı kararlarında da doldurma ve kurutma yoluyla elde edilen arazilerin kıyıların hukuksal rejimine bağlı olduğu vurgulanmaktadır.
Bu alanlar üzerinde ancak kanunda sayılan yapılar ile yol, açık otopark, park, yeşil alan ve çocuk bahçeleri gibi teknik ve sosyal altyapı alanları düzenlenebilir.
Dolayısıyla dolgu alanında mülkiyet edinme beklentisi hukuki dayanaktan yoksundur. Bu alanlarda söz konusu olabilecek şey mülkiyet değil, mevzuatın izin verdiği çerçevede kullanımdır.
Kıyı ile sahil şeridi aynı şey değildir
Av. Fatma Öztürk — Hukukçular Evi Ankara
Kıyıda Ne Yapılabilir?
Kıyı, kural olarak yapılaşmaya kapalıdır; ancak kanun sınırlı istisnalar öngörmüştür.
Kıyı Kanunu’nun ilgili maddesi, kıyıda ancak uygulama imar planı kararı alınmak ve kamu yararı gözetilmek kaydıyla belirli nitelikteki yapılara imkân tanır. Bunlar genel olarak:
- Kıyının kamu yararına kullanımını sağlayan ve toplumun yararlanmasına açık yapılar,
- Kıyıda yapılması zorunlu olan altyapı ve tesisler,
- Ulaşım ve denizcilikle ilgili zorunlu yapılar.
Buradaki anahtar kavram “toplumun yararlanmasına açık yapı”dır. Kanun bunu tanımlamıştır: mevzuata göre tespit ya da tasdik edilmiş kural ve ücret tarifelerine uygun biçimde, getirdiği kullanımdan belirli kişi ya da topluluklara ayrıcalıklı kullanım hakkı tanımaksızın, yararlanmak isteyen herkese eşit ve serbest olarak açık bulundurulan ve konut dokunulmazlığı olmayan yapılar.
Bu tanımın üç unsuru vardır ve her biri ayrı ayrı önemlidir:
- Ayrıcalıklı kullanım tanınamaz. Belirli bir otelin veya sitenin müşterilerine özgülenmiş bir kullanım bu tanıma uymaz.
- Herkese eşit ve serbest açık olmalıdır. Ücret alınabilir; ancak tarife mevzuata uygun olmalı ve erişim engellenmemelidir.
- Konut dokunulmazlığı bulunmamalıdır. Konut niteliğindeki yapılar bu kapsamda değildir.
Bu nedenle kıyıda konut, villa veya özel kullanıma tahsisli tesis yapılması mümkün değildir.
Sahil Şeridinde Yapılaşma
Sahil şeridi bakımından belirleyici olan, alanda uygulama imar planı bulunup bulunmadığıdır.
Kanun’un 8. maddesi net bir yasak koyar: uygulama imar planı bulunmayan alanlardaki sahil şeritlerinde, kanunda belirtilen mesafeler içinde hiçbir yapı ve tesis yapılamaz.
Uygulama imar planı bulunan alanlarda ise yapılaşma, plan kararlarına ve Kanun’un öngördüğü esaslara göre yürür. Bu esaslar, sahil şeridinin kıyıya yakın bölümü ile kara tarafındaki bölümü için farklı kurallar içerir.
Yüz metre neye göre ölçülür?
Ölçüm, deniz veya göl kenarından değil; kıyı kenar çizgisinden itibaren kara yönünde yatay olarak yapılır.
Bu ayrım pratikte önemlidir: kıyı kenar çizgisi, suyun bulunduğu yer değil; suyun etkisinin bittiği ve kara özelliğinin başladığı noktadır ve teknik ölçütlere göre tespit edilir.
Dolayısıyla denizden yüz metre uzakta olmak, sahil şeridinin dışında olmak anlamına gelmez.
Kıyı Kenar Çizgisi: Her Şeyi Belirleyen Çizgi
Bir taşınmazın hangi rejime tabi olduğu, kıyı kenar çizgisinin nerede geçtiğine bağlıdır.
Bu çizgi kıyı kenar çizgisi tespit komisyonu tarafından belirlenir ve haritalara işlenir. Tespit, teknik bir çalışmadır ve alanın jeolojik, jeomorfolojik ve bitki örtüsü özellikleri değerlendirilerek yapılır.
Nasıl öğrenilir?
Bir taşınmazın kıyı kenar çizgisine göre konumu, ilgili idareden yazılı olarak sorulur:
- Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü — kıyı kenar çizgisi tespit ve onay bilgileri.
- Kadastro müdürlüğü — pafta üzerinde çizginin işlenmiş olup olmadığı.
- Belediye veya il özel idaresi — imar planı durumu.
Talep dilekçesinde taşınmazın il, ilçe, mahalle veya köy, ada ve parsel bilgileri eksiksiz yazılmalıdır.
Tespite itiraz
Kıyı kenar çizgisi tespiti bir idari işlemdir ve hukuka uygunluk denetimine tabidir.
Taşınmazın kıyı kenar çizgisi içinde kaldığı yönündeki bir tespit, mülkiyet hakkını doğrudan etkilediğinden itiraz edilmesi gündeme gelebilir. Bu hâlde:
- Tespitin onay tarihi ve ilan durumu öğrenilmelidir.
- Tespitin teknik dayanağı incelenmelidir.
- Süreler kayıt altına alınmalıdır.
Süreler ve izlenecek yol, tespitin niteliğine ve taşınmazın durumuna göre değişir; bu nedenle belgeler toplandıktan sonra değerlendirilmelidir.
Doldurma alanları da kıyı rejimine tabidir
Av. Fatma Öztürk — Hukukçular Evi Ankara
Kıyıda Tapu Oluşmuş Olabilir mi?
Uygulamada rastlanan zor durumlardan biri, kıyıda veya kıyı kenar çizgisi içinde kalan bir alan üzerinde tapu kaydı bulunmasıdır.
Genel ilke şudur: Devletin hüküm ve tasarrufu altında olup özel mülkiyet konusu olamayan yerler kural olarak tescile tabi değildir.
Buna karşılık geçmişte, kıyı kenar çizgisi tespit edilmeden önce veya hatalı tespitler nedeniyle kayıtlar oluşmuş olabilir.
Böyle bir durumda araştırılması gerekenler:
- Tapunun oluşum tarihi ve hukuki sebebi.
- Kıyı kenar çizgisi tespitinin hangi tarihte yapıldığı.
- Kadastro tutanağı ve kesinleşme tarihi.
- Taşınmazın fiilen kıyı kenar çizgisinin hangi tarafında kaldığı.
Kadastro Kanunu, Devletin hüküm ve tasarrufu altında olup bir kamu hizmetine tahsis edilen yerler ile kanunları uyarınca Devlete kalan taşınmazların, tapuda kayıtlı olsun olmasın kazandırıcı zamanaşımı yoluyla iktisap edilemeyeceğini öngörmüştür.
Bu nedenle kıyıda uzun süreli kullanım, mülkiyet iddiasına dayanak oluşturmaz.
Sahilde Taşınmaz Alırken Kontrol Listesi
Deniz veya göl kenarında taşınmaz satın alınırken yapılması gerekenler, satış bedeline kıyasla düşük maliyetlidir.
1. Tapu kayıt örneğini alın. Malik, nitelik ve özellikle beyanlar hanesi okunur. Kıyı kenar çizgisine ilişkin belirtme bulunabilir.
2. Kıyı kenar çizgisi durumunu sorun. Taşınmaz çizginin hangi tarafında kalıyor? Tamamı mı, bir kısmı mı?
3. Sahil şeridi içinde mi tespit edin. Kıyı kenar çizgisinden itibaren yüz metrelik alan içinde mi?
4. İmar planı durumunu öğrenin. Uygulama imar planı var mı? Yoksa sahil şeridinde yapılaşma yasağı işler.
5. Kadastro paftasını inceleyin. Çizginin pafta üzerinde işlenmiş olup olmadığı görülür.
6. Üzerindeki yapıların durumunu araştırın. Ruhsatlı mı, yapı kayıt belgesi var mı, hakkında yıkım kararı bulunuyor mu?
7. Satıcı beyanlarına güvenmeyin. “Burası kıyıda değil” veya “izin çıkacak” beyanlarının hukuki değeri yoktur.
✅ Parselin bir kısmı kıyıda kalabilir
Sık gözden kaçan bir ihtimal: kıyı kenar çizgisi parselin içinden geçebilir.
Bu hâlde parselin bir kısmı kıyıda kalır ve özel mülkiyete konu olamaz; kalan kısım ise sahil şeridi veya normal rejime tabidir.
Böyle bir parselde:
• Tapudaki yüzölçümü ile fiilen kullanılabilir alan farklı olabilir.
• Kıyıda kalan kısım üzerinde yapı yapılamaz.
• İleride yapılacak bir tespit veya düzeltmeyle kayıt tartışmalı hâle gelebilir.
Bu nedenle satın alma öncesinde çizginin parsel üzerindeki konumu haritada görülmelidir; sözlü bilgi yeterli değildir.
Kıyıya Erişimin Engellenmesi
Kanunun temel ilkelerinden biri, kıyıların herkesin eşit ve serbest yararlanmasına açık olmasıdır.
Buna karşılık uygulamada kıyıya erişimin engellendiği durumlarla karşılaşılır: tel örgü çekilmesi, kapı konulması, geçişin ücrete bağlanması veya “özel plaj” ilanıyla girişin sınırlandırılması.
Bu tür durumlarda başvurulabilecek yollar:
- İlgili belediyeye ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğüne yazılı şikâyet.
- Kıyıya yapılmış ruhsatsız yapı varsa imar mevzuatı çerçevesinde işlem talebi.
- Kamu malına yapılan tecavüz niteliğindeki fiiller bakımından ilgili mevzuat çerçevesinde başvuru.
Şikâyetin etkili olması için somut bilgi verilmesi gerekir: yerin tarifi, engellemenin biçimi, tarih ve mümkünse fotoğraf ve konum bilgisi.
Başvuru yazılı yapılmalı ve kayıt numarası alınmalıdır. İdareye yapılan başvurulara kanunda öngörülen süre içinde cevap verilmemesi hâlinde istek reddedilmiş sayılır ve dava süresi bu tarihten işler.
Askerî Alanlar ve Özel Hükümler
Kıyı Kanunu, bazı alanlar bakımından özel kanun hükümlerini saklı tutmuştur.
Askerî yasak bölgeler ve güvenlik bölgelerinde veya ülke güvenliğiyle doğrudan ilgili, Silahlı Kuvvetlere ya da Sahil Güvenlik Komutanlığına ait harekât ve savunma amaçlı yerlerde özel kanun hükümleri uygulanır.
Bu nedenle sahil bölgesinde taşınmaz alınırken, alanın askerî yasak bölge veya güvenlik bölgesi kapsamında olup olmadığı da ayrıca araştırılmalıdır.
Ayrıca turizm mevzuatı kapsamındaki alanlarda planların onaylanmasına ilişkin farklı usuller işleyebilir. Bu nedenle turizm bölgelerinde plan durumu, ilgili idareden ayrıca sorulmalıdır.
Akarsu ve Göl Kıyıları
Kıyı Kanunu yalnızca denizi kapsamaz. Kanunun kapsamı deniz, tabii ve suni göller ile akarsu kıyılarını ve bunların sahil şeritlerini içerir.
Bu, iç bölgelerdeki taşınmazlar bakımından da önem taşır. Baraj gölü, doğal göl veya akarsu kenarındaki bir parselde de kıyı kenar çizgisi tespiti yapılmış olabilir ve aynı kısıtlar işler.
Uygulamada sık karşılaşılan durumlar:
- Baraj gölü kenarındaki tarım arazilerinin bir kısmının kıyıda kalması.
- Akarsu kenarındaki parsellerde yapı yasağının işlemesi.
- Su seviyesi değişimlerine bağlı olarak fiilî sınırların kayması.
Ayrıca akarsu yatakları, kaynaklar ve su ürünleri üretim alanları bakımından su mevzuatından doğan ayrı kısıtlar da bulunabilir.
Bu nedenle göl veya akarsu kenarında taşınmaz alınırken de kıyı kenar çizgisi sorgusu yapılmalıdır. “Deniz kenarında değil” düşüncesiyle bu kontrolün atlanması, sonradan ciddi sorun üretir.
Turizm Bölgelerinde Durum
Kıyı bölgelerinin önemli bir kısmı aynı zamanda turizm mevzuatı kapsamındadır ve bu iki rejim kesişir.
Kanun, kıyı ve sahil şeridi için yapılacak planlar hakkında imar mevzuatının uygulanacağını; ancak turizm mevzuatı kapsamında kalan alanlardaki planların ilgili kanunun kendi hükümlerine göre tasdik edileceğini öngörmüştür.
Bunun pratik sonuçları:
- Plan onay mercii değişebilir.
- Yatırım için ayrıca turizm mevzuatı çerçevesinde tahsis ve izin süreçleri işleyebilir.
- Taşınmazın turizm alanı içinde kalıp kalmadığı ayrıca sorgulanmalıdır.
Turizm yatırımı planlayanlar bakımından bu, iki ayrı hattın paralel yürütülmesi anlamına gelir: kıyı mevzuatından doğan kısıtlar ve turizm mevzuatından doğan tahsis ve izin süreçleri.
Ayrıca alan mera vasıflı ise üçüncü bir hat daha eklenir: mera mevzuatı çerçevesinde tahsis amacı değişikliği. Bu üç hattın süreleri ayrı ayrı hesaplanmalı ve proje takvimi en uzun sürene göre kurulmalıdır.
Kıyıda Kalan Taşınmaz İçin Ne Yapılabilir?
Taşınmazın tamamının veya bir kısmının kıyıda kaldığı tespit edilirse, malikin elinde hangi seçenekler kalır?
1. Tespitin doğruluğunu inceleyin. Kıyı kenar çizgisi tespiti idari bir işlemdir ve teknik ölçütlere dayanır. Tespitin usulüne uygun yapılıp yapılmadığı, hangi verilere dayandığı ve alanın gerçekten kıyı niteliği taşıyıp taşımadığı değerlendirilebilir.
2. Tespitin tarihini ve tapunun oluşum tarihini karşılaştırın. Tapu, tespitten önce ve usulüne uygun bir işlemle oluşmuş olabilir. Bu, dosyanın esasını belirleyen bir husustur.
3. Kalan kısmı değerlendirin. Parselin kıyı dışında kalan bölümü bakımından mülkiyet ve kullanım devam edebilir. Bu hâlde fiilen kullanılabilir alanın sınırları netleştirilmelidir.
4. Tazminat ihtimalini araştırın. Tapu sicilinin tutulmasından doğan zararlardan Devletin sorumluluğuna ilişkin hükümler bulunmaktadır. Somut dosyada bu yolun işleyip işlemeyeceği; kaydın nasıl oluştuğu, iyi niyetin varlığı ve zararın niteliği birlikte değerlendirilerek belirlenir.
5. Süreleri takip edin. Hem idari işlemlere karşı hem de tazminat talepleri bakımından süreler işler ve bunlar farklıdır.
Bu değerlendirmeler teknik ve hukuki inceleme gerektirdiğinden, önce belgelerin tamamı toplanmalı: tapu kayıt örneği ve edinme sebebi, kadastro tutanağı ve kesinleşme tarihi, kıyı kenar çizgisi tespit ve onay belgeleri ile pafta örneği.
Belgeler tamamlanmadan atılacak adımlar, çoğu zaman doğru talebin yanlış zamanda ileri sürülmesiyle sonuçlanır.
Sık Yapılan Hatalar
Kıyı ile sahil şeridini karıştırmak. Kıyı özel mülkiyete konu olamaz; sahil şeridi olabilir ancak yapılaşma kısıtlıdır.
Denizden uzaklığı ölçüt sanmak. Yüz metre, kıyı kenar çizgisinden itibaren ölçülür.
Dolgu alanında mülkiyet beklemek. Bu araziler Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır ve özel mülkiyet konusu olamaz.
Çizgiyi haritada görmeden almak. Kıyı kenar çizgisi parselin içinden geçebilir.
İmar planı durumunu sormamak. Uygulama imar planı bulunmayan sahil şeritlerinde yapı yasağı işler.
Uzun kullanımı hak sanmak. Bu yerlerde kazandırıcı zamanaşımı işlemez.
Satıcı beyanına güvenmek. Kıyı kenar çizgisi bilgisi ancak ilgili idareden alınır.
Adım Adım Süreç
- Tapu kayıt örneğini alın. Beyanlar hanesindeki belirtmeler okunur.
- Kıyı kenar çizgisi durumunu sorun. İl müdürlüğünden yazılı bilgi.
- Kadastro paftasını inceleyin. Çizginin parsele göre konumu.
- Sahil şeridi içinde mi belirleyin. Yüz metrelik alan hesaplanır.
- İmar planı durumunu öğrenin. Plan yoksa yapı yasağı işler.
- Askerî bölge ve turizm kapsamını araştırın. Özel hükümler uygulanabilir.
- Yapıların durumunu kontrol edin. Ruhsat, belge ve yıkım kararı.
İlgili Konular ve Kaynaklar
Kıyı ve statü
- Kıyı Kenar Çizgisine İtiraz Dava Dilekçesi
- Devletin Hüküm ve Tasarrufu ile Hazine Mülkiyeti Farkı
- Bu Arazi Hazine’nin mi? Statü Tespiti
- Köy Orta Malları
Mülkiyet
- Zilyetlikle Tapuya Dönüşür mü?
- Kazandırıcı Zamanaşımıyla Mülkiyet
- Kadastro Tespitine İtiraz Dilekçesi
- Tapu İptali ve Tescil Davası
Yapılaşma
Hazine taşınmazı
Kümeye yeni eklenenler
Tapusu İptal Edilen Malikin Yolu: Devletin Sorumluluğu ve Tazminat
Kıyı kenar çizgisi içinde kaldığı sonradan tespit edilen taşınmazlarda en ağır sonuç, geçerli bir tapuya sahip olan kişinin tapusunun iptal edilmesidir. Bu durumda malikin elinde kalan hukuki imkân, Türk Medeni Kanunu’nun Devletin sorumluluğunu düzenleyen hükmüdür.
| Konu | Dayanak | Hüküm |
|---|---|---|
| Devletin sorumluluğu | 4721 SK m.1007 | Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur |
| Sorumluluğun niteliği | 4721 SK m.1007 | Bu sorumluluk kusursuz sorumluluk olarak kabul edilmektedir; Devletin kusuru bulunup bulunmadığı aranmaz |
| Kadastro işlemleri | Yargıtay uygulaması | Tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan, bu kayıtlarda yapılan hatalardan da Devlet 1007. madde anlamında sorumludur |
| Görevli yargı yeri | Yargıtay Hukuk Genel Kurulu | Kıyı kenar çizgisi içinde kaldığı gerekçesiyle tapusu iptal edilenlerin Devlet aleyhine açacağı tazminat davalarının adli yargı yerinde görüleceği kabul edilmektedir |
| Yetkili mahkeme | Uygulama | Yetkili mahkeme, taşınmazın bulunduğu yer mahkemesidir |
| Zamanaşımı | Uygulama | Tazminat taleplerinde on yıllık süre uygulanmakta olup, sürenin tapu iptali kararının kesinleştiği tarihte işlemeye başladığı kabul edilmektedir |
| Kıyının niteliği | 3621 SK | Kıyılar Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır; özel mülkiyete konu olamaz |
| Tapu iptal edilmemiş hâller | Anayasa Mahkemesi yaklaşımı | Taşınmaz üzerinde fiilî ve hukuki tasarrufu imkânsız derecede zorlaştıran bir durum varsa, tazminat davası açılmasının tapunun iptali şartına bağlanması kişiye aşırı külfet yükler |
Buradaki hukuki durum ilk bakışta çelişkili görünür. Kıyılar özel mülkiyete konu olamaz; buna rağmen geçmişte yapılan kadastro çalışmalarında bu alanlar için kişiler adına tapu oluşmuş olabilir. Hazine tarafından açılan tapu iptali ve tescil davası sonucunda bu tapular iptal edilir ve taşınmaz Hazine adına tescil edilir. Malik, kıyı rejiminin kamusal niteliği karşısında taşınmazı geri alamaz; ancak bedelsiz biçimde mülkiyetinden yoksun bırakılması da kabul edilmemektedir. Bin yedinci madde tam bu boşluğu doldurur ve tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devleti sorumlu tutar. Tapu iptali sürecinin genel çerçevesi için tapu iptali ve tescil davası incelenmelidir.
Sorumluluğun kusursuz nitelikte olması, malikin ispat yükünü belirgin biçimde hafifletir. Davacının, tapu kaydını oluşturan idarenin hatalı davrandığını ayrıca ortaya koyması gerekmez; kaydın hukuka aykırı biçimde oluşmuş olması ve bu yüzden zarar doğması yeterlidir. Yargıtay uygulamasında ayrıca, tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemlerinin bir bütün oluşturduğu ve bu kayıtlarda yapılan hatalardan da Devletin aynı madde kapsamında sorumlu tutulacağı kabul edilmektedir. Dolayısıyla hata tapu müdürlüğünde değil kadastro tespitinde yapılmış olsa dahi sonuç değişmez. Tespite itiraz yolu için kadastro tespitine itiraz yazısına bakılabilir.
Bu davanın en çok şaşırtan yönü ise görevli yargı yeridir. Uyuşmazlık kıyı mevzuatından ve idarenin işlemlerinden kaynaklandığı için idare mahkemesinin görevli olacağı düşünülür; oysa Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun yerleşik uygulamasında bu tazminat davalarının adli yargı yerinde görüleceği kabul edilmektedir. Yetkili mahkeme ise taşınmazın bulunduğu yer mahkemesidir. Yanlış yargı koluna başvurmak görev yönünden ret kararına ve ciddi zaman kaybına yol açar; bu nedenle kıyı dosyalarında iptal davası ile tazminat davasının farklı yargı kollarında yürüdüğü baştan bilinmelidir. Zamanaşımı bakımından da on yıllık sürenin tapu iptali kararının kesinleştiği tarihte işlemeye başladığı kabul edildiğinden, kesinleşme tarihi mutlaka not edilmelidir.
Son satır ise tapusu henüz iptal edilmemiş malikler bakımından önem taşır. Anayasa Mahkemesi’nin yaklaşımında, taşınmaz üzerinde fiilî ve hukuki tasarrufta bulunmayı imkânsız derecede zorlaştıran bir durum bulunmasına rağmen tazminat davası açılmasının tapunun iptali şartına bağlanması, kişiye aşırı külfet yükleyen ve mülkiyet hakkını ihlal eden bir sonuç olarak değerlendirilmiştir. Kıyı kenar çizgisi onaylanmış, taşınmaz fiilen kullanılamaz hâle gelmiş ancak tapu kaydı şeklen yerinde duruyorsa, malikin tazminat talebi bu gerekçeyle desteklenebilir. Bu hâlde dosyaya kıyı kenar çizgisi tespitinin onay tarihi, tasarrufun neden imkânsız hâle geldiğini gösteren belgeler ve varsa idare tarafından reddedilen başvurular konulmalıdır. Çizgiye itiraz yolu için kıyı kenar çizgisine itiraz dilekçesi incelenmelidir.
Sıkça Sorulan Sorular
Kıyı satın alınabilir mi?
Hayır. Anayasa ve Kıyı Kanunu uyarınca kıyılar Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır, herkesin eşit ve serbest yararlanmasına açıktır ve özel mülkiyete konu olamaz.
Sahil şeridi de satın alınamaz mı?
Sahil şeridi kıyının kendisi değildir ve özel mülkiyete konu olabilir. Ancak yapılaşma bakımından ağır kısıtlara tabidir.
Sahil şeridi ne kadar geniş?
Kıyı kenar çizgisinden itibaren kara yönünde yatay olarak en az yüz metre genişliğindeki alandır.
Yüz metre denizden mi ölçülüyor?
Hayır. Ölçüm kıyı kenar çizgisinden itibaren yapılır. Kıyı kenar çizgisi, suyun bulunduğu yer değil; suyun etkisinin bittiği ve kara özelliğinin başladığı noktadır.
Sahil şeridinde yapı yapılabilir mi?
Belirleyici olan uygulama imar planının bulunup bulunmadığıdır. Kanun, uygulama imar planı bulunmayan alanlardaki sahil şeritlerinde belirtilen mesafeler içinde hiçbir yapı ve tesis yapılamayacağını öngörmüştür.
Kıyıda hiç yapı yapılamaz mı?
Kural olarak yapılamaz. Uygulama imar planı kararı alınmak ve kamu yararı gözetilmek kaydıyla, toplumun yararlanmasına açık yapılar ile kıyıda yapılması zorunlu altyapı ve tesisler istisnadır.
“Toplumun yararlanmasına açık yapı” ne demek?
Kanun bunu tanımlamıştır: belirli kişi ya da topluluklara ayrıcalıklı kullanım hakkı tanımaksızın, yararlanmak isteyen herkese eşit ve serbest olarak açık bulundurulan ve konut dokunulmazlığı olmayan yapılar.
Dolgu alanı satın alınabilir mi?
Hayır. Doldurma ve kurutma yoluyla kazanılan araziler Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır ve özel mülkiyet konusu olamaz.
Kıyı kenar çizgisini nereden öğrenirim?
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğünden yazılı olarak sorulur. Ayrıca kadastro paftasında çizginin işlenmiş olup olmadığı incelenmelidir.
Çizgi parselin içinden geçebilir mi?
Geçebilir. Bu hâlde parselin bir kısmı kıyıda kalır ve özel mülkiyete konu olamaz; tapudaki yüzölçümü ile fiilen kullanılabilir alan farklılaşır.
Kıyıda uzun süredir kullanıyorum, hak doğar mı?
Hayır. Kadastro Kanunu, Devletin hüküm ve tasarrufu altında olup kamu hizmetine tahsis edilen yerlerin tapuda kayıtlı olsun olmasın kazandırıcı zamanaşımı yoluyla iktisap edilemeyeceğini öngörmüştür.
Kıyıya erişimim engelleniyorsa ne yapabilirim?
İlgili belediyeye ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğüne yazılı şikâyette bulunulabilir. Somut bilgi, tarih ve fotoğraf sunulması etkiyi artırır; kayıt numarası alınmalıdır.


