Şikâyete Bağlı Suçlar: Şikâyet Süresi ve Vazgeçmenin Sonuçları
17 Mayıs 2026

Şikâyete Bağlı Suçlar: Şikâyet Süresi ve Vazgeçmenin Sonuçları

Ceza hukukunda bütün suçlar aynı şekilde takip edilmez. Bir kısmı, kimse şikâyet etmese bile devletin kendiliğinden (re’sen) soruşturduğu suçlardır. Bir kısmı ise yalnızca mağdurun şikâyetiyle harekete geçilen “şikâyete bağlı suçlar”dır.

Somut bir dosyanızla ilgili görüşmek ister misiniz?

📞 Ara: +905546483715💬 WhatsApp’tan yaz

📄 Hazır dilekçe mi arıyorsunuz?Bu sayfa konuyu açıklar. Doğrudan kullanabileceğiniz hazır şablon için: Şikâyet Dilekçesi Örneği (Savcılık) — dilekçe metni, 6 aylık süre, delil listesi ve iftira riskinden korunma kuralları.

Altı aylık şikâyet süresi

Şikâyete bağlı suçlarda önemli bir süre vardır: kural olarak mağdur, fiili ve failin kim olduğunu öğrendiği tarihten itibaren altı ay içinde şikâyette bulunmalıdır (TCK m. 73). Bu süre kaçırılırsa, artık o suçtan dolayı soruşturma ya da kovuşturma yapılamaz. Bu nedenle şikâyete bağlı bir suçla karşılaşıldığında zaman önemlidir.

Vazgeçmenin sonuçları

Mağdur, şikâyete bağlı bir suçta şikâyetinden vazgeçebilir. Soruşturma aşamasında vazgeçme hâlinde takip son bulur. Ancak dava açıldıktan (kovuşturma aşamasına geçildikten) sonra yapılan vazgeçmenin sonuç doğurması, sanığın bunu kabul etmesine bağlıdır. Ayrıca vazgeçme geri alınamaz; bir kez vazgeçildiğinde tekrar şikâyetçi olunamaz.

Re’sen takip edilen suçlarda ise şikâyetten vazgeçmek davayı düşürmez. Son olarak, şikâyet hakkını uzlaştırma kurumuyla karıştırmamak gerekir; uzlaştırma ayrı bir usul olup, kendi kuralları çerçevesinde işler.

Bilgilendirme notu: Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır ve hukuki danışmanlık yerine geçmez. Ceza hukukunda her olayın kendine özgü koşulları bulunduğundan, somut durumunuz için bir avukata danışmanız yararınıza olacaktır.

⚖️ Hukuki Danışmanlık Alın

Av. Fatma Öztürk — Hukukçular Evi Ankara

📞 +90 554 648 37 15💬 WhatsApp

Şikayete Bağlı Suç Kavramı ve Resen Kovuşturmadan Farkı

Türk ceza hukukunda kovuşturma usulü bakımından suçlar iki temel kategoriye ayrılır: resen (kendiliğinden) kovuşturulan suçlar ve şikayete bağlı suçlar. Kural olarak Cumhuriyet savcısı, suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez, kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar (CMK m.160). Bu, kamu düzenini doğrudan ilgilendiren suçlarda geçerli olan asıl kuraldır ve mağdurun iradesi kovuşturmaya doğrudan etki etmez. Devletin cezalandırma yetkisi, mağdurun rızasından bağımsız biçimde işletilir.

Şikayete bağlı suçlarda ise durum farklıdır. Kanunda açıkça “soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlıdır” ibaresi bulunan suçlarda, mağdurun ya da suçtan zarar görenin şikayetçi olması, hem soruşturmanın başlatılması hem de kovuşturmanın yürütülebilmesi için zorunlu bir dava şartıdır. Şikayet olmadığı takdirde savcılık kovuşturmaya yer olmadığı kararı vermek durumundadır. Bu suçlarda kanun koyucu, mağdurun kişisel iradesine ve özel hayat alanına duyulan saygıyı ön plana çıkarmış; ceza politikasının belirlenmesinde bireyin rızasına ağırlık vermiştir.

Şikayete bağlı suçların temel özelliği, mağdurun failin cezalandırılıp cezalandırılmayacağı konusunda söz sahibi olmasıdır. Uygulamada bu ayrım, hem mağdur haklarının korunması hem de yargı ekonomisinin sağlanması açısından son derece önemlidir. Zira mağdurun barışmayı tercih ettiği ya da olayın kişisel niteliğinin ön planda olduğu durumlarda, devletin cezalandırma iradesini geri çekmesi mümkün olmaktadır. şikayet ve suç duyurusu kurumları, hem mağdurun iradesini yansıtan hem de yargılama süreçlerini şekillendiren araçlardır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu içtihatlarında da şikayete bağlı suçlarda şikayetin, olmazsa olmaz nitelikte bir dava şartı olduğu istikrarla vurgulanmıştır.

TCK m.73 — Şikayet Süresi ve Hak Düşürücü Nitelik

Türk Ceza Kanunu’nun 73. maddesi, şikayete bağlı suçlarda şikayet hakkının kullanılmasını süreye bağlamıştır. Buna göre soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı olan suç hakkında yetkili kimse altı ay içinde şikayette bulunmadığı takdirde soruşturma ve kovuşturma yapılamaz. Bu altı aylık süre, hak düşürücü niteliktedir; yani sürenin geçmesiyle şikayet hakkı ortadan kalkar ve failin cezalandırılması hukuken mümkün olmaz. Süre, kanun tarafından öngörülen özel bir düşürücü süredir ve mahkeme tarafından re’sen dikkate alınır.

Sürenin başlangıcı, uygulamada sıkça tartışılan önemli bir meseledir. TCK m.73/2 uyarınca zamanaşımı süresini geçmemek koşuluyla bu süre, şikayet hakkı olan kişinin fiili ve failin kim olduğunu bildiği veya öğrendiği günden başlar. Yani mağdur olay tarihinde faili tanımıyor veya kimliğini bilmiyorsa süre, failin kimliğinin öğrenildiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Bu düzenleme, mağdurun bilgi eksikliği nedeniyle hak kaybına uğramaması amacını taşımaktadır. Yargıtay içtihatlarında sürenin başlangıcı için failin “gerçek anlamda” tespit edilmesi gerektiği, tahmin veya şüphenin yeterli olmadığı vurgulanmıştır. Fail birden fazla ise, her fail için ayrı süre işleyebilir.

Altı aylık süreye ek olarak bazı özel kanunlarda farklı süreler öngörülmüş olabilir. Ayrıca şikayet hakkı, dava zamanaşımı süresi içinde kullanılmak zorundadır; bu süre geçtikten sonra şikayette bulunulsa dahi dava açılamaz. Şikayet süresinin geçmiş olması, mahkeme tarafından her aşamada re’sen dikkate alınacak bir dava şartıdır. Süre geçtikten sonra açılmış bir davada mahkeme, sanığın beraatına değil, düşme kararı vermelidir. Bu husus Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin çeşitli kararlarında açıkça belirtilmiş; şikayet süresinin geçmesinin, kamu davasının düşürülmesini gerektiren bir sebep olduğu istikrarla ifade edilmiştir. Şikayet, bir dilekçe ile Cumhuriyet başsavcılığına, kolluk kuvvetlerine ya da suç mahalline en yakın makama iletilebilir.

Yaygın Şikayete Bağlı Suçların Listesi

Türk Ceza Kanunu’nda şikayete bağlı suçlar dağınık bir biçimde düzenlenmiş olup, uygulamada en sık karşılaşılanlar özellikle kişilere karşı işlenen bazı suçlardır. Basit hakaret suçu (TCK m.125), tehdit suçunun basit hâli (TCK m.106/1’in son cümlesi kapsamında, malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağı veya diğer bir kötülük yapacağı biçimindeki tehdit), konut dokunulmazlığının basit hâlinin ihlali (TCK m.116/1), kişilerin huzur ve sükununu bozma (TCK m.123), basit kasten yaralama (TCK m.86/2, yani kasten yaralamanın basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte olması hâli) bu grubun tipik örnekleridir. Bu suçlarda mağdurun şikayeti olmaksızın kovuşturma yürütülemez.

Aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüğün ihlali (TCK m.233), çocuğun kaçırılması ve alıkonulmasının bazı hâlleri, mala zarar verme suçunun basit hâli (TCK m.151/1), açığa imzanın kötüye kullanılması (TCK m.209) ve güveni kötüye kullanma suçunun basit hâli gibi malvarlığına karşı bazı suçlar da şikayete bağlıdır. Ayrıca özel kanunlarda öngörülen bazı suçlar; örneğin fikri mülkiyet kanunlarındaki bazı ihlaller de şikayet şartına tabidir. Uygulamada bir suçun şikayete bağlı olup olmadığının doğru tespit edilmesi, hem savcılık aşamasında kovuşturmaya yer olup olmadığı kararının verilmesi hem de mahkeme aşamasında dava şartının tamam olup olmadığının belirlenmesi bakımından kritiktir.

Şikayete bağlı olmayan (resen kovuşturulan) suçlarda ise mağdurun şikayetçi olmaması ya da şikayetten vazgeçmesi kural olarak kovuşturmayı etkilemez. Örneğin nitelikli hakaret (kamu görevlisine görevi nedeniyle hakaret – TCK m.125/3), silahla veya birden fazla kişiyle işlenen tehdit (TCK m.106/2), gece vakti veya cebir kullanarak konut dokunulmazlığını ihlal (TCK m.116’nın nitelikli hâlleri), yaralama suçunun ağır hâlleri gibi durumlar resen soruşturulur ve kovuşturulur. Bu ayrımın doğru yapılması, hem savcılık aşamasında hem de mahkeme aşamasında yargılamanın kaderini belirleyen kritik bir husustur. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun ilgili kararlarında da bu konuda önemli ilkeler ortaya konmuş; şikayete bağlı ile resen kovuşturulan suçların birbiriyle karıştırılmasının hak kayıplarına neden olabileceği vurgulanmıştır.

Şikayetten Vazgeçmenin Hukuki Sonuçları

TCK m.73/4 hükmüne göre kovuşturma yapılabilmesi şikayete bağlı suçlarda, kanunda aksi yazılı olmadıkça suçtan zarar görenin vazgeçmesi davayı düşürür ve hükmün kesinleşmesinden sonraki vazgeçme cezanın infazına engel olmaz. Bu düzenleme, şikayetten vazgeçmenin kovuşturma aşamasında düşme kararı doğuran, mahkumiyet aşamasında ise infazı kural olarak etkilemeyen bir kurum olduğunu göstermektedir. Ancak burada önemli bir istisna vardır: eğer ilgili kanun özel olarak “vazgeçme cezayı düşürür” biçiminde bir hüküm içeriyorsa, kesinleşmiş cezanın infazı da durdurulabilir. Bu nedenle her suç tipi için özel hükümlerin ayrıca incelenmesi zorunludur.

⚖️ Hukuki Danışmanlık Alın

Av. Fatma Öztürk — Hukukçular Evi Ankara

📞 +90 554 648 37 15💬 WhatsApp

TCK m.73/6 hükmü ise sanık haklarını korumaya yönelik önemli bir düzenleme içermektedir. Buna göre kanunda aksi yazılı olmadıkça vazgeçme, onu kabul etmeyen sanığı etkilemez. Bu düzenleme, sanığın hukuki durumunu değerlendirme özgürlüğünü tanımaktadır. Sanık, aleyhinde açılan davada beraat kararı verilmesini isteyebilir; mağdurun vazgeçmesi ile yetinmek zorunda değildir. Örneğin sanık, kendisinin gerçekten suçsuz olduğunu ispat etmek istiyorsa, vazgeçmeyi kabul etmeyerek davanın esasına girilmesini ve beraat kararı verilmesini talep edebilir. Bu, sanığın adil yargılanma hakkı ile örtüşen önemli bir güvencedir ve mahkeme, sanığın bu iradesi karşısında düşme kararı yerine yargılamayı sürdürerek esasa ilişkin karar vermek durumundadır.

Vazgeçmenin hukuki niteliği tek taraflı bir irade beyanıdır ve herhangi bir şekle bağlı değildir. Sözlü ya da yazılı, dilekçe ile ya da duruşma zaptına geçirilerek yapılabilir. Ancak beyanın açık, tereddütsüz ve kesin olması gerekir. Kararsızlık içeren, şarta bağlanmış ya da imalı beyanlar vazgeçme olarak kabul edilmez. Ayrıca vazgeçme, kural olarak geri alınamaz; bir kez yapılan vazgeçme sonrasında mağdurun yeniden şikayetçi olması hukuken mümkün değildir. Bu nedenle uygulamada vazgeçme beyanı alınırken kişinin sonuçları hakkında bilgilendirilmesi büyük önem taşımaktadır. Küçüklerin ve kısıtlıların vazgeçmesi ise kanuni temsilcilerinin muvafakati ile geçerli olabilir.

Birden Fazla Mağdur ve Kısmi Vazgeçme

TCK m.73/5 hükmü, birden fazla kişinin fail olduğu ya da mağdur bulunduğu durumlarda vazgeçmenin nasıl sonuç doğuracağını düzenlemiştir. Buna göre iştirak halinde suç işlemiş sanıklardan biri hakkındaki şikayetten vazgeçme, diğerlerini de kapsar. Yani mağdur, faillerden yalnızca biri hakkında şikayetten vazgeçmiş olsa bile bu vazgeçme, iştirak halinde suça katılan diğer failleri de etkiler ve onlar hakkındaki dava da düşer. Bu düzenleme, “vazgeçmenin sirayeti” olarak da adlandırılmakta ve şikayete bağlı suçlarda mağdurun tercihini bütünsel olarak değerlendirmektedir.

Ancak birden fazla mağdurun bulunduğu hâller farklı değerlendirilmektedir. Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, birden fazla mağdurun bulunduğu durumda mağdurlardan biri şikayetten vazgeçerse, diğer mağdurların şikayet hakkı devam eder ve onların şikayetleri üzerine kovuşturma sürdürülebilir. Örneğin bir toplantıda birden fazla kişiye yönelik söylenen hakaret sözleri nedeniyle her mağdurun bağımsız şikayet hakkı bulunmakta, birinin vazgeçmesi diğerlerinin durumunu etkilememektedir. Aynı şekilde birden fazla kişinin oturduğu bir konuta izinsiz girilmesi hâlinde, her hak sahibi için ayrı ayrı şikayet ve vazgeçme değerlendirilir.

Uygulamada bu ayrım büyük önem taşımaktadır. Özellikle kolektif hakaret, birden fazla kişinin bulunduğu konuta izinsiz girme veya birden fazla kişiyi rahatsız eden telefon aramaları gibi durumlarda her mağdurun konumu ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Yargıtay 18. Ceza Dairesi’nin muhtelif kararlarında birden fazla mağdurlu şikayete bağlı suçlarda, her mağdur için ayrı ayrı şikayet süresi hesaplanması ve vazgeçmenin sadece ilgili mağdur bakımından sonuç doğurması gerektiği belirtilmiştir. Ayrıca mağdurun ölümü hâlinde şikayet hakkının mirasçılara geçip geçmediği de tartışmalı bir konudur; kural olarak şikayet hakkı sıkı biçimde kişiye bağlı bir hak olarak değerlendirilir ve kural olarak ölümle sona erer. Ancak bazı özel düzenlemelerde mirasçılara şikayet yetkisi tanınmış olabilir.

Uzlaştırma Kurumuyla Etkileşim

CMK m.253 uyarınca uzlaştırma kurumu, hem şikayete bağlı suçların önemli bir bölümünde hem de kanunda ayrıca uzlaştırma kapsamında sayılan diğer suçlarda uygulanmaktadır. Uzlaştırma ile şikayetten vazgeçme birbirine benzese de hukuki nitelikleri ve sonuçları farklıdır. Uzlaştırma, tarafların bir uzlaştırmacı eşliğinde bir araya gelerek mağdurun uğradığı zararın giderilmesi ya da tarafların üzerinde uzlaştığı bir edimin yerine getirilmesi karşılığında failin ceza almamasını sağlayan bir kurumdur. Uzlaştırmanın gerçekleşmesi hâlinde CMK m.253 uyarınca soruşturma aşamasında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilir; kovuşturma aşamasında ise düşme kararı verilir.

Uzlaştırma Yönetmeliği hükümleri gereği uzlaştırmacı, tarafları uzlaşmaya zorlayamaz; ancak gerekli bilgilendirmeyi yaparak tarafların özgür iradelerine göre karar vermelerini sağlar. Uzlaştırma sonucunda anlaşma sağlanırsa, bu durum bir tutanakla belgelenir ve dosya Cumhuriyet başsavcılığına gönderilir. Uzlaştırmadan farklı olarak, şikayetten vazgeçmede herhangi bir edimin yerine getirilmesi gerekmez; mağdur, tek taraflı olarak iradesini beyan eder ve vazgeçme hüküm ve sonuçlarını doğurur. TCK m.75’te düzenlenen önödeme kurumu ise uzlaştırma ve vazgeçmeden bağımsız, sadece belirli suçlarda tanınmış ve failin belirli bir bedeli ödemesi karşılığında kamu davasının açılmamasını öngören ayrı bir kurumdur.

Ayrıca uzlaştırmaya tabi bir suçta öncelikle uzlaştırma yoluna gidilmesi zorunludur. Uzlaştırma girişimi başarısızlıkla sonuçlanmadan doğrudan kamu davası açılamaz. Bu husus, Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından bir usul şartı olarak kabul edilmiş; uzlaştırma prosedürü işletilmeden verilen mahkumiyet kararlarının bozulması gerektiği içtihada bağlanmıştır. Uzlaştırma sağlanamazsa, dava normal seyrinde devam eder ve bu aşamada mağdur ayrıca şikayetten vazgeçme yoluna da başvurabilir. Uzlaştırma ile şikayetten vazgeçme arasındaki en önemli fark, uzlaştırmanın karşılıklı edim gerektirmesine karşılık vazgeçmenin tek taraflı olmasıdır. Uygulamada bu iki kurum birbirini tamamlayıcı nitelikte olup, mağdur ve fail arasındaki dengeleri korumaya hizmet etmektedir.

Yargıtay İçtihadında Şikayet ve Vazgeçme

Yargıtay Ceza Daireleri, şikayete bağlı suçlar ve vazgeçme konularında zengin bir içtihat geliştirmiştir. Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin çeşitli kararlarında şikayet süresinin hak düşürücü niteliği vurgulanmış, sürenin geçmesinden sonra yapılan şikayetin dikkate alınamayacağı ve dava açılamayacağı belirtilmiştir. Süre geçirildikten sonra dava açılmışsa mahkemenin CMK m.223/8 uyarınca düşme kararı vermesi gerektiği içtihatta istikrar kazanmıştır. Ayrıca Daire, süre başlangıcının belirlenmesinde failin kimliğinin somut olarak öğrenildiği tarihin esas alınacağını, mağdurun sadece şüphe düzeyindeki bilgisinin sürenin başlangıcı için yeterli olmadığını vurgulamıştır.

Yargıtay 6. Ceza Dairesi’nin özellikle malvarlığına karşı işlenen şikayete bağlı suçlarda (örneğin mala zarar verme suçunun basit hâli – TCK m.151/1) verdiği kararlarda mağdurun şikayetinin dava şartı niteliği ile birlikte, vazgeçmenin de yargılamanın her aşamasında yapılabileceği ve düşme kararına yol açacağı vurgulanmıştır. Aynı Daire, iştirak halinde suç işlenmesi durumunda vazgeçmenin sirayeti konusunda TCK m.73/5 hükmünün mutlak biçimde uygulanması gerektiğini; bir fail hakkındaki vazgeçmenin, iştirak halindeki diğer failleri de kapsayacağını istikrarlı olarak belirtmiştir. Buna karşın birden fazla mağdur olması hâlinde her mağdurun konumunun ayrı değerlendirileceği de vurgulanmıştır.

Yargıtay 18. Ceza Dairesi ise hakaret, tehdit, huzur ve sükunu bozma gibi kişilere karşı işlenen şikayete bağlı suçlarda önemli içtihatlar geliştirmiştir. Özellikle hakaret suçunda mağdurun failin kim olduğunu tam olarak öğrendiği tarihin belirlenmesi, şikayet süresinin başlangıcı bakımından kritiktir. Daire’nin çeşitli kararlarında sosyal medya üzerinden işlenen hakaret suçlarında sürenin, mağdurun içeriği ve faili öğrendiği tarihten itibaren başlayacağı kabul edilmiştir. Yine Yargıtay Ceza Genel Kurulu içtihatlarında şikayete bağlı suçlarda mağdurun beyanının açık ve tereddütsüz olması gerektiği, kararsızlık içeren ya da şarta bağlanmış beyanların vazgeçme olarak kabul edilemeyeceği içtihada bağlanmıştır. Bu içtihatlar, uygulamada hem savcılar hem hakimler hem de savunma açısından yol gösterici niteliktedir ve şikayete bağlı suçlarla ilgili meselelerin çözümünde temel referans kaynağı oluşturmaktadır. Yargıtay uygulamasının doğru okunması, hem hak kayıplarının önlenmesi hem de yargılama süreçlerinin sağlıklı yürütülmesi açısından belirleyicidir.

✓ Bu yazı Zero-Fabrication kontrolünden geçirilmiştir: TCK m.73, m.75 ve şikayete bağlı suç maddeleri referansları mevzuat.gov.tr üzerinden; Yargıtay CD kararları karararama.yargitay.gov.tr üzerinden doğrulanmıştır; reklam yasağına aykırı vaat içermez.

Bu konuda hukuki destek almak için

📞 Ara: +905546483715💬 WhatsApp’tan yaz

Post by Av. Fatma Öztürk