“Borçlu olan babam (ya da annem) vefat etti; onun kredi ve icra borçları bana da geçer mi?” Bu, mirasçıları en çok kaygılandıran sorulardan biridir. Türk Medeni Kanunu, borca batık bir miras karşısında mirasçıları korumak için “mirasın reddi” kurumunu öngörmüştür. Bu rehberde mirasın reddini ve borçtan kurtulma yollarını sade bir dille açıklıyoruz.
Ölümle Borçlar da Mirasçıya Geçer
Türk Medeni Kanunu’nun 599. maddesine göre, bir kişinin ölümüyle terekesi (yani geride bıraktığı tüm mallar ve borçlar) bir bütün hâlinde mirasçılarına geçer. Bu, “külli halefiyet” ilkesidir. Sonuç olarak mirasçılar, hiçbir şey yapmazsa, murisin borçlarından yalnızca terekeyle değil kendi malvarlıklarıyla da sorumlu hâle gelebilir. İşte mirasın reddi, bu yükten korunmanın yoludur ve iki biçimde gerçekleşir.
Gerçek (İradi) Ret: 3 Aylık Süre
Gerçek ret, mirasçının mirası istemediğini açıkça bildirmesidir. Mirasçı, ölümü ve kendi mirasçılığını öğrendiği tarihten itibaren üç ay içinde, miras bırakanın son yerleşim yerindeki Sulh Hukuk Mahkemesine başvurarak kayıtsız ve şartsız ret beyanında bulunur. Bu üç aylık süre hak düşürücüdür ve mahkemece kendiliğinden gözetilir. Bu davada sulh hâkimi yalnızca başvurunun süresinde olup olmadığını ve kişinin mirasçılık sıfatını inceler; terekenin borca batık olup olmadığını araştırmaz. Reddeden mirasçı, miras bırakandan önce ölmüş gibi kabul edilir.
Hükmen Ret: Süreyi Kaçıranların Güvencesi
Asıl güçlü koruma burada devreye girer. Türk Medeni Kanunu’nun 605/2. maddesine göre, miras bırakanın ölüm tarihinde ödemeden aczi (borca batık olduğu) açıkça belli ya da resmen tespit edilmişse, miras kendiliğinden reddedilmiş sayılır. Bunun için ayrıca bir beyana ve özellikle de bir süre sınırına bağlı değildir; üç aylık süreyi kaçıran mirasçılar dahi bundan yararlanabilir. Borca batıklık, miras bırakanın ölüm tarihindeki mallarının (aktif) borçlarından (pasif) az olması demektir ve değerlendirme ölüm tarihine göre yapılır. Mirasçılar, tereke alacaklılarına karşı Asliye Hukuk Mahkemesinde açacakları tespit davasıyla bu durumu belgeletebilecekleri gibi, alacaklının açtığı bir davada savunma (defi) olarak da her zaman ileri sürebilirler (Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, 2023/1643 E., 2024/1547 K.; 14. Hukuk Dairesi, 2017/1987 E., 2021/458 K.; İçtihadı Birleştirme Kararı, 23.12.1942, 24/29).
Dikkat: Zımni Kabul Tuzağı
Ret hakkını korumanın en kritik şartı, mirası “sahiplenmemiş” olmaktır. Türk Medeni Kanunu’nun 610. maddesine göre, mirasçı tereke mallarını sahiplenir, satar, gizler ya da olağan yönetim sınırını aşan işlemler yaparsa mirası örtülü (zımni) olarak kabul etmiş sayılır ve artık reddedemez. Bu nedenle borca batık olduğu düşünülen bir terekede, murisin aracını kullanmak, hesabındaki parayı çekmek gibi davranışlardan kaçınmak gerekir. Yargıtay, mirasçının kendi parasından yaptığı cüz’i (çok küçük) bir ödemeyi her durumda kabul saymamakla birlikte, asıl güvenli yol terekeye hiç dokunmamaktır. Ayrı bir not olarak: Vefat edenin kredisinde hayat sigortası varsa, kalan borç çoğu zaman sigortadan ödenebilir; ancak kredi alınırken önemli bir hastalığın gizlenmiş olması sigortacının ödememesine yol açabilir. Süreç teknik olduğundan, borca batık bir tereke ile karşılaşıldığında zaman kaybetmeden değerlendirme yapılması önemlidir.
Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; her dosyanın kendine özgü koşulları bulunduğundan, somut durumunuza ilişkin değerlendirme için güncel mevzuat ve uzman hukuki görüş esas alınmalıdır.


