Birlikte Velayet: TMK m.336, Boşanma Sonrası Ortak Velayet ve Lahey Sözleşmesi (2026)
10 Temmuz 2026

Birlikte Velayet: TMK m.336, Boşanma Sonrası Ortak Velayet ve Lahey Sözleşmesi (2026)

Birlikte Velayet: TMK m.336, Boşanma Sonrası Ortak Velayet ve Lahey Sözleşmesi (2026)

Türk Medeni Kanunu (TMK) m.336 birlikte velayeti evlilik birliği süresince asıl kural olarak konumlandırır: evlilik devam ettiği sürece ana ve baba velayeti birlikte kullanır. Boşanma sonrası birlikte velayet ise uzun süre “kamu düzenine aykırılık” gerekçesiyle uygulanmamış; kırılma Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 20.02.2017 tarih ve 2016/15771 E. 2017/1737 K. sayılı kararıyla gerçekleşmiştir. Bugünkü tabloda birlikte velayet; çocuğun üstün yararı, ebeveynler arasında işlevsel iletişim ve rıza koşulları birlikte gerçekleştiğinde boşanma sonrasında da düzenlenebilecek bir yapı hâlini almıştır. Bu rehberde birlikte velayetin hukuki temeli, evlilik içindeki uygulaması, 2017 sonrası boşanma sonrası hâlleri, aranan koşullar, nafaka ve kişisel ilişki gibi uygulama detayları ile Lahey Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ekseninde uluslararası boyut güncel mevzuat ışığında ele alınmaktadır.

Avukatla Görüşün: 0554 648 37 15WhatsApp Danışma

Velayet ve Birlikte Velayet Kavramı — TMK m.335-336

Velayet, ergin olmayan çocuğun kişisel ve malvarlığına ilişkin haklarının kullanılmasında ana ve babanın hem yetkili hem yükümlü olduğu Aile Hukuku kurumudur. TMK m.335 hükmüne göre ergin olmayan çocuk ana ve babasının velayeti altındadır; yasal sebep olmadıkça velayet ana ve babadan alınamaz. Bu düzenleme velayeti bir ebeveyn hakkının ötesinde çocuğun bakım, eğitim, temsil ve malvarlığı yönetimini kapsayan bir ödev bütünü olarak da tanımlar. Velayet kamu düzeninden sayılır; taraflar arasındaki anlaşmalar hâkimin denetimine tabidir ve çocuğun üstün yararı gerektirdiğinde re’sen müdahale mümkündür. Velayetin kapsamına giren yükümlülükler TMK m.339-347 arasında; velayetin kaldırılması TMK m.348-351’de düzenlenmiştir.

Birlikte velayet, çocuğa ilişkin karar alma yetkisinin ana ve baba tarafından ortaklaşa kullanılmasıdır. Kavram; velayetin fiilen kimin yanında kalacağını değil, çocuğun eğitim seçimi, sağlık kararları, yurt dışına çıkış, yerleşim yeri belirleme, harçlık ve malvarlığı yönetimi gibi temel hususlarda söz sahibi olma yetkisinin ortaklaşa taşınmasını ifade eder. Sadece “fiili birlikte bakım” ile karıştırılmamalıdır; birlikte velayetin özü, hukuki temsil ve karar yetkisinin paylaşımıdır. Bu ayrım pratikte kişisel ilişki, nafaka ve konut düzenlemelerinin nasıl kurulacağını doğrudan etkiler.

Birlikte velayet ile karıştırılan bir diğer kavram TMK m.337’de düzenlenen evlilik dışı doğan çocuğun velayetidir. Bu durumda velayet kural olarak anaya aittir; babanın velayet talep edebilmesi için ananın küçük yaşta olması, ölmesi veya velayetin kendisinden alınması gibi hâllerin gerçekleşmesi gerekir. Boşanma hâlinde ise TMK m.182 uyarınca hâkim, tarafları dinledikten sonra velayeti düzenler; birlikte velayet bu düzenlemenin bir seçeneği olarak gündeme gelir.

Evlilik Devam Ederken Birlikte Velayet — TMK m.336 Kuralı

TMK m.336/1 açık bir ilke koyar: evlilik devam ettiği sürece ana ve baba velayeti birlikte kullanır. Bu düzenleme Türk Aile Hukuku’nda birlikte velayetin evlilik içi normal işleyişin asıl kuralı olduğunu gösterir. Ana ve baba çocuğa ilişkin kararları eşit yetkiyle alır; çocuğun eğitim kurumu, dini eğitim, tıbbi müdahaleler, yerleşim yeri değişikliği, seyahat ve pasaport işlemleri gibi hususlarda karşılıklı mutabakat aranır. Kararlarda uzlaşma sağlanamıyorsa TMK m.195 vd. çerçevesinde birliğin korunmasına yönelik hükümlere başvurulabilir; hâkim eşleri dinledikten sonra gerekli tedbirlere hükmedebilir.

Ortak hayatın sona ermesi ancak evlilik birliğinin hukuken devam etmesi hâlinde ise TMK m.336/2 devreye girer: ortak hayata son verilmiş veya ayrılık hâli gerçekleşmişse hâkim, velayeti eşlerden birine verebilir. Bu düzenleme, resmi boşanma kararı olmaksızın fiili ayrılık yaşayan eşler için önemli bir çıkış noktası oluşturur. Ayrılık davası (TMK m.167 vd.) sonucunda mahkeme ayrılık kararı vermişse velayetin nasıl kullanılacağı ayrılık kararının içeriğinde belirlenir. Ortak hayata son verildiği hâlde velayete ilişkin karar alınmamışsa TMK m.336/1 kural gereği birlikte velayet devam eder; ancak fiili ayrılığın çocuğun bakım ve eğitim düzenini bozması hâlinde tarafların ya da savcılığın istemiyle mahkeme tedbir alabilir.

Ana veya babanın ölümü hâlinde TMK m.336/3 velayeti sağ kalan ebeveyne verir. Bu kural birlikte velayet için otomatik sonuç doğuran istisnalardan biridir; sağ kalan ebeveyn tek başına velayeti kullanır ve çocuğun temsili ile malvarlığı yönetimi tümüyle ona geçer. Evlilik devam ederken doğan pratik uyuşmazlıklarda (örneğin çocuğun okul kaydı ya da tıbbi müdahale iznine ilişkin farklı görüşler) mahkeme, TMK m.195 ve m.336 hükümleri çerçevesinde birliğin sürdürülmesini sağlayacak tedbirlere başvurur.

Boşanma Sonrası Birlikte Velayet — Yargıtay 2. HD 20.02.2017 (2016/15771 E. 2017/1737 K.)

Boşanma hâlinde velayet TMK m.182 uyarınca düzenlenir. Hâkim, boşanma veya ayrılığa karar verirken olanak bulundukça ana ve babayı dinledikten ve varsa vasi ile sosyal inceleme uzmanının raporunu aldıktan sonra ana ve babanın haklarını, çocuk ile olan kişisel ilişkilerini düzenler. Türk hukukunda uzun bir süre boşanmadan sonra çocuğun velayetinin ana veya babadan yalnızca birine verilmesi zorunlu görüldü; ortak velayet düzenlemesi ise “kamu düzenine aykırılık” gerekçesiyle uygulama alanı bulmadı. Bu yaklaşım hem doğrudan Türk mahkemelerinde açılan boşanma davalarını hem de yabancı mahkemelerin birlikte velayete hükmeden kararlarının Türkiye’de tanınmasını sınırlıyordu.

Kırılma noktası, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 20.02.2017 tarih ve 2016/15771 E. 2017/1737 K. sayılı kararıdır. Daire; İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’ne Ek 7 Numaralı Protokol’ün 5. maddesinde düzenlenen “eşlerin, evlilik boyunca ve evliliğin sona ermesi hâlinde çocuklarına karşı hak ve sorumluluklar bakımından eşitliği” ilkesinin Türkiye bakımından 25.03.2016 tarihinde yürürlüğe girmesini gerekçe göstererek, ortak (birlikte) velayet düzenlemesinin Türk kamu düzenine açıkça aykırı sayılamayacağını tespit etti. Karar, bir yabancı mahkeme boşanma ve velayet kararının Türkiye’de tanınmasına ilişkin uyuşmazlıkta verildi; ancak sonuçları hem tanıma-tenfiz davaları hem de doğrudan Türk mahkemelerinde açılan boşanma davaları bakımından yol açıcı oldu.

2017 sonrası dönemde Yargıtay 2. Hukuk Dairesi; koşulları taşıyan davalarda derece mahkemelerinin birlikte velayet kararlarını hukuka uygun bularak onadı, koşullar bulunmadığında ise gerekçeli bozma kararları verdi. 2024-2025 uygulamasında birlikte velayet; ebeveynler arasında işlevsel iletişim, coğrafi yakınlık ve çocuğun üstün yararına açık uygunluk kriterleri karşılandığında yerleşik bir seçenek olarak değerlendirilmektedir. Karar re’sen dayatılmaz; ancak taraflardan biri talep ettiğinde ya da anlaşmalı boşanma protokolünde birlikte velayet öngörüldüğünde hâkim, tarafların ekonomik-sosyal durum araştırmasını ve Sosyal İnceleme Raporu’nu (SİR) esas alarak değerlendirme yapar. İdrak çağındaki çocuğun görüşü ayrıca sabitlenir.

Şartlar — Çocuğun Üstün Yararı, Ebeveyn Rızası ve İşlevsel İletişim

Birlikte velayete hükmedilebilmesi için Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin yerleşik içtihadında bir dizi kümülatif koşulun bir arada gerçekleşmesi aranır. İlk ve temel ölçüt çocuğun üstün yararıdır. Türkiye’nin 1995 yılında onayladığı Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme m.3 uyarınca çocukla ilgili tüm işlemlerde çocuğun yararı öncelikle gözetilir; 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu m.4 bu ilkeyi iç hukukta yeniden ifade eder; Anayasa m.41 devlete çocukları korumaya yönelik tedbir alma görevi yükler. Birlikte velayetin çocuk için somut olarak yararlı olduğunun gösterilmesi zorunludur; salt taraf mutabakatı yeterli değildir.

İkinci ölçüt taraf rızasıdır. Yargıtay uygulamasında re’sen birlikte velayete hükmedilmesi tercih edilmez; ebeveynlerin birlikte velayet düzenlemesine açıkça rıza göstermesi aranır. Anlaşmalı boşanma protokolüne yerleştirilen birlikte velayet hükmü mahkemenin denetiminden geçer; TMK m.166/3 uyarınca hâkim gerekli gördüğü durumlarda hükmü değiştirebilir. Rıza tek başına yeterli olmayıp çocuğun üstün yararıyla desteklenmelidir; iki koşuldan biri eksikse birlikte velayete hükmedilmez.

Üçüncü ölçüt ebeveynler arasında işlevsel iletişimin bulunmasıdır. Birlikte velayet; çocuğun eğitim seçimi, sağlık kararları ve seyahat düzenlemeleri gibi hususlarda ortak karar almayı gerektirdiğinden şiddetli çatışma, iletişim kopukluğu veya süregelen adli ihtilafın bulunduğu davalarda birlikte velayet uygun görülmez. Aile-içi şiddet iddiası, 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun kapsamında verilmiş koruma kararları veya taraflardan birine yönelik cinsel istismar/ihmal soruşturmaları birlikte velayete engel oluşturur.

Dördüncü ölçüt coğrafi yakınlık ve pratik uygulanabilirliktir. Ebeveynlerin farklı şehirlerde ya da farklı ülkelerde yaşaması, çocuğun eğitim ve sosyal düzeninin ortak karar almayı zorlaştırması hâlinde mahkeme çoğunlukla tek ebeveynli velayet düzenlemesini tercih eder. Beşinci ölçüt ise idrak yaşındaki çocuğun görüşüdür. Yargıtay uygulamasında 8 yaş ve üzerindeki çocuğun mahkeme tarafından dinlenmesi ve düzenlemeye açık karşı çıkışının bulunmaması gerekir; BM Çocuk Hakları Sözleşmesi m.12, 12 yaşı özel bir eşik olarak öne çıkarır. Çocuğun görüşü bağlayıcı değildir ancak hâkimin değerlendirmesinde önemli bir yer tutar.

Uygulama — Nafaka, Kişisel İlişki ve Karar Mekanizması

Birlikte velayet kararında çocuğun fiilen kiminle yaşayacağı, öz bakım gereksinimlerinin nasıl karşılanacağı, tarafların hangi hususlarda ortak karar alacağı ve iletişim mekanizmasının nasıl işleyeceği ayrıntılı biçimde düzenlenir. Uygulamada iki temel model görülür: dönüşümlü bakım modelinde çocuk belirlenen periyotlarla her iki ebeveynin evinde yaşar; asıl konutlu model ise çocuk bir ebeveynin evinde ikamet eder ancak temel kararlar ortaklaşa alınır. Modelin seçimi çocuğun yaşı, okul devamı, kardeşlerle ilişki ve ebeveynlerin çalışma düzenine göre belirlenir. Küçük yaştaki çocuklar için asıl konutlu model tercih edilirken okul çağındaki çocuklar için dönüşümlü bakım daha sık uygulanır.

İştirak nafakası bakımından TMK m.182/2 çerçevesinde hâkim, velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocuk ile kişisel ilişkisini düzenler ve çocuğun bakım ve eğitim giderlerine katılım payını takdir eder. Birlikte velayette çocuğun temel yaşam giderleri her iki ebeveyne dağıtılır; ancak çocuk fiilen bir ebeveynin evinde kalıyor veya gelirler arasında ciddi eşitsizlik bulunuyorsa daha yüksek gelirli tarafın iştirak nafakası ödemesi olağandır. Nafaka miktarı tarafların ekonomik gücü, çocuğun yaşı ve ihtiyaçları ile TÜİK verileri çerçevesinde belirlenir. Koşulların değişmesi hâlinde TMK m.176 kapsamında artırım veya azaltım davası açılabilir.

Karar alma mekanizması, birlikte velayet düzenlemesinin en kritik noktasıdır. Anlaşmazlıklarda hangi ebeveynin görüşünün üstün tutulacağı, kararların hangi hususlarla sınırlı olacağı ve uyuşmazlık durumunda başvurulacak arabuluculuk mekanizması sözleşmede ya da mahkeme kararında düzenlenmelidir. Uygulamada eğitim, sağlık ve din/vicdan seçimleri “temel kararlar” olarak ortak karara bağlanır; günlük bakım, harçlık ve rutin işler ise çocuğun o an yanında bulunduğu ebeveyn tarafından tek başına alınabilir. Kişisel ilişki düzenlemesi ise çocuğun her iki ebeveyniyle düzenli, sağlıklı ve öngörülebilir teması sağlayacak biçimde belirlenir; kararın ihlali hâlinde icra yoluyla teslim ve İİK m.25/a kapsamındaki tedbirlere başvurulur.

Uluslararası Boyut — Lahey Sözleşmesi ve AİHM

Birlikte velayetin uluslararası boyutu iki temel araç etrafında şekillenir. İlki, 25 Ekim 1980 tarihli Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukukî Yön ve Kapsamına Dair Lahey Sözleşmesi’dir. Türkiye Sözleşme’ye 15.02.2000 tarihinde 4461 sayılı Kanun ile taraf olmuş, iç hukuka uyum 22.11.2007 tarihli 5717 sayılı Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukukî Yön ve Kapsamına Dair Kanun ile sağlanmıştır. Sözleşme; velayet hakkı ihlal edilerek bir taraf ülkeden diğerine götürülen ya da alıkonulan on altı yaşından küçük çocuğun derhâl mutat meskeninin bulunduğu ülkeye iadesini öngörür. Birlikte velayet düzenlemesinde ebeveynlerden birinin diğerinin rızası olmaksızın çocuğu yurt dışına götürmesi Lahey Sözleşmesi kapsamında haksız kaçırma sayılır ve çocuğun iadesi Sözleşme’nin öngördüğü sıkı süreler içinde talep edilir. Merkezi makam Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü’dür; yetkili mahkeme aile mahkemesi, bulunmayan yerlerde asliye hukuk mahkemesidir.

İkinci araç, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8. maddesindeki “özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı” ile Ek 7 Numaralı Protokol’ün 5. maddesinde düzenlenen “eşlerin evlilik boyunca ve evliliğin sona ermesi ardından çocuklarına karşı hak ve sorumluluklar bakımından eşitliği” ilkesidir. AİHM velayet uyuşmazlıklarına ilişkin verdiği kararlarda çocuğun üstün yararının somut olarak değerlendirilmesini, ebeveynlerin cinsiyete dayalı ayrım gözetilmeksizin eşit muameleye tabi tutulmasını ve yerel mahkemelerin gerekçelerinin somut olayın delilleriyle desteklenmesini arar. Türkiye aleyhine verilen kararlarda özellikle çocukla kişisel ilişki kararlarının fiilen uygulanmamasının aile hayatına saygı hakkının ihlali olarak nitelendirildiği görülür. AİHM içtihadı, iç hukuktaki birlikte velayet uygulamasının çerçevesini de doğrudan etkiler.

Yabancı mahkeme kararlarıyla birlikte velayete hükmedilmişse söz konusu kararın Türkiye’de icra edilebilmesi için 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (MÖHUK) m.50 vd. çerçevesinde tanıma-tenfiz davası açılması gerekir. 2017 Yargıtay kararı, yabancı boşanma ve velayet kararlarının Türk kamu düzenine aykırılık gerekçesiyle geri çevrilmesini önleyen çığır açıcı adım olmuştur; birlikte velayete hükmeden yabancı mahkeme kararları bugün MÖHUK m.54’te sayılan koşullar sağlandığında Türk mahkemelerince tanınmaktadır. Yabancılık unsuru içeren velayet uyuşmazlıklarında sürecin baştan doğru kurgulanması, hem Lahey Sözleşmesi’nin sıkı süreleri hem de MÖHUK’un kamu düzeni değerlendirmesi bakımından belirleyicidir.

İlgili Rehberler

Avukatla Görüşün: 0554 648 37 15WhatsApp Danışma

Sıkça Sorulan Sorular

Birlikte velayet ile ortak velayet arasında fark var mı?
Türk Aile Hukuku uygulamasında iki kavram eş anlamlı kullanılmaktadır. TMK m.336’nın lafzı “velayeti birlikte kullanırlar” ifadesini benimsediğinden mevzuatta “birlikte velayet” tercih edilir; Yargıtay içtihatları ise “ortak velayet” terimini de kullanır. Her ikisi de velayet yetkisinin ana ve baba tarafından ortaklaşa kullanılmasını ifade eder.

Evlilik içinde velayet doğrudan birlikte mi kullanılır?
Evet. TMK m.336/1 evlilik devam ettiği sürece velayetin ana ve baba tarafından birlikte kullanılacağını asıl kural olarak koyar. Ortak hayatın sona ermesi veya ayrılık kararı verilmesi hâlinde hâkim velayeti eşlerden birine verebilir; ana veya babadan birinin ölümü hâlinde TMK m.336/3 uyarınca velayet sağ kalan tarafa geçer.

Boşanma sonrası birlikte velayet Türkiye’de uygulanıyor mu?
Evet. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 20.02.2017 tarih ve 2016/15771 E. 2017/1737 K. sayılı kararı ile Ek 7 Numaralı Protokol’ün 25.03.2016 tarihinde Türkiye bakımından yürürlüğe girmesi gerekçe gösterilerek boşanma sonrası birlikte velayetin Türk kamu düzenine aykırı olmadığı tespit edilmiştir. Koşullar sağlandığında bugün derece mahkemelerinde uygulanmaktadır.

Birlikte velayette çocuk nerede yaşar, kararları kim verir?
Mahkeme kararı ile çocuğun asıl konutlu bir ebeveynin yanında yaşamasına veya dönüşümlü bakıma karar verilebilir. Eğitim, sağlık, seyahat ve yerleşim yeri gibi temel kararlar ortaklaşa alınır; günlük bakım ise çocuğun o anda yanında bulunduğu ebeveyn tarafından yürütülür. Uyuşmazlık hâlinde başvurulacak mekanizma karar ya da protokolde önceden düzenlenir.

Birlikte velayette nafaka nasıl belirlenir?
İştirak nafakası TMK m.182/2 uyarınca çocuğun bakım ve eğitim ihtiyaçları ile tarafların ekonomik gücüne göre belirlenir. Gelirler arasında ciddi eşitsizlik varsa veya çocuk fiilen bir ebeveynin evinde kalıyorsa daha yüksek gelirli tarafın iştirak nafakası ödemesi olağandır. Koşullar değiştiğinde TMK m.176 kapsamında artırım veya azaltım davası açılabilir.

Ebeveynlerden biri çocuğu yurt dışına çıkarabilir mi?
Birlikte velayette her iki ebeveynin de rızası gerekir. Diğer ebeveynin rızası alınmaksızın çocuğun yurt dışına götürülmesi 1980 tarihli Lahey Sözleşmesi ve 5717 sayılı Kanun kapsamında haksız kaçırma sayılır; çocuğun iadesi merkezi makam olan Adalet Bakanlığı üzerinden ya da doğrudan aile mahkemesinden talep edilebilir.

{ “@context”: “https://schema.org”, “@type”: “FAQPage”, “mainEntity”: [ { “@type”: “Question”, “name”: “Birlikte velayet ile ortak velayet arasında fark var mı?”, “acceptedAnswer”: { “@type”: “Answer”, “text”: “Türk Aile Hukuku uygulamasında iki kavram eş anlamlı kullanılmaktadır. TMK m.336 lafzı birlikte velayet ifadesini benimserken Yargıtay içtihatları ortak velayet terimini de kullanır. Her ikisi de velayet yetkisinin ana ve baba tarafından ortaklaşa kullanılmasını ifade eder.” } }, { “@type”: “Question”, “name”: “Evlilik içinde velayet doğrudan birlikte mi kullanılır?”, “acceptedAnswer”: { “@type”: “Answer”, “text”: “Evet. TMK m.336/1 evlilik devam ettiği sürece velayetin ana ve baba tarafından birlikte kullanılacağını asıl kural olarak koyar. Ortak hayatın sona ermesi veya ayrılık hâlinde hâkim velayeti eşlerden birine verebilir; ana veya babanın ölümü hâlinde TMK m.336/3 uyarınca velayet sağ kalan tarafa geçer.” } }, { “@type”: “Question”, “name”: “Boşanma sonrası birlikte velayet Türkiye’de uygulanıyor mu?”, “acceptedAnswer”: { “@type”: “Answer”, “text”: “Evet. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 20.02.2017 tarih ve 2016/15771 E. 2017/1737 K. kararı ile Ek 7 Numaralı Protokol’ün 25.03.2016 tarihinde Türkiye bakımından yürürlüğe girmesini gerekçe göstererek boşanma sonrası birlikte velayetin Türk kamu düzenine aykırı olmadığını tespit etmiştir. Koşullar sağlandığında derece mahkemelerinde uygulanmaktadır.” } }, { “@type”: “Question”, “name”: “Birlikte velayette çocuk nerede yaşar, kararları kim verir?”, “acceptedAnswer”: { “@type”: “Answer”, “text”: “Mahkeme kararı ile çocuğun asıl konutlu bir ebeveynin yanında yaşamasına veya dönüşümlü bakıma karar verilebilir. Eğitim, sağlık, seyahat ve yerleşim yeri gibi temel kararlar ortaklaşa alınır; günlük bakım çocuğun o anda yanında bulunduğu ebeveyn tarafından yürütülür.” } }, { “@type”: “Question”, “name”: “Birlikte velayette nafaka nasıl belirlenir?”, “acceptedAnswer”: { “@type”: “Answer”, “text”: “İştirak nafakası TMK m.182/2 uyarınca çocuğun bakım ve eğitim ihtiyaçları ile tarafların ekonomik gücüne göre belirlenir. Gelirler arasında ciddi eşitsizlik varsa veya çocuk fiilen bir ebeveynin evinde kalıyorsa daha yüksek gelirli tarafın iştirak nafakası ödemesi olağandır.” } }, { “@type”: “Question”, “name”: “Ebeveynlerden biri çocuğu yurt dışına çıkarabilir mi?”, “acceptedAnswer”: { “@type”: “Answer”, “text”: “Birlikte velayette her iki ebeveynin de rızası gerekir. Diğer ebeveynin rızası alınmaksızın çocuğun yurt dışına götürülmesi 1980 tarihli Lahey Sözleşmesi ve 5717 sayılı Kanun kapsamında haksız kaçırma sayılır; çocuğun iadesi merkezi makam olan Adalet Bakanlığı üzerinden ya da doğrudan aile mahkemesinden talep edilebilir.” } } ] }
Post by Av. Fatma Öztürk