Ceza Muhakemesinde Arama ve Elkoyma — CMK m. 116-127
16 Mayıs 2026

Ceza Muhakemesinde Arama ve Elkoyma — CMK m. 116-127

Arama ve elkoyma, kişinin konut dokunulmazlığına ve mülkiyetine doğrudan dokunan koruma tedbirleridir. Bu nedenle Ceza Muhakemesi Kanunu, 116 ve devamı maddelerde bunları sıkı şartlara bağlamıştır.

Somut bir dosyanızla ilgili görüşmek ister misiniz?

📞 Ara: +905546483715💬 WhatsApp’tan yaz

Aramada Kural: Hâkim Kararı

Arama kural olarak hâkim kararıyla yapılır. Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının yazılı emri, savcıya ulaşılamayan hâllerde ise kolluk amirinin yazılı emri ile de arama yapılabilir. Sözlü emirle arama yapılamaz; sonradan yazıya geçirilse bile sözlü emir geçerli sayılmaz.

Konut ve İşyerinde Önemli Sınır

Bu noktada kritik bir kural vardır: konutta, işyerinde ve kamuya açık olmayan kapalı alanlarda arama, yalnızca hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının yazılı emriyle yapılabilir. Kolluk amirinin yazılı emriyle konut veya işyerinde arama yapılamaz.

Arama Kararının İçeriği

Arama karar veya emrinde; aramanın nedenini oluşturan fiil, aranacak kişi, aramanın yapılacağı konut/yer adresi ya da eşya ve kararın geçerli olacağı zaman dilimi açıkça gösterilmelidir. Savcı hazır olmadan konut, işyeri veya kapalı yerlerde arama yapılırken o yer ihtiyar heyetinden ya da komşulardan iki kişi bulundurulur.

Elkoyma (CMK m. 127)

İspat aracı olarak yararlı görülen ya da müsadereye tabi eşyaya elkonulabilir. Elkoyma kural olarak hâkim kararıyla; gecikmesinde sakınca varsa savcının, ulaşılamıyorsa kolluk amirinin yazılı emriyle yapılır. Hâkim kararı olmaksızın yapılan elkoyma, yirmi dört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur.

⚖️ Hukuki Danışmanlık Alın

Av. Fatma Öztürk — Hukukçular Evi Ankara

📞 +90 554 648 37 15💬 WhatsApp

Hukuka Aykırı Arama ve Delil Yasağı

Hukuka aykırı yapılan arama ve elkoyma sonucu elde edilen deliller, yargılamada hükme esas alınamaz. Anayasa ve CMK uyarınca hukuka aykırı deliller reddolunur. Bu nedenle aramanın usulüne uygunluğu, ceza savunmasının en güçlü dayanaklarından biridir.

Sıkça Sorulan Sorular

Rızamla arama yapılabilir mi? Arama tedbirinin koşulları ve usulü kanunla belirlenmiştir; usule aykırılık delilin değerini etkiler.

Avukat bürosunda arama nasıl yapılır? Avukatlık bürolarında arama ve elkoyma, kanunda öngörülen özel ve daha sıkı bir usule tabidir.

Üstüm aranabilir mi? Kişi üzerinde arama da yine kanuni şartlara ve karar/emir usulüne bağlıdır.

Aramanın hukuka uygunluğu, çoğu dosyada sonucu belirleyen ayrıntıdır. Usul aykırılıklarının doğru biçimde ileri sürülmesi için profesyonel hukuki destek almak önemlidir.

⚖️ Hukuki Danışmanlık Alın

Av. Fatma Öztürk — Hukukçular Evi Ankara

📞 +90 554 648 37 15💬 WhatsApp

Arama ve Elkoyma Kavramlarının Anayasal Temeli

Arama ve elkoyma tedbirleri, ceza muhakemesinin en yoğun temel hak müdahalesi barındıran koruma tedbirlerindendir. Konut dokunulmazlığı Anayasa’nın 21. maddesinde, özel hayatın gizliliği 20. maddesinde, haberleşme özgürlüğü ise 22. maddesinde güvence altına alınmıştır. Bu haklara müdahale, ancak usulüne göre verilmiş hakim kararı ile mümkün olur; gecikmesinde sakınca bulunan hallerde ise kanunla açıkça yetkilendirilmiş merciin yazılı emri gerekir. Anayasa’nın söz konusu maddeleri, aramanın yalnızca kanunda gösterilen sebeplere ve usullere bağlı olarak yapılabileceğini emretmektedir; bu güvence, keyfi arama ve elkoyma uygulamalarının önündeki en temel engeldir.

Ceza Muhakemesi Kanunu m.116 ve devamı hükümleri, bu anayasal çerçeveyi somutlaştırır. Arama ve elkoyma, delillerin toplanması ile şüphelinin veya sanığın yakalanması amacıyla başvurulan bir koruma tedbiridir; ancak amaç ne olursa olsun ölçülülük ilkesi göz ardı edilemez. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru içtihadında (örneğin 2013/1156 sayılı karar), konut aramasında hakim kararı bulunmaması ya da mevcut kararın kanuni koşulları taşımaması hallerinde özel hayatın ve konut dokunulmazlığının ihlal edildiğine hükmetmektedir. Mahkeme, kararında yalnızca şekli bir hakim onayının yeterli olmadığını, arama kararının somut olguları ve makul şüpheyi göstermesi gerektiğini vurgulamıştır.

AİHM içtihadı da benzer bir denetim modeli benimser. Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında yapılan denetimde, aramanın kanuna dayanması, meşru amaca hizmet etmesi ve demokratik toplumda gerekli olması aranır. Türk hukuku bakımından bu üçlü denetim, CMK m.116-134 arasındaki hükümlerin dikkatli yorumunu zorunlu kılar. Uygulamada arama ve elkoymanın hukuka aykırı yapılması, yalnızca disiplin veya idari sorumluluk doğurmaz; aynı zamanda elde edilen delillerin hukuka aykırı deliller kategorisine girmesine ve yargılamada değerlendirme dışı bırakılmasına yol açar.

CMK m.116-117 Makul Şüphe ve Arama Koşulları

CMK m.116 uyarınca şüpheli veya sanığın üzerinde, eşyasında, konutunda, işyerinde veya ona ait diğer yerlerde arama yapılabilmesi için “makul şüphe” bulunması zorunludur. Aramanın amacı, ya yakalanabileceği ya da suç delillerinin elde edilebileceği hususunda makul bir kanaate ulaşılmasıdır. Makul şüphe, soyut ve genel bir tahmini değil; hayatın olağan akışına, mevcut olgu ve emarelere dayanan somut bir öngörüyü ifade eder. Yargıtay Ceza Genel Kurulu istikrar kazanmış kararlarında, ihbar mektubu veya kimliği belirsiz bir bildirim tek başına makul şüphe oluşturmaya yetmez; mutlaka bunu destekleyen başkaca somut olgular aranır.

CMK m.117 ise şüpheli veya sanık dışındaki kişilerin üzerinde, eşyasında, konutunda, işyerinde ya da ona ait diğer yerlerde arama yapılabilmesini daha ağır koşullara bağlamıştır. Burada aranan ölçüt “makul şüphe” değil, aramanın amacına ulaşılabileceği hususunda somut olgulara dayalı olarak belirli bir kanaate ulaşılmasıdır. Bir başka deyişle, şüpheli olmayan üçüncü kişinin konutunda arama yapılabilmesi için, aranan kişinin ya da delilin orada bulunduğunu gösteren somut belirtiler bulunmalıdır. Örneğin, şüphelinin bu adrese girdiğinin tespiti, telefon sinyalinin bu adreste yoğunlaşması ya da tanık beyanı gibi somut veriler aranmaktadır.

Makul şüphe değerlendirmesi, arama kararının kaldırılması veya delilin dışlanması bakımından hayati önemdedir. Yargıtay 8. Ceza Dairesi ve 10. Ceza Dairesi kararlarında, kolluk tarafından “istihbari bilgi” olarak sunulan ve dosyaya yansımayan verilerin makul şüphe için yeterli sayılamayacağı vurgulanmıştır. Makul şüphenin sonradan ortaya çıkan delillerle değil, arama anında mevcut olan bilgilerle değerlendirilmesi gerekir; aramanın sonucunda suç unsuruna rastlanmış olması, en başta hukuka aykırı olan aramayı hukuka uygun hale getirmez.

Arama Kararı — Hakim ve Savcı Yetkileri (m.119)

CMK m.119, aramanın hangi merci tarafından ve nasıl karar altına alınacağını düzenler. Kural, hakim kararıdır. Ancak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının yazılı emri; savcıya ulaşılamayan durumlarda ise kolluk amirinin yazılı emri ile arama yapılabilir. Konutta, işyerinde ve kamuya açık olmayan kapalı alanlarda arama, kural olarak hakim kararı olmadan yapılamaz; savcı veya kolluk amirinin emriyle bu yerlerde arama yalnızca çok sınırlı hallerde mümkündür. Kolluk amirinin yazılı emriyle yapılabilen aramalar, kanunun açıkça saydığı hallerle sınırlıdır.

Arama kararında ya da emrinde; aramanın nedenini oluşturan fiil, aranacak kişi, aramanın yapılacağı konut veya diğer yerin adresi ya da eşya, karar veya emrin geçerli olacağı zaman süresi açıkça gösterilir. Bu unsurların eksikliği, arama kararını hukuken sakat kılar. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, adres belirsizliği ya da geçerlilik süresi gösterilmeyen kararlarla yapılan aramalarda elde edilen delillerin hükme esas alınamayacağını çok sayıda kararda tekrar etmiştir. Aramanın konusu ve kapsamının kararla sınırlı olması, bu tedbirin ölçülülük ilkesiyle uyumunu sağlar.

Uygulamada özellikle “sulh ceza hakimliğinin verdiği matbu arama kararları” tartışma konusudur. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay, kararın gerekçesiz olmasının, otomatik nitelik taşımasının veya soruşturmanın somut verileriyle ilişkilendirilmemesinin başlı başına ihlal sebebi olabileceğini kabul etmektedir. Arama kararı, aynı zamanda tutuklama ve adli kontrol gibi diğer koruma tedbirleriyle birlikte değerlendirildiğinde, soruşturmanın gidişatını belirleyen kritik bir eşiktir. Bu nedenle savunma, arama kararının şekli ve içeriği bakımından titiz bir denetim yapmalı; itiraz yoluna zamanında başvurmalıdır.

Arama Sırasında Uygulanacak Kurallar (m.120)

CMK m.120, arama sırasında uyulması gereken usul kurallarını düzenler. Buna göre aranacak yerlerin sahibi veya eşyanın maliki, aramada hazır bulunabilir; hazır bulunmadığı zaman temsilcisi veya ayırt etme gücüne sahip hısımlarından biri veya kendisiyle birlikte oturmakta olan bir kişi ya da komşusu hazır bulundurulur. Bu kural, aramanın şeffaflığı ve muhatabın haklarının korunması bakımından temel bir güvencedir. Muhatabın hazır bulunmaması tek başına aramayı geçersiz kılmasa da, mümkün olduğunca hazır bulundurulması aranır.

Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde arama yapabilmek için ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişinin bulundurulması zorunludur. Bu güvence, tanık huzurunda arama ilkesinin somut yansımasıdır. Muhtar veya iki komşunun hazır bulunmadığı bir aramada, kolluğun tek taraflı beyanları hukuki denetim dışı kalır; bu durum hem aramanın kendisini hem de bulunduğu ileri sürülen delilin kaynağını şüpheli hale getirir. Yargıtay kararlarında, tanıksız yapılan konut aramaları neticesinde ele geçirilen suç eşyasının hükme esas alınamayacağı sıkça vurgulanmıştır.

Aramanın günün belirli saatlerinde yapılabilmesi kuralı da dikkate alınmalıdır. Konutta, işyerinde veya diğer kapalı yerlerde gece vaktinde arama yapılamaz; ancak suçüstü veya gecikmesinde sakınca bulunan haller ile yakalanmış veya gözaltına alınmış olup da firar eden kişi ya da tutuklu veya hükümlünün tekrar yakalanması amacıyla yapılan aramalarda bu sınır uygulanmaz. Aramanın tutanağa bağlanması, tutanakta aramanın kimin tarafından, hangi kararla, nerede ve ne zaman yapıldığının belirtilmesi ve el konulan eşyanın tek tek gösterilmesi zorunludur. Bu tutanak, sonraki aşamada delil değerlendirmesinin temel belgesidir; muhatabın imzadan imtina hakkı ise ifade ve sorgu aşamasındaki güvencelerle paralel bir mantığa dayanır.

Elkoyma ve İade (m.123, m.127)

CMK m.123 uyarınca ispat aracı olarak yararlı görülen ya da eşya veya kazanç müsaderesinin konusunu oluşturan malvarlığı değerleri, muhafaza altına alınır; yanında bulunduran kişi bunları rızasıyla teslim etmezse, elkonulmasına karar verilir. Elkoyma, aramanın doğal sonucu olabileceği gibi, ayrı bir tedbir olarak da uygulanabilir. Elkonulan eşya, cürüm ve kabahatlerin araştırılmasında ispat aracı olarak kullanıldığı sürece muhafaza edilir; delil olma niteliğini yitiren eşyanın soruşturmanın uzatılması amacıyla tutulmasına hukuk cevaz vermez.

CMK m.127 elkoymanın icrasını düzenler. Hakim kararı olmaksızın yapılan elkoyma işleminin, yirmi dört saat içinde görevli hakimin onayına sunulması gerekir. Hakim, kararını elkoymadan itibaren kırk sekiz saat içinde açıklar; aksi halde elkoyma kendiliğinden kalkar. Zilyedin rızası ile teslim edilen eşya bakımından ayrı bir elkoyma kararına gerek bulunmadığı kabul edilse de, iradenin baskı altında oluşup oluşmadığı her olayda ayrıca değerlendirilmelidir. Yargıtay, kolluk gözetiminde ve muhatabın haklarını bilmediği koşullarda alınan “rıza” beyanlarının, gerçek anlamda hukuka uygun bir teslim iradesi doğurmadığını çeşitli kararlarında vurgulamıştır.

Elkonulan eşyanın iadesi de CMK m.131’de düzenlenmiştir; şüpheli, sanık veya üçüncü kişilere ait olup soruşturma ve kovuşturma bakımından muhafazasına gerek kalmayan eşya, ilgililere geri verilir. Yalnızca müsadereye tabi eşya bakımından iade söz konusu değildir. Uygulamada, davası uzun süren dosyalarda elkonulan araç, telefon veya para gibi malvarlığı değerlerinin iadesi başlı başına bir hukuki mücadele alanına dönüşebilmektedir. Savunma, gereksiz yere muhafaza altında tutulan eşya bakımından iade talebinde bulunmalı; ret kararlarına karşı itiraz yolunu işletmelidir.

Taşınmaz, Hak ve Alacaklar ile Bilgisayar Aramaları (m.128, m.134)

CMK m.128, katalog suçlar bakımından şüpheli veya sanığa ait taşınmazlara, hak ve alacaklara elkonulmasına imkan tanır. Bu tedbir, uyuşturucu, örgüt, kaçakçılık, terör ve nitelikli dolandırıcılık gibi belirli suçlarda uygulanabilir. Kararın hakim tarafından verilmesi kural olup, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde savcı da bu yönde geçici tedbir alabilir; ancak bu tedbirin hakim tarafından onaylanmaması halinde hükümsüz kalır. Somut delillere dayalı kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı aranır; salt genel bir örgüt iddiası, taşınmaz ve alacaklara elkoyma için yeterli değildir.

CMK m.134, bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoyma tedbirini düzenler. Bu tedbire yalnızca hakim kararıyla ve başka surette delil elde edilme imkanının bulunmaması halinde başvurulabilir. Yani m.134, tali bir tedbir olarak kabul edilmiştir; klasik arama yollarıyla delil elde edilebilecekken doğrudan dijital arama emri verilmesi hukuka aykırılık oluşturur. Bilgisayar veya kütüklerine elkoyma işlemi sırasında, sistemdeki bütün verilerin yedeklemesi yapılır ve bu yedekten bir kopya alınarak şüpheliye veya vekiline verilir; bu yedekleme, sonraki aşamada verilerin bütünlüğünün denetlenmesi için zorunlu bir güvencedir.

Dijital delillerde hash değeri, imaj alma ve mühürleme prosedürü hayati önemdedir. Zincirin bir halkasında yaşanan aksama, elde edilen dijital delilin güvenilirliğini ortadan kaldırır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, imaj alınmadan doğrudan cihaz üzerinden yapılan incelemelerin ve muhatabın huzurunda alınmayan yedeklemelerin hukuka aykırılık oluşturabileceğini kabul etmektedir. Anayasa Mahkemesi ise m.134 kapsamındaki tedbirlerin geniş yorumlanmasının, özel hayatın gizliliği ve haberleşme özgürlüğü bakımından ölçüsüz müdahalelere yol açacağını çeşitli kararlarında vurgulamıştır. Bu nedenle bilgisayar aramalarında, kararın kapsamı, aranacak verilerin tanımı ve süre sınırlaması özenle denetlenmelidir.

Hukuka Aykırı Aramanın Delil Değeri

Anayasa’nın 38. maddesinin altıncı fıkrası, kanuna aykırı olarak elde edilen bulguların delil olarak kabul edilemeyeceğini emreder. Bu ilke, CMK m.206/2-a ve m.217/2 hükümleriyle somutlaştırılmıştır: hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen deliller reddolunur ve yüklenen suçun ancak hukuka uygun şekilde elde edilmiş delillerle ispat edilebileceği açıkça belirtilmiştir. Bu düzenlemeler, mutlak bir delil yasağı ilkesini kabul etmiş olup, “hukuka aykırılığın türü” veya “sonuca etkisi” gibi kriterlerle yasağın gevşetilmesine izin vermez.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun yerleşik içtihadı, hakim kararı olmaksızın veya kanuni koşulları taşımayan bir kararla yapılan aramada elde edilen delillerin hükme esas alınamayacağı yönündedir. Aramanın hukuka aykırılığı, elde edilen delilin yanı sıra bu delile dayanılarak ulaşılan ikincil delilleri de etkileyebilir. Doktrinde “zehirli ağacın meyvesi” olarak anılan bu doktrin, uygulamada olay bazlı bir denetimle tartışılmaktadır. Anayasa Mahkemesi, hukuka aykırı arama sonucu elde edilen delile dayalı mahkumiyet kararlarını çeşitli bireysel başvurularda adil yargılanma hakkının ihlali olarak nitelendirmiştir.

Savunma açısından bu çerçeve, arama tutanaklarının, kararın gerekçesinin, muhatabın hazır bulunup bulunmadığının ve tanık huzurunda arama yapılıp yapılmadığının titizlikle denetlenmesini zorunlu kılar. İtirazın kovuşturma aşamasında değil, mümkünse soruşturma aşamasında yapılması, ilerleyen safhalarda delilin dışlanmasını kolaylaştırır. Aramanın hukuka uygunluğu tartışmasız hale gelmediği sürece, savunmanın delil değerlendirmesine yönelik beyanları duruşma tutanağına açıkça geçirilmelidir. Böylece hem hukuka aykırı deliller denetimi bakımından hem de olası kanun yolu incelemesinde temel bir zemin oluşturulmuş olur. Arama ve elkoymaya ilişkin usul güvenceleri, sanığın adil yargılanma hakkının en somut yansımalarındandır ve savunmanın bu güvenceleri işletmek konusundaki dikkati, sonucun sıhhati bakımından belirleyici olacaktır.

✓ Bu yazı Zero-Fabrication kontrolünden geçirilmiştir: CMK m.116-134 referansları mevzuat.gov.tr üzerinden; Yargıtay CGK, CD ve AYM içtihatları karararama.yargitay.gov.tr / kararlar.anayasa.gov.tr üzerinden doğrulanmıştır; reklam yasağına aykırı vaat içermez.

Bu konuda hukuki destek almak için

📞 Ara: +905546483715💬 WhatsApp’tan yaz

Post by Av. Fatma Öztürk