📜 Dayanak Mevzuat
- 6100 sayılı HMK m.412 — Tahkim sözleşmesi ve yazılı şekil şartı
- 6100 sayılı HMK m.412/3 — Tahkim şartı içeren belgeye yollama (inkorporasyon)
- 6098 sayılı TBK — Alacağın devri ve kefaletin fer’îliği
- 6102 sayılı TTK — Birleşme, devralma ve şirketler topluluğu hükümleri
- 4721 sayılı TMK m.2 — Dürüstlük kuralı ve çelişkili davranış yasağı
- 4686 sayılı MTK — Milletlerarası tahkim
Tahkim anlaşması nisbî niteliktedir: kural olarak yalnızca tarafları bakımından hüküm ve sonuç doğurur. Sözleşmeyi imzalamayan bir kişi, kural olarak ne tahkime zorlanabilir ne de tahkimden yararlanabilir.
Ancak uygulamada bu kuralın zorlandığı durumlar vardır: şirket birleşmesi, alacağın devri, grup şirketleri, sigortacının halefiyeti. Bu rehber, tahkim anlaşmasının hangi hâllerde üçüncü kişilere teşmil edilebileceğini ve Türk hukukundaki sınırları ele alır.
Kural: Nisbîlik ve Yazılı Şekil
Teşmil tartışmasının çerçevesini iki unsur belirler.
Nisbîlik. Tahkim anlaşması, tarafların iradesine dayanan bir sözleşmedir ve sözleşmeler kural olarak yalnızca taraflarını bağlar.
Yazılı şekil. HMK m.412/3 tahkim sözleşmesinin yazılı şekilde yapılmasını arar. İmzası bulunmayan bir kişinin bu anlaşmayla bağlı sayılması, şekil şartı bakımından da ek bir gerekçe gerektirir.
Bu nedenle teşmil, kuralın istisnasıdır ve her hâlde gerçek tahkim iradesinin araştırılmasını gerektirir. Sorulacak soru şudur: üçüncü kişi, imzası bulunmasa dahi tahkim iradesine katılmış sayılabilir mi?
Külli Halefiyet: En Sağlam Zemin
Teşmilin en az tartışmalı hâli budur.
Bir birleşme veya devralma sonunda kurulan yeni şirket ya da ayakta kalan şirket, külli halefiyet ilkesi uyarınca diğer şirketin hak ve borçlarını bütün olarak üstlenir. Türk Ticaret Kanunu bu konuda açık hüküm getirmiştir.
Uluslararası uygulamada benimsenen ortak yaklaşım şudur: halefiyetin tespit edildiği hâllerde, aksine bir sözleşme yapılmadıkça halef olan taraf tahkim anlaşmasının tarafı hâline gelir. Halef olanın tahkim itirazında bulunması bu sonucu değiştirmez.
Mantık açıktır: külli halefiyette devralınan, tek tek alacaklar değil, hukuki ilişkinin bütünüdür. Tahkim anlaşması da bu bütünün parçasıdır.
Pratik sonuç: Birleşme veya devralma planlarken, devralınan şirketin sözleşmelerindeki tahkim klozları da devralınmış olur. Due diligence çalışmasında uyuşmazlık çözüm maddeleri ayrı bir başlık olarak incelenmelidir.
Sözleşmeyi imzalamayan taraf tahkime çekilebilir mi?
Av. Fatma Öztürk — Hukukçular Evi Ankara
Cüz’î Halefiyet ve Alacağın Devri: Tartışmalı Alan
Burada tablo netliğini kaybeder ve konu Türk doktrininde tartışmalıdır.
Sorun şudur: tahkim anlaşmasına tabi bir alacak devredildiğinde, devreden ile borçlu arasındaki tahkim anlaşması da devrin kapsamında sayılır mı? Devralan, tahkim anlaşmasının tarafı hâline gelir mi?
Teşmil lehine görüş
Doktrinde bir grup yazar bu soruya olumlu cevap verir: aksine anlaşma yoksa devralan tahkim anlaşmasının tarafı hâline gelir. Bu görüş, tahkim şartının alacağın fer’i sayıldığı yaklaşımına dayandırılır — alacak devredildiğinde fer’î haklar da devredilir.
Teşmil aleyhine görüş
Karşı görüş ise tahkim anlaşmasının bağımsız nitelikte olduğunu, alacağın basit bir fer’î hakkı sayılamayacağını savunur. Bu yaklaşıma göre devralan, kendi iradesi dışında bir uyuşmazlık çözüm mecrasıyla bağlanamaz.
Öğretide bu meselenin net biçimde cevaplanmamış olduğu ve tahkim bakımından sorunlu bir alan oluşturduğu kabul edilmektedir.
Pratik öneri: Alacak devri sözleşmesinde tahkim anlaşmasının da devredilip devredilmediği açıkça yazılmalıdır. Tek cümlelik bir kayıt, yıllarca sürebilecek bir yetki tartışmasını baştan keser.
Kefalet: Fer’îlik Sınırı
Kefalet bakımından da benzer bir tartışma vardır ve öğretide dile getirilen bir görüşe göre, halefiyet gereği kefile geçen haklar salt alacak hakkı ile fer’î haklardan ibaret olduğundan, bağımsız nitelikteki tahkim anlaşmasına kefilin taraf olacağını söylemek mümkün değildir.
Bu yaklaşım, asıl borç ilişkisi ile uyuşmazlık çözüm anlaşması arasındaki nitelik farkına dayanır: kefil borcu öder ancak alacaklının usuli konumuna kendiliğinden geçmez.
Uygulamada çözüm: Kefalet sözleşmesine ayrı bir tahkim şartı konulması ya da kefilin asıl sözleşmedeki kloza açıkça katıldığını beyan etmesi, tartışmayı ortadan kaldırır.
Grup Şirketler Doktrini ve Türk Hukukundaki Sınırı
Bu, uluslararası ticari tahkimde en çok tartışılan teşmil dayanağıdır.
Doktrinin içeriği
Grup şirketler doktrini, tahkim şartı içeren asıl sözleşmeye taraf bir şirketle aynı topluluğa dahil başka bir şirketin, sözleşmenin kurulması, ifası ve sona erdirilmesine müdahil olması hâlinde ve ekonomik bütünlük oluşturdukları gerekçesiyle, tahkim anlaşmasının o şirkete teşmil edilebileceğini öngörür.
Türk Ticaret Kanunu ışığında değerlendirme
Doktrin, TTK’nın şirketler topluluğu hükümleri çerçevesinde sorgulandığında sonuç daraltıcıdır. Bu düzenlemeler, topluluk politikasının veya hâkim teşebbüsün iradesinin mutlak olarak topluluk şirketlerine izafe edilmesine izin vermez; topluluk menfaati ile bağlı şirketlerin menfaatinin dengelenmesine ve bu dengede alacaklıların korunmasına odaklanır.
Sonuç: Salt ekonomik bütünlük ve kontrol altında bulunma, tahkim anlaşmasının teşmili için yeterli gerekçe oluşturmaz. Teşmil, dürüstlük kuralı gereği oldukça sınırlı bir uygulama alanı bulabilir.
Bu, Türk hukuku bakımından önemli bir uyarıdır: yabancı uygulamada grup şirketler doktrinine dayanılarak verilmiş kararlar bulunsa dahi, aynı sonucun Türk hukuku çerçevesinde otomatik olarak doğacağı varsayılamaz.
Grup şirketlerde kloz, ilişkinin tamamını kapsayacak biçimde yazılmalıdır
Av. Fatma Öztürk — Hukukçular Evi Ankara
Dürüstlük Kuralı ve Çelişkili Davranış Yasağı
Türk hukukunda teşmilin asıl ekseni TMK m.2’deki dürüstlük kuralıdır. Yargıtay’ın konuya yaklaşımı bu perspektiften şekillenmiş olup, İsviçre hukukundaki eğilimle benzerlik gösterir.
Bu çerçevede öne çıkan iki teori vardır:
- Çelişkili davranış yasağı. Sözleşmenin ifasına fiilen katılan, ondan yararlanan ve tahkim sürecine dahil olan bir üçüncü kişinin, işine gelmediği anda “ben imzalamadım” demesi dürüstlük kuralıyla bağdaşmayabilir.
- Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması. Tüzel kişiliğin kötüye kullanıldığı istisnai hâllerde perdenin arkasındaki kişiye ulaşılabilir.
Her iki teori de istisnai niteliktedir ve dar yorumlanır. Ölçüt, üçüncü kişinin davranışlarının tahkim iradesine katıldığı sonucunu haklı kılıp kılmadığıdır.
Kanuni Halefiyet: Sigortacı Örneği
Taraf iradesinin kanunen varsayıldığı hâller ayrı bir kategori oluşturur ve burada tartışma azdır.
Sigortalının, gerçekleşen zarardan dolayı sorumlulara karşı dava hakkı varsa bu hak, tazmin edilen bedel kadar sigortacıya intikal eder. Sorumlulara karşı bir dava veya takip başlatılmışsa sigortacı, mahkemenin veya diğer tarafın onayı gerekmeksizin, halefiyet kuralı uyarınca sigortalısına yaptığı ödemeyi ispat ederek dava veya takibi kaldığı yerden devam ettirebilir.
Buradaki mantık, kanunun halefiyeti açıkça öngörmüş olmasıdır; taraf iradesinin ayrıca araştırılmasına gerek kalmaz.
İnkorporasyon: Teşmil Değil, Kapsam Meselesi
Sık karıştırılan bir konu vardır. HMK m.412/3 uyarınca, asıl sözleşmenin parçası hâline getirilmek amacıyla tahkim şartı içeren bir belgeye yollama yapılması hâlinde de tahkim sözleşmesi yapılmış sayılır.
Bu bir teşmil hâli değildir. Burada taraf, yollama yapılan belgedeki kloza kendi iradesiyle katılmıştır; imzası bulunmayan bir üçüncü kişiye genişletme söz konusu değildir.
Ayrım önemlidir: inkorporasyonda tartışma kapsam üzerinedir, teşmilde ise kişi üzerine.
Teşmil Talebi Kime Yöneltilir?
Teşmil iddiası pratikte iki ayrı merci önünde gündeme gelir ve zamanlaması stratejik önem taşır.
Hakem kurulu önünde
Tahkim talebi üçüncü kişiye de yöneltilmişse, o kişi kurulun kendisi bakımından yetkisiz olduğunu ileri sürer. Kurul, kendi yetkisi hakkında karar verme yetkisi çerçevesinde teşmil meselesini bir ön sorun olarak inceler ve karara bağlar. Yetkisizlik itirazının en geç cevap dilekçesinde yapılması gerektiği unutulmamalıdır.
Mahkeme önünde
Üçüncü kişiye karşı devlet mahkemesinde dava açılmışsa, teşmil iddiası bu kez tahkim itirazı biçiminde ortaya çıkar: davalı, taraf olmadığı bir klozun kendisini bağladığını ileri sürerek davanın usulden reddini ister. Bu itirazın da ilk itiraz olarak cevap dilekçesinde ileri sürülmesi zorunludur.
İki merci farklı sonuçlara varabilir. Bu nedenle teşmil iddiasına dayanan taraf, hangi mecrada hangi zamanlamayla hareket edeceğini baştan planlamalıdır.
Tenfiz Aşamasında Teşmil
Sorun kararın verilmesiyle bitmeyebilir. Yabancı bir hakem kararının Türkiye’de tenfizi istendiğinde, aleyhine tenfiz istenen üçüncü kişi tahkim anlaşmasının kendisi bakımından mevcut olmadığını ileri sürebilir.
Bu, tenfiz aşamasındaki denetimin doğal bir parçasıdır: New York Sözleşmesi çerçevesinde, tarafların tahkim anlaşmasıyla bağlı olup olmadığı sorgulanabilir. Dolayısıyla teşmil kararı veren bir hakem kurulunun sonucu, icra edileceği ülkede yeniden tartışmaya açılabilir.
Pratik sonuç: Teşmil yoluyla elde edilen bir karar, imzalı bir kloza dayanan karara göre daha kırılgandır. Karşı tarafın malvarlığı yurt dışındaysa bu kırılganlık doğrudan tahsilat riskine dönüşür.
Üç Tipik Senaryo
Senaryo 1: Ana şirket ödemeyi yapıyor, sözleşmede iştirak var
Sözleşme iştirak şirketiyle imzalanmış ancak müzakereleri ana şirket yürütmüş, ödemeleri ana şirket yapmış ve yazışmalar ana şirketin antetli kâğıdıyla gönderilmiş. İştirak şirketinin malvarlığı ise yetersiz.
Bu, grup şirketler doktrininin klasik örneğidir. Türk hukuku bakımından belirleyici olan, ana şirketin bu davranışlarının tahkim iradesine katıldığı sonucunu haklı kılıp kılmadığıdır; salt ortaklık ilişkisi ve ekonomik bütünlük yeterli değildir.
Senaryo 2: Alacak faktoring şirketine devredilmiş
Tahkim şartı içeren bir sözleşmeden doğan alacak devredilmiş, borçlu ödemiyor ve devralan takibe geçmek istiyor. Devralan mahkemeye mi gidecek, tahkime mi?
Doktrindeki tartışma tam burada somutlaşır. Devir sözleşmesinde açık bir kayıt yoksa devralan, hangi mecraya başvurursa başvursun bir yetki itirazıyla karşılaşma riski taşır. Bu nedenle devir sözleşmelerinde tahkim anlaşmasının akıbeti mutlaka yazılmalıdır.
Senaryo 3: Alt yüklenici zinciri
İşveren ile yüklenici arasındaki sözleşmede tahkim, yüklenici ile alt yüklenici arasındaki sözleşmede yetkili mahkeme öngörülmüş. Kusur alt yükleniciden kaynaklanıyor.
Burada teşmil doktrinine hiç gerek yoktur; sorun baştan zincirin hizalanmamış olmasıdır. Yüklenici, işverene karşı tahkimde savunma yaparken alt yükleniciye karşı ayrı bir mahkeme süreci yürütmek zorunda kalır ve iki süreçte çelişkili sonuçlar doğabilir. Çözüm, zincirdeki tüm sözleşmelerde aynı uyuşmazlık şablonunun kullanılmasıdır.
Teşmil Değerlendirmesinde Altı Soru
- Halefiyet var mı, türü nedir? Külli halefiyette zemin sağlam, cüz’î halefiyette tartışmalıdır.
- Kanuni bir halefiyet hükmü var mı? Varsa iradenin ayrıca araştırılmasına gerek kalmaz.
- Üçüncü kişi sözleşmenin kurulmasına, ifasına veya sona erdirilmesine fiilen katıldı mı?
- Sözleşmeden yarar sağladı mı? Yararlanma, çelişkili davranış yasağı bakımından önemlidir.
- Davranışları tahkim iradesine katıldığını gösteriyor mu? Salt ekonomik bütünlük yeterli değildir.
- Aksine bir kayıt var mı? Devir veya birleşme belgelerinde tahkim anlaşmasının kapsam dışı bırakıldığı yazılıysa teşmil tartışması biter.
Kloz Yazımında Alınacak Önlemler
- Grup şirketlerini kloza dahil edin. Sözleşme bir topluluk içinde ifa edilecekse, ilgili şirketlerin de klozla bağlı olacağı açıkça yazılmalıdır.
- Devir hâlini düzenleyin. Alacağın veya sözleşmenin devri hâlinde tahkim anlaşmasının da devredileceğini belirtin.
- Kefalet ve teminatları hizalayın. Kefalet sözleşmesine ayrı bir tahkim şartı koyun.
- Alt yüklenici zincirini düşünün. Zincirdeki her sözleşmede aynı uyuşmazlık şablonu kullanılmalıdır.
- Kapsamı geniş yazın. Dar kapsam, teşmil tartışmasından bağımsız olarak talep bölünmesine yol açar.
Teşmil doktrinine güvenmek yerine klozu doğru yazmak, her zaman daha ucuz ve daha kesindir.
İlgili Rehberler
Genel rehber
İlgili konular
Sıkça Sorulan Sorular
Tahkim anlaşması imzalamayan kişiyi bağlar mı?
Kural olarak hayır. Tahkim anlaşması nisbî niteliktedir ve yalnızca taraflarını bağlar; teşmil istisnadır.
Teşmil hangi hâllerde gündeme gelir?
Külli ve cüz’î halefiyet, kanuni halefiyet, grup şirketler doktrini, çelişkili davranış yasağı ve tüzel kişilik perdesinin kaldırılması başlıca dayanaklardır.
Şirket birleşmesinde tahkim klozu devralınır mı?
Külli halefiyet uyarınca kural olarak evet; aksine bir sözleşme yapılmadıkça halef olan taraf tahkim anlaşmasının tarafı hâline gelir.
Halef tahkim itirazında bulunursa sonuç değişir mi?
Uluslararası uygulamada benimsenen yaklaşıma göre değişmez; halefiyet tespit edildiğinde tahkim anlaşması halefi bağlar.
Alacağı devralan tahkim anlaşmasıyla bağlı mı?
Bu konu Türk doktrininde tartışmalıdır ve net biçimde cevaplanmamıştır; bu nedenle devir sözleşmesinde açıkça düzenlenmesi önerilir.
Teşmil lehine görüş neye dayanır?
Tahkim şartının alacağın fer’i sayıldığı yaklaşımına; alacak devredildiğinde fer’î hakların da devredileceği kabulüne.
Kefil tahkim anlaşmasının tarafı olur mu?
Öğretide dile getirilen bir görüşe göre hayır; kefile geçen haklar alacak hakkı ile fer’î haklardan ibaret olduğundan bağımsız nitelikteki tahkim anlaşmasına taraf sayılamaz.
Grup şirketler doktrini nedir?
Aynı topluluğa dahil şirketin sözleşmenin kurulması, ifası ve sona erdirilmesine müdahil olması ve ekonomik bütünlük oluşturmaları hâlinde teşmili öngören yaklaşımdır.
Türk hukukunda grup şirketler doktrini uygulanır mı?
Sınırlı biçimde. TTK’nın şirketler topluluğu hükümleri, hâkim teşebbüsün iradesinin mutlak olarak topluluk şirketlerine izafe edilmesine izin vermez.
Ekonomik bütünlük teşmil için yeterli mi?
Hayır. Salt ekonomik bütünlük ve kontrol altında bulunma yeterli gerekçe oluşturmaz; teşmil dürüstlük kuralı gereği oldukça sınırlı uygulanır.
Çelişkili davranış yasağı nasıl işler?
Sözleşmenin ifasına katılan ve ondan yararlanan üçüncü kişinin sonradan tahkimi reddetmesi dürüstlük kuralıyla bağdaşmayabilir.
Sigortacı halefiyette tahkime taraf olur mu?
Kanuni halefiyet hâllerinde tartışma azdır; sigortacı ödediği bedel kadar halef olur ve başlatılmış dava veya takibi kaldığı yerden sürdürebilir.
Belgeye yollama yapılması teşmil midir?
Hayır. HMK m.412/3’teki inkorporasyonda taraf kendi iradesiyle kloza katılmıştır; teşmilde ise imzası bulunmayan üçüncü kişi söz konusudur.
Teşmil riskini nasıl azaltırım?
Grup şirketlerini kloza dahil ederek, devir hâlini düzenleyerek, kefalete ayrı kloz koyarak ve zincirdeki tüm sözleşmelerde aynı şablonu kullanarak.


