Kısıtlılık, hukuk dilinde hacir olarak da bilinir ve bir kişinin kendi işlemlerini yapma ehliyetinin mahkemece sınırlanması anlamına gelir. Kanun, kısıtlama sebeplerini sınırlı biçimde sayar. Bu yazıda kısıtlılığın ne olduğunu ve sebeplerini sade bir dille açıklıyoruz.
Kısıtlılık (Hacir) Nedir?
Kısıtlılık, ergin bir kişinin kanunda belirtilen sebeplerden biri nedeniyle fiil ehliyetinin mahkeme kararıyla kaldırılması veya sınırlanmasıdır. Kısıtlanan kişiye vasi atanır (vesayet altına alınır) ve kişi, belirli işlemleri tek başına yapamaz hâle gelir. Amaç cezalandırma değil, kendi menfaatlerini yeterince koruyamayan kişiyi ve bazı hâllerde çevresini korumaktır. Kısıtlama sebepleri Türk Medeni Kanunu’nun 405 ilâ 408. maddelerinde sayılmıştır ve bu sayım sınırlıdır; kanunda yazılı olmayan bir sebeple kimse kısıtlanamaz.
Sebep 1: Akıl Hastalığı veya Akıl Zayıflığı (TMK 405)
İlk ve en yaygın sebep, akıl hastalığı ya da akıl zayıflığıdır. TMK m.405’e göre, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle işlerini göremeyen, korunması ve bakımı için sürekli yardıma muhtaç olan ya da başkalarının güvenliğini tehlikeye düşüren ergin kısıtlanır. Bu sebeple kısıtlama kararı verilebilmesi için, kural olarak resmî sağlık kurulu raporu alınması zorunludur. Rapor, kişinin durumunu ve kısıtlamayı gerektirip gerektirmediğini ortaya koyar.
Sebep 2: Savurganlık, Bağımlılık, Kötü Yaşam Tarzı (TMK 406)
İkinci sebep grubu, kişinin kendisini veya ailesini zarara uğratan davranışlarıdır. TMK m.406’ya göre; savurganlığı, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı ya da malvarlığını kötü yönetmesi sebebiyle kendisini veya ailesini darlık ya da yoksulluğa düşürme tehlikesine yol açan ve bu yüzden sürekli korunmaya ve bakıma muhtaç olan ya da başkalarının güvenliğini tehdit eden her ergin kısıtlanır. Bu sebeple kısıtlanacak kişinin, kural olarak mahkemece dinlenmesi gerekir.
Bir yakınınız için kısıtlama (vesayet) mı düşünüyorsunuz?
Sürecin doğru ve hızlı yürütülmesi için yanınızdayız.
📞 Hemen Arayın 💬 WhatsAppSebep 3: Özgürlüğü Bağlayıcı Ceza (TMK 407)
Üçüncü sebep cezaevinde bulunmaya ilişkindir ve bu madde 12 Mart 2024’te köklü biçimde değişmiştir (7499 sayılı Kanun m.5, RG 12.3.2024, S. 32487). Eski düzenlemede bir yıl veya daha uzun süreli özgürlüğü bağlayıcı cezaya mahkûm olan her ergin zorunlu olarak kısıtlanıyordu. Bu kural yürürlükten kalkmıştır.
Yürürlükteki TMK m.407’ye göre kesinleşmiş hapis cezasının infazı amacıyla ceza infaz kurumunda bulunan ergin bir kişi, isteği üzerine kısıtlanır veya kendisine kayyım atanır. İstek bulunmasa dahi kısıtlama ancak toplam beş yıl veya daha fazla kesinleşmiş hapis cezasında ve kişiliğinin ya da malvarlığının korunması bakımından gerekli görülmesi hâlinde mümkündür.
| Eski m.407 (yürürlükten kalktı) | Yürürlükteki m.407 | |
|---|---|---|
| Eşik | Bir yıl ve üzeri ceza | Cezaevinde infazda bulunmak |
| Kural | Her ergin kısıtlanır — zorunlu | İsteği üzerine kısıtlanır veya kayyım atanır |
| İstek olmadan | Aranmazdı | Yalnızca beş yıl ve üzeri cezada, korunma gerekliyse |
| Hükümlünün dinlenmesi | Öngörülmemişti | Vesayet makamı karar vermeden önce dinler |
Cezayı yerine getirmekle görevli makam, infaza başlandığını derhâl vesayet makamına bildirir. Değişikliğin pratik anlamı şudur: cezaevine giren bir yakınınız artık kendiliğinden kısıtlı hâle gelmez; kısa süreli cezalarda karar onun kendi istemine bağlıdır ve kısıtlama yerine daha ölçülü olan kayyım yolu açıkça öngörülmüştür.
Hükümlülükte vesayetin ne zaman sona ereceğini vasilik ne zaman sona erer yazımızda ayrıntılı ele aldık; süreç ve belgeler için hükümlüye vasi tayini ne kadar sürer rehberimize bakabilirsiniz.
Sebep 4: Kişinin Kendi İsteği (TMK 408)
Dördüncü sebep, kişinin bizzat talebine dayanır. TMK m.408’e göre, yaşlılığı, engelliliği, deneyimsizliği veya ağır hastalığı sebebiyle işlerini gerektiği gibi yönetemediğini kanıtlayan her ergin, kısıtlanmasını isteyebilir. Burada kişi, kendi menfaatini korumak için gönüllü olarak vesayet altına girmeyi talep eder. Bu, özellikle malvarlığını tek başına yönetmekte zorlanan ve güvenilir bir desteğe ihtiyaç duyan kişiler için öngörülmüş, koruyucu bir imkândır.
Dört Sebep, Dört Farklı Usul: Karşılaştırma Tablosu
Kısıtlama sebepleri aynı görünse de kanun her biri için farklı bir usul öngörür. Yanlış usulle açılan dava reddedilir:
| Sebep | Dayanak | Zorunlu usul | Kim başlatır |
|---|---|---|---|
| Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı | TMK m.405 | Resmî sağlık kurulu raporu zorunlu; hâkim raporu göz önünde tutarak kişiyi dinleyebilir | İlgililer; ayrıca idarî makamlar, noterler ve mahkemeler bildirmek zorundadır |
| Savurganlık, bağımlılık, kötü yaşama tarzı, kötü yönetim | TMK m.406 | Kişinin dinlenmesi zorunlu — dinlenilmeden kısıtlanamaz | İlgililer |
| Hükümlülük | TMK m.407 | Kural olarak kişinin istemi; vesayet makamı hükümlüyü dinler | Hükümlünün kendisi; beş yıl ve üzeri cezada resen de mümkün |
| Kendi isteği (yaşlılık, engellilik, deneyimsizlik, ağır hastalık) | TMK m.408 | Dinlenme zorunlu; kişi durumunu ispat etmelidir | Yalnızca kişinin kendisi |
m.405’teki bildirim yükümlülüğü sık atlanır. Görevlerini yaparken vesayet altına alınmayı gerekli kılan bir durumu öğrenen idarî makamlar, noterler ve mahkemeler, bu durumu hemen yetkili vesayet makamına bildirmek zorundadır. Yani süreç her zaman aile başvurusuyla başlamaz.
Görevli Mahkeme ve Süreç
Kısıtlama kararını, vesayet makamı olan sulh hukuk mahkemesi verir. Süreç, ilgili kişi, yakınları veya makamların bildirimi ya da kişinin kendi başvurusuyla başlayabilir. Mahkeme, sebebe göre gerekli araştırmayı yapar: akıl hastalığı/zayıflığında sağlık kurulu raporu alır, diğer bazı hâllerde kısıtlanacak kişiyi dinler. Kısıtlama kararı verilirse kişiye bir vasi atanır. Vesayet makamının işlemleri, denetim makamı olan asliye hukuk mahkemesinin gözetimine tabidir. Bu yapı, hem kısıtlının haklarının korunmasını hem de sürecin denetlenmesini amaçlar.
Kısıtlamanın Sonuçları
Kısıtlama kararıyla birlikte kişinin fiil ehliyeti sınırlanır. Ayırt etme gücüne sahip kısıtlı, kural olarak sınırlı ehliyetli hâle gelir; kişiye ve malvarlığına ilişkin önemli işlemlerini vasisinin ve gerektiğinde vesayet makamının izniyle yapabilir. Üçüncü kişilerin korunması amacıyla, bazı kısıtlama kararları (örneğin savurganlık, bağımlılık ve benzeri hâllerde) ilan edilir. Kısıtlılık kişiye sıkı sıkıya bağlı hakları (örneğin evlenme gibi) tümüyle ortadan kaldırmaz; her hakkın kısıtlıya etkisi ayrıca değerlendirilir. Sürecin ve sonuçlarının doğru anlaşılması için hukuki destek almak yerinde olur.
Vasi Kimdir, Nasıl Belirlenir?
Kısıtlama kararıyla birlikte kişiye bir vasi atanır. Vasi; kısıtlının kişiliğini ve malvarlığını korumak, onu temsil etmek ve menfaatlerini gözetmekle görevlidir. Vasi atanırken, kural olarak kısıtlının eşi, çocukları veya yakın hısımları gibi kişilere öncelik tanınır; ancak vesayet makamı, kısıtlının menfaatini esas alarak uygun bir kişiyi seçer. Vasi, önemli işlemlerde vesayet makamının (bazı hâllerde ayrıca denetim makamının) iznini almak zorundadır. Bu izin sistemi, kısıtlının haklarının korunması için ek bir güvence oluşturur.
Kısıtlılık Kalıcı mıdır?
Kısıtlılık, sebebine bağlı olarak kalıcı olmayabilir. Kısıtlamaya yol açan sebep ortadan kalkarsa (örneğin akıl sağlığının yerine gelmesi, bağımlılığın tedavisi ya da özgürlüğü bağlayıcı cezanın infazının tamamlanması), kısıtlılık kararının kaldırılması istenebilir. Bu talep, yetkili vesayet makamına yapılır ve gerekli inceleme (örneğin sağlık raporu) sonucunda mahkeme kısıtlılığı kaldırabilir. Özgürlüğü bağlayıcı ceza sebebiyle kısıtlanan kişi üzerindeki vesayet ise ayrıca karar alınmasına gerek olmaksızın, hapis hâlinin hukuka uygun bir şekilde sona ermesiyle kendiliğinden ortadan kalkar (TMK m.471). Bu nedenle kısıtlılık her zaman süresiz bir durum değildir; koşullar değiştiğinde gözden geçirilebilir.
İlgili Rehberler
- 📘 Aile ve Boşanma Hukuku Rehberi
- Vasi Atanması (Kısıtlama) Talebi Dilekçesi Örneği (2026) — TMK 405
- Vesayet ve Kayyım Atanması: Şartları ve Süreci
- Yaşlı veya Hasta Ebeveyn İçin Vasi Nasıl Atanır? (Kısıtlama Süreci)
- Yaşlı veya Alzheimer Hastası İçin Vasi Nasıl Atanır? (TMK 405)
- Kayyım ile Vasi Arasındaki Fark Nedir?
Karar Verilmeden Önce: Dinleme ve Rapor Güvencesi
Kısıtlama, kişinin fiil ehliyetine yapılan ağır bir müdahaledir; bu nedenle kanun iki güvence koymuştur:
- Dinlenme zorunluluğu. Bir kimse dinlenilmeden savurganlığı, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı, kötü yönetimi ya da kendi isteği sebebiyle kısıtlanamaz (TMK m.409).
- Resmî sağlık kurulu raporu. Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle kısıtlamaya ancak resmî sağlık kurulu raporu üzerine karar verilebilir. Hâkim, kurul raporunu göz önünde tutarak kısıtlanması istenen kişiyi dinleyebilir.
Bu güvencelere uyulmaması tek başına bozma sebebidir. Kısıtlı adayı dinlenmeden verilen kararlar, itiraz üzerine kaldırılmaktadır.
Yetki: vesayet işlerinde yetki, kısıtlanacak kişinin yerleşim yeri vesayet dairelerine aittir (TMK m.411). Görevli mahkeme vesayet makamı olan sulh hukuk mahkemesidir; işlemler denetim makamı olan asliye hukuk mahkemesinin gözetimindedir.
İlân ve İyiniyetli Üçüncü Kişiler
Kısıtlama kararı kesinleşince, kısıtlının yerleşim yeri ile nüfusa kayıtlı olduğu yerde ilân olunur (TMK m.410). İlânın işlevi yalnızca duyuru değildir; üçüncü kişilerin korunmasına ilişkin bir denge kurar:
Kısıtlama, iyiniyetli üçüncü kişileri ilândan önce etkilemez. Yani kısıtlama kararından haberi olmayan ve iyiniyetli olan kişi, ilân yapılmadan önce kısıtlıyla kurduğu ilişkide korunur. İlândan sonra ise iyiniyet iddiası dinlenmez.
Bu kural pratikte ticari ilişkiler bakımından önemlidir: bir kısıtlıyla sözleşme yapan tacir, ilândan önceki dönemde iyiniyetliyse hakları korunur.
Kısıtlama Fiil Ehliyetini Tümüyle Ortadan Kaldırır mı?
Hayır — ayırt etme gücünün varlığına göre iki farklı sonuç doğar. Bu ayrım, kısıtlının yaptığı işlemlerin geçerliliği bakımından belirleyicidir:
| Durum | Sonuç |
|---|---|
| Ayırt etme gücü bulunmayan kısıtlı | Fiilleri kural olarak hukukî sonuç doğurmaz (TMK m.15) |
| Ayırt etme gücüne sahip kısıtlı | Yasal temsilcisinin rızası olmadıkça kendi işlemleriyle borç altına giremez (TMK m.16) |
| Karşılıksız kazanma (bağış kabulü gibi) | Rıza gerekmez — kısıtlı tek başına yapabilir |
| Kişiye sıkı sıkıya bağlı hakların kullanılması | Rıza gerekmez |
| Haksız fiil | Ayırt etme gücüne sahip kısıtlılar haksız fiillerinden sorumludur |
Bu nedenle “kısıtlı hiçbir şey yapamaz” yaygın kanısı yanlıştır. Ayırt etme gücüne sahip bir kısıtlı, kendisine yük getirmeyen işlemleri tek başına yapabilir; sorumluluğu ise ortadan kalkmaz.
Kısıtlama Yerine Daha Hafif Yol: Yasal Danışman (TMK m.429)
Ailelerin çoğu tek seçeneğin kısıtlama olduğunu düşünür. Oysa kanun, kısıtlanması için yeterli sebep bulunmamakla beraber korunması bakımından fiil ehliyetinin sınırlanması gerekli görülen ergin bir kişiye yasal danışman atanmasını öngörür. Bu, çok daha ölçülü bir korumadır.
Yasal danışman atanan kişinin fiil ehliyeti tamdır; yalnızca kanunda sayılan işlemler için danışmanın olumlu görüşü gerekir:
| # | Görüş alınması gereken işler (TMK m.429/1) |
|---|---|
| 1 | Dava açma ve sulh olma |
| 2 | Taşınmazların alımı, satımı, rehnedilmesi ve bunlar üzerinde başka bir aynî hak kurulması |
| 3 | Kıymetli evrakın alımı, satımı ve rehnedilmesi |
| 4 | Olağan yönetim sınırları dışında kalan yapı işleri |
| 5 | Ödünç verme ve alma |
| 6 | Ana parayı alma |
| 7 | Bağışlama |
| 8 | Kambiyo taahhüdü altına girme |
| 9 | Kefil olma |
Maddenin ikinci fıkrası ayrı bir imkân daha tanır: aynı koşullar altında kişinin malvarlığını yönetme yetkisi, gelirlerinde dilediği gibi tasarruf hakkı saklı kalmak üzere kaldırılabilir. Böylece kişi maaşını veya kira gelirini serbestçe kullanmayı sürdürürken, ana malvarlığı korunmuş olur.
Yasal danışmanın olumlu görüşü alınmadan yapılan işlemler geçersiz sayılmaz; tek taraflı bağlamazlık yaptırımına tabidir. Yani işlem kısıtlıyı bağlamaz, karşı tarafı bağlar.
Kayyımlık ile arasındaki farkı kayyım ile vasi arasındaki fark yazımızda karşılaştırdık.
Vesayet Organları ve İki Kademeli Yapı — TMK m.396-397
Kısıtlama kararı verildikten sonra süreç tek bir mahkemede yürümez. Kanun, vesayet işlerini iki kademeli bir yapıya bağlamıştır ve bu yapı bilinmeden izin süreçleri doğru yürütülemez.
TMK m.396’ya göre vesayet organları, vesayet daireleri ile vasi ve kayyımlardır.
TMK m.397 ise daireleri tanımlar: kamu vesayeti, vesayet makamı ve denetim makamından oluşan vesayet daireleri tarafından yürütülür. Vesayet makamı, sulh hukuk mahkemesi; denetim makamı, asliye hukuk mahkemesidir.
Bu ayrımın pratik karşılığı şudur: gündelik izin talepleri sulh hukuk mahkemesine, kanunun daha ağır saydığı bazı işlemler için gereken ikinci izin ise asliye hukuk mahkemesine yöneltilir.
Yetki bakımından kural, vesayet altına alınacak kişinin yerleşim yerindeki vesayet daireleridir. Yerleşim yerinin değişmesi hâlinde yetki yeni vesayet dairelerine geçer ve kısıtlama yeni yerleşim yerinde ilân olunur. Özgürlüğü bağlayıcı ceza sebebiyle kısıtlamada ise yetkili mahkemenin tespitinde, kişinin hükümlü olmadan önceki son yerleşim yeri esas alınmaktadır.
| Organ | Karşılığı |
|---|---|
| Vesayet makamı | Sulh hukuk mahkemesi |
| Denetim makamı | Asliye hukuk mahkemesi |
| Diğer organlar | Vasi ve kayyımlar |
| Yetki | Kişinin yerleşim yeri |
| Yerleşim yeri değişirse | Yetki yeni dairelere geçer |
Vasi Her İşlemi Tek Başına Yapamaz — TMK m.462
Kısıtlama kararının en somut sonucu, malvarlığına ilişkin işlemlerin izne bağlanmasıdır. TMK m.462, vesayet makamının izni gereken hâlleri sayar.
Maddede sayılan başlıca kalemler şunlardır: taşınmazların alımı, satımı, rehnedilmesi ve bunlar üzerinde başka bir aynî hak kurulması; olağan yönetim ve işletme ihtiyaçları dışında kalan taşınır veya diğer hak ve değerlerin alımı, satımı, devri ve rehnedilmesi; olağan yönetim sınırlarını aşan yapı işleri; bir yıl veya daha uzun süreli ürün ve üç yıl veya daha uzun süreli taşınmaz kirası sözleşmeleri yapılması; vesayet altındaki kişinin bir sanat veya meslekle uğraşması; acele hâllerde vasinin geçici önlemler alma yetkisi saklı kalmak üzere dava açma, sulh olma, tahkim ve konkordato yapılması; mal rejimi sözleşmeleri, mirasın paylaştırılması ve miras payının devri sözleşmeleri yapılması.
Listenin kapsamı dikkat çekicidir: yalnız malvarlığı işlemleri değil, dava açma ve meslek edinme gibi konular da izne bağlanmıştır. Yargıtay uygulamasında, vasinin kısıtlı adına açılmış davadan ya da kanun yolundan feragat edebilmesi için de m.462 uyarınca vesayet makamının izni aranmaktadır.
| İşlem | İzin |
|---|---|
| Taşınmaz alım, satım, rehin | Gerekli |
| Olağan yönetim dışı taşınır işlemleri | Gerekli |
| Kira: ürün 1 yıl+, taşınmaz 3 yıl+ | Gerekli |
| Sanat veya meslekle uğraşma | Gerekli |
| Dava açma, sulh, tahkim, konkordato | Gerekli (acele önlemler hariç) |
| Mal rejimi ve miras sözleşmeleri | Gerekli |
İkinci İzin ve İzinsiz İşlemin Akıbeti — TMK m.463
Bazı işlemler için tek izin yetmez. TMK m.463, vesayet makamının izninden sonra denetim makamının da izninin gerekli olduğu hâlleri düzenler; madde bunları yedi kalem hâlinde sayar.
Bu kalemler, kanun koyucunun daha önemli saydığı işlemlerdir. Listenin başında vesayet altındaki kişinin evlât edinmesi veya evlât edinilmesi gelir. Kişinin hukukî durumunu köklü biçimde değiştiren bu tür işlemler, iki kademeli denetime tâbi tutulmuştur.
Peki izin alınmazsa ne olur? Kanunun gerektirdiği durumlarda vasinin yetkili vesayet dairelerinden izin almadan yaptığı işlemler, vesayet altındaki kişinin vasinin iznini almadan yaptığı işlem hükmündedir. Yani işlem baştan geçersiz değil, askıdadır: vesayet daireleri tarafından sonradan onaylandığı takdirde hukukî geçerlilik kazanır.
Bunun üçüncü kişiler bakımından sonucu şudur: vesayet altındaki kişiyle işlem yapan taraf, gerekli iznin alınıp alınmadığını işlem öncesinde araştırmalıdır. Aksi hâlde işlem, onay verilinceye kadar belirsiz durumda kalır.
| Konu | Kural |
|---|---|
| İkinci izin | Vesayet makamından sonra denetim makamı |
| Kalem sayısı | Yedi |
| Örnek | Evlât edinme veya evlât edinilme |
| İzinsiz işlem | Askıda; onayla geçerlilik kazanır |
Vasiye Karşı Şikayet ve Karara İtiraz
Kısıtlama kararı, vesayet altındaki kişiyi denetimsiz bırakmaz. Kanun iki ayrı denetim yolu öngörmüştür ve bunlar farklı mercilere yöneltilir.
Şikayet. Ayırt etme gücüne sahip olan vesayet altındaki kişi ve her ilgili, vasinin eylem ve işlemlerine karşı vesayet makamına şikayette bulunabilir. Şikayet hakkının yalnız vesayet altındaki kişiye değil, her ilgiliye tanınmış olması önemlidir: yakınlar da harekete geçebilir.
İtiraz. Vesayet makamının aldığı kararlara karşı, tebliğ tarihinden itibaren on gün içinde denetim makamına itiraz edilebilir. Burada süre kısadır; kararın tebliğinden itibaren işlemeye başlar.
Ayrıca vesayet makamı, vasi tarafından sunulan rapor ve hesapları kabul veya reddeder; gerektiğinde vesayet altındaki kişinin menfaatini korumak amacıyla uygun önlemleri alır. Bu, vasinin yönetiminin sürekli bir denetime tâbi olduğunu gösterir.
Sorumluluk bakımından ise kanun bir özen ölçütü koymuştur: vesayet organları ve vesayet işleri ile görevlendirilmiş diğer kişiler, bu görevlerini yerine getirirken iyi bir yönetimin gerektirdiği özeni göstermekle yükümlüdürler.
| Yol | Merci | Süre |
|---|---|---|
| Şikayet (vasinin işlemine) | Vesayet makamı | — |
| İtiraz (vesayet makamı kararına) | Denetim makamı | 10 gün |
| Kim başvurabilir | Ayırt etme gücüne sahip kısıtlı ve her ilgili | |
| Vasinin yükümü | İyi bir yönetimin gerektirdiği özen | |
İzin Talebi Nasıl Yapılmalı?
Vasinin karşılaştığı en sık pratik sorun, izin talebinin nasıl kurulacağıdır. Yukarıdaki hükümler bir araya getirildiğinde izlenecek sıra netleşir.
Birinci adım — hangi maddeye girdiğini belirlemek. İşlem TMK m.462’de sayılan kalemlerden biriyse tek izin (sulh hukuk), m.463’te sayılanlardan biriyse iki izin (önce sulh hukuk, sonra asliye hukuk) gerekir. Bu tespit yanlış yapılırsa işlem eksik izinle kalır.
İkinci adım — talebin gerekçelendirilmesi. Dilekçede işlemin vesayet altındaki kişinin menfaatine olduğu somut biçimde gösterilmelidir. Taşınmaz satışında rayiç değer, bakım giderlerinin karşılanma ihtiyacı ya da malın korunmasının fiilen mümkün olmaması gibi olgular bu gerekçenin çekirdeğini oluşturur.
Üçüncü adım — belgelerin sunulması. Vasi atama kararı, güncel tapu ve kayıt örnekleri, değer tespitine esas belgeler ve varsa sağlık raporları dosyaya eklenmelidir.
Dördüncü adım — izin alınmadan işlem yapılmaması. İzinsiz işlem askıda kalacağından, taşınmaz devri gibi geri dönüşü zor işlemlerde izin kararı kesinleşmeden adım atılmamalıdır. Sonradan onay alınabilse dahi, arada geçen sürede üçüncü kişiler bakımından belirsizlik doğar.
Talep reddedilirse yol kapanmaz: vesayet makamının kararına karşı tebliğden itibaren on gün içinde denetim makamına itiraz edilebilir.
| Adım | İşlem |
|---|---|
| 1 | m.462 mi m.463 mü tespiti |
| 2 | İşlemin kısıtlının menfaatine olduğunun gösterilmesi |
| 3 | Vasi kararı, kayıt örnekleri, değer belgeleri |
| 4 | İzin kesinleşmeden işlem yapılmaması |
| Ret hâlinde | Denetim makamına 10 gün içinde itiraz |
Vasinin yetki sınırları için vasinin yetkileri yazımıza, sürecin sona ermesi için vesayetin kaldırılması yazımıza, kurumlar arasındaki fark için kayyım ile vasi farkı yazımıza bakabilirsiniz.
Sıkça Sorulan Sorular
Kısıtlılık (hacir) ne demektir?
Ergin bir kişinin, kanunda sayılan bir sebeple fiil ehliyetinin mahkeme kararıyla kaldırılması veya sınırlanmasıdır. Kısıtlanana vasi atanır ve kişi belirli işlemleri tek başına yapamaz. Amaç, kişiyi ve bazı hâllerde çevresini korumaktır.
Kısıtlama sebepleri nelerdir?
TMK 405-408’de sınırlı sayıda sayılır: akıl hastalığı veya akıl zayıflığı (m.405); savurganlık, alkol/uyuşturucu bağımlılığı, kötü yaşam tarzı veya kötü yönetim (m.406); bir yıl+ özgürlüğü bağlayıcı ceza (m.407); kişinin kendi isteği — yaşlılık, engellilik, deneyimsizlik, ağır hastalık (m.408).
Akıl hastalığında kısıtlama için ne gerekir?
TMK m.405 uyarınca, akıl hastalığı/zayıflığı sebebiyle kısıtlama kararı verilebilmesi için kural olarak resmî sağlık kurulu raporu alınması zorunludur. Rapor, kişinin durumunu ve kısıtlama gereğini ortaya koyar.
Cezaevindeki kişi kısıtlanır mı?
Evet. TMK m.407’ye göre bir yıl veya daha uzun süreli özgürlüğü bağlayıcı cezaya mahkûm olan her ergin kısıtlanır. Böylece hükümlünün mali ve hukuki işleri bir vasi aracılığıyla yürütülür.
Kişi kendi isteğiyle kısıtlanmasını isteyebilir mi?
Evet. TMK m.408 uyarınca yaşlılık, engellilik, deneyimsizlik veya ağır hastalık sebebiyle işlerini gerektiği gibi yönetemediğini kanıtlayan ergin, kendi menfaatini korumak için kısıtlanmasını talep edebilir.
Kısıtlama kararını hangi mahkeme verir?
Vesayet makamı olan sulh hukuk mahkemesi verir. Mahkeme sebebe göre sağlık kurulu raporu alır veya kişiyi dinler; kısıtlama kararı verilirse vasi atanır. Süreç, denetim makamı olan asliye hukuk mahkemesinin gözetimindedir.
Vesayet ve kısıtlama süreçlerinde yanınızdayız
Hukukçular Evi Ankara — durumunuzu birlikte değerlendirelim.
Cezaevine giren yakınım otomatik olarak kısıtlanır mı?
Hayır. Bu kural 12 Mart 2024’te değişmiştir. Eski TMK m.407’de bir yıl ve üzeri cezaya mahkûm olan her ergin zorunlu olarak kısıtlanıyordu; bu hüküm yürürlükten kalkmıştır. Yürürlükteki düzenlemede kesinleşmiş hapis cezasının infazı için cezaevinde bulunan kişi kural olarak kendi isteği üzerine kısıtlanır veya kendisine kayyım atanır. İstek olmadan kısıtlama ancak toplam beş yıl veya daha fazla kesinleşmiş cezada ve korunma gerekli görülürse mümkündür.
Kısıtlanacak kişi mahkemede dinlenmek zorunda mı?
Sebebe göre değişir. TMK m.409 uyarınca bir kimse dinlenilmeden savurganlığı, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı, kötü yönetimi ya da kendi isteği sebebiyle kısıtlanamaz. Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle kısıtlamaya ise ancak resmî sağlık kurulu raporu üzerine karar verilir; hâkim raporu göz önünde tutarak kişiyi dinleyebilir.
Kısıtlama yerine daha hafif bir yol var mı?
Vardır. Kısıtlanması için yeterli sebep bulunmamakla beraber korunması gereken kişiye, TMK m.429 uyarınca yasal danışman atanabilir. Bu kişinin fiil ehliyeti tam kalır; yalnızca dava açma, taşınmaz alım satımı, kefil olma, bağışlama gibi kanunda sayılan dokuz işlem için danışmanın olumlu görüşü aranır. Ayrıca malvarlığını yönetme yetkisi, gelirlerinde dilediği gibi tasarruf hakkı saklı kalmak üzere kaldırılabilir.
Kısıtlı kişi hiçbir hukuki işlem yapamaz mı?
Bu yaygın kanı yanlıştır. Ayırt etme gücüne sahip kısıtlılar, yasal temsilcilerinin rızası olmadıkça kendi işlemleriyle borç altına giremezler; ancak karşılıksız kazanmada ve kişiye sıkı sıkıya bağlı hakları kullanmada bu rıza gerekmez (TMK m.16). Ayrıca ayırt etme gücüne sahip kısıtlılar haksız fiillerinden sorumludur.
Kısıtlama kararı ilân edilmezse geçersiz mi olur?
Karar geçersiz olmaz; ilânın işlevi üçüncü kişileri korumaktır. TMK m.410 uyarınca kısıtlama kararı kesinleşince kısıtlının yerleşim yeri ile nüfusa kayıtlı olduğu yerde ilân olunur. Kısıtlama, iyiniyetli üçüncü kişileri ilândan önce etkilemez; yani ilândan önce kısıtlıyla ilişki kuran iyiniyetli kişi korunur.
📞 Hemen Arayın 💬 WhatsApp📚 İlgili Rehberler
- Aile ve Boşanma Hukuku Rehberi (Ana Rehber)
- Cezaevindeki Eşin Mali İşleri: Vekalet/Vasi
- Vasilik Ne Zaman Sona Erer? Vesayetin Kaldırılması (TMK)
- Hükümlüye Vasi Tayini Ne Kadar Sürer? Süreç ve Belgeler
- Yaşlı veya Hasta Ebeveyn İçin Vasi Nasıl Atanır? (Kısıtlama Süreci)
- Yaşlı veya Alzheimer Hastası İçin Vasi Nasıl Atanır? (TMK 405)
- Vesayet ve Kayyım Atanması: Şartları ve Süreci
Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; her dosyanın kendine özgü koşulları bulunduğundan, somut durumunuza ilişkin değerlendirme için güncel mevzuat ve uzman hukuki görüş esas alınmalıdır.
⚖️ Mevzuat ve Resmî Kaynaklar
- 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu — mevzuat.gov.tr
Bu sayfada anılan kanun maddelerinin güncel metnine ve içtihatlara yukarıdaki resmî kaynaklardan ulaşabilirsiniz. Mevzuat değişebildiğinden, işlem yapmadan önce güncel hâlin teyit edilmesi önerilir.


