Şüphelinin Kelepçeli Yürütülmesi: Masumiyet Karinesi, Adli Kontrol Tedbirleri ve AİHM Standartları
20 Mayıs 2026

Şüphelinin Kelepçeli Yürütülmesi: Masumiyet Karinesi, Adli Kontrol Tedbirleri ve AİHM Standartları

⚡ Hızlı Cevap — Kelepçeli Yürütme ve Masumiyet Karinesi

Somut bir dosyanızla ilgili görüşmek ister misiniz?

📞 Ara: +905546483715💬 WhatsApp’tan yaz

10 Saniyede Hukuk · Ceza Hukuku

Masumiyet karinesi nedir?

Bu soruya dair kısa bilgilendirme videosunu izleyebilir, ayrıntılı açıklamayı aşağıdaki rehberde bulabilirsiniz. Video genel bilgilendirme amaçlıdır; somut olayınız için avukata danışınız.

Tüm “10 Saniyede Hukuk” videoları →

Şüpheliye kelepçe takılması istisnaidir. CMK m.93’e göre kelepçe, yakalanan veya nakledilen kişinin kaçacağına ya da kendisi veya başkalarının hayat ve beden bütünlüğü bakımından tehlike oluşturduğuna ilişkin belirtiler varsa takılabilir; çocuklara kelepçe takılamaz. Suçluluğu hükmen sabit olmayan kişi suçlu sayılamaz (Anayasa m.38/4, AİHS m.6/2). AİHM, Erdoğan Yağız/Türkiye (2007) kararında gereksiz yere kelepçeli olarak meslektaşları, ailesi ve komşuları önünde tutulan başvurucu bakımından AİHS m.3’ün ihlal edildiğine karar vermiştir. Soruşturma ve kovuşturma evresinde kişilerin suçlu olarak algılanmalarına yol açacak şekilde görüntülerinin yayınlanması, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası gerektiren bir suçtur (TCK m.285/5). Mağdur; suç duyurusu, idareye ve yayın kuruluşuna karşı tazminat, Anayasa Mahkemesi bireysel başvurusu ve AİHM başvurusu yollarını kullanabilir.

Son dönemde kamuoyunun gündemine taşınan bir gözaltı görüntüsü, kelepçeli yürütülen şüphelinin kameralar önünde sergilenmesi tartışmasını yeniden alevlendirmiştir. Görüntünün konusu olan kişiden ve isnat edilen suçlamadan bağımsız olarak; henüz yargılaması tamamlanmamış, suçluluğu hükmen sabit hâle gelmemiş bir bireyin kamuoyu önünde kelepçeli olarak sergilenmesi, sadece bir görsel ya da haber meselesi değildir. Türk hukuku ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) güvence altına aldığı temel haklar bakımından somut sonuçlar doğuran bir hukuki sorundur.

Bu yazıda; masumiyet karinesi, tutuklamanın istisnailiği, adli kontrol tedbirlerinin önceliği, kelepçe kullanımının yasal koşulları, AİHM’in onur kırıcı muameleye ilişkin yerleşik içtihatları ve mağdurun başvurabileceği iç hukuk ve uluslararası hukuk yolları akademik bir çerçevede değerlendirilmektedir. Amaç, somut bir olayı yargılamak değil; konunun arka planındaki hukuki rejimi ortaya koyarak, hem hukuk pratisyenleri hem de meslektaşlarımız için bütüncül bir başvuru metni sunmaktır.

İçindekiler gizle

1. Masumiyet Karinesi: Anayasal ve Uluslararası Temel

Masumiyet karinesi, modern ceza muhakemesinin temelini oluşturan kurucu bir ilkedir. T.C. Anayasası’nın 38. maddesinin 4. fıkrası bu ilkeyi açık bir ifadeyle güvence altına almıştır: “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.” Hüküm temel haklar bölümünde yer aldığından yalnızca yargılama makamlarını değil, kolluk ve idare dahil bütün kamu otoritelerini bağlar.

Aynı güvence, Türkiye’nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinin 2. fıkrasında şu şekilde ifade edilmiştir: “Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır.” Anayasa’nın 90. maddesinin son fıkrası uyarınca, usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi hâlinde andlaşma hükümleri esas alınır. Bu nedenle AİHS m.6/2, iç hukukta doğrudan uygulanabilir bir güvencedir.

AİHM içtihadında masumiyet karinesinin iki boyutu vardır. Birincisi, mahkemenin suçluluğu ispat edilmemiş kişiyi suçlu gibi değerlendirmemesidir. İkincisi, kamu görevlilerinin açıklama ve davranışlarıyla kişiyi kamuoyu önünde suçlu gibi göstermemesidir. Mahkeme, bir kişinin yalnızca suç işlediğinden şüphelenildiğini belirten ifadeler ile onun suçu işlediğini açıkça ilan eden ifadeler arasında ayrım yapar. İkinci türden ifadeler 6/2’yi ihlal eder. Yetkili makamlar kamuoyunu devam eden soruşturmalar hakkında bilgilendirebilir; ancak bu bilgilendirmenin büyük bir ihtiyat ve sağduyuyla yapılması gerekir.

İç hukukta bu ilkeyi destekleyen bir diğer kural soruşturmanın gizliliğidir. Kanunun başka hüküm koyduğu hâller saklı kalmak ve savunma haklarına zarar vermemek koşuluyla soruşturma evresindeki usul işlemleri gizlidir (CMK m.157). Şüphelinin gözaltı anı, soruşturma evresindeki bir usul işleminin parçasıdır. Bu anın kişiyi suçlu gibi gösterecek biçimde kamuya sunulması, hem masumiyet karinesi hem de gizlilik ilkesi bakımından sorun yaratır. Konunun genel çerçevesi için lekelenmeme hakkı ve soruşturmanın gizliliği yazımıza bakabilirsiniz.

2. Tutuklamanın İstisnailiği ve Adli Kontrol Tedbirleri (CMK m.100, 101, 109)

Kelepçe tartışmasının arka planında, özgürlüğü kısıtlayan her tedbirin istisnai ve ölçülü olması ilkesi vardır. Bu ilke en açık biçimde tutuklamada görülür. CMK m.100/1’e göre “Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir.” Aynı fıkra, “İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.” diyerek ölçülülüğü açık bir şart hâline getirir.

Tutuklama nedenleri m.100/2’de sayılır: şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olguların varlığı ya da davranışlarının delilleri yok etme, gizleme, değiştirme veya tanık, mağdur ya da başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli şüphe oluşturması. Kanun ayrıca bazı suçlarda tutuklamayı tamamen yasaklar: “Sadece adlî para cezasını gerektiren suçlarda veya vücut dokunulmazlığına karşı kasten işlenenler hariç olmak üzere hapis cezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararı verilemez.” (CMK m.100/4).

Tutuklama kararının gerekçesi de kanunla sınırlanmıştır. Kararda kuvvetli suç şüphesi, tutuklama nedenlerinin varlığı ve tedbirin ölçülü olduğu somut olgularla gösterilmeli; adli kontrol uygulamasının neden yetersiz kalacağı da hukuki ve fiilî nedenleriyle açıklanmalıdır (CMK m.101). Bu gerekçe yükümlülüğü, adli kontrolün önceliğini kanuni bir zorunluluk hâline getirir: “Bir suç sebebiyle yürütülen soruşturmada, 100 üncü maddede belirtilen tutuklama sebeplerinin varlığı halinde, şüphelinin tutuklanması yerine adlî kontrol altına alınmasına karar verilebilir.” (CMK m.109/1).

Tablo 1 — Tutuklama yerine uygulanabilecek adli kontrol yükümlülükleri (CMK m.109/3)
BentYükümlülükUygulamadaki karşılığı
aYurt dışına çıkamamakYurt dışı çıkış yasağı
bHâkim tarafından belirlenen yerlere, belirtilen süreler içinde düzenli olarak başvurmakKarakola imza yükümlülüğü
cHâkim veya hâkimin belirlediği merci ya da kişilerin çağrılarına uymakMeslekî uğraşlara veya eğitime ilişkin kontrol tedbirleri dahil
dTaşıtların hepsini veya bir kısmını kullanamamak, gerektiğinde sürücü belgesini teslim etmekSürücü belgesinin alıkonulması
eÖzellikle bağımlılıktan arınma amacıyla tedavi veya muayene tedbirlerine tabi olmakTedavi yükümlülüğü
fHâkimin belirleyeceği miktarda güvence yatırmakGüvence (kefalet) bedeli
gSilah bulunduramamak veya taşıyamamak, sahip olunan silahları teslim etmekSilah teslimi
hMağdurun haklarını güvence altına almak üzere ayni veya şahsi güvence göstermekMağdur lehine teminat
iAile yükümlülüklerini yerine getireceğine dair güvence vermekNafaka gibi yükümlülükler
jKonutunu terk etmemekKonuttan çıkmama (ev hapsi)
kBelirlenen yerleşim bölgesinden ayrılmamakYerleşim yerini terk yasağı
lBelirlenen yer veya bölgelere gitmemekBelirli yerlere gitme yasağı

Tutuklama kararına itiraz yolları için tutuklama kararına itiraz, adli kontrol tedbirlerinin ayrıntısı için adli kontrol tedbirleri (CMK 109) yazılarımıza bakabilirsiniz. Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı Anayasa m.19’da güvence altındadır. Anayasa Mahkemesi de bireysel başvuru kararlarında tutuklamanın ölçülülüğünü bu hak kapsamında denetler. Aynı ölçülülük mantığı kelepçe için de geçerlidir: amaç daha hafif bir araçla sağlanabiliyorsa, daha ağır araç hukuka uygun olmaz.

3. Kelepçe Kullanımının Hukuki Çerçevesi

Türk hukukunda kelepçe kullanımı kolluğun serbest takdirine bırakılmış bir uygulama değildir; kanunda koşulları belirlenmiş bir tedbirdir. Temel hüküm CMK m.93’tür:

“Yakalanan veya tutuklanarak bir yerden diğer bir yere nakledilen kişilere, kaçacaklarına ya da kendisi veya başkalarının hayat ve beden bütünlükleri bakımından tehlike arz ettiğine ilişkin belirtilerin varlığı hâllerinde kelepçe takılabilir.”

Hüküm iki şart öngörür ve ikisi de somut belirtilere dayanmalıdır: kaçma ihtimali ya da hayat ve beden bütünlüğü bakımından tehlike. Madde gerekçesinde de kelepçe vurulmasının aslında onur kırıcı bir işlem olduğu vurgulanmıştır. Aynı ifade Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği’nin 7. maddesinde tekrarlanır. Yönetmelik ayrıca çocuklar için özel bir kural koyar: “Çocuklara kelepçe ve benzer aletler takılamaz.” Zorunlu hâllerde çocuğun kaçmasını veya hayat ve beden bütünlüğü bakımından doğabilecek tehlikeleri önlemek için kolluk gerekli önlemleri alır (Yönetmelik m.19).

Kelepçe aynı zamanda bir zor kullanma aracıdır. Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu m.16, polisin kullandığı “maddî güç” araçlarını sayarken kelepçeyi ilk sırada anar ve zor kullanmanın direnmenin mahiyeti ve derecesine göre, kademeli olarak artan nispette uygulanmasını öngörür. Görevinin gerektirdiği ölçünün dışında kuvvet kullanan kamu görevlisi hakkında ise kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır (TCK m.256).

Tablo 2 — Kelepçe kullanımının hukuki dayanakları
NormDüzenlemeUygulamadaki anlamı
Anayasa m.17/3Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamazKelepçe onur kırıcı biçimde veya teşhir amacıyla kullanılamaz
CMK m.93Kaçma belirtisi ya da kişinin kendisi veya başkalarının hayat ve beden bütünlüğü bakımından tehlike belirtisi varsa kelepçe takılabilirBelirti yoksa kelepçenin kanuni dayanağı yoktur
Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği m.7Yakalanan ve nakledilecek kişilere CMK m.93 ile aynı koşullarda kelepçe takılabilirKolluğun uygulama dayanağı
Aynı Yönetmelik m.19Çocuklara kelepçe ve benzer aletler takılamaz; zorunlu hâllerde kolluk gerekli önlemleri alırÇocuk bakımından kelepçe yasağı
PVSK m.16Zor kullanma, direnmenin mahiyeti ve derecesine göre kademeli olarak artan nispette uygulanır; kelepçe “maddî güç” araçları arasında sayılırKelepçe bir zor kullanma aracıdır, ölçülü kullanılmalıdır
TCK m.256Görevinin gerektirdiği ölçünün dışında kuvvet kullanan kamu görevlisine kasten yaralama hükümleri uygulanırÖlçüsüz zorun cezai yaptırımı
TCK m.285/5Kişilerin suçlu olarak algılanmalarına yol açacak şekilde görüntülerinin yayınlanması: 6 ay–2 yıl hapisTeşhirin cezai yaptırımı

Kelepçenin kullanılış biçimi de en az koşulları kadar önemlidir. Kelepçenin kameralar önünde sergilenecek şekilde takılması veya kişinin kelepçeli hâlde gereksiz yere kamuya açık alanlardan yürütülmesi, şüphelinin kamuoyuna “teşhir” edildiği izlenimini doğurur. Kanunun kelepçeye izin verdiği hâllerde bile tedbir, amacın gerektirdiği süre ve biçimle sınırlıdır. Kaçma veya tehlike belirtisi ortadan kalktığında kelepçenin sürdürülmesinin dayanağı kalmaz. Yakalama sırasında zor kullanmanın sınırları için yakalamada zor kullanma ve kelepçe sınırları yazımıza da bakabilirsiniz.

⚖️ Hukuki Danışmanlık Alın

Av. Fatma Öztürk — Hukukçular Evi Ankara

📞 +90 554 648 37 15💬 WhatsApp

4. Kelepçe Uygulamasının Denetimi: Pratik Bir Kontrol Listesi

Kelepçenin hukuka uygun olup olmadığı soyut bir tercih değildir; somut olayın koşullarına göre denetlenebilir bir karardır. Aşağıdaki tablo, bir kelepçe uygulamasını değerlendirirken sorulması gereken soruları ve hukuka aykırılığa işaret eden durumları özetler:

Tablo 3 — Kelepçe uygulaması hukuka uygun mu? Kontrol listesi
SoruDayanakHukuka aykırılık belirtisi
Kaçma belirtisi var mıydı?CMK m.93Kişi çağrı üzerine kendiliğinden gelmiş, teslim olmuş veya direnmemiş
Hayat ve beden bütünlüğü bakımından tehlike belirtisi var mıydı?CMK m.93Şiddet davranışı, tehdit veya kendine zarar verme belirtisi yok
Kişi çocuk mu?Yönetmelik m.19Çocuğa kelepçe veya benzer alet takılmış
Kelepçe süresi makul müydü?Anayasa m.17/3; AİHS m.3Tehlike geçtikten sonra da uzun süre kelepçeli tutma
Kamuya teşhir var mıydı?AİHS m.3; Erdoğan Yağız/TürkiyeMeslektaşlar, aile, komşular veya kameralar önünde gereksiz sergileme
Görüntüler yayınlandı mı?TCK m.285/5Kişinin suçlu olarak algılanmasına yol açan görüntü yayını
Kuvvet ölçülü müydü?PVSK m.16; TCK m.256Direnme olmadan veya direnmenin gerektirdiğinden fazla kuvvet

Tablodaki sorular aynı zamanda ispat planıdır. Kelepçenin gerekli olmadığını gösterecek deliller olaydan hemen sonra kaybolabilir. Bu deliller arasında kişinin ifadeye kendiliğinden gittiğini gösteren çağrı kaydı, olay yerindeki görüntüler, tanıklar ve gözaltına girişte ve çıkışta alınan sağlık raporları sayılabilir. Gözaltındaki kişinin hakları için gözaltı süresi ve gözaltındaki kişinin hakları yazımıza bakabilirsiniz.

5. AİHM İçtihatları Işığında Kelepçe ve Teşhir

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, kelepçe kullanımını iki farklı madde üzerinden değerlendirir. Kelepçenin kendisi ve kişinin kelepçeli olarak sergilenmesi AİHS m.3 (“Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da aşağılayıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz.”) kapsamında incelenir. Kamu görevlilerinin kişiyi suçlu gibi gösteren açıklamaları ise AİHS m.6/2 kapsamındadır.

Tablo 4 — Konuyla ilgili başlıca AİHM kararları
KararTarihKonuSonuç
Allenet de Ribemont/Fransa (No. 15175/89)1995Bir basın toplantısında üst düzey kamu görevlilerinin, henüz yargılanmamış başvurucuyu cinayetin azmettiricisi olarak nitelemesiAİHS m.6/2 ihlali
Daktaras/Litvanya (No. 42095/98)2000Savcının açıklamalarıSavcı gibi kamu görevlilerinin önyargılı beyanlarının da 6/2’yi ihlal edebileceği ilkesi
Erdoğan Yağız/Türkiye (No. 27473/02)6 Mart 2007Polis doktoru olan başvurucunun meslektaşları, ailesi ve komşularının görebileceği şekilde kelepçeli tutulmasıAİHS m.3 ihlali (onur kırıcı muamele)
Gutsanovi/Bulgaristan (No. 34529/10)15 Ekim 2013Sabahın erken saatinde silahlı ve maskeli özel birimle, eşi ve iki küçük kızının önünde yapılan operasyon; üst düzey yetkililerin açıklamalarıDört başvurucu bakımından AİHS m.3 ihlali; bazı açıklamalar bakımından m.6/2 ihlali
Svinarenko ve Slyadnev/Rusya (Büyük Daire)2014Sanıkların duruşma salonunda metal kafes içinde tutulmasıAİHS m.3 ihlali

Konumuz açısından en önemli karar Erdoğan Yağız/Türkiye’dir. Polis doktoru olarak çalışan başvurucu, bir soruşturma kapsamında gözaltına alınmış; çalıştığı yerde meslektaşlarının önünde, iş yerinde ve evinde yapılan aramalar sırasında ise ailesi ve komşularının görebileceği şekilde kelepçeli tutulmuştur. Hakkındaki soruşturma kısa süre sonra sona ermiştir. Mahkeme, kelepçenin kural olarak ne zaman sorun oluşturmadığını şöyle açıklamıştır: hukuka uygun bir yakalama veya tutmayla bağlantılı olarak uygulanan ve makul olarak gerekli görülenin ötesinde güç kullanımı ya da kamuya teşhir içermeyen kelepçe, kural olarak 3. madde bakımından sorun doğurmaz. Somut olayda ise başvurucunun kamuoyu önünde kelepçeli tutulmasının gerekli olmadığını ve onu küçük düşürdüğünü tespit ederek AİHS m.3’ün ihlal edildiğine karar vermiştir.

Allenet de Ribemont/Fransa kararı, masumiyet karinesinin yalnızca hâkimleri değil, kolluk dahil bütün kamu otoritelerini bağladığını ortaya koyan temel karardır. Daktaras/Litvanya kararında da savcı gibi bir kamu görevlisinin önyargılı beyanlarının bu ilkeyi ihlal edebileceği belirtilmiştir. Gutsanovi/Bulgaristan kararında Mahkeme, şiddet geçmişi bulunmayan bir kişiye yönelik operasyonun orantısız biçimde, ailesinin gözü önünde yürütülmesini dört başvurucu bakımından onur kırıcı muamele saymış; üst düzey yetkililerin bazı açıklamalarını da 6/2 ihlali olarak değerlendirmiştir. Svinarenko ve Slyadnev/Rusya kararı ise duruşma salonunda sanığı metal kafeste tutma gibi, kişiyi tehlikeli bir suçlu gibi gösteren fiziksel düzenlemelerin de 3. madde ihlali oluşturabileceğini göstermiştir.

6. İç Hukukta Cezai ve Disiplin Sorumluluğu

Hukuka aykırı kelepçe kullanımı ve teşhir yalnızca uluslararası bir sorun değildir; iç hukukta da doğrudan yaptırımı olan fiillerdir.

  • Görüntü yayını (TCK m.285/5): “Soruşturma ve kovuşturma evresinde kişilerin suçlu olarak algılanmalarına yol açacak şekilde görüntülerinin yayınlanması halinde, altı aydan iki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.” Hüküm, görüntüyü yayınlayan herkes için uygulanabilir.
  • Haber verme sınırı (TCK m.285/6): “Soruşturma ve kovuşturma işlemlerinin haber verme sınırları aşılmaksızın haber konusu yapılması suç oluşturmaz.” Bir gözaltı işlemini haber yapmak suç değildir. Suç, görüntünün kişiyi suçlu olarak algılatacak biçimde yayınlanmasıyla oluşur.
  • Soruşturmanın gizliliğini ihlal (TCK m.285/1): Soruşturmanın gizliliği alenen ihlal edilirse suç oluşabilir. Bunun için soruşturma evresindeki bir işlemin içeriğinin açıklanması suretiyle suçlu sayılmama karinesinden yararlanma hakkının (veya haberleşmenin ya da özel hayatın gizliliğinin) ihlal edilmesi ve açıklamanın maddi gerçeğin ortaya çıkmasını engellemeye elverişli olması gerekir. Ceza, bir yıldan üç yıla kadar hapis veya adli para cezasıdır. Birinci ilâ üçüncü fıkralardaki suçların kamu görevlisi tarafından görevinin sağladığı kolaylıktan yararlanılarak işlenmesi hâlinde ceza yarısına kadar artırılır (m.285/4).
  • Ölçüsüz kuvvet (TCK m.256): Zor kullanma yetkisine sahip kamu görevlisinin görevinin gerektirdiği ölçünün dışında kuvvet kullanması hâlinde kasten yaralama hükümleri uygulanır. Fiilin ağırlığına göre eziyet (TCK m.96) veya işkence (TCK m.94) suçları da gündeme gelebilir.
  • Görevi kötüye kullanma (TCK m.257): Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanmayan hâllerde, görevin gereklerine aykırı hareketle kişilerin mağduriyetine neden olan kamu görevlisi altı aydan iki yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. Bu suçta soruşturma izni gerekir. Ayrıntı için rüşvet ve görevi kötüye kullanma suçları yazımıza bakabilirsiniz.

Cezai sorumluluğun yanında disiplin sorumluluğu da ayrıca işletilebilir. Kolluk görevlisi hakkında disiplin şikâyeti, suç duyurusundan bağımsız olarak değerlendirilir. İç hukukumuzdaki denge, bir yandan kolluğun güvenlik görevini yerine getirmesine engel olmamak, diğer yandan insan haysiyetini korumaktır. Anayasa m.17/3 uyarınca kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz. Bu hüküm, kelepçe gibi araçların kullanımında güvenliğin yanında kişi onurunun da temel bir ölçüt olarak gözetilmesini zorunlu kılar.

Yakınınız gözaltında mı, kelepçeli görüntüleri mi yayınlandı?
Delillerin kaybolmaması, başvuru sürelerinin kaçırılmaması ve doğru merciin seçilmesi için hemen birlikte değerlendirelim. Hukukçular Evi Ankara: 0554 648 37 15

Hemen ArayınWhatsApp’tan Yazın

7. Basın Özgürlüğü ile Kişilik Hakları Arasındaki Denge

Kelepçeli görüntülerin habere konu edilmesi tartışmasının diğer yüzü, basın özgürlüğü ile kişilik haklarının korunması arasındaki dengedir. Basının kamuoyunu bilgilendirme görevi anayasal ve sözleşmesel güvence altındadır; ancak bu özgürlük sınırsız değildir. Türk Medeni Kanunu’nun 24. ve 25. maddeleri, kişilik hakkı hukuka aykırı olarak saldırıya uğrayan kimseye hâkimden saldırının önlenmesini, sürmekte olan saldırıya son verilmesini ve sona ermiş olsa bile etkileri devam eden saldırının hukuka aykırılığının tespitini isteme hakkı tanır. Manevi tazminat talebi ise TBK m.58’e dayanır. Ayrıntı için kişilik hakkına saldırı ve manevi tazminat yazımıza bakabilirsiniz.

5187 sayılı Basın Kanunu’nun 14. maddesi düzeltme ve cevap hakkını düzenler. Süreli yayınlarda kişilerin şeref ve haysiyetini zedeleyen veya kendileriyle ilgili gerçeğe aykırı yayın yapılması hâlinde, ilgili kişi düzeltme ve cevap metninin yayımlanmasını isteyebilir. Bu hakkın kullanılması, tazminat ve ceza yollarını ortadan kaldırmaz.

İnternet yayınları için kişilik hakkı ihlal edilen kişinin sulh ceza hâkimliğinden içeriğin çıkarılmasını veya erişimin engellenmesini istemesini düzenleyen 5651 sayılı Kanun m.9, Anayasa Mahkemesinin 11/10/2023 tarihli ve E.2020/76, K.2023/172 sayılı kararıyla iptal edilmiş, iptal 10/10/2024 tarihinde yürürlüğe girmiştir; Kanunun 7590 sayılı Kanunla yapılan değişiklikleri de içeren güncel metninde bu madde yerine yeni bir hüküm bulunmamaktadır. Bugün kelepçeli görüntü için kişilik hakkı davası ve ihtiyati tedbir yoluna gidilir (TMK m.24-25; HMK m.389); görüntü özel hayata ilişkin bilgiler içeriyorsa Siber Güvenlik Başkanlığına doğrudan başvurulabilir (5651 m.9/A). Uygulama için internette erişim engelleme ve içerik kaldırma yazımıza bakabilirsiniz.

AİHM, basın özgürlüğü ile özel hayatın korunması arasındaki dengeyi Axel Springer AG/Almanya (Büyük Daire, 2012) kararında sistematik hâle getirmiştir. Mahkemenin ölçütleri şunlardır: haberin genel yarara ilişkin bir tartışmaya katkısı, ilgili kişinin tanınmışlık derecesi ve haberin konusu, kişinin önceki davranışı, bilginin elde edilme yöntemi ve doğruluğu, yayının içeriği, biçimi ve sonuçları ile uygulanan yaptırımın ağırlığı. Bu ölçütler, henüz mahkûm edilmemiş bir kişinin onur kırıcı sahnelerle kamuoyuna sergilenmesini kendi başına meşrulaştırmaz. Haberin kamu yararı, kişinin kelepçeli görüntüsünün yayınlanmasının gerekli olup olmadığıyla birlikte değerlendirilir.

8. Mağdurun Başvurabileceği Hukuki Yollar

Kelepçeli teşhir nedeniyle kişilik haklarının zedelendiğini düşünen kişiler için birbirini tamamlayan birden çok başvuru yolu vardır. Bu yolların etkin kullanılması, görüntü kayıtları, haber içerikleri ve tutanaklar gibi delillerin erken aşamada toplanmasına bağlıdır.

Tablo 5 — Kelepçeli teşhir ve hukuka aykırı kelepçe nedeniyle başvuru yolları
YolDayanakNereyeSüre
Suç duyurusuTCK m.256, 257, 285/5Cumhuriyet başsavcılığıDava zamanaşımı içinde (TCK m.285/5 ve m.257 için 8 yıl)
Yayın kuruluşuna karşı kişilik hakkı ve manevi tazminat davasıTMK m.24-25; TBK m.58Asliye hukuk mahkemesiZararı ve faili öğrenmeden itibaren 2 yıl, her hâlde fiilden itibaren 10 yıl; fiil daha uzun ceza zamanaşımına tabi bir suçsa o süre (TBK m.72/1)
Düzeltme ve cevap5187 sayılı Basın Kanunu m.14Süreli yayının sorumlu müdürüKanunda öngörülen kısa süreler içinde
İnternet içeriğinin kaldırılması (ihtiyati tedbir)TMK m.24-25; HMK m.389 (5651 m.9 iptal edildi)Asliye hukuk mahkemesiİhlal devam ettiği sürece
İdarenin tazminat sorumluluğuAnayasa m.129/5; İYUK m.13Önce ilgili idareye başvuru, sonra idare mahkemesinde tam yargı davasıEylemi öğrenmeden itibaren 1 yıl ve her hâlde eylemden itibaren 5 yıl içinde idareye başvuru
Koruma tedbiri nedeniyle tazminat (yakalama veya gözaltı kanuna aykırıysa)CMK m.141-142Ağır ceza mahkemesiKesinleşmenin tebliğinden itibaren 3 ay, her hâlde kesinleşmeden itibaren 1 yıl
Anayasa Mahkemesi bireysel başvuruAnayasa m.148; 6216 sayılı Kanun m.45-47Anayasa MahkemesiBaşvuru yollarının tüketilmesinden itibaren 30 gün
AİHM bireysel başvuruAİHS m.34-35Avrupa İnsan Hakları MahkemesiNihai iç hukuk kararından itibaren 4 ay

Kolluğa karşı tazminat: Dava kime karşı açılır?

Anayasa m.129/5 uyarınca memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ancak idare aleyhine açılabilir. Bu nedenle kelepçe uygulaması nedeniyle tazminat davası, kolluk görevlisine kişisel olarak değil idareye karşı açılır. İdari eylemden doğan zarar için dava açmadan önce idareye başvurulması gerekir. İstek reddedilir veya otuz gün içinde cevap verilmezse dava süresi içinde idare mahkemesinde tam yargı davası açılabilir (İYUK m.13). Ayrıntı için idari eylemlerden doğan zararlar ve tam yargı davası yazımıza bakabilirsiniz. İşlemin idari kolluk mu yoksa adli kolluk faaliyeti mi olduğu, görevli yargı yerinin belirlenmesinde tartışma konusu olabileceğinden dava açılmadan önce bu nitelendirme yapılmalıdır.

Yakalama veya gözaltının kendisi kanuna aykırıysa CMK m.141’deki koruma tedbirleri nedeniyle tazminat yolu da açılır. Bu davada talep, kararın kesinleştiğinin ilgiliye tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde ağır ceza mahkemesine yapılır (CMK m.142). Ayrıntı için haksız tutuklama ve gözaltı nedeniyle tazminat yazımıza bakabilirsiniz.

Yayın kuruluşuna karşı tazminat

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 49. maddesi uyarınca kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. TBK m.58 ise kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören kişiye manevi tazminat isteme hakkı tanır. Kişiyi suçlu gibi gösteren kelepçeli görüntüyü yayınlayan yayın kuruluşuna karşı bu davalar asliye hukuk mahkemesinde açılır.

Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru

İç hukuk yollarının tüketilmesi şartıyla, Anayasa m.17 (kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı), m.19 (kişi özgürlüğü ve güvenliği), m.20 (özel hayatın gizliliği) ve m.38/4 (masumiyet karinesi) kapsamındaki ihlal iddiaları Anayasa Mahkemesi önüne getirilebilir. Başvuru, başvuru yollarının tüketildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılır (6216 sayılı Kanun m.47/5). Başvuru harca tabidir; ödeme gücü olmayanlar adli yardım isteyebilir. Başvuru yollarının tüketilmesi şartı sıkı uygulanır: örneğin Anayasa Mahkemesi 2022/30392 başvuru numaralı kararında, nakil sırasında uzun süre kelepçeli tutulma şikâyetini olağan başvuru yolları tüketilmediği için kabul edilemez bulmuştur. Başvurunun ceza dosyalarındaki zamanlaması için AYM bireysel başvurusu yazımıza bakabilirsiniz.

AİHM başvurusu

Anayasa Mahkemesi’nin ihlal saptamadığı ya da yeterli giderim sağlamadığı durumlarda AİHM’e bireysel başvuru yapılabilir. Sözleşme’nin 3., 6/2., 8. ve 13. maddeleri çerçevesindeki ihlal iddiaları, masumiyet karinesi ve onur kırıcı muameleye ilişkin geniş bir içtihat birikiminden yararlanabilir. Başvuru, nihai iç hukuk kararından itibaren dört ay içinde yapılmalıdır.

9. Gözaltı Sırasında ve Sonrasında Atılacak Adımlar

  1. Yakınlara haber: Yakalanan kişinin bir yakınına veya belirleyeceği bir kişiye, Cumhuriyet savcısının emriyle gecikmeksizin haber verilir (CMK m.95). Uygulama için gözaltında ailenin haberdar edilmesi yazımıza bakabilirsiniz.
  2. Müdafi ve susma hakkı: Şüpheli, ifade vermeden önce müdafi yardımından yararlanma ve susma hakkına sahiptir (CMK m.147). Kelepçe uygulamasına ilişkin itiraz ve gözlemlerin ifade tutanağına geçirilmesi istenebilir. Ayrıntı için ifade verme ve susma hakkı yazımıza bakınız.
  3. Delillerin korunması: Kelepçenin takıldığı yer, süre ve biçim; olay yerindeki tanıklar ve kamera kayıtları; yayınlanan haberlerin tarih ve saatli kayıtları gecikmeden tespit edilmelidir. İnternet içerikleri kısa sürede kaldırılabildiğinden tespit hızla yapılmalıdır.
  4. Sağlık raporu: Kelepçe veya zor kullanma nedeniyle bedende iz oluşmuşsa bu durumun gözaltı sağlık raporlarına geçirilmesi ve gerekirse ayrıca belgelenmesi önemlidir.
  5. Sürelerin takibi: Tazminat, bireysel başvuru ve AİHM başvurusu için süreler farklıdır ve bir kısmı çok kısadır (Tablo 5). İlk adımda hangi yolun hangi sırayla kullanılacağı planlanmalıdır.

Gözaltındaki bir yakına ulaşma ve ilk yapılacaklar için gözaltına alınınca ilk 24 saatte yapılacaklar yazımıza da bakabilirsiniz.

10. Sonuç ve Hukuki Değerlendirme

Şüphelinin kelepçeli olarak kamuoyuna sergilenmesi basit bir “görsel haber” meselesi değildir. Anayasa m.38/4 ve AİHS m.6/2 ile güvence altına alınan masumiyet karinesi, CMK m.100, 101 ve 109 ile şekillenen tutuklamanın istisnailiği ilkesi, CMK m.93 ve Yakalama Yönetmeliği m.7 ile düzenlenen kelepçenin sıkı koşulları ve AİHM içtihatları birlikte değerlendirildiğinde, somut bir gerekçe olmaksızın yapılan her teşhir uygulaması hak ihlali riski taşır.

Kelepçenin kullanılması gerekip gerekmediği soyut bir tercih değildir. Kaçma belirtisi ya da hayat ve beden bütünlüğü bakımından tehlike ölçütlerinin somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediğine bağlı, denetlenebilir bir karardır. Şüphelinin kameralara yansıyacak biçimde yönlendirilmesi de bir “görüntüleme tekniği” değil, masumiyet karinesi ve insan onuru bakımından doğrudan sonuç doğuran bir kamu otoritesi davranışıdır.

Hukuk pratiği açısından kritik olan, kavramların doğru sırayla uygulanmasıdır: tutuklama yerine adli kontrol, zor yerine ölçülü güvenlik, teşhir yerine gerekli olduğu kadar ve gerekli olduğu sürece kelepçe. Bu sıra gözetildiğinde hem kolluğun güvenlik görevi hem de bireyin temel hakları korunmuş olur. Aksi her uygulama, iç hukukta tazminat ve cezai sorumluluk, uluslararası planda ise Türkiye aleyhine ihlal kararı doğurma potansiyeli taşır.

Sıkça Sorulan Sorular

Şüpheliye hangi durumlarda kelepçe takılabilir?

CMK m.93’e göre yakalanan veya tutuklanarak nakledilen kişilere, kaçacaklarına ya da kendisi veya başkalarının hayat ve beden bütünlükleri bakımından tehlike arz ettiğine ilişkin belirtilerin varlığı hâlinde kelepçe takılabilir. Bu belirtiler yoksa kelepçenin kanuni dayanağı yoktur. Aynı kural Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği m.7’de de yer alır.

İfadeye kendi isteğiyle giden kişiye kelepçe takılabilir mi?

Kişinin çağrı üzerine kendiliğinden gelmesi, kaçma belirtisinin bulunmadığını gösteren önemli bir olgudur. Hayat ve beden bütünlüğü bakımından somut bir tehlike belirtisi de yoksa CMK m.93’teki koşullar oluşmaz ve kelepçe uygulamasının hukuka aykırılığı ileri sürülebilir.

Çocuklara kelepçe takılabilir mi?

Hayır. Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği m.19’a göre çocuklara kelepçe ve benzer aletler takılamaz. Zorunlu hâllerde çocuğun kaçmasını veya hayat ve beden bütünlüğü bakımından doğabilecek tehlikeleri önlemek için kolluk başka gerekli önlemleri alır.

Kelepçeli görüntü yayınlamak suç mudur?

Soruşturma ve kovuşturma evresinde kişilerin suçlu olarak algılanmalarına yol açacak şekilde görüntülerinin yayınlanması, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası gerektirir (TCK m.285/5). Buna karşılık soruşturma ve kovuşturma işlemlerinin haber verme sınırları aşılmaksızın haber konusu yapılması suç oluşturmaz (m.285/6).

Kelepçeli teşhir masumiyet karinesini ihlal eder mi?

Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz (Anayasa m.38/4; AİHS m.6/2). Kamu görevlilerinin kişiyi suçlu gibi gösteren açıklama ve davranışları bu ilkeyi ihlal edebilir. Gereksiz kelepçe ve kamuya teşhir ayrıca AİHS m.3 kapsamında onur kırıcı muamele oluşturabilir.

AİHM’in kelepçe konusundaki temel kararı hangisidir?

Türkiye bakımından temel karar Erdoğan Yağız/Türkiye (No. 27473/02, 6 Mart 2007) kararıdır. AİHM, meslektaşları, ailesi ve komşularının görebileceği şekilde gereksiz yere kelepçeli tutulan başvurucu bakımından AİHS m.3’ün ihlal edildiğine karar vermiştir.

Ölçüsüz zor kullanan kolluk görevlisi hakkında ne yapılabilir?

Zor kullanma yetkisine sahip kamu görevlisinin görevinin gerektirdiği ölçünün dışında kuvvet kullanması hâlinde kasten yaralama hükümleri uygulanır (TCK m.256). Cumhuriyet başsavcılığına suç duyurusunda bulunulabilir; disiplin şikâyeti de ayrıca yapılabilir.

Kelepçe nedeniyle tazminat davası kime karşı açılır?

Kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, görevliye rücu edilmek kaydıyla ancak idare aleyhine açılabilir (Anayasa m.129/5). Görüntüyü yayınlayan yayın kuruluşuna karşı ise TMK m.24-25 ve TBK m.58 kapsamında asliye hukuk mahkemesinde dava açılır.

İnternetteki kelepçeli görüntümü kaldırtabilir miyim?

Evet. Kişilik hakkı davası açılarak saldırıya son verilmesi ve ihtiyati tedbirle görüntünün kaldırılması istenebilir (TMK m.24-25; HMK m.389). Kişilik hakkı nedeniyle sulh ceza hâkimliğine başvuruyu düzenleyen 5651 m.9 Anayasa Mahkemesince iptal edilmiştir ve Kanunun güncel metninde yerine yeni bir hüküm yoktur. Görüntü özel hayata ilişkinse Siber Güvenlik Başkanlığına başvurulabilir (5651 m.9/A).

Tutuklama ile adli kontrol arasındaki fark nedir?

Tutuklama, kuvvetli suç şüphesini gösteren somut deliller ve bir tutuklama nedeni bulunduğunda verilebilen, özgürlüğü tamamen kaldıran bir tedbirdir (CMK m.100). Adli kontrol ise aynı tutuklama sebepleri varken tutuklama yerine uygulanabilen, yurt dışı çıkış yasağı, imza yükümlülüğü veya konutu terk etmeme gibi daha hafif yükümlülüklerdir (CMK m.109).

Hangi suçlarda tutuklama kararı verilemez?

“Sadece adlî para cezasını gerektiren suçlarda veya vücut dokunulmazlığına karşı kasten işlenenler hariç olmak üzere hapis cezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararı verilemez.” (CMK m.100/4). Ayrıca işin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmayan tutuklama kararı verilemez (m.100/1).

Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru süresi nedir?

Başvuru, başvuru yollarının tüketildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılır (6216 sayılı Kanun m.47/5). Başvuru harca tabidir; ödeme gücü olmayanlar adli yardım isteyebilir. Olağan başvuru yolları tüketilmeden yapılan başvuru kabul edilemez bulunur.

AİHM’e başvuru süresi nedir?

AİHM’e bireysel başvuru, nihai iç hukuk kararından itibaren dört ay içinde yapılmalıdır.

Haksız gözaltı nedeniyle tazminat alınabilir mi?

Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan veya gözaltına alınan kişi, CMK m.141 kapsamında maddi ve manevi tazminat isteyebilir. Talep, kararın kesinleştiğinin tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde kesinleşmeyi izleyen bir yıl içinde ağır ceza mahkemesine yapılır (CMK m.142).

Gözaltına alınan yakınımın haberim olmadan tutulması mümkün mü?

Hayır. Yakalanan kişinin bir yakınına veya belirleyeceği bir kişiye, Cumhuriyet savcısının emriyle gecikmeksizin haber verilir (CMK m.95).

Basın bir gözaltını haber yapabilir mi?

Evet. Soruşturma ve kovuşturma işlemlerinin haber verme sınırları aşılmaksızın haber konusu yapılması suç değildir (TCK m.285/6). Sınır, kişinin suçlu olarak algılanmasına yol açacak şekilde görüntülerinin yayınlanmasıdır (m.285/5). Kişilik hakları bakımından ise haberin kamu yararı ve görüntünün gerekliliği birlikte değerlendirilir.

⚖️ Hukuki Danışmanlık Alın

Av. Fatma Öztürk — Hukukçular Evi Ankara

📞 +90 554 648 37 15💬 WhatsApp

Bu yazı genel hukuki bilgilendirme amaçlıdır; somut olayda hukuki danışmanlık yerine geçmez. Konuya ilişkin bireysel sorularınız ve dava süreçleriniz için: info@hukukcularevi.com

Bu konuda hukuki destek almak için

📞 Ara: +905546483715💬 WhatsApp’tan yaz

Post by Av. Fatma Öztürk