Kefil Oldum, Şimdi Bana Takip Geldi: Haklarım ve Savunma Yolları
08 Ağustos 2026

Kefil Oldum, Şimdi Bana Takip Geldi: Haklarım ve Savunma Yolları

Bir yakınınıza ya da çalıştığınız şirkete kefil oldunuz. Aradan zaman geçti, konuyu unuttunuz. Sonra bir gün adınıza ödeme emri geliyor: asıl borçlu ödememiş, alacaklı size dönmüş.

Bu noktada en sık yapılan hata, kefaletin varlığını sorgusuz kabul edip doğrudan borç pazarlığına girmektir. Oysa 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu kefaleti çok sıkı şekil şartlarına bağlamıştır ve uygulamada kefalet sözleşmelerinin önemli bir kısmı bu şartları taşımaz. Savunmaya, borçtan değil kefaletin geçerliliğinden başlamak gerekir.

İlk kontrol: kefalet geçerli mi?

TBK 583’e göre kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz.

Şekil şartı bununla bitmez. Kefil; sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini sözleşmede kendi el yazısıyla belirtmelidir.

Bu üç unsurun el yazısıyla yazılmış olması bir geçerlilik şartıdır; matbu olarak basılmış ve yalnızca altı imzalanmış bir kefalet metni bu şartı karşılamaz. Yargı kararlarında, kefalete ilişkin yazıların kefilin eli ürünü olmadığının bilirkişi incelemesiyle tespit edildiği ve kefaletin geçersiz sayıldığı görülmektedir.

Sözleşmede sonradan yapılan ve kefilin sorumluluğunu artıran değişiklikler de, kefalet için öngörülen şekle uyulmadıkça hüküm doğurmaz. Yani sizin bilginiz dışında yükseltilen bir limit sizi bağlamaz.

Kefil sıfatıyla ödeme emri mi aldınız?

Av. Fatma Öztürk — Hukukçular Evi Ankara

📞 Hemen Arayın💬 WhatsApp📋 Ön Değerlendirme

İkinci kontrol: eşin rızası alınmış mı?

6098 sayılı Kanunla getirilen ve önceki Borçlar Kanunu’nda bulunmayan bir koruma daha vardır: eşin rızası.

Bu düzenleme emredici niteliktedir. Eşlerin bu şarttan feragat etmesi mümkün olmadığı gibi, aralarında seçilmiş mal rejiminin niteliğine de bakılmaz.

Uygulamada bu eksiklik, özellikle eski tarihli kredi ve kira sözleşmelerinde sık karşılaşılan bir geçersizlik sebebidir. Kefalet belgenizi incelerken bakılacak ikinci nokta budur.

Üçüncü kontrol: kefaletin türü ne?

Kefaletin geçerli olduğu sonucuna varılırsa, bu kez türü belirlenir. Türk hukukunda iki temel tür vardır ve savunma imkânlarınız buna göre kökten değişir.

Adi kefalet (TBK 585): Alacaklı, borçluya başvurmadıkça kefili takip edemez. Kefilin elinde iki savunma vardır: tartışma def’i (peşin dava def’i) ve rehnin paraya çevrilmesi def’i. Tartışma def’i, alacaklının asıl borçluya başvurmadan kefile karşı takip yapmasını engeller.

Müteselsil kefalet (TBK 586): Kefil, müteselsil kefil sıfatıyla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girmeyi kabul etmişse alacaklı, borçluyu takip etmeden veya taşınmaz rehnini paraya çevirmeden kefili takip edebilir. Müteselsil kefil, adi kefilin savunmalarının çoğundan mahrumdur.

Kritik bir yorum kuralı vardır: kefalet sözleşmesinde kefile başvurulmadan önce esas borçlunun takip edilmesi gerektiğinin kararlaştırılmış olması, zorunlu olarak adi kefaletin varlığını kabule götürür. Sözleşmenizde böyle bir kayıt varsa, başlığında ne yazarsa yazsın adi kefalet hükümleri uygulanır.

Adi kefilseniz: doğrudan takip hangi hâllerde mümkün?

Adi kefalette alacaklının doğrudan doğruya kefile başvurabileceği hâller kanunda sayılmıştır:

  • Borçlu aleyhine yapılan takibin sonucunda kesin aciz belgesi alınması,
  • Borçlu aleyhine Türkiye’de takibatın imkânsız hâle gelmesi veya önemli ölçüde güçleşmesi,
  • Borçlunun iflasına karar verilmesi,
  • Borçluya konkordato mühleti verilmiş olması.

Bu hâllerden biri gerçekleşmeden size yöneltilen takipte tartışma def’i ileri sürülebilir. Yargı kararlarında da, adi kefalette kefil hakkında takip başlatılabilmesi için önce asıl borçluya başvuru yapılması, yapılan başvurunun semeresiz kalması hâlinde kefile başvurulabileceği kabul edilmektedir.

Müteselsil kefilseniz: sınırsız değil

Müteselsil kefalet, alacaklıya geniş bir imkân tanır; ancak bu imkân koşulsuz değildir. Yargı uygulamasında, müteselsil kefile başvurulabilmesi için borçlunun ifada gecikmesi ve ihtarın sonuçsuz kalması veya borçlunun açıkça ödeme güçsüzlüğü içinde olması aranmaktadır.

Dolayısıyla asıl borçluya hiç ihtar çekilmeden, borçlu ödemede gecikmemişken doğrudan kefile yöneltilen bir takibe karşı bu yönde itiraz ileri sürülebilir.

Bir başka sınır, rehinle ilgilidir. Asıl borçlu yönünden gönderilen ihtarın sonuçsuz kalması durumunda rehin paraya çevrilmeden kefil takip edilebilir; ancak dosyadaki rehinlerin kefaletin kapsamına girip girmediği ayrıca değerlendirilmelidir.

Kefaletinizin geçerliliğini incelettirmek ister misiniz?

Av. Fatma Öztürk — Hukukçular Evi Ankara

📞 Hemen Arayın💬 WhatsApp📋 Ön Değerlendirme

Birden fazla kefil varsa: bölme def’i

Aynı borca birden çok kişi kefil olmuşsa durum ayrıca düzenlenmiştir. TBK 587’ye göre birden çok kişi aynı borca birlikte kefil oldukları takdirde, her biri kendi payı için adi kefil gibi, diğerlerinin payı için de kefile kefil gibi sorumlu olur.

Maddenin ikinci fıkrası müteselsil birlikte kefalet bakımından önemli bir yenilik getirmiştir: alacaklının tüm müteselsil kefillere karşı aynı anda takibe geçmesi zorunluluğu öngörülmüş ve alacaklı bu zorunluluğa uymayıp müteselsil birlikte kefillerden yalnızca birine takip yaparsa, o kefile bölme def’i hakkı tanınmıştır.

Pratik sonucu şudur: dört kefilden yalnızca size takip yöneltilmişse, borcun tamamından değil kendi payınızdan sorumlu tutulmanızı talep edebilirsiniz. Kefalet belgesinde kaç kişinin kefil olduğu, bu nedenle mutlaka kontrol edilmelidir.

Ayrıca kefile kefil olan kişi, kefil ile birlikte adi kefil gibi sorumludur. Yani zincirin ikinci halkasındaki kişinin konumu daha korunaklıdır.

Yedi gün: itirazın kapsamını doğru kurun

Ödeme emrine itiraz süresi yedi gündür ve bu süre kefil bakımından da aynıdır. Süresinde yapılan itiraz üzerine takip durur.

İtirazın kapsamını belirlerken şu ayrımları yapmak gerekir:

  1. Kefaletin geçersizliği. Şekil şartlarının veya eşin rızasının bulunmaması, borcun kendisine değil kefalet ilişkisine yönelik bir itirazdır.
  2. Kefaletin türü. Adi kefil olduğunuzu ve tartışma def’i şartlarının gerçekleşmediğini ileri sürebilirsiniz.
  3. Azamî miktarın aşılması. El yazısıyla yazdığınız tutarı aşan kısım bakımından sorumluluğunuz doğmaz.
  4. Asıl borca ilişkin itirazlar. Kefalet fer’i nitelikte olduğundan, asıl borç sona ermişse veya hiç doğmamışsa kefilin sorumluluğu da doğmaz.
  5. Bölme def’i. Birden fazla müteselsil kefil varsa ve hepsine aynı anda takip yöneltilmemişse.

Bu itirazların bir kısmı borca, bir kısmı imzaya, bir kısmı ise takibin yöneltilebilirliğine ilişkindir. Hangi başlık altında ileri sürüleceği sonucu etkilediğinden, itiraz dilekçesinin kapsamı dikkatle kurulmalıdır.

Ödemek zorunda kalırsanız

İtiraz yolları tükenir ve kefil sıfatıyla ödeme yaparsanız, ödediğiniz tutar bakımından asıl borçluya karşı rücu hakkınız doğar. Bu hak, alacaklının haklarına halef olmak biçiminde işler.

Rücu hakkının etkin kullanılabilmesi için ödemenin belgelenmesi gerekir. İcra dosyasına yapılan ödemeler bakımından dosya kaydı yeterlidir; alacaklıya doğrudan yapılan ödemelerde ise ödeme belgesinin ve kefil sıfatıyla ödendiğini gösteren kaydın bulunması önemlidir.

Ayrıca asıl borçlunun ödeme gücü kalmamışsa, rücu hakkı kâğıt üzerinde kalabilir. Bu nedenle kefalet ilişkisinde asıl güvence, ödeme sonrası rücu değil kefalet öncesi incelemedir.

Kefalet belgenizi incelerken bakılacaklar

  1. Yazılı mı? Sözlü kefalet geçersizdir.
  2. Azamî miktar yazılı mı, el yazınızla mı?
  3. Kefalet tarihi yazılı mı, el yazınızla mı?
  4. Müteselsil kefalet ibaresi el yazınızla mı? Yoksa adi kefalet hükümleri tartışılabilir.
  5. Eşin rızası alınmış mı?
  6. Sonradan yapılmış bir değişiklik var mı? Sorumluluğu artıran değişiklikler şekle uyulmadıkça hüküm doğurmaz.
  7. Kaç kefil var ve hepsine takip yöneltilmiş mi?
  8. Asıl borçluya başvurulmuş mu? Adi kefalette bu bir ön şarttır.

Bu sekiz maddenin herhangi birinde eksiklik varsa, savunmanız borcun miktarı üzerinden değil kefaletin geçerliliği üzerinden kurulmalıdır. Kefalet hukukunda en güçlü savunma, çoğu zaman en baştaki şekil şartlarında saklıdır.

Sıkça Sorulan Sorular

Kefalet sözleşmesi hangi şartlarda geçerlidir?

TBK 583’e göre yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefil, azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda bu sıfatı kendi el yazısıyla belirtmelidir.

Matbu bir kefalet metnini imzaladım, geçerli mi?

Azamî miktar, kefalet tarihi ve müteselsil kefil ibaresinin kefilin kendi el yazısıyla yazılmış olması geçerlilik şartıdır. Yalnızca altı imzalanmış matbu metin bu şartı karşılamaz; yargı kararlarında bilirkişi incelemesiyle el yazısının kefile ait olmadığı tespit edilerek kefalet geçersiz sayılmıştır.

Eşimin rızası alınmadıysa ne olur?

6098 sayılı Kanunla getirilen eşin rızası şartı emredici niteliktedir. Eşlerin bu şarttan feragat etmesi mümkün değildir ve aralarındaki mal rejiminin niteliğine bakılmaz.

Adi kefil isem alacaklı doğrudan bana gelebilir mi?

Kural olarak gelemez. Doğrudan başvuru ancak borçlu aleyhine yapılan takip sonucunda kesin aciz belgesi alınması, Türkiye’de takibatın imkânsız hâle gelmesi veya önemli ölçüde güçleşmesi, borçlunun iflasına karar verilmesi ya da borçluya konkordato mühleti verilmesi hâllerinde mümkündür.

Müteselsil kefilim, hiçbir savunmam yok mu?

Vardır. Yargı uygulamasında müteselsil kefile başvurulabilmesi için borçlunun ifada gecikmesi ve ihtarın sonuçsuz kalması veya borçlunun açıkça ödeme güçsüzlüğü içinde olması aranmaktadır. Ayrıca kefaletin geçerliliğine ilişkin tüm itirazlar saklıdır.

Sözleşmede ‘önce borçluya başvurulur’ yazıyorsa ne olur?

Kefile başvurulmadan önce esas borçlunun takip edilmesi gerektiğinin kararlaştırılması, zorunlu olarak adi kefaletin varlığını kabule götürür. Sözleşmenin başlığında ne yazarsa yazsın adi kefalet hükümleri uygulanır.

Birden fazla kefil varken yalnızca bana takip geldi, ne yapabilirim?

TBK 587/2 uyarınca alacaklının tüm müteselsil kefillere karşı aynı anda takibe geçmesi zorunludur. Bu zorunluluğa uyulmayıp yalnızca bir kefile takip yapılmışsa o kefile bölme def’i hakkı tanınmıştır.

Ödersem asıl borçludan geri alabilir miyim?

Kefil sıfatıyla yapılan ödeme bakımından asıl borçluya karşı rücu hakkı doğar. Ancak asıl borçlunun ödeme gücü kalmamışsa bu hak fiilen sonuçsuz kalabilir; bu nedenle esas güvence kefalet öncesi incelemedir.

Bu içerik İcra ve İflas Hukuku alanındadır. Tüm başlıklar için İcra ve İflas Hukuku Rehberi ve Hukuk Rehberleri sayfalarına bakabilirsiniz.

Post by Av. Fatma Öztürk