Görevi Kötüye Kullanma Suçu (TCK m.257): Basit Hâl, İhmalen Görevi Kötüye Kullanma ve Memur Savunması
10 Temmuz 2026

Görevi Kötüye Kullanma Suçu (TCK m.257): Basit Hâl, İhmalen Görevi Kötüye Kullanma ve Memur Savunması

Görevi kötüye kullanma suçu, kamu idaresinin işleyişine yönelik suçlar arasında en çok karşılaşılan tiplerden biri olarak Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 257. maddesinde düzenlenmiştir. Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmesi ya da görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstermesi suretiyle kişilerin mağduriyetine, kamunun zararına ya da kişilere haksız menfaate yol açmasını cezalandıran bu düzenleme; hem denetim organları hem de idari soruşturmalar yönünden geniş bir uygulama alanına sahiptir. Görevi kötüye kullanma tck 257 kapsamında suçun kasten işlenen basit hâli (m.257/1) 6 aydan 2 yıla kadar hapis, ihmalen işlenen şekli (m.257/2) ise 3 aydan 1 yıla kadar hapis cezasını gerektirir. Bu yazıda; suçun amacı, unsurları, kasten ve ihmalen işlenen görünüşleri, kamu görevlisi kavramı, özel suçların önceliği ilkesi ile yargılama usulü ve savunma stratejisi ayrıntılı biçimde ele alınmaktadır.

Somut bir dosyanızla ilgili görüşmek ister misiniz?

📞 Ara: +905546483715💬 WhatsApp’tan yaz

Avukatla Görüşün: 0554 648 37 15WhatsApp Danışma

Görevi Kötüye Kullanma – TCK m.257’nin Amacı ve Korunan Hukuki Değer

Türk Ceza Kanunu’nun 257. maddesi, kamu görevlilerinin görevlerini yerine getirirken hukuka ve göreve ilişkin kurallara uygun davranmalarını sağlamak; aksi hâlde kişilere veya kamuya zarar verecek sonuçların cezai yaptırıma bağlanmasını temin etmek amacıyla getirilmiştir. Düzenlemenin koruduğu hukuki değer, kamu idaresinin dürüst, düzenli ve hukuka uygun işleyişine duyulan güven ile kamu hizmetinin gereği gibi yürütülmesindeki toplumsal menfaattir. Suç, kamu görevlisinin yetkisini veya yükümlülüğünü, kanunda ya da idari düzenlemede tanımlandığı biçimden saparak icra etmesi hâlinde gündeme gelir.

Madde iki alt fıkradan oluşur: birinci fıkra suçun kasten işlenen “icrai” ya da “aktif” hâlini, ikinci fıkra ise ihmalî yani “pasif” hâlini düzenler. Ortak nokta her iki fıkrada da suçun “kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında” işlenmiş olmasıdır. Bu ibare, görevi kötüye kullanma suçunun özgü suçlar (zimmet, rüşvet, irtikap, iftira, resmi belgede sahtecilik gibi) karşısında ikincil, yani genel norm niteliğinde uygulanacağını ifade eder. Aynı fiil daha özgü bir norm kapsamına giriyorsa TCK m.257 uygulanmaz; bu husus özgü suçların önceliği ilkesinin somut yansımasıdır.

TCK m.257, yürürlüğe girdiği ilk hâlinde 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası ve adli para cezası öngörüyordu. 19 Aralık 2010 tarihinde yürürlüğe giren 6086 sayılı Kanun m.1 ile ceza aralığı 6 aydan 2 yıla kadar hapis olarak indirilmiş; adli para cezası kaldırılmış ve maddede geçen “kazanç” ibaresi “menfaat” olarak değiştirilmiştir. Bu değişikliğin gerekçesi, “kazanç” ibaresinin yalnızca ekonomik boyuta indirgenmesi endişesidir; oysa kamu görevlisinin sağladığı menfaat, ekonomik değeri ölçülemeyen bir başka çıkar da olabilir. Ayrıca maddenin üçüncü fıkrası, 2 Temmuz 2012 tarih ve 6352 sayılı Kanun m.105 ile yürürlükten kaldırılmıştır; bu fıkra, “irtikap” ile örtüşen bazı hâllerdeki uygulama sorununu çözmek üzere kaldırılmış ve söz konusu boşluk TCK m.250 (irtikap) düzenlemesindeki değişikliklerle giderilmiştir.

Basit Hâl – TCK m.257/1 (Kasten Görevin Gereklerine Aykırı Hareket, 6 Ay-2 Yıl)

TCK m.257/1 şu şekildedir: “Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” Bu fıkra, “icrai” görevi kötüye kullanma suçunun temel hâlini düzenler. Suçun oluşumu için: fail sıfatının kamu görevlisi olması, failin görevinin gereklerine aykırı hareket etmiş olması, bu hareketin kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına ya da kişilere haksız menfaate yol açmış olması ve failin kasten hareket etmiş olması unsurlarının bir arada bulunması gerekir.

“Görevin gereklerine aykırı hareket” kavramı, kamu görevlisinin, kanun, yönetmelik, genelge, iş süreci veya idari usul tarafından belirlenen yetki ve yükümlülük çerçevesinin dışına çıkmasıdır. Aykırılığın kanun düzeyinde olması şart değildir; yönetmelik veya bağlayıcı idari düzenlemeye aykırılık da bu unsuru kurabilir. Ancak Yargıtay yerleşik uygulaması ve Anayasa Mahkemesi’nin belirlilik ilkesine yönelik yaklaşımı çerçevesinde, aykırı davranışın somut ve belirlenebilir bir kurala aykırı olması aranır; genel takdir yetkisi kapsamındaki uygulama farklılıkları veya idari tercih kural olarak bu suça vücut vermez.

Suçun tamamlanabilmesi için üç seçimlik sonuçtan en az birinin gerçekleşmiş olması gereklidir: kişilerin mağduriyeti, kamunun zararı veya kişilere haksız menfaat. Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve 5. Ceza Dairesi kararlarında yerleşik olan ilke şudur: mağduriyet, zarar veya menfaat somut ve belirlenebilir olmalıdır; soyut bir olumsuzluk, potansiyel bir risk ya da yalnızca hizmetin niteliğini bozmuş olma iddiası suçun oluşumu için yeterli görülmez. Örneğin bir işlemin geciktirilmesinin somut bir kayba yol açıp açmadığı, bir izin veya ihalenin usulsüz verilmesinin somut kamu zararı doğurup doğurmadığı ayrı ayrı belgelenmek durumundadır. Kamu zararı, gerçek ve fiili bir zarardır; nominal ve mahsup edilebilir kalemler bunun dışındadır.

Suç yalnızca doğrudan veya olası kastla işlenebilir; taksirle işlenmesi mümkün değildir. Failin, görev çerçevesinin dışına çıktığını bilerek ya da bu sonucun ortaya çıkabileceğini öngörerek hareket etmiş olması aranır. Yalnızca hatalı yorum, gecikmeli değerlendirme veya iş yoğunluğundan kaynaklı kusur, kural olarak kasten görevi kötüye kullanma için yeterli değildir; ancak dosyada bilinçli aykırılığa işaret eden delil bulunuyorsa m.257/1 gündeme gelir.

İhmalen Görevi Kötüye Kullanma – TCK m.257/2 (3 Ay-1 Yıl)

TCK m.257/2 şu şekilde düzenlenmiştir: “Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” Bu fıkra suçun ihmalî hâlini düzenler ve icrai hâle göre daha hafif bir ceza öngörür. Buradaki tipiklik özelliği, kamu görevlisinin görev çerçevesinde yapmakla yükümlü olduğu bir eylemi yapmaması, geciktirmesi veya eksik yapmasıdır.

Uygulamada ihmalî görevi kötüye kullanma; bir başvurunun makul sürede karara bağlanmaması, denetim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi, gerekli tebligatın yapılmaması, kamu malının koruma-gözetim yükümlülüğünün gereği gibi yerine getirilmemesi, sözleşme veya mevzuat gereği doğan bildirimin yapılmaması gibi örneklerle karşımıza çıkar. Ancak burada da suçun oluşumu için kişilerin somut mağduriyeti, kamunun somut zararı ya da haksız menfaat sağlanmış olması gereklidir; sadece işin gecikmesi veya usulsüz kalması, tek başına suçun oluştuğunun kanıtı değildir.

Kasten görevin gereklerine aykırı hareket etmek ile ihmalen davranmak arasındaki ayrım, sanığın hukuki durumu bakımından belirleyicidir. İcrai (m.257/1) hâlde fail bilerek göreve aykırı davranırken, ihmalî (m.257/2) hâlde fail yapması gerekeni yapmamaktadır. İhmalin kapsamının belirlenmesinde, kamu görevlisinin yükümlülüklerini düzenleyen kanun ve mevzuat hükümleri esas alınır. Sözgelimi görevin gereklerinin yapılmaması “kasten” ise (yani bilerek ve isteyerek yapılmamışsa) fiil m.257/1 kapsamında değerlendirilir; buna karşılık “özensizlik, gecikme veya yükümlülüğü savsaklama” varsa m.257/2 uygulanır. Bu ayrım ceza aralığı, hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve erteleme gibi kurumlar bakımından somut sonuç doğurduğundan, savunmanın kilit noktalarından birini oluşturur.

Kamu Görevlisi Tanımı – TCK m.6/1-c ve Failin Sıfatı

Görevi kötüye kullanma özgü bir suçtur; failin kamu görevlisi sıfatını taşıması zorunludur. Kamu görevlisi kavramı TCK m.6/1-c’de şu şekilde tanımlanmıştır: “Kamu görevlisi deyiminden; kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir suretle sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi anlaşılır.” Bu tanım, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu anlamındaki “memur” tanımından çok daha geniştir. Devlet memurlarının yanı sıra, kamu iktisadi teşebbüsü çalışanları, noterler, bilirkişiler, gözlemciler, seçim kurulu üyeleri, kamu bankalarının belirli görevlileri, geçici görevlendirilen uzmanlar ve bazı hâllerde kamusal faaliyet yürüten özel hukuk tüzel kişilerinin çalışanları da bu kapsama girebilmektedir.

Failin kamu görevlisi olup olmadığının belirlenmesinde belirleyici ölçüt, kişinin yürüttüğü faaliyetin “kamusal” nitelik taşıyıp taşımadığıdır. Faaliyetin devlet, kamu tüzel kişileri veya kamu hukuku tüzel kişileri adına, kamu gücü kullanarak yürütülüyor olması genellikle kamusal nitelik göstergesidir. Fail kamu görevlisi değilse görevi kötüye kullanma suçu oluşmaz; fiil, koşulları varsa güveni kötüye kullanma (TCK m.155), dolandırıcılık, hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma veya iş hukuku bakımından meslek etiği ihlalleri kapsamında değerlendirilebilir.

TCK m.257 bakımından mahkumiyet, TCK m.53 uyarınca belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma güvenlik tedbirini de beraberinde getirir. Bu tedbir; sürekli, süreli veya geçici bir kamu görevi üstlenmekten, seçme-seçilme haklarını kullanmaktan, siyasi partide yönetici veya denetici olmaktan, vasilik, kayyımlık, vekillik gibi görevlerden yoksun bırakılmayı içerir. Meslekten ihraç ve kamu görevinden çıkarma sonuçları, hapis cezasının süresine ve infaz biçimine göre belirli süreler bakımından gündeme gelir. Bu tali sonuçlar, çoğu zaman mahkumiyet hükmünün doğrudan sonuçlarından daha ağır hissedilir ve kamu görevlisinin savunmasında son derece belirleyici rol oynar.

Özel Suçların Önceliği – “Kanunda Ayrıca Suç Olarak Tanımlanan Haller Dışında” İbaresi

TCK m.257/1 ve 257/2, her iki fıkrasında da “kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında” ibaresine yer verir. Bu ibare kanun koyucunun görevi kötüye kullanma suçunu bir “genel norm” (torba hüküm) olarak tasarladığını gösterir. Aynı fiil, kanunun başka bir maddesinde daha özgü biçimde suç olarak tanımlanmışsa TCK m.257 uygulanmaz; özgü suç uygulanır. Bu, ceza hukukunda “özgü suçların önceliği” ilkesinin somut yansımasıdır ve içtima kuralları çerçevesinde de önem taşır.

Kamu görevlisinin göreve aykırı davranışını suç olarak düzenleyen özgü hükümler arasında öne çıkan örnekler şunlardır: göreve bağlı olarak zilyetliğine verilmiş malın zimmete geçirilmesi zimmet suçu (TCK m.247) kapsamında; kamu görevlisinin, görevinin sağladığı nüfuzu kullanarak bir menfaat sağlaması veya vaat etmesi rüşvet suçu (TCK m.252) kapsamında; işlenmediğini bildiği bir suçu bir kişiye isnat etmesi ise iftira suçu (TCK m.267) kapsamında değerlendirilir. Ayrıca irtikap (m.250), denetim görevinin ihmali (m.251), resmi belgede sahtecilik (m.204), kamu görevlisi tarafından işlenen dolandırıcılığın nitelikli hâli (m.158) ve benzeri özgü suç tipleri, uygulamada m.257 karşısında öncelik taşır.

Bu ilke ceza hukuku bakımından iki temel sonuç doğurur: birincisi, aynı fiile hem özgü suç hem de m.257 kapsamında ayrı ayrı ceza verilemez; ikincisi, iddianame veya kararda fiilin nitelendirilmesi bakımından “hangi hüküm uygulanacaktır?” sorusunun cevabı belirleyicidir. Uygulamada özgü suçun unsurları oluşmamışsa fiilin m.257 kapsamına alınıp alınamayacağı ayrıca değerlendirilmelidir; ancak burada mağduriyet, zarar veya menfaat unsurlarının somut olarak gerçekleşmiş olması aranır. Aksi hâlde beraat kararı verilir. Bu değerlendirme, savunma stratejisinin belirlenmesinde ve dosyanın gidişatında kritik önem taşır.

Yargılama, 4483 Sayılı Kanun Soruşturma İzni ve Görevli Mahkeme

Görevi kötüye kullanma suçunun soruşturulması, 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun kapsamındaki izin sistemine tabidir. Bu Kanun uyarınca kamu görevlisinin görev sebebiyle işlediği ileri sürülen suçlar için Cumhuriyet Başsavcılığının doğrudan soruşturma açması kural olarak mümkün değildir; yetkili merci tarafından “soruşturma izni” verilmesi gerekir. Soruşturma izni verecek merci, failin görev yaptığı kuruma göre değişir; genel esas olarak, ilçe kaymakamı, il valisi, bakan, müsteşar veya ilgili idari birimin en üst amiri izin vermeye yetkilidir.

4483 sayılı Kanun m.5 uyarınca izin merci, önce ön inceleme başlatır; ön inceleme kapsamında iddiaların araştırılıp değerlendirilmesinin ardından izin verilmesi veya verilmemesi kararı verir. İzin verilmezse Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma açamaz. Buna karşılık ağır cezayı gerektiren suçüstü hâlinde veya doğrudan Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturulması gereken suç tipleri kapsamında izin şartı aranmaz. İzin kararına karşı Bölge İdare Mahkemesine itiraz yolu açıktır ve bu itiraz kesin karara bağlanır. İzin sisteminin, kamu görevlilerini keyfi soruşturmalardan koruma ve idari değerlendirmenin ön filtre olarak işlev görmesi amacı vardır.

Görevli mahkeme, 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun m.11 uyarınca asliye ceza mahkemesidir. TCK m.257/1 için üst sınırın 2 yıl, m.257/2 için ise 1 yıl olması nedeniyle suç, asliye ceza görev alanına girer; ağır ceza mahkemesine intikal etmez. Yetkili mahkeme ise 5271 sayılı CMK m.12 uyarınca suçun işlendiği yer mahkemesidir; kamu görevlisinin görev yaptığı yerin adliyesi bu bakımdan belirleyicidir.

Görevi kötüye kullanma yargılamasında delil değerlendirmesi büyük önem taşır; idari işlem belgeleri, teftiş ve müfettiş raporları, sistem kayıtları, tanık beyanları, bilirkişi raporu ve varsa görsel-işitsel kayıtlar dosyada belirleyici olur. Kamu zararının varlığı ve tutarı, çoğu davada bilirkişi incelemesi ile tespit edilir. Suçlamayla karşılaşan kamu görevlisinin, ön inceleme aşamasından itibaren ceza hukukunda deneyimli bir avukatla süreç yürütmesi; hem fiilin nitelendirilmesi (icrai/ihmalî ayrımı, özgü suçların önceliği) hem de mağduriyet, kamu zararı ve menfaat unsurlarının somut olarak bulunup bulunmadığı tartışması bakımından son derece önemlidir. Genel yargılama ve savunma meseleleri için ceza davaları ve savunma hub sayfamızı; bağlantılı özgü suç düzenlemeleri için ise rüşvet suçu ve cezası (TCK 252), zimmet suçu (TCK 247) — devletin mali kaybı ve iftira suçu (TCK 267) — cezası ve savunma başlıklı yazılarımızı inceleyebilirsiniz.

Avukatla Görüşün: 0554 648 37 15WhatsApp Danışma

Sık Sorulan Sorular

Görevi kötüye kullanma suçunun cezası nedir?
TCK m.257/1 uyarınca kasten görevin gereklerine aykırı hareketle işlenen (icrai) hâli 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezasını gerektirir. TCK m.257/2 uyarınca görevin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek işlenen (ihmalî) hâlde ise 3 aydan 1 yıla kadar hapis cezasına hükmedilir. 6086 sayılı Kanun ile 2010 yılında yapılan değişiklikle ceza aralığı önceki 1-3 yıllık düzenlemeye göre indirilmiş ve adli para cezası kaldırılmıştır.

Görevi kötüye kullanma suçunun oluşması için mağduriyet veya zarar şart mıdır?
Evet. TCK m.257/1 ve 257/2 uyarınca suçun tamamlanması için üç seçimlik sonuçtan en az birinin somut olarak gerçekleşmiş olması aranır: kişilerin mağduriyeti, kamunun zararı veya kişilere sağlanan haksız menfaat. Yargıtay yerleşik uygulamasında bu unsurların soyut veya farazi olmayıp somut ve belirlenebilir olması gerekir; salt işlem eksikliği veya usulsüzlük tek başına suçun oluştuğunu göstermez.

Kasten (m.257/1) ve ihmalen (m.257/2) görevi kötüye kullanma arasında fark nedir?
Birinci fıkradaki icrai hâlde kamu görevlisi görevin gereklerini bilerek ve isteyerek ihlal ederek aktif biçimde göreve aykırı davranır. İkinci fıkradaki ihmalî hâlde ise fail yapması gereken bir görevi yapmamış, geciktirmiş veya savsaklamıştır. Ceza aralığı da farklıdır: m.257/1 için 6 ay-2 yıl, m.257/2 için 3 ay-1 yıl hapis. Bu ayrım hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve erteleme kurumları bakımından da somut sonuç doğurur.

Görevi kötüye kullanma soruşturması için izin gerekir mi?
Kural olarak evet. 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun uyarınca kamu görevlisi hakkında görev sebebiyle işlediği ileri sürülen suçlar için Cumhuriyet Başsavcılığı doğrudan soruşturma açamaz; yetkili merciden (kaymakam, vali, bakan veya kurum amiri) soruşturma izni alınması gerekir. İzin ret kararlarına karşı Bölge İdare Mahkemesine itiraz mümkündür. Ağır cezayı gerektiren suçüstü hâlinde bu izin şartı aranmaz.

Görevi kötüye kullanma davasında görevli mahkeme hangisidir?
5235 sayılı Kanun m.11 uyarınca görevi kötüye kullanma suçu, üst sınırının 2 yılı geçmemesi nedeniyle asliye ceza mahkemesinin görev alanına girer; ağır ceza mahkemesinde yargılanmaz. Yetkili mahkeme 5271 sayılı CMK m.12 uyarınca suçun işlendiği yer, yani kamu görevlisinin görev yaptığı yer mahkemesidir. İhmalî hâl için de görevli mahkeme yine asliye cezadır.

Aynı fiil hem zimmet ya da rüşvet, hem de görevi kötüye kullanma olarak cezalandırılabilir mi?
Hayır. TCK m.257/1 ve 257/2 “kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında” ibaresiyle başlar; bu ibare özgü suçların önceliği ilkesini yansıtır. Aynı fiil zimmet (TCK m.247), rüşvet (TCK m.252), irtikap (TCK m.250) veya iftira (TCK m.267) gibi özgü bir suç kapsamına giriyorsa, o suç uygulanır; ayrıca görevi kötüye kullanmadan da ceza verilmez. Bu nedenle iddianamedeki hukuki nitelendirme, savunma bakımından ilk incelenmesi gereken meseledir.

Görevi kötüye kullanma suçu, kamu görevlileri açısından hem cezai hem de mesleki sonuçları ağır olan bir suç tipidir; mahkumiyet, hapis cezasının yanında TCK m.53 kapsamındaki hak yoksunlukları, meslekten ihraç ve kamu görevinden yasaklama gibi tali sonuçları da beraberinde getirir. Bu nedenle ön inceleme aşamasından itibaren dosyanın; icrai/ihmalî ayrım, mağduriyet-zarar-menfaat unsurunun somut delillerle desteklenip desteklenmediği, özgü suçların önceliği ve yönetsel takdir sınırları bakımından ceza hukukunda deneyimli bir avukatla birlikte değerlendirilmesi; hem soruşturma izni sürecinin doğru yönetilmesi hem de yargılama safhasında hak kayıplarının önlenmesi bakımından belirleyici olur. Somut olayın özelliklerine göre savunma stratejisi ancak dosya, belge ve delillerin bütüncül incelenmesi ile şekillenebilir.

{ “@context”: “https://schema.org”, “@type”: “FAQPage”, “mainEntity”: [ { “@type”: “Question”, “name”: “Görevi kötüye kullanma suçunun cezası nedir?”, “acceptedAnswer”: { “@type”: “Answer”, “text”: “TCK m.257/1 uyarınca kasten görevin gereklerine aykırı hareketle işlenen (icrai) hâli 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezasını gerektirir. TCK m.257/2 uyarınca ihmalen işlenen hâlde ise 3 aydan 1 yıla kadar hapis cezasına hükmedilir. 6086 sayılı Kanun ile 2010 yılında ceza aralığı indirilmiş ve adli para cezası kaldırılmıştır.” } }, { “@type”: “Question”, “name”: “Görevi kötüye kullanma suçunun oluşması için mağduriyet veya zarar şart mıdır?”, “acceptedAnswer”: { “@type”: “Answer”, “text”: “Evet. TCK m.257/1 ve 257/2 uyarınca suçun tamamlanması için üç seçimlik sonuçtan en az birinin somut olarak gerçekleşmesi aranır: kişilerin mağduriyeti, kamunun zararı veya kişilere sağlanan haksız menfaat. Yargıtay yerleşik uygulamasında bu unsurların somut ve belirlenebilir olması gerekir; soyut olumsuzluk ya da usulsüzlük tek başına suçu oluşturmaz.” } }, { “@type”: “Question”, “name”: “Kasten (m.257/1) ve ihmalen (m.257/2) görevi kötüye kullanma arasında fark nedir?”, “acceptedAnswer”: { “@type”: “Answer”, “text”: “Birinci fıkradaki icrai hâlde kamu görevlisi görevin gereklerini bilerek ve isteyerek ihlal eder. İkinci fıkradaki ihmalî hâlde ise fail yapması gereken görevi yapmaz, geciktirir veya savsaklar. Ceza aralığı da farklıdır: m.257/1 için 6 ay-2 yıl, m.257/2 için 3 ay-1 yıl hapis. Bu ayrım HAGB ve erteleme kurumları bakımından da somut sonuç doğurur.” } }, { “@type”: “Question”, “name”: “Görevi kötüye kullanma soruşturması için izin gerekir mi?”, “acceptedAnswer”: { “@type”: “Answer”, “text”: “Kural olarak evet. 4483 sayılı Kanun uyarınca kamu görevlisi hakkında görev sebebiyle işlediği ileri sürülen suçlar için Cumhuriyet Başsavcılığı doğrudan soruşturma açamaz; yetkili merciden soruşturma izni alınması gerekir. Ret kararlarına karşı Bölge İdare Mahkemesine itiraz yolu açıktır. Ağır cezayı gerektiren suçüstü hâlinde izin şartı aranmaz.” } }, { “@type”: “Question”, “name”: “Görevi kötüye kullanma davasında görevli mahkeme hangisidir?”, “acceptedAnswer”: { “@type”: “Answer”, “text”: “5235 sayılı Kanun m.11 uyarınca görevi kötüye kullanma suçu asliye ceza mahkemesinin görev alanına girer; üst sınırı 2 yılı geçmediğinden ağır ceza mahkemesinde yargılanmaz. Yetkili mahkeme CMK m.12 uyarınca suçun işlendiği (kamu görevlisinin görev yaptığı) yer mahkemesidir.” } }, { “@type”: “Question”, “name”: “Aynı fiil hem zimmet ya da rüşvet, hem de görevi kötüye kullanma olarak cezalandırılabilir mi?”, “acceptedAnswer”: { “@type”: “Answer”, “text”: “Hayır. TCK m.257/1 ve 257/2 ‘kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında’ ibaresiyle başlar ve bu ibare özgü suçların önceliği ilkesini yansıtır. Aynı fiil zimmet (TCK 247), rüşvet (TCK 252), irtikap (TCK 250) veya iftira (TCK 267) gibi özgü bir suç kapsamına giriyorsa yalnızca özgü suç uygulanır; ayrıca görevi kötüye kullanmadan ceza verilmez.” } } ] }

Bu konuda hukuki destek almak için

📞 Ara: +905546483715💬 WhatsApp’tan yaz

Post by Av. Fatma Öztürk