Çocuk Koruma Kanunu (5395 sk): Koruyucu ve Destekleyici Tedbirler, Çocuk Mahkemesi ve TCK m.31 Yaş Küçüklüğü (2026)
Türk hukukunda çocuğun korunması, hem özel bir kanunla hem de genel ceza mevzuatı içindeki özel hükümlerle sağlanan çok katmanlı bir sistemdir. Bu sistemin çekirdeğinde 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu yer alır. Kanun; korunma ihtiyacı olan ve suça sürüklenen çocukların korunmasına, haklarının ve esenliklerinin güvence altına alınmasına ilişkin usûl ve esasları düzenler. Çocuğa özgü koruyucu ve destekleyici tedbirler, çocuk hâkimi ve çocuk mahkemesinin görev alanı, soruşturmanın özel usulü, tutuklamanın istisnai niteliği ve kimliğin gizliliği gibi ilkeler bu Kanun’un yapı taşlarıdır. Ceza sorumluluğu bakımından tamamlayıcı çerçeveyi ise 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.31 (yaş küçüklüğü) oluşturur. Bu rehberde çocuk koruma kanunu 5395 mevzuatı; amaç ve temel ilkeler, m.5 koruyucu ve destekleyici tedbirler, çocuk hâkimi ile çocuk mahkemesinin görev ve yetkisi, TCK m.31 kapsamında yaş sınırları, soruşturma ve kovuşturma aşamalarına özgü güvenceler ile 7343 sayılı Kanun ile 5395’e eklenen çocuk teslimi ve çocukla kişisel ilişki kurulması hükümleri (m.41 ve devamı — icra dairelerinden Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Müdürlüklerine devir) çerçevesinde sistematik olarak ele alınmaktadır.
Avukatla Görüşün: 0554 648 37 15WhatsApp Danışma
5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu — Amaç, Kapsam ve Temel İlkeler (m.1 – m.4)
5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu, 3 Temmuz 2005 tarihinde kabul edilmiş, 15 Temmuz 2005 tarihli ve 25876 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Kanun m.1 amacı açık biçimde belirler: “Bu Kanunun amacı, korunma ihtiyacı olan veya suça sürüklenen çocukların korunmasına, haklarının ve esenliklerinin güvence altına alınmasına ilişkin usûl ve esasları düzenlemektir.” Bu düzenleme; çocuğun yalnızca ceza yargılaması bakımından değil, yaşama ve gelişme koşulları bakımından da bir bütün olarak korunmasını temel alan bir yaklaşımı yansıtır. Kanun; hem korunma ihtiyacı olan (fiziksel, ruhsal, ahlâki veya sosyal bakımdan tehlikeye maruz kalan, bakım ve gözetim ihtiyacında bulunan) çocuklar hem de suça sürüklenen (kanunlarda suç olarak tanımlanan bir fiili işlediği iddiası ile hakkında soruşturma veya kovuşturma yapılan ya da işlediği fiilden dolayı hakkında güvenlik tedbirine karar verilen) çocuklar bakımından uygulanır.
Kanun m.3’te yer alan tanımlar sistematik yapının anahtarıdır. Buna göre çocuk; daha erken yaşta ergin olsa bile, on sekiz yaşını doldurmamış kişidir. Bu tanım, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.6/1-b ile de birebir örtüşür ve iç hukukta çocuk kavramının yaş sınırını Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme m.1 ile uyumlu biçimde konumlandırır. Korunma ihtiyacı olan çocuk; bedensel, zihinsel, ahlâki, sosyal ve duygusal gelişimi ile kişisel güvenliği tehlikede olan, ihmal veya istismar edilen ya da suç mağduru çocuktur. Suça sürüklenen çocuk; kanunlarda suç olarak tanımlanan bir fiili işlediği iddiası ile hakkında soruşturma veya kovuşturma yapılan ya da işlediği fiilden dolayı hakkında güvenlik tedbirine karar verilen çocuktur. Bu ikili ayrım hem yetki hem de uygulama bakımından belirleyicidir: korunma ihtiyacı olan çocuklar bakımından çocuk hâkimi, suça sürüklenen çocuklar bakımından çocuk mahkemesi ve çocuk ağır ceza mahkemesi öne çıkar.
Kanun m.4, uygulamada göz önünde tutulması gereken temel ilkeleri düzenler. Bu ilkeler arasında çocuğun yaşama, gelişme, korunma ve katılım haklarının güvence altına alınması; çocuğun yarar ve esenliğinin gözetilmesi; ayrım gözetmeme; çocuk ile ana babasının veya ailesinin karar süreçlerine katılımlarının sağlanması; kararların insan haysiyetiyle bağdaşır biçimde ve çocuğun yaşına, gelişimine, kültürel ve dil özelliklerine uygun olarak alınması; sosyal ve psikolojik desteğin sağlanması; kişisel verilerin gizli tutulması yer alır. Temel ilkeler yalnızca yargı makamı bakımından değil; sosyal çalışma görevlileri, kolluk personeli, sağlık çalışanları, öğretmenler ve tedbir uygulayan tüm kurum ve kuruluşlar bakımından da bağlayıcı ölçütlerdir. Anayasa m.41’in “her çocuk, korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir” hükmü ile Anayasa m.90/5 çerçevesinde iç hukuk kuralı gücündeki BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşme m.3’te ifadesini bulan “çocuğun yüksek yararı” ilkesi, Kanun m.4 uygulamasının anayasal ve uluslararası hukuki dayanağını oluşturur.
Koruyucu ve Destekleyici Tedbirler — 5395 sk m.5
5395 sayılı Kanun m.5, çocuk hakkında hükmedilebilecek koruyucu ve destekleyici tedbirleri beş ana başlıkta düzenler. Kanun m.5/1’in giriş fıkrası, tedbirlerin amacını ortaya koyar: koruyucu ve destekleyici tedbirler, çocuğun öncelikle kendi aile ortamında korunmasını sağlamaya yönelik danışmanlık, eğitim, bakım, sağlık ve barınma konularında alınacak tedbirlerdir. Bu tanım, çocuğu ailesinden koparmayı değil, ailenin işlevini yeniden güçlendirmeyi hedefleyen bir müdahale mantığını yansıtır. Tedbirler tek başına ya da birlikte, çocuğun somut ihtiyaçlarına göre hükmedilebilir; süresi, kapsamı ve şekli çocuk hâkimi tarafından belirlenir.
Danışmanlık tedbiri; çocuğun bakımından sorumlu olan kimselere çocuk yetiştirme konusunda; çocuklara da eğitim ve gelişimleri ile ilgili sorunlarının çözümünde yol göstermeye yönelik tedbirdir. Aile içi iletişim, ergenlik dönemi problemleri, çocuğun okul performansı, sosyal uyum sorunları ve ebeveynlik becerileri bu tedbirin başlıca konularıdır. Uygulama; Milli Eğitim Bakanlığı rehberlik ve psikolojik danışmanlık birimleri ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ilgili birimleri aracılığıyla yürütülür. Danışmanlık tedbiri, çocuğu aileden koparmayan en hafif müdahale biçimlerinden biridir; bu nedenle uygulamada sıklıkla ilk basamak tedbir olarak öngörülür.
Eğitim tedbiri; çocuğun bir eğitim kurumuna gündüzlü veya yatılı olarak devamına; iş ve meslek edinmesi amacıyla bir meslek veya sanat edinme kursuna gitmesine; meslek sahibi bir ustanın yanına ya da kamuya veya özel sektöre ait iş yerlerine yerleştirilmesine yönelik tedbirdir. Örgün eğitimden kopmuş, okula devam etmeyen ya da çıraklık ve meslek eğitimine yönlendirilmesi gereken çocuklar bu tedbir kapsamında değerlendirilir. Milli Eğitim Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, eğitim tedbirinin uygulanmasında görevlendirilen ana kurumlardır. Bakım tedbiri; çocuğun bakımından sorumlu olan kimsenin herhangi bir nedenle görevini yerine getirememesi hâlinde, çocuğun resmî veya özel bakım yurdu ya da koruyucu aile hizmetlerinden yararlandırılması veya bu kurumlara yerleştirilmesine yönelik tedbirdir. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü bu tedbirin uygulanmasında merkezî konumdadır. Bakım tedbiri, çocuğu aileden fiilen ayıran bir müdahale biçimi olduğundan orantılılık ilkesi çerçevesinde uygulanır; ailede bakımın sürdürülmesi mümkün ise daha hafif tedbirler tercih edilir.
Sağlık tedbiri; çocuğun fiziksel ve ruhsal sağlığının korunması ve tedavisi için gerekli geçici veya sürekli tıbbî bakım ve rehabilitasyonuna, bağımlılık yapan maddeleri kullananların tedavilerinin yapılmasına yönelik tedbirdir. Sağlık Bakanlığı bu tedbirin uygulanmasında görevli kurumdur. Bağımlılık, ruhsal bozukluk, kronik hastalık ve rehabilitasyon ihtiyacı bulunan çocuklar bu tedbir kapsamında ele alınır. Barınma tedbiri; barınma yeri olmayan çocuklu kimselere veya hayatı tehlikede olan hamile kadınlara uygun barınma yeri sağlamaya yönelik tedbirdir. Bu tedbir 6284 sayılı Kanun kapsamındaki koruyucu tedbirlerle birlikte uygulanabilir; şiddet mağduru veya evsiz çocuklu bireylerin acil ihtiyaçlarını karşılamayı hedefler.
Kanun m.5/2, tedbirlerin uygulanması sırasında çocuğun yararının gözetileceği ve bu yararın belirlenmesinde gerektiğinde çocuğun görüşünün alınacağı, kararların hazırlanmasında ve uygulanmasında çocuğun katılım hakkının güvence altına alınacağını öngörür. Bu ilke, BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşme m.12 ile paraleldir. Kanun m.5/3, on iki yaşını bitirmiş çocuğun kendi hakkında alınacak kararlarda görüşünün alınacağı ilkesini pekiştirir. Tedbir kararının değiştirilmesi, kaldırılması veya süresinin uzatılması Kanun m.13 kapsamında yeniden değerlendirmeye tabidir; bu değerlendirme çocuk hâkimi tarafından yapılır ve karar hâkim tarafından her zaman gözden geçirilebilir.
Çocuk Hâkimi, Çocuk Mahkemesi ve Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi — m.7, m.25, m.26
5395 sayılı Kanun’un uygulamasında karar makamlarının doğru belirlenmesi kritik önem taşır. Kanun m.3’te çocuk hâkimi; hakkında kovuşturma başlatılmış olanlar hariç, suça sürüklenen çocuklarla korunma ihtiyacı olan çocuklar hakkında uygulanacak koruyucu ve destekleyici tedbir kararlarını veren çocuk mahkemesi hâkimi olarak tanımlanır. Kanun m.7/1, koruyucu ve destekleyici tedbir kararının çocuğun anası, babası, vasisi, bakım ve gözetiminden sorumlu kimse, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu (bugün Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü) ve Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya resen çocuk hâkimi tarafından alınabileceğini öngörür. Çocuk mahkemesi bulunmayan yerlerde, koruma ihtiyacı olan çocuklar bakımından koruyucu ve destekleyici tedbir kararı verme yetkisi 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun m.4 çerçevesinde aile mahkemesince kullanılır; aile mahkemesi de bulunmayan yerlerde asliye hukuk mahkemesi aile mahkemesi sıfatıyla görev yapar.
Kanun m.25/1, çocuk mahkemesinin kuruluşunu düzenler: çocuk mahkemesi, tek hâkimden oluşur ve bu mahkemeler her il merkezinde kurulur. Ayrıca, bölgelerin coğrafi durumları ve iş yoğunluğu göz önünde tutularak belirlenen ilçelerde Hâkimler ve Savcılar Kurulunun (HSK) olumlu görüşü alınarak Adalet Bakanlığınca kurulur. Çocuk mahkemesi asliye ceza mahkemesi ile sulh ceza hâkimliğinin görev alanına giren suçlar bakımından, suça sürüklenen çocuklar hakkında açılacak kovuşturmalar sonucunda yargılamayı yürütür. Kanun m.26 ise çocuk ağır ceza mahkemesinin kuruluşunu düzenler: çocuk ağır ceza mahkemeleri bir başkan ile yeteri kadar üyeden oluşur. Bu mahkemeler bölgelerin coğrafi durumları ve iş yoğunluğu göz önünde tutularak belirlenen yerlerde Hâkimler ve Savcılar Kurulunun olumlu görüşü alınarak Adalet Bakanlığınca kurulur. Çocuk ağır ceza mahkemesi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlar bakımından, suça sürüklenen çocuklara ait davalara bakar. Anayasa Mahkemesi’nin ve Yargıtay’ın yerleşik içtihadı, suç tarihinde on sekiz yaşından küçük olan sanıkların yargılanmasında çocuk mahkemesi ya da çocuk ağır ceza mahkemesinin görevli olduğunu ve bu görev kuralının kamu düzenine ilişkin olduğunu vurgulamaktadır.
Kanun m.28, yargılama usulüne ilişkin özel bir güvence getirir: çocuklar hakkındaki davalar kapalı duruşmada görülür ve karar da kapalı duruşmada açıklanır. Bu düzenleme, çocuğun ismini, kimliğini ve dosyaya yansıyan özel yaşam bilgilerini kamuoyundan korumaya yöneliktir. Ayrıca kural olarak çocuk yargılamasında Cumhuriyet savcısı ve müdafi bulundurulur; çocuğun müdafii kendisini seçmemişse ya da seçemiyorsa CMK m.150/2 uyarınca istem aranmaksızın müdafi görevlendirilir. Adalet Bakanlığı ile Türkiye Barolar Birliği koordinasyonu çerçevesinde çocuk müdafiliği listeleri hazırlanır; barolar tarafından yürütülen çocuk müdafiliği hizmeti, çocuğa sistematik hukuki destek sağlar. Bu düzenlemeler bir arada; çocuk yargılamasının yetişkin yargılamasından temelde ayrıştığı bir alan olduğunu ortaya koyar.
TCK m.31 Yaş Küçüklüğü — 12 / 12-15 / 15-18 Yaş Sınırları
5395 sayılı Kanun’un koruyucu ve destekleyici tedbir sistemini tamamlayan ceza sorumluluğu boyutu 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.31’de düzenlenir. Kanun; yaş küçüklüğünü kusur yeteneğinin bir ölçütü olarak ele alır ve üç kademeli bir yapı öngörür. Birinci kademe TCK m.31/1’de düzenlenir: “Fiili işlediği sırada on iki yaşını doldurmamış olan çocukların ceza sorumluluğu yoktur. Bu kişiler hakkında, ceza kovuşturması yapılamaz; ancak, çocuklara özgü güvenlik tedbirleri uygulanabilir.” Bu düzenleme; on iki yaş altındaki çocukların, işledikleri fiillerin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ile davranışlarını yönlendirme yeteneğinden mutlak olarak yoksun sayıldıklarını gösterir. On iki yaşını doldurmamış çocuklar hakkında kovuşturma açılamaz; ancak 5395 sayılı Kanun m.5’teki koruyucu ve destekleyici tedbirlere hükmedilebilir. Suça iştirak eden yetişkinler bakımından bu düzenleme sorumluluğu ortadan kaldırmaz; yetişkinler kendi fiilleri bakımından yargılanır ve ayrıca TCK m.37/2 çerçevesinde dolaylı fail sorumluluğu doğabilir.
İkinci kademe TCK m.31/2’de düzenlenir: fiili işlediği sırada on iki yaşını doldurmuş olup da on beş yaşını doldurmamış olanların işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamaması veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmemiş olması hâlinde ceza sorumluluğu yoktur; ancak bu kişiler hakkında çocuklara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur. Algılama yeteneğinin veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin varlığı hâlinde ise ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde on iki yıldan on beş yıla; müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde dokuz yıldan on bir yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Diğer cezaların yarısı indirilir ve bu hâlde her fiil için verilecek hapis cezası yedi yıldan fazla olamaz. Bu yaş grubunda ceza sorumluluğunun varlığı somut olarak incelenmesi gereken bir husustur; algılama yeteneği ve davranışlarını yönlendirme yeteneği bakımından uzman raporu (genellikle Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Dairesi veya üniversite hastaneleri çocuk-ergen ruh sağlığı ve hastalıkları anabilim dallarından alınan rapor) esas alınır.
Üçüncü kademe TCK m.31/3’te düzenlenir: fiili işlediği sırada on beş yaşını doldurmuş olup da on sekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında suç, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde on sekiz yıldan yirmi dört yıla; müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde on iki yıldan on beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Diğer cezaların üçte biri indirilir ve bu hâlde her fiil için verilecek hapis cezası on iki yıldan fazla olamaz. Bu yaş grubunda algılama yeteneği ve davranışlarını yönlendirme yeteneği bakımından ayrı bir inceleme kural olarak yapılmaz; kanun koyucu bu yaş aralığındaki çocukların ceza sorumluluğunun bulunduğunu ancak indirimli olarak sorumlu tutulacaklarını kabul eder. Ayrıca çocuk hakkında; hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB — CMK m.231 ve 5395 sk m.19), ertelenme, seçenek yaptırımlara çevirme, adli para cezası, uzlaştırma (5395 sk m.24 ile CMK m.253-255), denetim ve rehberlik gibi mekanizmalar yetişkinden farklı bir eşikle uygulanır. Yaş küçüklüğü indirimi ile birlikte hakkında verilecek nihai hapis cezası iki yıl ya da altında ise HAGB kural olarak gündeme gelir.
Soruşturma ve Kovuşturma Aşamalarında Çocuğa Özgü Güvenceler — m.15, m.16, m.17, m.18
5395 sayılı Kanun, çocuğun soruşturma ve kovuşturma sürecinde karşılaşacağı işlemleri de özel güvencelerle donatır. Kanun m.15/1, suça sürüklenen çocuk hakkında soruşturmanın çocuk bürosunda görevli Cumhuriyet savcısı tarafından bizzat yapılmasını öngörür. Cumhuriyet başsavcılıklarında bu amaçla kurulan çocuk büroları, suça sürüklenen ve mağdur/tanık çocuklara ilişkin soruşturma dosyalarını uzmanlaşmış personel eliyle yürütür. Çocukla temas edecek Cumhuriyet savcısı, kolluk personeli ve diğer görevlilerin çocuk psikolojisi, çocuk hakları ve çocuk yargılaması konularında eğitim almış olmaları gerekir; bu husus Kanun’un getirdiği kurumsal bir standardı ifade eder.
Kanun m.15/1’in devamı önemli bir usul güvencesi öngörür: çocuğun ifadesinin alınması veya çocukla ilgili diğer işlemler sırasında çocuğun yanında sosyal çalışma görevlisi bulundurulur. Sosyal çalışma görevlisi — Kanun m.3’te tanımlandığı üzere psikoloji, psikolojik danışmanlık ve rehberlik, sosyoloji, sosyal hizmet, çocuk gelişimi ve eğitimi mesleklerinden birinden mezun olan kişilerdir. Bu görevli, çocuğun psikososyal durumunu değerlendirir, ifade alma sırasında çocuğun anlayabileceği bir dilin kullanılmasına destek olur, gerektiğinde çocuğa özgü rehberlik yapar ve düzenlediği sosyal inceleme raporu ile hem soruşturma hem de kovuşturma dosyasına önemli bir belge kazandırır. Kanun m.15/2, Cumhuriyet savcısının çocuğa yüklenen suç bakımından çocuk hakkında koruyucu ve destekleyici tedbir uygulanmasını çocuk hâkiminden isteyebileceğini de öngörür.
Kolluğun rolü bakımından çocuk birimi kavramı öne çıkar. Kolluk bünyesinde kurulan çocuk şube müdürlükleri ile büro amirlikleri, suça sürüklenen ve mağdur/tanık çocuklarla ilgili işlemleri özel eğitim almış personel eliyle yerine getirir. Kolluk personelinin üniformasız olması ve çocuğa yaklaşım biçiminin çocuk psikolojisi ile bağdaşır olması bu düzenlemenin temel unsurlarıdır. Kanun m.16/1, yakalanan çocuğa haklarının derhâl anlatılmasını, yakalama nedenlerinin ve isnat edilen suçun bildirilmesini, yakalamanın anne, baba veya vasiye bildirilmesini emreder. Yakalama sonrası çocuk kolluğun çocuk biriminde tutulur; yetişkin gözaltı bölümlerinden ayrı yerlerde muhafaza edilir. Kanun m.17, çocuğun kimliği ve eyleminin basın-yayın organları veya sosyal medya aracılığıyla açıklanmasını yasaklar; bu yasağa aykırı hareket edenler hakkında 5237 sayılı TCK’nın ilgili maddeleri (özellikle m.285 gizliliğin ihlâli) gündeme gelebilir.
Tutuklama tedbiri bakımından Kanun m.18 istisnai bir yaklaşım benimser: on beş yaşını doldurmamış çocuklar hakkında üst sınırı beş yılı aşmayan hapis cezasını gerektiren fiillerden dolayı tutuklama kararı verilemez. Bu düzenleme, çocuk hakkında tutuklamanın son çare (ultima ratio) niteliğinde kalmasını sağlamaya yöneliktir ve BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşme m.37 ile paraleldir. Çocuklar hakkında CMK m.100 vd.’daki genel tutuklama şartlarına ek olarak orantılılık, tedbirin sonuç değil süreç yönetiminde son çare olması ve alternatif tedbirlerin (özellikle CMK m.109 vd. adli kontrol ile 5395 sk m.20 çerçevesinde çocuğa özgü adli kontrol tedbirleri) yeterli olup olmayacağının değerlendirilmesi gerekir. Kovuşturma aşamasında çocuk hakkında CMK m.231 ve 5395 sk m.19 çerçevesinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) ile kamu davasının açılmasının ertelenmesi kurumları çocuğa özgü eşik ve şartlarla uygulanır; denetimli serbestlik ile 5395 sk m.23 kapsamında sosyal inceleme raporu, bu süreçlerin kilit belgeleridir.
Çocuk Teslimi ve Çocukla Kişisel İlişki Kurulması — 5395 sk m.41 ve Devamı (7343 sayılı Kanun)
Türk hukukunun çocuk koruma alanındaki en önemli yakın dönem reformlarından biri, 24/11/2021 tarihli ve 7343 sayılı Kanun ile 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’na “Çocuk Teslimi ve Çocukla Kişisel İlişki Kurulmasına Dair İlâmların Yerine Getirilmesine İlişkin Usul ve Esaslar” başlıklı bölümün eklenmesi olmuştur (R.G. 30/11/2021 – 31675). 7343 sayılı Kanun ile 5395’e eklenen m.41 vd. hükümleri; boşanma, ayrılık ya da velayet uyuşmazlıkları sonucu velayeti kendisinde bulunmayan tarafa çocukla kişisel ilişki kurulması hakkı ve çocuk teslimi hakkı tanıyan aile mahkemesi ilâmlarının yerine getirilmesini icra dairelerinden alarak Adalet Bakanlığı’na bağlı Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Müdürlüklerine (ADM) devretmiştir. Bu düzenleme 1 Nisan 2022 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Reformun temel gerekçesi, önceki dönemde 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu m.25 ve m.25/a çerçevesinde icra dairelerince yürütülen çocuk teslimi ve kişisel ilişki tesisi işlemlerinin çocuğun üstün yararına aykırı sonuçlar üretebilmesidir. Zor kullanımı, çocuğun icra memuru huzurunda alınıp verilmesi, uzun bekleme süreleri ve çocuğun psikolojik zarara maruz kalması gibi sorunlar; sistemin çocuk odaklı bir mimariye taşınmasını zorunlu kılmıştır. 5395 sk m.41/A ve devamındaki hükümler; teslim işlemlerinin çocuğun eğitim, sağlık ve gelişim ihtiyaçlarını gözeten güvenli ortamlarda (aile ziyaret merkezleri, adliye içindeki özel odalar veya belirlenmiş sosyal tesisler), pedagog, psikolog ve sosyal çalışmacı eşliğinde yerine getirilmesini öngörür.
Sistem içinde başlıca aktörler şunlardır: Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Müdürlüğü (ADM); Cumhuriyet başsavcılıkları bünyesinde faaliyet gösteren, çocuk teslimi ve kişisel ilişki işlemlerinin merkezi karar ve koordinasyon birimidir. ADM bulunmayan yerlerde bu görev Adalet Bakanlığınca belirlenen mahkeme yazı işleri müdürlüklerince yerine getirilir. Teslim yükümlüsü; çocuk kendisinde bulunan taraftır (genellikle velayet hakkına sahip ebeveyn). Hak sahibi; kişisel ilişki hakkına ya da çocuk teslimini alma hakkına sahip olan taraftır. Aile mahkemesi tarafından verilen ilâm; ADM tarafından oluşturulan teslim planı çerçevesinde uygulanır. Süreç bir tazyik hapsi tehdidiyle sonuçlanabilir: yükümlünün ilâm gereklerine uymaması durumunda ADM müdürünün talebiyle çocuk hâkimi tarafından disiplin hapsi kararı verilebilir.
Ayrıca 5395 sayılı Kanun’a bu değişiklikle eklenen hükümler; teslim edilen çocuk hakkında dışsallaştırma davranışları, ebeveyn yabancılaşması, psikolojik istismar belirtileri gibi olguların gözlemlenmesi hâlinde uzman raporunun aile mahkemesine iletilmesini ve tedbirin değiştirilmesi/kaldırılmasının değerlendirilmesini öngörür. Bu yönüyle 5395 sk m.41 vd. hükümleri; TMK m.323 ve TMK m.324 çerçevesindeki kişisel ilişki hakkının fiili yerine getirilmesinde çocuğun üstün yararı ilkesini merkeze koyan bir uygulama modelini iç hukuka taşımıştır. Reform, aynı zamanda Anayasa m.41 ile Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme m.3 ve m.9 çerçevesindeki devlet yükümlülüklerinin somut biçimde karşılanmasını temsil eder.
Çocuk Adalet Sistemi Uygulaması — Sosyal İnceleme Raporu, Denetim ve Uzlaştırma
5395 sayılı Kanun’un uygulamasında üç kurum özellikle işlevseldir: sosyal inceleme raporu, denetim/denetimli serbestlik ve uzlaştırma. Sosyal inceleme raporu (SİR); Kanun m.35 çerçevesinde çocuğun içinde bulunduğu aile ortamı, sosyal çevre, gelişim özellikleri, eğitim durumu, sağlık durumu, ekonomik koşullar ve psikososyal profilinin sosyal çalışma görevlileri tarafından incelenerek düzenlenen belgedir. Rapor; çocuk mahkemesi, çocuk ağır ceza mahkemesi ve çocuk hâkimi tarafından hem koruyucu-destekleyici tedbir kararlarında hem de cezai kararlarda esas alınır. Sosyal inceleme raporunun düzenlenmemiş olması Yargıtay içtihadınca ilke olarak bozma sebebidir; ancak istisnaen mahkeme dosya kapsamına göre rapor düzenlenmesine gerek görmediğini gerekçeli kararında açıklamak zorundadır. SİR; yaş küçüklüğü indirimi bakımından da (özellikle TCK m.31/2 bağlamında 12-15 yaş grubu için) belirleyicidir.
Denetim ve denetimli serbestlik uygulaması, çocuk hakkında ertelenmiş cezaların, kamu davasının açılmasının ertelenmesi hâlinin, HAGB kararının ve koşullu salıverilme sonrası dönemin izlenmesi için işletilen bir mekanizmadır. Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’ne bağlı Denetimli Serbestlik Müdürlükleri; çocuk için özel iyileştirme programları, eğitim etkinlikleri, mesleki rehabilitasyon ve psikososyal destek uygular. Kanun m.20, çocuğa özgü adli kontrol tedbirlerini düzenler; belirli yerlere gidememe, belirli yerlere devam etme, belirli kişilerle temasa geçmeme gibi tedbirler bu kapsamda uygulanabilir.
Uzlaştırma, 5395 sk m.24 çerçevesinde suça sürüklenen çocuklar bakımından öne çıkan bir alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemidir. Uzlaştırma kapsamındaki suçlar bakımından, çocuğun uzlaştırma teklifini kabul etmesi ve mağdurla anlaşmaya varılması hâlinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verilir; kovuşturma aşamasında ise düşme kararı verilir. Çocuğun uzlaştırma sürecine katılımı sırasında kanuni temsilcisinin, müdafiinin veya sosyal çalışma görevlisinin bulunması bir güvence olarak işletilir. Uzlaştırma; hem çocuğun sisteme derinden çekilmesini önler hem de mağdurun zararının giderilmesini sağlar; çocuğun toplumsal yeniden entegrasyonu (rehabilitasyon) hedefine hizmet eder.
Uygulamada avukatın rolü, çocuk yargılamasının her aşamasında belirleyicidir. Suça sürüklenen çocuk hakkında CMK m.150/2 uyarınca istem aranmaksızın müdafi görevlendirilir; müdafiin savunma dosyasına erişim, dosyaya delil sunma, ifadeye katılım, tedbir kararına itiraz ve HAGB/uzlaştırma seçeneklerini değerlendirme yükümlülüğü vardır. Korunma ihtiyacı olan çocuk bakımından ise avukat; ana-babanın veya yasal temsilcinin talebi üzerine görevlendirilir. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu m.176 vd. çerçevesinde adli yardım hizmetleri, çocuk müdafiliği ve mağdur vekilliği alanlarında da uygulanır. Baroların çocuk hakları merkezleri ile çocuk komisyonları, bu alanda özel eğitim almış avukatların görev listelerini oluşturur; adli yardımdan yararlanmak için çocuğun kanuni temsilcisi ya da Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ilgili birimi baronun adli yardım bürosuna başvurabilir.
İlgili Rehberler
- Ceza Davaları ve Savunma Ana Rehber
- Velayet Değişikliği Davası (TMK m.183) — Çocuğun Üstün Yararı
- Boşanma Sonrası Kişisel İlişki (TMK m.323) — Hâkim Takdiri
- Evlat Edinme (TMK m.305-320) — Küçük ve Yetişkin
- Yaş Küçüklüğü ve Çocukların Ceza Sorumluluğu (TCK m. 31)
- 📄 Çocukla Kişisel İlişki Dilekçesi
Avukatla Görüşün: 0554 648 37 15WhatsApp Danışma
Sıkça Sorulan Sorular
5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu kimleri kapsar; hangi yaş sınırına kadar çocuk sayılırız?
5395 sayılı Kanun m.3/1-a uyarınca çocuk; daha erken yaşta ergin olsa bile, on sekiz yaşını doldurmamış kişidir. Kanun hem korunma ihtiyacı olan çocukları (bedensel, zihinsel, ahlaki, sosyal ve duygusal gelişimi ile kişisel güvenliği tehlikede olan, ihmal veya istismar edilen, suç mağduru çocuklar) hem de suça sürüklenen çocukları (kanunlarda suç olarak tanımlanan bir fiili işlediği iddiası ile hakkında soruşturma veya kovuşturma yapılan ya da işlediği fiilden dolayı hakkında güvenlik tedbirine karar verilen çocuklar) kapsar. Bu tanım BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşme m.1 ile uyumludur ve 5237 sayılı TCK m.6/1-b’deki çocuk tanımı ile örtüşür.
5395 sk m.5 kapsamındaki koruyucu ve destekleyici tedbirler nelerdir; kim karar verir?
5395 sk m.5 uyarınca koruyucu ve destekleyici tedbirler beş grupta düzenlenir: danışmanlık, eğitim, bakım, sağlık ve barınma tedbiri. Bu tedbirler çocuğun aile ortamında korunmasını sağlamaya yöneliktir ve tek başına ya da birlikte uygulanabilir. Tedbir kararı; çocuğun anası, babası, vasisi, bakım ve gözetiminden sorumlu kimse, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ilgili birimi veya Cumhuriyet savcısının istemi üzerine ya da resen çocuk hâkimi tarafından alınır (m.7). Çocuk mahkemesi bulunmayan yerlerde korunma ihtiyacı olan çocuklar bakımından bu görev aile mahkemesince, aile mahkemesi bulunmayan yerlerde ise asliye hukuk mahkemesince yerine getirilir.
TCK m.31 çerçevesinde çocukların ceza sorumluluğu nasıl belirlenir?
5237 sayılı TCK m.31 üç kademe öngörür. Fiili işlediği sırada 12 yaşını doldurmamış çocukların ceza sorumluluğu yoktur; haklarında kovuşturma yapılamaz, sadece çocuklara özgü güvenlik tedbirleri uygulanabilir. 12 yaşını doldurmuş ve 15 yaşını doldurmamış çocukların ceza sorumluluğu, algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinin varlığına bağlıdır ve uzman raporu ile tespit edilir; sorumluluğun varlığı hâlinde ağırlaştırılmış müebbet için 12-15 yıl, müebbet için 9-11 yıl hapse hükmolunur, diğer cezaların yarısı indirilir ve her fiil için verilecek hapis cezası yedi yıldan fazla olamaz. 15 yaşını doldurmuş ve 18 yaşını doldurmamış çocuklar için ise ağırlaştırılmış müebbet için 18-24 yıl, müebbet için 12-15 yıl hapse hükmolunur, diğer cezaların üçte biri indirilir ve her fiil için verilecek hapis cezası on iki yıldan fazla olamaz.
Çocuk mahkemesi ile çocuk ağır ceza mahkemesi arasındaki fark nedir?
5395 sk m.25 uyarınca çocuk mahkemesi tek hâkimli olarak kurulur ve her il merkezinde faaliyet gösterir; ayrıca HSK olumlu görüşü ile ilçelerde de kurulabilir. Çocuk mahkemesi; asliye ceza mahkemesi ve sulh ceza hâkimliğinin görev alanına giren suçlar bakımından suça sürüklenen çocuklara ait davalara bakar. 5395 sk m.26 çerçevesinde ise çocuk ağır ceza mahkemesi bir başkan ile yeteri kadar üyeden oluşur; ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlar (adam öldürme, cinsel saldırı, yağma gibi ağır suçlar) bakımından suça sürüklenen çocuklara ait davalara bakar. Suç tarihinde 18 yaşından küçük olan sanıklar bakımından bu mahkemelerin görev kuralları kamu düzenine ilişkindir.
Suça sürüklenen çocuğun ifadesi nasıl alınır; sosyal çalışma görevlisinin rolü nedir?
5395 sk m.15/1 uyarınca suça sürüklenen çocuk hakkında soruşturma çocuk bürosunda görevli Cumhuriyet savcısı tarafından yürütülür ve çocuğun ifadesinin alınması ya da çocukla ilgili diğer işlemler sırasında çocuğun yanında sosyal çalışma görevlisi bulundurulur. Sosyal çalışma görevlisi (psikoloji, psikolojik danışmanlık ve rehberlik, sosyoloji, sosyal hizmet, çocuk gelişimi ve eğitimi mesleklerinden birinden mezun kişi); çocuğun psikososyal durumunu değerlendirir, ifade süresince destek olur ve sosyal inceleme raporu düzenler. Ayrıca CMK m.150/2 uyarınca çocuğun kendisini müdafi ile temsil ettirmemesi hâlinde istem aranmaksızın müdafi görevlendirilir; bu düzenleme çocuğun savunma hakkının zayıflatılamayacak nitelikte bir güvence olduğunu ortaya koyar.
Çocuk teslimi ve çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair kararlar artık icra dairesinden mi yerine getiriliyor?
Hayır. 24/11/2021 tarihli 7343 sayılı Kanun ile 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’na m.41 ve devamı hükümleri eklenerek çocuk teslimi ve kişisel ilişki tesisi işlemleri, 1 Nisan 2022 tarihinden itibaren icra dairelerinden alınarak Adalet Bakanlığı bünyesindeki Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Müdürlüklerine (ADM) devredilmiştir. Aile mahkemesi tarafından verilen kişisel ilişki kurulması ve çocuk teslimi ilâmları; ADM’nin oluşturduğu teslim planı çerçevesinde pedagog, psikolog ve sosyal çalışmacı eşliğinde güvenli ortamlarda yerine getirilir. Yükümlünün ilâma uymaması hâlinde ADM müdürünün talebi ile çocuk hâkimi tarafından disiplin hapsi kararı verilebilir.


