Vasiyetnamenin Tenfizi ve Açılması: TMK m.550-559 ve m.595-597 — Tereke ve Yerine Getirme Görevlisi (2026)
Vasiyetnamenin hukuk dünyasında sonuç doğurabilmesi için iki temel süreçten geçmesi gerekir: sulh hukuk mahkemesince açılması ve okunması ile ölüme bağlı tasarrufun fiilen hayata geçirilmesi, yani tenfizi. Türk Medenî Kanunu (TMK), bu iki aşamayı farklı bloklarda düzenler: vasiyetnamenin açılmasına ilişkin usul m.595-597’de yer alırken, tenfizin ana motoru olan vasiyeti yerine getirme görevlisi (uygulamadaki eski adıyla vasiyeti tenfiz memuru) kurumu m.550-556 arasında düzenlenmiştir. Bu iki bloğa ek olarak, miras ortaklığının yönetimi için sulh hakimi tarafından atanan tereke temsilcisi (m.640/3) ile miras sözleşmesinin bağlayıcı etkisini düzenleyen TMK m.527, m.528-530 ve m.545 hükümleri de tenfiz sürecine doğrudan yansır. Bu yazıda vasiyetin tenfizi TMK 550 odağıyla, açılma-tenfiz sürecinin tüm kritik başlıklarını sistematik olarak ele alıyoruz.
Konunun ana çerçevesi için Aile Hukuku rehberimize göz atabilirsiniz. Vasiyetin şeklî geçerliliği ve türleri için Vasiyetname Türleri (TMK 531-544), saklı payın korunmasında dava yolu için Tenkis Davası (TMK 560-571) ve miras sözleşmesinin özel bir türü olarak Mirastan Feragat Sözleşmesi (TMK 528-530) yazılarımız da bu bütünü tamamlar.
Vasiyetnamenin Sulh Hukuk Mahkemesince Açılması ve Okunması — TMK m.595-597
Vasiyetname, mirasbırakanın ölümüyle kendiliğinden ve dolaysız biçimde hüküm doğurmaz; önce şeklî ve usulî bir açılma sürecinden geçmesi gerekir. TMK m.595, mirasbırakanın ölümünden sonra ele geçen vasiyetnamenin, geçerli olup olmadığına bakılmaksızın, hemen sulh hakimine teslim edilmesi zorunluluğunu getirir. Bu yükümlülük; vasiyetnameyi düzenleyen resmî memur (noter), muhafaza eden özel kişi ve mirasbırakanın yanında vasiyetnameyi bulan herkes için geçerlidir. Teslim yükümlülüğüne aykırılık, ihmal veya kasıt derecesine göre hukukî ve cezaî sorumluluk doğurabilir; bu yönüyle özellikle bankalar, avukatlık büroları ve emanet kabul eden diğer kurumlar bakımından pratik önem taşır.
TMK m.596/1’e göre “Vasiyetname, geçerli olup olmadığına bakılmaksızın tesliminden başlayarak bir ay içinde mirasbırakanın yerleşim yeri sulh hakimi tarafından açılır ve ilgililere okunur.” Yetki kuralı emredicidir: mirasbırakanın son yerleşim yeri sulh hukuk mahkemesi. Bu yetki, taraflarca değiştirilemez; sözleşmeyle aksi kararlaştırılamaz. Aksi yönde başlatılan usul, yargılamayı sakatlayan bir yetki eksikliği oluşturur ve yapılan işlem geçersiz sayılır. Yerleşim yerinin belirlenmesinde nüfus kaydı yanında fiilî yerleşim de dikkate alınır; bu husus özellikle yurt dışında ikamet edip Türkiye’de mal bırakan mirasbırakanlar bakımından tartışma konusu olabilmektedir.
Açılma, çekişmesiz yargı işi (Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.382 vd.) niteliğinde bir işlemdir. Sulh hakimi, açılma günü ve saatini belirleyerek bilinen mirasçıları ve terekede hak sahibi diğer kişileri (atanmış mirasçı, vasiyet alacaklısı, koşul yararına atananlar) davet eder. Duruşmada; vasiyetnamenin mühürleri kontrol edilir, aksatılmadan açılır, ilgililere okunur ve ayrıntılı bir açılma tutanağı düzenlenir. Açılma, geçerliliği araştıran bir aşama değildir; şeklen sunulan vasiyetname geçersiz görünse dahi açılma işlemi mutlaka yapılır. Geçersizlik iddiaları, ayrı bir iptal davası ile ileri sürülebilir; bu dava, TMK m.557-559’daki hak düşürücü sürelere (iptal sebebinin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl, iyiniyetli davalıya karşı on yıl, kötüniyetli davalıya karşı yirmi yıl) tabidir ve tenfiz-açılma başlıklarıyla farklı bir dava tipini oluşturduğundan bu yazının kapsamı dışındadır.
TMK m.597 uyarınca, açılan vasiyetnamenin ilgililere ait bölümlerinin onaylı örnekleri her hak sahibine tebliğ edilir; tebliğ giderleri terekeden karşılanır. Nerede bulunduğu bilinmeyen mirasçılar için ilân yoluyla tebligat yapılır. Açılma ve tebligat, tenfiz sürecinin başlangıç noktasıdır: bu tebligattan itibaren atanmış mirasçılar için bir aylık ret süresi ve vasiyet alacaklısının belirli mal vasiyetini istem hakkı işlemeye başlar; ayrıca iptal davası için hak düşürücü süre de “öğrenmeden itibaren” ifadesi bakımından bu tebligata bağlanabilir.
Miras Ortaklığı ve Tereke Temsilcisi — TMK m.640
Mirasbırakanın ölümüyle birden çok mirasçının bulunması hâlinde tereke üzerinde miras ortaklığı (elbirliği mülkiyeti) doğar. TMK m.640/1: “Birden çok mirasçı bulunması hâlinde, mirasın geçmesiyle birlikte paylaşmaya kadar, mirasçılar arasında terekedeki bütün hak ve borçları kapsayan bir ortaklık meydana gelir.” Bu ortaklık, paylaşımın tamamlanmasına kadar sürer ve mirasçıların terekedeki mal ve haklar üzerinde birlikte tasarruf yükümlülüğünü doğurur. Her bir mirasçı tek başına terekedeki taşınmazı satamaz, terekedeki alacakları tahsil edemez, tereke aleyhine açılmış davada ortaklık adına tek başına savunma yapamaz — çünkü ortaklığın niteliği, birlikte hareket etmeyi zorunlu kılar. Bu birlikte hareket kuralı miras hukukunda temel bir güvence olarak durur; ancak uygulamada tereke yönetimini tıkayan bir engel de oluşturabilir.
Bu tıkanmayı aşmak için TMK m.640/3 devreye girer: “Mirasçılardan birinin istemi üzerine sulh mahkemesi, miras ortaklığına paylaşmaya kadar bir temsilci atayabilir.” Bu temsilci, öğreti ve uygulamada tereke temsilcisi ya da miras ortaklığı temsilcisi olarak adlandırılır. Temsilci atanması için tek bir mirasçının başvurusu yeterlidir; diğer mirasçıların rızası aranmaz. Sulh hakimi, mirasçı çıkar çatışması içinde bulunuyorsa üçüncü kişiyi; taraflar arasında güven sürüyorsa mirasçılardan birini tereke temsilcisi olarak atayabilir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin yerleşik uygulamasında, temsilci ataması bakımından haklı sebep olarak; mirasçılar arasında yönetim uyuşmazlığı, terekenin değer kaybetme riski, mirasçının bilinmeyen yerde bulunması, ortaklaşa yönetimden sonuç alınamaması gibi somut olgular kabul edilmektedir.
Tereke temsilcisi ile vasiyeti yerine getirme görevlisi farklı kurumlardır ve karıştırılmamalıdır. Tereke temsilcisi (m.640/3), yasal miras kurallarına göre işleyen ortaklığın yönetim ve temsilinden sorumludur ve hâkim tarafından mirasçının istemi üzerine atanır. Vasiyeti yerine getirme görevlisi (m.550) ise bizzat mirasbırakan tarafından vasiyetname veya miras sözleşmesiyle tayin edilir ve mirasbırakanın son iradesinin (belirli mal vasiyetleri, koşul, yükümlülük ve paylaşım kuralları) hayata geçirilmesiyle görevlidir. Aynı olayda hem tereke temsilcisi hem yerine getirme görevlisi bulunabilir; iki görev alanı çakıştığında öncelik yerine getirme görevlisine tanınır — çünkü onun kaynağı mirasbırakanın iradesidir. Görev alanı belirsizliği hâlinde sulh hakimi tarafından çözülür.
Vasiyeti Yerine Getirme Görevlisi: Atanma, Ehliyet ve Birden Çok Görevli — TMK m.550-551
TMK m.550’nin başlığı “A. Atanması I. Atanma ve ehliyet“dir. Hüküm iki temel ilkeyi bir arada koyar: atama yetkisi mirasbırakanındır ve görevlinin fiil ehliyetine sahip olması gerekir. Mirasbırakan, vasiyetnamesinde veya miras sözleşmesinde, ölümünden sonra vasiyetlerini yerine getirmek üzere bir veya birden çok kişi görevlendirebilir. Bu görevlendirme; belirli bir kişinin ad-soyadı ile tayini biçiminde olabileceği gibi, “avukat X’in mensup olduğu büro” ya da “vasiyetnamenin açıldığı tarihte belirli bir kurumda görev yapan kişi” gibi belirlenebilir kriterlere de dayanabilir. Atama vasiyetname formuna uygun yapılmalıdır; sözlü vasiyette yer alan görevlendirmenin geçerliliği için sözlü vasiyet koşullarının (m.539) gerçekleşmiş olması aranır.
Yerine getirme görevlisi olarak atanan kişi fiil ehliyetine sahip olmalıdır. Mirasbırakan bir tüzel kişiyi de tayin edebilir; nitekim uygulamada bankalar, vakıflar, avukatlık ortaklıkları ve serbest muhasebeci mali müşavir bürolar vasiyeti yerine getirme görevini üstlenebilmektedir. Görevlinin, atandığından haberdar olduğu tarihten itibaren on beş gün içinde kabul etmediğini sulh hakimine bildirmesi gerekir; süre içinde reddedilmeyen görev kabul edilmiş sayılır. Süre geçtikten sonra çekilme, ancak m.554 çerçevesinde (görevin sona ermesi) ve “uygun olmayan zamanda çekilmeme” kuralına uyularak mümkündür. Aksi hâlde görevli, uygun olmayan zamanda ayrılmanın doğuracağı zararlardan mirasçılara karşı sorumlu tutulur.
Görevlinin şu hâllerde atanma sırasında ehliyeti bulunmadığından görev üstlenemeyeceği kabul edilir: küçük veya kısıtlı olması, vesayet altında bulunması, sulh hakiminin gözetim alanında olması, mirasbırakanla arasında ağır çıkar çatışması bulunması, mirasbırakanın mirasçısı olmakla birlikte tereke aleyhine ciddi taleplerinin olması. Bu değerlendirme, hâkimin denetimine tabidir ve sonradan tespit edildiğinde m.556 kapsamında azil sebebi olarak da kullanılabilir. Ayrıca uygulamada; vasiyetnameyi düzenleyen memur, tanıklık edenler ve bunların yakınları için de görevli olamama itirazı ileri sürülebilmektedir.
TMK m.551, birden çok görevli bulunması hâlinde uygulanacak esasları düzenler. Kural, birlikte hareket etmedir: birden çok görevli tayin edilmişse görevliler görevlerini birlikte yürütür ve kararları oybirliğiyle alır. Ancak acele hâllerde her bir görevli tek başına gerekli işlemleri yapmaya yetkilidir; bu istisna, terekenin acil bir kaybı önlemek amacıyla getirilmiştir (örneğin ivedi tamirat, muaccel bir borcun icra takibinin engellenmesi, telef tehlikesindeki tereke malının satışı). Görevliler arasında görüş ayrılığı çıkması hâlinde sulh hakimi çözer; bu, sulh hakiminin denetim yetkisinin (m.556) doğal bir yansımasıdır. Mirasbırakanın vasiyetnamesinde görev bölüşümüne ilişkin özel bir kural varsa (örneğin biri gayrimenkul tasarrufundan, diğeri işletme yönetiminden sorumlu) bu kurala öncelik verilir; birlikte yürütme kuralı mirasbırakanın iradesine göre yorumlanır.
Görevlerin Kapsamı: Envanter, Tereke Yönetimi ve Paylaşım Planı — TMK m.552
Vasiyeti yerine getirme görevlisinin görevlerinin kapsamı TMK m.552’de sayılmıştır. Bu, tüketici (numerus clausus) nitelikte olmayan bir listedir; mirasbırakanın vasiyetnamesindeki özel talimatlar da görevi genişletebilir. Kanunî görevler beş ana başlıkta toplanır:
- Envanter (defter) düzenleme: Görevli, işe başlamasından hemen sonra terekedeki malları, hakları ve borçları içerecek bir liste (envanter) düzenler. Defter tutumu sırasında olanak varsa mirasçılar hazır bulundurulur. Bu defter, hem tereke değerinin tespiti hem de ileride açılabilecek tenkis (m.560-571) ve iptal davalarında (m.557-559) delil işlevi görür. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, envanter düzenlenmemesini ağır bir görev ihlali sayarak sorumluluğun tetiklendiği bir olgu olarak kabul etmektedir.
- Terekenin yönetimi ve zilyetliğin devri: Görevli, tereke mallarını yönetir; yönetimin gerektirdiği ölçüde tereke mallarının zilyetliğinin kendisine devrini isteyebilir. Bu yetki, taşınır mallara doğrudan; taşınmazlarda ise fiilî kullanımın devri veya sınırlı ayni haklar kurulması bakımından geçerlidir. Yönetim faaliyetinde amaç, terekenin değerini korumak ve olağan işletmeyi sürdürmektir; spekülatif işlemler ve olağanüstü tasarruflar için m.553’teki izin usulüne uyulur.
- Tereke alacaklarının tahsili ve borçlarının ödenmesi: Görevli, terekenin muaccel alacaklarını takip edip tahsil eder; borçları öder. Bu görev, terekenin ödeme dengesini korur; ihmal edilirse borçların mirasçılara geçişinde ciddi sorunlar doğar. Alacakların zamanaşımı, borçların temerrüde düşme riski, icra takiplerine karşı savunma bu kapsamdadır. Görevli, alacaklıların rızasıyla borçlarda taksitlendirme ve sulh yoluna gidebilir; ancak feragat ya da alacak devri gibi tasarruflar sulh hakiminin izniyle mümkün olur.
- Vasiyetlerin yerine getirilmesi: Belirli mal vasiyetlerinin (bir taşınmazın vasiyet alacaklısına devri, para vasiyetinin ödenmesi, koşullu tasarrufların koşullarının izlenmesi, yükümlülüklerin yerine getirilmesi) fiilen ifasını sağlar. Bu, yerine getirme görevlisinin varlık nedenini oluşturan çekirdek görevdir. Belirli mal vasiyetinin konusu terekede mevcut değilse ya da devir imkânsızsa görevli durumu vasiyet alacaklısına bildirir ve TMK’nın vasiyet alacağının niteliğine ilişkin hükümleri (m.606 vd.) uyarınca çözüm arar.
- Paylaşım planı hazırlama ve dava-takip temsili: Görevli, tereke mallarının paylaşımı için bir plan hazırlar; ayrıca tereke ile ilgili dava ve takiplerde miras ortaklığını temsil eder. Terekeye karşı açılan davalarda davalı sıfatı, terekenin açtığı davalarda davacı sıfatı görevli üzerindedir. Paylaşım planı bağlayıcı değildir; mirasçılar planı kabul etmezse paylaşım davası (m.642 vd.) açılır. Ancak görevlinin planı, mahkeme için önemli bir hazırlık ve delil malzemesi oluşturur.
Görevlerin yerine getirilmesinde temel ölçü, mirasbırakanın son iradesi ile mirasçılar ve terekenin çıkarlarıdır. Görevli, mirasbırakanın belirli bir talimatına aykırı davranamaz; talimatın hukuka veya ahlaka aykırı olduğu tespit edilirse durumu sulh hakimine bildirerek yönlendirme talep eder. Bu bildirim, aynı zamanda görevlinin sorumluluğunu (m.555) hafifleten bir husus olarak kayda geçirilir.
Yetkileri ve Görevin Sona Ermesi — TMK m.553-554
Tasarruf yetkisi ve sulh hakiminden izin (m.553): Vasiyetnamede yetki vermek mirasbırakan tarafından açıkça öngörülmemişse; görevli, tereke mallarını devretmek ve üzerlerinde sınırlı ayni hak kurmak için sulh hakiminden izin almak zorundadır. Sulh hakimi, mümkün olduğunda mirasçıları dinledikten sonra karar verir. Olağan yönetim harcamalarına ilişkin tasarruflar için izin aranmaz; sigorta primi, olağan tamirat, vergi ödemesi, günlük işletme giderleri gibi kalemler bu kapsamdadır. Ancak taşınmaz satışı, ipotek tesisi, uzun süreli kira, banka mevduatının başka bir kuruma nakli, sermaye şirketlerinde hisse devri gibi olağanüstü tasarruflar mutlaka izne bağlıdır. Sulh hakimi izin verirken tereke menfaatini gözetir; verilen izne rağmen izin sınırlarını aşan tasarruflar görevlinin sorumluluğuna gider.
Görevin sona ermesi (m.554): Görev, kural olarak şu hâllerde sona erer: (i) mirasın paylaşımının tamamlanması ve tenfiz görevlerinin bitmesi, (ii) görevlinin ölümü, (iii) fiil ehliyetinin yitirilmesi, (iv) görevlinin sulh hakimine bildirimde bulunarak çekilmesi, (v) hâkimin azli (m.555), (vi) mirasbırakanın vasiyetnamede belirlediği sürenin dolması. Kanun, görevliye çekilme hakkı tanırken uygun olmayan bir zamanda çekilmemesi yükümlülüğünü de yükler; aksi hâlde çekilmesinden doğan zararlardan mirasçılara karşı sorumlu tutulur. Görev sona erdiğinde, görevli mirasçılara ve sulh hakimine kesin hesap verir; teslim etmediği tereke mallarını ilgililere iade eder; devraldığı sözleşmelerdeki teslim ve devir görevini yerine getirir. Kesin hesap onaylanmadan görev tam olarak sona ermiş sayılmaz ve görevli sorumluluk (m.556) çerçevesinde ilgililere karşı yükümlü kalmaya devam eder.
Ücret sorunu: Görevlinin ücrete hak kazanıp kazanamayacağı hususu, doğrudan bir madde ile değil, m.556’daki vekil gibi sorumluluk ilkesi çerçevesinde ve Yargıtay içtihadıyla çözülür. Yerleşik uygulamada görevli, yerine getirdiği hizmet karşılığında uygun bir ücret isteme hakkına sahiptir; ücret miktarını mirasbırakan vasiyetnamesinde belirlemişse öncelikle bu belirlemeye uyulur; belirleme yoksa ücret sulh hakimince terekenin büyüklüğü, yapılan işin niteliği ve harcanan emek gözetilerek takdir edilir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin yerleşik uygulamasına göre görevli meslekî uzmanlığa sahipse (avukat, mali müşavir, banka birimi) o mesleğin piyasa değeri de takdirde etkilidir. Ücret, tereke değerinden karşılanır; mirasçıların şahsi malvarlığından talep edilemez.
Denetim, Azil ve Sorumluluk — TMK m.555-556
Denetim ve azil (m.555): Vasiyeti yerine getirme görevlisi, görevini yerine getirirken sulh hakiminin denetimi altındadır. Sulh hakimi, ilgilinin başvurusu (şikâyet) veya kendiliğinden (resen) görevlinin faaliyetini inceler; gerektiğinde uyarı verir, hesap sorar, defter ve belgeleri talep eder. Denetim yetkisi, hem tereke değerinin korunması hem de mirasçılar ile vasiyet alacaklılarının menfaatlerinin güvence altına alınması için işletilen çift yönlü bir mekanizmadır. Denetim başvurusu için mirasçı, atanmış mirasçı, vasiyet alacaklısı, tereke alacaklısı sıfatı yeterlidir; başvuru harca tabi değildir ve süresiz olarak yapılabilir. Sulh hakiminin denetiminde standart araçlar; ara hesap incelemesi, uzman/bilirkişi görüşü alınması, banka hesap özetlerinin ve kayıt defterlerinin taleple çağrılmasıdır.
Görevli, denetim sırasında; görevini kötüye kullandığı, yetersiz olduğu, ağır ihmal içinde olduğu veya güveni kötüye kullandığı tespit edilirse sulh hakimi tarafından görevden alınır (azledilir). Azil kararı, gerekçelendirilmiş bir yargısal karar olup görevlinin savunması alınarak verilir; savunma alınmadan verilen azil kararı, HMK m.27 (hukukî dinlenilme hakkı) çerçevesinde bozma nedenidir. Azil kararına karşı, tebliğinden itibaren on beş gün içinde asliye hukuk mahkemesine itiraz edilebilir; itiraz üzerine verilen karar kesindir. Azil hâlinde sulh hakimi, ayrıca yeni bir yerine getirme görevlisi tayin edebilir; mirasbırakanın vasiyetnamesinde yedek görevli tayin edilmişse önce ona başvurulur. Görev belirsizliği doğarsa m.640/3 kapsamında tereke temsilcisi atanması yoluna gidilebilir.
Sorumluluk (m.556): Vasiyeti yerine getirme görevlisi, görevini özenle ve dürüstlükle yerine getirmek zorundadır. Bu yükümlülüğe aykırı davranışlardan doğan zararlardan mirasçılara, tereke alacaklılarına ve vasiyet alacaklılarına karşı vekil gibi sorumludur. Vekil gibi sorumluluk, Borçlar Kanunu’nun vekâlete ilişkin hükümlerine (BK m.502 vd.) gönderme yapar; görevlinin sorumluluğu, kural olarak hafif ihmal düzeyinde başlar ve kanunda öngörülen ölçüler dahilinde her ihmalinden dolayı sorumlu tutulur. Sorumluluğun tespitinde Yargıtay içtihatları, görevlinin somut olaydaki fiili, meslekî nitelikleri ve mirasbırakanın verdiği talimatların açıklığı birlikte değerlendirilir. Görevlinin şahsi malvarlığından tazminata hükmedilebilir; sorumluluk sigortası yaptırılmış olan görevliler bakımından ise sigorta güvencesi de devreye girer. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, sorumluluğun sınırlarını çizerken görevlinin ihmalinin ağırlığı ile tereke zararının somut boyutunu bağdaştırır ve orantılı bir tazminat yaklaşımını benimser.
Avukatla Görüşün: 0554 648 37 15WhatsApp Danışma
Miras Sözleşmesi ile İlişki: Pozitif Miras Sözleşmesi, Feragat ve Şekil — TMK m.527, m.528-530, m.545
Vasiyetnamenin tenfizi ile miras sözleşmesinin tenfizi arasındaki temel farkları bilmek, sürecin doğru işletilmesi bakımından kritiktir. Vasiyetname tek taraflı, mirasbırakanın dilediği zaman tek yanlı olarak geri alabildiği bir ölüme bağlı tasarruftur (m.542). Miras sözleşmesi ise iki taraflı, karşılıklı iradeye dayanan ve kural olarak tek taraflı geri alınamayan bir hukukî işlemdir. Bu ayrım, yerine getirme görevlisinin tenfiz sırasında ne tür bir işleme dayandığını doğru saptamasını zorunlu kılar.
Pozitif (olumlu) miras sözleşmesi — TMK m.527: Mirasbırakan, miras sözleşmesiyle mirasını veya belirli bir malını sözleşme yaptığı kimseye ya da üçüncü bir kişiye bırakma yükümlülüğü altına girebilir. Bu tür bir sözleşme mirasbırakanı bağlar; sonradan yapılacak vasiyetname veya bağış, sözleşme ile bağdaşmadığı ölçüde iptal isteme hakkı doğurur. Bu durum, tenfiz aşamasında yerine getirme görevlisi için önemli bir yönlendirici olur: görevli, hem vasiyetname hem miras sözleşmesi mevcut ise sözleşmenin bağlayıcılığını gözetmek zorundadır. Nitekim ölüme bağlı tasarruflar arasında çelişki hâlinde miras sözleşmesi ile bağdaşmayan sonraki vasiyetname iptal davasına konu olur.
Mirastan feragat sözleşmesi — TMK m.528-530: Mirasbırakan bir mirasçısı ile karşılık alarak (ivazlı) veya karşılıksız (ivazsız) olarak feragat sözleşmesi yapabilir. Feragat eden mirasçı, mirasın açılmasında mirasçı sıfatını yitirir. Feragat sözleşmesi ivazlı yapılmışsa, feragat edenin altsoyu da kural olarak bundan etkilenir (aksi kararlaştırılmadıkça). Tenfiz aşamasında görevli, feragat sözleşmesinin varlığını denetlemek; feragat eden mirasçıyı paylaşım planında dikkate almamak zorundadır. Konunun ayrıntısı için Mirastan Feragat Sözleşmesi yazımıza bakabilirsiniz.
Şekil şartı — TMK m.545: Miras sözleşmesinin geçerliliği, resmî vasiyetname şekline uyulmasına bağlıdır. Yani sözleşme, iki tanık huzurunda noter, sulh hakimi veya kanunla yetkili kılınmış başka bir memur tarafından düzenlenmelidir. Bu şekil şartı emredicidir; adi yazılı biçim, elle yazılı biçim veya sözlü biçim yeterli değildir. Şekle aykırılık, tenfiz talebini karşılayan yerine getirme görevlisi için ciddî bir sorun yaratır: sözleşme iddia edilen, ancak şekle aykırı bulunan bir işleme dayanan tenfiz yapılmamalıdır. Bu durumda görevli, iddia sahibini iptal davası yoluna yönlendirir ve sulh hakiminin talimatına başvurur.
Uygulama sonucu: Yerine getirme görevlisi, açılma ile birlikte mirasbırakanın bıraktığı tüm ölüme bağlı tasarrufları (vasiyetnameler, miras sözleşmeleri, feragat sözleşmeleri, bağışlar) inceler; bunlar arasındaki hiyerarşik ve mantıksal ilişkiyi kurar. Çelişki varsa sulh hakiminden görüş ister; şüpheli işlemler için ilgililere iptal davası açma imkânı olduğunu hatırlatır. İptal davasının açılması, yerine getirme görevlisinin görevini kural olarak durdurmaz; yalnızca hâkimin karar vermesi (örneğin ihtiyati tedbir yoluyla) hâlinde tenfiz geçici olarak durabilir. Bu nedenle uygulamada, iptal davası açan mirasçının aynı zamanda ihtiyati tedbir talep etmesi tavsiye edilir.
Avukatla Görüşün: 0554 648 37 15WhatsApp Danışma
Sıkça Sorulan Sorular
1. Vasiyetnamenin açılması hangi mahkemede yapılır?
TMK m.596 uyarınca vasiyetname, mirasbırakanın son yerleşim yeri sulh hukuk mahkemesince açılır ve ilgililere okunur. Yetki emredici niteliktedir; başka yer mahkemesinde yürütülen açılma işlemi yetki eksikliği taşır. Açılma bir çekişmesiz yargı işidir; vasiyetnamenin şekil geçersizliği veya içerik geçersizliği açılma aşamasında değil, ayrı bir iptal davası ile (m.557-559) ileri sürülür. Açılma süresi, teslimden itibaren bir aydır.
2. Vasiyeti yerine getirme görevlisi ile tereke temsilcisi aynı şey midir?
Hayır. Vasiyeti yerine getirme görevlisi (TMK m.550) bizzat mirasbırakan tarafından vasiyetname ya da miras sözleşmesiyle tayin edilir ve son iradenin yerine getirilmesiyle görevlidir. Tereke temsilcisi (TMK m.640/3) ise mirasçılardan birinin istemi üzerine sulh hakimi tarafından atanır ve miras ortaklığının paylaşmaya kadar yönetim ve temsilinden sorumludur. Aynı olayda ikisi birden bulunabilir; görev alanı çakışırsa hâkim çözer ve öncelik kural olarak yerine getirme görevlisine tanınır.
3. Yerine getirme görevlisi tereke malını satabilir mi?
TMK m.553’e göre kural olarak hayır: mirasbırakan yetki vermemişse görevli, tereke mallarını devretmek veya üzerlerinde sınırlı ayni hak (ipotek, intifa, sükna) kurmak için sulh hakiminden izin almak zorundadır. Sulh hakimi, mümkün olduğunda mirasçıları dinleyerek karar verir. Olağan yönetim gideri kapsamına giren tasarruflar (küçük onarım, sigorta primi, günlük harcama, vergi ödemesi) için ayrıca izin aranmaz.
4. Görevlinin ücretini kim öder?
Vasiyeti yerine getirme görevlisi, TMK m.556’daki vekil gibi sorumluluk ilkesi ve Yargıtay’ın yerleşik uygulaması çerçevesinde uygun bir ücret isteme hakkına sahiptir; ücret tereke değerinden karşılanır ve mirasçıların şahsi malvarlığına başvurulamaz. Ücret miktarını mirasbırakan vasiyetnamesinde belirlemişse ona uyulur; belirleme yoksa sulh hakimi tarafından terekenin büyüklüğü, işin niteliği ve harcanan emeğe göre takdir edilir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin yerleşik uygulaması, meslekî uzmanlığı da takdirde gözetir; ancak orantısız yüksek ücret indirilir.
5. Yerine getirme görevlisi görevini kötüye kullanırsa ne yapılabilir?
TMK m.555 uyarınca ilgililer (mirasçı, atanmış mirasçı, vasiyet alacaklısı, tereke alacaklısı) sulh hakimine başvurarak görevlinin denetimini ve gerekirse azlini talep edebilir. Sulh hakimi resen de harekete geçebilir. Kötüye kullanma, yetersizlik, ağır ihmal veya güvenin kötüye kullanılması hâlinde görevli azledilir; azil kararına karşı 15 gün içinde asliye hukuk mahkemesine itiraz edilebilir ve verilen karar kesindir. Ayrıca m.556 uyarınca vekil gibi sorumluluk çerçevesinde tazminat davası da açılabilir.
6. Miras sözleşmesi ve vasiyetname bir arada varsa hangisi öncelikli olur?
Miras sözleşmesi iki taraflı ve bağlayıcı bir işlem olduğu için, mirasbırakanın sonradan yaptığı vasiyetname ya da bağışlama miras sözleşmesi ile bağdaşmadığı ölçüde iptal isteme hakkı doğurur. Yerine getirme görevlisi tenfiz aşamasında iki işlemin karşılaştırmasını yapar ve sözleşmenin bağlayıcılığını gözetir; şüphe hâlinde sulh hakiminden görüş ister. Taraflar iptal davası (m.557-559) yoluyla da çözüm arayabilir. Vasiyet türlerinin ayrıntısı için Vasiyetname Türleri yazımıza bakabilirsiniz.
Sonuç ve Değerlendirme
Vasiyetnamenin tenfizi ve açılması, birbirini tamamlayan iki süreçtir. Açılma (TMK m.595-597) süreci prosedüreldir; mirasbırakanın son yerleşim yeri sulh hukuk mahkemesinde bir aylık süre içinde tamamlanır ve ilgililere tebliğle son bulur. Tenfiz süreci ise vasiyeti yerine getirme görevlisi (TMK m.550-556) eliyle yürütülen esasa ilişkin bir süreçtir: envanter, tereke yönetimi, alacak-borç dengesinin kurulması, belirli mal vasiyetlerinin ifası ve paylaşım planının hazırlanmasıyla ilerler. Yerine getirme görevlisi, sulh hakiminin denetimine, mirasçılar ve alacaklılara karşı vekil gibi sorumluluğa ve gerektiğinde azle tabidir. Aynı zamanda miras ortaklığının varlığı hâlinde tereke temsilcisi (TMK m.640/3) ile birlikte çalışılması gündeme gelebilir. Miras sözleşmesi mevcutsa (TMK m.527, 528-530, 545) bunun tenfiz üzerindeki bağlayıcı etkisi ihmal edilmemelidir. Her somut olayda dava, denetim veya azil talebi bakımından süreler, yetki ve delil hazırlığı önem taşır; bu nedenle miras hukuku alanında bir avukattan hukukî destek alınması yararlı olur.
{ “@context”: “https://schema.org”, “@type”: “FAQPage”, “mainEntity”: [ { “@type”: “Question”, “name”: “Vasiyetnamenin açılması hangi mahkemede yapılır?”, “acceptedAnswer”: { “@type”: “Answer”, “text”: “TMK m.596 uyarınca vasiyetname, mirasbırakanın son yerleşim yeri sulh hukuk mahkemesince açılır ve ilgililere okunur. Yetki emredicidir; başka yer mahkemesinde yürütülen açılma işlemi yetki eksikliği taşır. Açılma bir çekişmesiz yargı işidir; vasiyetnamenin şekil ya da içerik geçersizliği açılma aşamasında değil, ayrı bir iptal davası (m.557-559) ile ileri sürülür. Açılma süresi teslimden itibaren bir aydır.” } }, { “@type”: “Question”, “name”: “Vasiyeti yerine getirme görevlisi ile tereke temsilcisi aynı şey midir?”, “acceptedAnswer”: { “@type”: “Answer”, “text”: “Hayır. Vasiyeti yerine getirme görevlisi (TMK m.550) mirasbırakan tarafından vasiyetname veya miras sözleşmesiyle tayin edilir ve son iradenin yerine getirilmesiyle görevlidir. Tereke temsilcisi (TMK m.640/3) ise mirasçılardan birinin istemi üzerine sulh hakimince atanır ve miras ortaklığının paylaşmaya kadar yönetim ve temsilinden sorumludur. Aynı olayda ikisi birden bulunabilir; görev alanı çakışırsa hâkim çözer.” } }, { “@type”: “Question”, “name”: “Yerine getirme görevlisi tereke malını satabilir mi?”, “acceptedAnswer”: { “@type”: “Answer”, “text”: “Kural olarak hayır. TMK m.553 uyarınca mirasbırakan yetki vermemişse görevli, tereke mallarını devretmek veya sınırlı ayni hak kurmak için sulh hakiminden izin almak zorundadır. Sulh hakimi mümkün olduğunda mirasçıları dinleyerek karar verir. Olağan yönetim gideri kapsamına giren tasarruflar için ayrıca izin aranmaz.” } }, { “@type”: “Question”, “name”: “Görevlinin ücretini kim öder?”, “acceptedAnswer”: { “@type”: “Answer”, “text”: “Vasiyeti yerine getirme görevlisi TMK m.556’daki vekil gibi sorumluluk ilkesi ve Yargıtay yerleşik uygulaması çerçevesinde uygun bir ücret isteme hakkına sahiptir; ücret tereke değerinden karşılanır ve mirasçıların şahsi malvarlığına başvurulamaz. Mirasbırakan vasiyetnamede ücreti belirlemişse ona uyulur; belirleme yoksa sulh hakimi terekenin büyüklüğü, işin niteliği ve harcanan emeğe göre takdir eder.” } }, { “@type”: “Question”, “name”: “Yerine getirme görevlisi görevini kötüye kullanırsa ne yapılabilir?”, “acceptedAnswer”: { “@type”: “Answer”, “text”: “TMK m.555 uyarınca ilgililer (mirasçı, atanmış mirasçı, vasiyet alacaklısı, tereke alacaklısı) sulh hakimine başvurarak görevlinin denetimini ve gerekirse azlini talep edebilir. Sulh hakimi resen de harekete geçebilir. Ağır ihmal, kötüye kullanma veya güvenin kötüye kullanılması hâlinde görevli azledilir; azil kararına karşı 15 gün içinde asliye hukuk mahkemesine itiraz edilebilir ve verilen karar kesindir. Ayrıca m.556 uyarınca vekil gibi sorumluluk çerçevesinde tazminat davası açılabilir.” } }, { “@type”: “Question”, “name”: “Miras sözleşmesi ve vasiyetname bir arada varsa hangisi öncelikli olur?”, “acceptedAnswer”: { “@type”: “Answer”, “text”: “Miras sözleşmesi iki taraflı ve bağlayıcı bir işlem olduğu için, mirasbırakanın sonradan yaptığı vasiyetname miras sözleşmesi ile bağdaşmadığı ölçüde iptal isteme hakkı doğurur. Yerine getirme görevlisi tenfizde iki işlemin karşılaştırmasını yapar ve sözleşmenin bağlayıcılığını gözetir. Şüphe hâlinde sulh hakiminden görüş istenir; taraflar iptal davası yoluna da başvurabilir.” } } ] }

