Dernek, Vakıf ve İktisadi İşletmelerin Vergilendirilmesi 2026: Devamlılık Ölçütü, Muafiyetler, Tevkifat ve Bağış İndirimi (KVK m.1-4, 15)
05 Eylül 2026

Dernek, Vakıf ve İktisadi İşletmelerin Vergilendirilmesi 2026: Devamlılık Ölçütü, Muafiyetler, Tevkifat ve Bağış İndirimi (KVK m.1-4, 15)

Dernek ve vakıflar kurumlar vergisi mükellefi değildir; ancak bunlara ait iktisadi işletmeler mükelleftir. Bu ayrım, uygulamada en çok karıştırılan konulardan biridir: bir derneğin kurs açması, kafeterya işletmesi ya da düzenli gelir getiren bir faaliyet yürütmesi, iktisadi işletme doğurur ve mükellefiyet tesis edilmesini gerektirir. Bu rehber, ayrımı mevzuat maddeleriyle anlatır. Ankara’daki dosyanız için bize 0554 648 37 15 numarasından ulaşabilirsiniz.

Beş cümlede özet

  • Kurumlar vergisi mükellefleri arasında dernek ve vakıflara ait iktisadi işletmeler sayılmıştır; dernek ve vakıfların kendisi mükellef değildir (KVK m.1).
  • Dernek veya vakıflara ait olup sermaye şirketi ve kooperatif dışında kalan ticari, sınai ve zirai işletmeler iktisadi işletmedir (KVK m.2).
  • İktisadi işletmelerin kazanç gayesi gütmemeleri, faaliyetlerinin kanunla verilmiş görevler arasında bulunması, tüzel kişiliklerinin olmaması mükellefiyetlerini etkilemez (m.2).
  • Kanunda sayılan kurum ve kuruluşlar ile şartları taşıyan kooperatifler kurumlar vergisinden muaftır (m.4).
  • Dernek ve vakıflara yapılan bazı ödemelerden ve bunların bazı kazançlarından kanunda öngörülen esaslara göre tevkifat yapılır (m.15).

Kim mükellef, kim değil? (KVK m.1-2)

Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 1. maddesi, verginin mükelleflerini sayar: sermaye şirketleri, kooperatifler, iktisadi kamu kuruluşları, dernek veya vakıflara ait iktisadi işletmeler ve iş ortaklıkları. Dikkat edilmesi gereken nokta, listede dernek ve vakıfların kendisinin değil, bunlara ait iktisadi işletmelerin yer almasıdır. Dolayısıyla bir derneğin üye aidatları, bağışlar ve yardımlar gibi gelirleri kurumlar vergisine tabi değildir.

Kanun’un 2. maddesi iktisadi işletmeyi tanımlar: dernek veya vakıflara ait veya bağlı olup faaliyetleri devamlı bulunan ve sermaye şirketleri ile kooperatifler dışında kalan ticari, sınai ve zirai işletmeler iktisadi işletmedir. Aynı maddede kritik bir hüküm yer alır: bunların kazanç gayesi gütmemeleri, faaliyetlerinin kanunla verilmiş görevler arasında bulunması, tüzel kişiliklerinin olmaması, müstakil muhasebeleri ve kendilerine tahsis edilmiş sermayelerinin veya iş yerlerinin bulunmaması mükellefiyetlerini etkilemez. Yani “biz kâr amacı gütmüyoruz” savunması, iktisadi işletme mükellefiyetini ortadan kaldırmaz.

İktisadi işletmenin ölçütü: devamlılık

FaaliyetDeğerlendirme
Üye aidatlarıKurumlar vergisine tabi değil
Bağış ve yardımlarKurumlar vergisine tabi değil
Yılda bir kez düzenlenen kermesDevamlılık yoksa iktisadi işletme sayılmayabilir
Sürekli işletilen kafeterya, lokalİktisadi işletme; mükellefiyet doğar
Ücretli kurs ve eğitim faaliyetiDevamlıysa iktisadi işletme
Taşınmaz kira geliriKanunda öngörülen esaslara göre tevkifat; işletme şartları ayrıca değerlendirilir

Tabloyu yana kaydırarak tüm sütunları görebilirsiniz.

Belirleyici ölçüt devamlılıktır: faaliyetin süreklilik göstermesi, bir organizasyona dayanması ve ticari mahiyet taşıması hâlinde iktisadi işletme doğar. Yılda bir kez yapılan ve arızi nitelikteki faaliyetler bu kapsamda değerlendirilmeyebilir; ancak aynı faaliyetin her yıl tekrarlanması devamlılık göstergesidir. Uygulamada en sık karşılaşılan hata, iktisadi işletme oluştuğu hâlde mükellefiyet tesis ettirilmemesi ve yıllar sonra geriye dönük tarhiyatla karşılaşılmasıdır.

Muafiyetler (m.4)

Kanun’un 4. maddesi, kurumlar vergisinden muaf tutulan kurum ve kuruluşları sayar. Bunlar arasında kanunla kurulan ve kamu hizmeti gören bazı kuruluşlar, kanunda sayılan şartları taşıyan kooperatifler, il özel idareleri ve belediyelere ait bazı işletmeler, kanunda sayılan eğitim, sağlık ve sosyal amaçlı kuruluşlar yer alır. Muafiyet, kanunda tek tek sayılan hâllerle sınırlıdır ve kıyas yoluyla genişletilemez.

Kooperatifler bakımından muafiyet şartları özellikle önemlidir: sermaye üzerinden kazanç dağıtılmaması, yönetim kurulu başkan ve üyelerine kazanç üzerinden pay verilmemesi, yedek akçelerin ortaklara dağıtılmaması ve sadece ortaklarla iş görülmesi aranır. Bu şartların hem ana sözleşmede yer alması hem fiilen uygulanması gerekir; şartlardan birinin ihlali muafiyeti sona erdirir ve mükellefiyet doğar. Dernek ve vakıflar bakımından ise kamu yararına çalışma statüsü ya da vergi muafiyeti tanınması, kurumlar vergisi mükellefiyetiyle doğrudan ilgili değildir: bu statüler bağışçılara indirim imkânı sağlar, ancak derneğe ait iktisadi işletmenin mükellefiyetini kaldırmaz.

İktisadi işletme kurulurken izlenecek adımlar

Devamlılık gösteren bir faaliyet başladığında, iktisadi işletme için mükellefiyet tesis ettirilmesi gerekir. Süreç şu adımlardan oluşur. Birincisi karar aşamasıdır: dernek yönetim kurulu ya da vakıf yönetim organı, iktisadi işletme kurulmasına ilişkin karar alır ve bu kararda faaliyet konusu, işletmenin adı ve tahsis edilen varlıklar gösterilir. İkincisi mükellefiyet tesisidir: işe başlama bildirimi yapılır ve iktisadi işletme adına vergi kimlik numarası alınır. Üçüncüsü defter ve belge düzenidir: işletme, tabi olduğu sınıfa göre defter tutar, fatura ve diğer belgeleri kullanır; elektronik belge zorunluluğu kapsamına girip girmediği kontrol edilir.

Dördüncü adım muhasebe ayrımıdır: iktisadi işletmenin gelir ve giderleri, derneğin kendi gelir ve giderlerinden ayrı izlenmelidir. Bu ayrım hem beyannamenin doğruluğu hem incelemede yapılacak açıklama bakımından kritiktir; ortak kullanılan personel, kira ve genel giderlerin makul bir anahtarla dağıtılması ve bu anahtarın yazılı hâle getirilmesi gerekir. Beşinci adım kâr aktarımıdır: iktisadi işletmenin kazancı derneğe aktarıldığında, bu aktarımın kâr dağıtımı sayılıp sayılmayacağı ve tevkifat doğurup doğurmayacağı değerlendirilmelidir. Altıncı adım, işletmenin sona ermesi hâlinde kapanış işlemleridir: işi bırakma bildirimi yapılmadığı sürece mükellefiyet kayden devam eder ve beyanname verilmediği için ceza kesilir. Kapanış sürecinin genel esaslarını işi bırakma ve mükellefiyetin sona ermesi yazımızda ele aldık.

Tevkifat yükümlülüğü (m.15)

Dernek ve vakıflar kurumlar vergisi mükellefi olmasalar dahi, vergi sorumlusu sıfatıyla yükümlülük taşırlar. Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 15. maddesi, kanunda sayılan ödemeler üzerinden vergi kesintisi yapılmasını öngörür; ayrıca Gelir Vergisi Kanunu’nun 94. maddesi uyarınca da bu kuruluşlar tevkifat yapmakla yükümlü tutulmuştur.

Uygulamada en sık karşılaşılan tevkifat kalemleri şunlardır: çalışanlara ödenen ücretlerden yapılan gelir vergisi stopajı; kiralanan taşınmazlar için yapılan kira ödemelerinden yapılan tevkifat; serbest meslek erbabına yapılan ödemelerden yapılan tevkifat; yapılan işler karşılığında istihkak ödemeleri. Bu kesintilerin muhtasar beyanname ile beyan edilip ödenmesi gerekir. Dernek ve vakıfların en sık yaptığı hata, iktisadi işletmesi bulunmadığı için hiçbir vergisel yükümlülüğü olmadığını düşünmektir; oysa tevkifat ve muhtasar beyan yükümlülüğü bağımsız olarak işler ve ihlali cezalandırılır. Ücret vergilendirmesinin esaslarını ücret gelirinin vergilendirilmesi yazımızda ele aldık.

KDV ve diğer vergiler

Kurumlar vergisi tek başına tabloyu tamamlamaz. Katma değer vergisi bakımından ölçüt farklıdır: Katma Değer Vergisi Kanunu, ticari, sınai, zirai ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetleri vergiye tabi tutar. Dernek ve vakıfların iktisadi işletmeleri aracılığıyla yaptığı teslim ve hizmetler bu kapsamdadır; aidat ve bağış tahsilatları ise bir teslim ya da hizmet karşılığı olmadığından katma değer vergisinin konusuna girmez. Kanun ayrıca kanunda sayılan kültür, eğitim, sağlık ve sosyal amaçlı bazı teslim ve hizmetler bakımından istisnalar öngörür; bu istisnalardan yararlanmak için kuruluşun ve faaliyetin kanunda sayılan nitelikleri taşıması gerekir.

Diğer yükümlülükler bakımından üç başlık öne çıkar. Birincisi damga vergisidir: dernek ve vakıfların taraf olduğu sözleşme ve kâğıtlar kural olarak damga vergisine tabidir; kanunda sayılan hâllerde istisna uygulanır. İkincisi emlak vergisidir: kanunda sayılan kuruluşlara ait ve kanunda öngörülen amaçlara tahsis edilmiş binalar bakımından muafiyet hükümleri bulunur; muafiyetin uygulanması için bildirimde bulunulması ve şartların belgelenmesi gerekir. Üçüncüsü harçlardır: kanunda sayılan işlemler bakımından harç istisnası öngörülmüştür. Bu istisna ve muafiyetlerin tamamı dar yorumlanır; kuruluşun amacının sosyal olması tek başına yeterli değildir, kanunun aradığı statü ve şartların sağlanması aranır.

Bağışlar, makbuz düzeni ve bağışçının indirimi

Dernek ve vakıflara yapılan bağışlar, bağışçı bakımından belirli şartlarla indirim imkânı doğurur. Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 10. maddesi ile Gelir Vergisi Kanunu’nun 89. maddesi, kanunda sayılan kurum ve kuruluşlara yapılan bağış ve yardımların, beyan edilen kazancın kanunda öngörülen oranını aşmamak üzere indirilebileceğini düzenler. Kamu yararına çalışan dernekler ile Cumhurbaşkanınca vergi muafiyeti tanınan vakıflara yapılan bağışlar bu kapsamdadır.

Bazı bağışlarda ise sınır uygulanmaz: okul, sağlık tesisi, öğrenci yurdu, çocuk yuvası, huzurevi ve ibadethane gibi kanunda sayılan tesislerin inşası ve faaliyetlerinin devamı için yapılan bağışların tamamı indirilebilir. İndirimin yapılabilmesi için bağışın makbuz karşılığı yapılmış olması ve makbuzun usulüne uygun düzenlenmiş olması şarttır; ayni bağışlarda ise değerleme esasları uygulanır. Ayrıca indirim, ancak kazanç bulunması hâlinde yapılabilir; zarar hâlinde bu indirimler sonraki yıllara devretmez. Dernek ve vakıf yönetimleri bakımından pratik sonuç, makbuz düzeninin titizlikle işletilmesidir: usulsüz düzenlenen makbuz, bağışçının indirim hakkını kaybettirir ve kurum bakımından da sorumluluk doğurur.

Site ve apartman yönetimleri, adi ortaklıklar

Benzer bir tartışma, tüzel kişiliği bulunmayan diğer topluluklar bakımından da yaşanır. Kat mülkiyetine tabi yapılarda yönetim, kat maliklerinin ortak giderlerini karşılamak üzere aidat toplar; bu tahsilat bir gelir değil, gider paylaşımıdır ve kural olarak kurumlar vergisinin konusuna girmez. Buna karşılık yönetimin, ortak alanları üçüncü kişilere kiraya vermesi, otopark ya da baz istasyonu geliri elde etmesi hâlinde durum değişir: bu gelirler kat maliklerine ait sayılır ve payları oranında beyan konusu olabilir; süreklilik ve organizasyon taşıyan işletme faaliyetleri ise iktisadi işletme tartışması doğurur.

Yönetimlerin ikinci yükümlülüğü tevkifattır: kapıcı, güvenlik ve temizlik personeli çalıştırılıyorsa ücret ödemelerinden gelir vergisi kesintisi yapılması ve muhtasar beyanname verilmesi gerekir; konut kapıcıları bakımından kanunda öngörülen istisnalar ayrıca değerlendirilir. Adi ortaklıklar bakımından ise kural şudur: adi ortaklık bir vergi mükellefi değildir; kazanç ortaklara payları oranında dağıtılır ve her ortak kendi beyannamesini verir. Ancak katma değer vergisi ve stopaj yükümlülükleri bakımından ortaklık adına mükellefiyet tesis edilir ve beyanname verilir. İş ortaklıkları ise Kurumlar Vergisi Kanunu’nda ayrıca sayıldığından, talep hâlinde kurumlar vergisi mükellefi olarak vergilendirilir. Bu yapıların seçimi, hem sorumluluk hem vergisel sonuç doğurduğundan baştan planlanmalıdır.

Denetim, beyan ve yönetici sorumluluğu

Dernek ve vakıflar, vergi mevzuatının yanında kendi özel mevzuatları uyarınca da denetime tabidir. Dernekler bakımından beyanname verme ve defter tutma yükümlülükleri ilgili mevzuatta düzenlenmiştir; vakıflar bakımından ise denetim makamına yıllık bildirim ve mali tablo sunma zorunluluğu bulunur. Bu bildirimlerin vergi beyanlarıyla tutarlı olması gerekir: iki kanaldan sunulan mali tablolar arasındaki uyumsuzluk, incelemede ilk sorulan hususlardandır.

Yönetici sorumluluğu ayrı bir başlıktır. Vergi Usul Kanunu, tüzel kişilerin ödevlerinin kanuni temsilcileri tarafından yerine getirileceğini ve bu ödevlerin yerine getirilmemesi nedeniyle alınamayan vergilerin temsilcilerin varlığından alınacağını düzenler; bu hüküm dernek ve vakıflara ait iktisadi işletmeler bakımından da uygulanır. Dolayısıyla iktisadi işletmenin vergi borçları tahsil edilemediğinde, yönetim kurulu üyelerinin şahsi sorumluluğu gündeme gelebilir. Sorumluluğun kapsamı, görev dönemine ve ödevin ihlaline göre belirlenir; görevden ayrılma ve devir işlemlerinin usulüne uygun yapılması ve kayda geçirilmesi bu nedenle önem taşır. Ayrıca dernek ve vakıf mevzuatında öngörülen mali sorumluluk hükümleri ile Türk Ticaret Kanunu’ndaki sorumluluk esasları birlikte değerlendirilir. Kanuni temsilcinin sorumluluğunu kanuni temsilcinin vergi sorumluluğu yazımızda ele aldık.

Vergi mahkemesi dava dilekçesi örneği

…………… VERGİ MAHKEMESİ BAŞKANLIĞINA

DAVACI: …… Derneği, Vergi No, Adres

DAVALI: …… Vergi Dairesi Müdürlüğü

DAVA KONUSU: ……/……/2026 tarih ve …… sayılı ihbarname ile tarh edilen kurumlar vergisi ve kesilen vergi ziyaı cezasının iptali istemidir.

TEBLİĞ TARİHİ: ……/……/2026

AÇIKLAMALAR

1. İdarece, derneğimiz bünyesinde iktisadi işletme oluştuğu gerekçesiyle geriye dönük mükellefiyet tesis edilmiş ve tarhiyat yapılmıştır.

2. Tarhiyata konu gelirlerin …… TL’lik kısmı üye aidatlarından, …… TL’lik kısmı ise bağış ve yardımlardan oluşmaktadır. Bu gelirler kurumlar vergisinin konusuna girmez; aidat ve bağış makbuzları ile banka kayıtları ektedir.

3. İdarece iktisadi işletme sayılan faaliyet, yılda bir kez düzenlenen ve arızi nitelikteki …… etkinliğinden ibarettir. Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 2. maddesi anlamında devamlılık unsuru gerçekleşmemiştir; etkinliğe ilişkin belgeler ektedir.

4. Söz konusu etkinlikte elde edilen gelir, doğrudan derneğin tüzüğünde yazılı amaçlara tahsis edilmiş olup ticari organizasyon niteliği taşımamaktadır.

5. Kabul anlamına gelmemek kaydıyla belirtmek gerekir ki, iktisadi işletme sayılması hâlinde dahi kazancın tespitinde ilgili giderlerin dikkate alınması gerekirken bu husus gözetilmemiştir; gider belgeleri ektedir.

HUKUKİ SEBEPLER: 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu m.1, 2, 4, 15; 213 sayılı Vergi Usul Kanunu; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu.

DELİLLER: İhbarname, dernek tüzüğü, aidat ve bağış makbuzları, banka kayıtları, etkinlik belgeleri, gider belgeleri, bilirkişi incelemesi.

SONUÇ VE İSTEM: Açıklanan nedenlerle tarhiyatın ve cezanın iptaline, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalı idareye yükletilmesine karar verilmesini saygıyla arz ve talep ederiz. ……/……/2026

Davacı Vekili
Ad Soyad – İmza

Dernek ve vakıf yönetimleri için kontrol listesi

  1. Aidat ve bağış gelirlerini, ticari nitelikli gelirlerden ayrı izleyin.
  2. Devamlılık gösteren her faaliyet için iktisadi işletme mükellefiyeti gerekip gerekmediğini değerlendirin.
  3. “Kâr amacı gütmüyoruz” savunmasının mükellefiyeti kaldırmadığını bilin.
  4. İktisadi işletme varsa mükellefiyet tesis ettirin; defter, belge ve beyanname yükümlülüğü işler.
  5. Personel, kira ve serbest meslek ödemelerinde tevkifat yapın ve muhtasar beyanname verin.
  6. Bağış makbuzlarını usulüne uygun düzenleyin; bağışçının indirim hakkı buna bağlıdır.
  7. Ayni bağışlarda değerleme esaslarını uygulayın.
  8. Muafiyet iddiası varsa dayanağını kanundaki hangi bende dayandığını gösterin.

Sık sorulan sorular

Dernek kurumlar vergisi mükellefi mi?

Hayır. Mükellef olan, derneğe ait iktisadi işletmedir (KVK m.1).

Üye aidatları vergiye tabi mi?

Hayır. Aidat, bağış ve yardımlar kurumlar vergisinin konusuna girmez.

İktisadi işletme ne zaman oluşur?

Faaliyetin devamlılık göstermesi, bir organizasyona dayanması ve ticari, sınai ya da zirai nitelik taşıması hâlinde (m.2).

Kâr amacı gütmüyoruz; yine de mükellef miyiz?

Evet. Kazanç gayesi güdülmemesi mükellefiyeti etkilemez; kanun bunu açıkça düzenler.

Tüzel kişiliğimiz yok, sermayemiz de yok; durum değişir mi?

Hayır. Tüzel kişilik, müstakil muhasebe, tahsis edilmiş sermaye veya iş yeri bulunmaması mükellefiyeti etkilemez.

Yılda bir kez kermes düzenliyoruz; işletme sayılır mı?

Devamlılık unsuru gerçekleşmiyorsa sayılmayabilir; ancak her yıl tekrarlanması devamlılık göstergesidir.

Kim muaf?

Kanun’un 4. maddesinde tek tek sayılan kurum ve kuruluşlar ile şartları taşıyan kooperatifler; muafiyet kıyasla genişletilemez.

Kooperatif muafiyeti hangi şartlara bağlı?

Sermaye üzerinden kazanç dağıtılmaması, yöneticilere kazançtan pay verilmemesi, yedek akçelerin dağıtılmaması ve yalnız ortaklarla iş görülmesi.

Kamu yararına dernek statüsü vergiden muaf tutar mı?

Bu statü bağışçılara indirim imkânı sağlar; derneğe ait iktisadi işletmenin mükellefiyetini kaldırmaz.

Mükellef değilsek tevkifat yapmaz mıyız?

Yaparsınız. Ücret, kira ve serbest meslek ödemelerinde tevkifat ve muhtasar beyan yükümlülüğü bağımsız olarak işler.

Bağışçı ne kadar indirim yapabilir?

Kanunda sayılan kuruluşlara yapılan bağışlarda beyan edilen kazancın kanuni oranı kadar; bazı tesis bağışlarında ise tamamı indirilebilir.

Makbuz olmadan bağış indirilir mi?

Hayır. İndirim, bağışın makbuz karşılığı yapılmış olmasına bağlıdır.

Apartman aidatı vergiye tabi mi?

Hayır, gider paylaşımıdır. Ancak ortak alanların kiraya verilmesinden doğan gelirler kat maliklerine ait sayılır ve beyan konusu olabilir.

İktisadi işletme nasıl kurulur?

Yönetim organı kararı, işe başlama bildirimi ve vergi kimlik numarası alınması, defter-belge düzeninin kurulması ve muhasebenin dernekten ayrı tutulması gerekir.

Aidat tahsilatında KDV var mı?

Hayır. Aidat ve bağışlar bir teslim veya hizmet karşılığı olmadığından KDV’nin konusuna girmez; iktisadi işletme teslimleri ise vergiye tabidir.

Zarar varsa bağış indirimi devreder mi?

Hayır. Kazanç bulunmadığı hâllerde bu indirimler sonraki yıllara devretmez.

Kamu yararına dernek ve vergi muafiyeti tanınan vakıf statüsü

Dernek ve vakıflar bakımından iki özel statü bulunur ve bunların vergisel sonuçları sıkça karıştırılır. Kamu yararına çalışan dernek statüsü, 5253 sayılı Dernekler Kanunu’nda öngörülen şartlarla ve Cumhurbaşkanı kararıyla verilir; vakıflarda ise vergi muafiyeti, Vakıflar Kanunu ve ilgili mevzuatta öngörülen şartlarla Cumhurbaşkanınca tanınır. Her iki statü de kanunda sayılan nitelik, faaliyet süresi, gelir düzeyi ve amaç şartlarına bağlanmıştır.

Bu statülerin sağladığı avantajlar sınırlıdır ve doğru anlaşılmalıdır. Birinci ve en önemli sonuç, bu kuruluşlara yapılan bağışların bağışçı bakımından indirim konusu yapılabilmesidir; Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 10. maddesi ile Gelir Vergisi Kanunu’nun 89. maddesi bu indirimi kanunda öngörülen oranlarla düzenler. İkinci sonuç, kanunda sayılan bazı harç ve damga vergisi istisnalarından yararlanmadır. Buna karşılık bu statüler, kuruluşa ait iktisadi işletmenin kurumlar vergisi mükellefiyetini ortadan kaldırmaz: devamlılık gösteren ticari faaliyet varsa mükellefiyet doğar. Ayrıca statünün kazanılması kadar korunması da önemlidir: şartların kaybedilmesi hâlinde statü geri alınabilir ve buna bağlı avantajlar sona erer. Bu nedenle statü sahibi kuruluşların yıllık raporlama ve denetim yükümlülüklerini aksatmaması gerekir.

Bağış makbuzu ve kayıt düzeni

Bağışın indirim konusu yapılabilmesi, makbuz karşılığı yapılmış olmasına bağlıdır; bu nedenle makbuz düzeni hem bağış alan hem bağış yapan bakımından kritik önemdedir. Dernek ve vakıf mevzuatı, bağış alındı belgelerinin bastırılması, seri ve sıra numarası taşıması, kayıt altına alınması ve kullanılan belgelerin dip koçanlarının saklanması gibi şekil şartları öngörür. Bu şartlara uyulmaması, bağışçının indirim hakkını kaybettirir.

Uygulamada dikkat edilecek noktalar şunlardır. Birincisi ayni bağışlardır: mal ve hizmet olarak yapılan bağışlarda değerleme yapılması ve makbuzda malın cinsi, miktarı ve değerinin gösterilmesi gerekir; bağışlanan malın alışında yüklenilen katma değer vergisinin indirimi de ayrıca düzeltilmelidir. İkincisi şartlı bağışlardır: belirli bir amaca tahsis edilen bağışların o amaçla kullanılması ve bunun kayıtlarda izlenmesi gerekir. Üçüncüsü yurt dışı bağışlardır: yurt dışındaki kuruluşlara yapılan bağışların indirim kapsamına girip girmediği ayrıca değerlendirilir. Dördüncüsü, bağış toplama izinleridir: mevzuat, bazı bağış toplama faaliyetlerini izne bağlar ve izinsiz toplama idari yaptırım doğurur. Beşincisi, elektronik ortamda toplanan bağışlarda belge ve kayıt düzenidir. Bu unsurların bir prosedüre bağlanması, hem denetimde hem bağışçı ilişkisinde güven sağlar.

Denetim, beyan ve yönetici sorumluluğu

Dernek ve vakıflar, vergi mevzuatının yanında kendi özel mevzuatları uyarınca da denetime tabidir. Dernekler bakımından beyanname verme, defter tutma ve genel kurul bildirimleri; vakıflar bakımından ise denetim makamına yıllık bildirim ve mali tablo sunma zorunluluğu bulunur. Bu bildirimlerin vergi beyanlarıyla tutarlı olması gerekir: iki kanaldan sunulan mali tablolar arasındaki uyumsuzluk, incelemede ilk sorulan husustur.

Yönetici sorumluluğu ayrı bir başlıktır. Vergi Usul Kanunu’nun 10. maddesi, tüzel kişilerin ödevlerinin kanuni temsilcileri tarafından yerine getirileceğini ve bu ödevlerin yerine getirilmemesi nedeniyle alınamayan vergilerin temsilcilerin varlığından alınacağını düzenler; bu hüküm dernek ve vakıflara ait iktisadi işletmeler bakımından da uygulanır. Dolayısıyla iktisadi işletmenin vergi borçları tahsil edilemediğinde yönetim kurulu üyelerinin şahsi sorumluluğu gündeme gelebilir. Sorumluluğun kapsamı görev dönemine göre belirlendiğinden, göreve başlama ve ayrılma tarihlerinin kayıt altına alınması ve tescil edilmesi gerekir. Ayrıca dernek ve vakıf mevzuatındaki mali sorumluluk hükümleri ile genel hükümler birlikte değerlendirilir. Kanuni temsilcinin sorumluluğunu kanuni temsilcinin vergi sorumluluğu yazımızda ele aldık.

Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu m.1, 2, 4, 10 ve 15 ile 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu m.89 ve 94 hükümlerine dayanır. Oran ve şartlar değişebilir; somut dosyanız için Hukukçular Evi Ankara ile 0554 648 37 15 numaralı telefondan iletişime geçin.


Post by Av. Fatma Öztürk