Sağlık personelinin mesleki hatası (malpraktis / tıbbi kötü uygulama), tıp biliminin genel kabul görmüş standartlarına aykırı olarak, hekim ya da sağlık çalışanının bilgi eksikliği, tecrübesizlik, dikkatsizlik veya özensizlik sonucu hastaya zarar vermesidir. Türk Borçlar Kanunu’nun 49. maddesi haksız fiil sorumluluğunu; 66. maddesi adam çalıştıranın, 116. maddesi ise ifa yardımcılarının fiilinden sorumluluğu düzenler. Hastane işletmesi, çalıştırdığı hekim ve sağlık personelinin verdiği zarardan hem sözleşmesel (m.116) hem de haksız fiil (m.66) esasına göre sorumlu tutulur. Bu yazıda malpraktis davasının hukuki temeli, aydınlatılmış onam eksikliğinin sonuçları, TBK m.72 kapsamındaki zamanaşımı süreleri, 5947 sayılı Kanun ile getirilen zorunlu mesleki sorumluluk sigortası ile görevli mahkeme ayrımı — özel ve kamu sağlık kuruluşları bakımından — TBK, 1219 sayılı Kanun ve Hasta Hakları Yönetmeliği hükümleri çerçevesinde açıklanmaktadır.
Avukatla Görüşün: 0554 648 37 15WhatsApp Danışma
Malpraktis Kavramı ve Hukuki Dayanak — TBK m.49
Tıbbi kötü uygulama (malpraktis), tıbbın güncel bilimsel ve mesleki standartlarına aykırı davranışla hastaya zarar verilmesi durumudur. Hatalı tanı, endike olmayan tedavi seçimi, ameliyat sırasında yabancı cisim bırakılması, uygun olmayan ilaç veya doz uygulanması, gebelik ve doğum sırasında özensizlik, ihmalen ölüme sebebiyet ve enfeksiyon kontrol standartlarının ihlali gibi biçimlerde ortaya çıkabilir. Türk Tabipleri Birliği Hekimlik Meslek Etiği Kuralları da benzer bir tanımı benimsemiş ve hekimin, mesleğini icra ederken tıp biliminin genel kabul görmüş kurallarına uymakla yükümlü olduğunu vurgulamıştır.
Hukuki dayanak esas olarak Türk Borçlar Kanunu’nun 49. maddesindeki haksız fiil hükmüdür: “Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.” Bu hükme dayanan bir tazminat davasında dört unsurun ispatı aranır:
- Hukuka aykırı fiil: Sağlık personelinin tıbbi standartlara uygun davranmaması, endike olmayan işlem yapması, kontrendikasyonu göz ardı etmesi, rıza dışına çıkması veya gerekli tıbbi önlemleri almaması.
- Kusur: Kasten veya ihmalen özensizlik; tıbbi sanat ve bilim kurallarının ihlali. Hekimin en hafif kusuru bile sorumluluğu doğurmaya yeter; standart, ortalama bir uzman hekimin göstereceği özen düzeyidir.
- Zarar: Bedensel bütünlüğün ihlali, kalıcı sakatlık, ölüm, tedavi ve rehabilitasyon masrafları, geçici veya sürekli iş göremezlik, kazanç kaybı ile ruhi bütünlüğe verilen zarardan doğan manevi tazminat kalemleri.
- İlliyet bağı: Fiil ile zarar arasında uygun nedensellik ilişkisi kurulmalıdır. Bu bağın belirlenmesi, çoğu davada Adli Tıp Kurumu, üniversite anabilim dalları veya uzman heyet bilirkişi raporlarına dayanır.
Tazminatın kapsamı TBK m.51 uyarınca hakim tarafından, “durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak” belirlenir. Bedensel zararlar için TBK m.54 (tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücünün azalması veya yitirilmesinden doğan kayıplar, ekonomik geleceğin sarsılması), ölüm halinde destekten yoksun kalma için m.53 hükümleri uygulanır. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi ile 3. Hukuk Dairesi malpraktis dosyalarında yerleşik biçimde tıbbi standart ihlali, aydınlatma yükümlülüğü ve illiyet bağı üzerinde durmakta; Hukuk Genel Kurulu ise hasta-hekim ilişkisinin sözleşmesel niteliğini ve hastane sorumluluğunun kapsamını istikrarlı biçimde vurgulamaktadır.
Aydınlatılmış Onam Eksikliği — Hasta Hakları Yönetmeliği m.15, 22, 24
Aydınlatılmış onam (rıza), hastanın uygulanacak tıbbi işlem hakkında yeterli bilgi verildikten sonra özgür iradesiyle onay vermesidir. Bu ilke Anayasa m.17 (kişinin maddi ve manevi varlığının korunması), 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun m.70 ve 01.08.1998 tarihli Hasta Hakları Yönetmeliği’nin ilgili maddelerine dayanır. Kısaca hasta, üzerinde uygulanacak müdahaleye aydınlatılmış biçimde rıza göstermedikçe, işlem — tıbben başarılı olsa dahi — hukuka aykırıdır.
Hasta Hakları Yönetmeliği m.15 uyarınca hastanın; sağlık durumu, uygulanacak tıbbi işlemler, bunların olası sonuç ve tehlikeleri, alternatif tedaviler ile prognoz hakkında bilgi almaya hakkı vardır. Yönetmeliğin 22. maddesi ise kanunda gösterilen istisnai haller (hastanın bilincinin kapalı olması ve acil müdahale gerekliliği, hastanın küçük veya kısıtlı olması ile veli/vasi bulunmaması gibi) dışında hastanın rızası olmaksızın tıbbi ameliye uygulanamayacağını kural olarak koyar. M.24 ise rızanın şekli, kapsamı ve alınma usulünü düzenler; tıbbi müdahalenin niteliği, süresi, olası riskleri, komplikasyonları ve alternatifleri anlaşılabilir bir dille açıklandıktan sonra rızanın alınması gerekir. Rıza her zaman geri alınabilir.
Aydınlatma yükümlülüğü ihlal edildiğinde tıbbi işlem — tıp biliminin gerektirdiği şekilde ve başarıyla yapılmış olsa bile — hukuka aykırı sayılır ve hekim ile hastane sorumlu tutulur. Bu, malpraktis davalarında en sık öne sürülen ve ispatı kısmen daha kolay olan gerekçelerden biridir. İspat yükü uygulamada hekim ve kuruluş tarafındadır: aydınlatmanın yapıldığı, rıza belgesinin usulüne uygun biçimde ve müdahaleden yeterince önce alındığı somut olarak gösterilmelidir. Standart matbu formların, hasta imzasıyla dahi, somut ve anlaşılır bilgi içermediği durumlarda geçerli rızanın oluştuğu kabul edilmez. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi kararlarında; risklerin bireyselleştirilmeden, sadece basmakalıp cümlelerle sıralandığı formların aydınlatma yükümlülüğünü karşılamadığı istikrarlı biçimde vurgulanmıştır.
Hastane ve Sağlık Kurumu Sorumluluğu — TBK m.66 ve m.116
Malpraktis davasında hasta veya yakınları yalnızca hekimi değil, onun çalıştığı hastaneyi de dava edebilir. Özel hastane bakımından iki alternatif hukuki dayanak vardır:
- Adam çalıştıranın sorumluluğu — TBK m.66: Hastane, çalışan hekim veya sağlık personelinin, kendisine verilen işin yapılması sırasında başkalarına verdiği zararı gidermekle yükümlüdür. Adam çalıştıran; çalışanı seçerken, işiyle ilgili talimat verirken, gözetim ve denetimde bulunurken gerekli özeni gösterdiğini ispat ederse sorumluluktan kurtulabilir. Ancak bir işletmede adam çalıştıran, işletmenin çalışma düzeninin zararın doğmasını önlemeye elverişli olduğunu ispat etmedikçe, işletme faaliyetlerinden doğan zararı gidermekle yükümlüdür — organizasyon sorumluluğu daha ağırdır.
- İfa yardımcılarının fiillerinden sorumluluk — TBK m.116: Hastane ile hasta arasında bir tedavi sözleşmesi kurulur; Yargıtay uygulamasında bu ilişki çoğunlukla vekâlet sözleşmesi, estetik gibi belirli sonucun taahhüt edildiği durumlarda ise eser sözleşmesi olarak nitelendirilir. Borçlu konumundaki hastane, borcun ifasını çalıştırdığı hekime bırakmışsa, “onların işi yürüttükleri sırada diğer tarafa verdikleri zararı gidermekle yükümlüdür.” Bu sorumluluk için hastanenin kendi kusuru aranmaz ve m.66’daki gibi kurtuluş beyyinesi kabul edilmez.
Uygulamada davacı, m.66 ve m.116 dayanaklarını birlikte ileri sürebilir; hakim, olayın niteliğine ve delil durumuna göre uygun hukuki nitelendirmeyi kendisi yapar. M.116’ya dayanmanın en önemli avantajı, hastanenin kurtuluş beyyinelerinin bu maddede tanınmamış olması; hastanenin, ifa yardımcısının kusurunu kendi kusuru gibi tazmin etmekle yükümlü tutulmasıdır. Ayrıca hastane, hekim ile birlikte müteselsilen sorumlu olup davacı isterse yalnız hastaneyi, isterse yalnız hekimi, isterse her ikisini birlikte dava edebilir (TBK m.61-62).
Kamu sağlık kurumları bakımından ise durum farklıdır. 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’nun 7. maddesi ve Anayasa m.129/5 uyarınca, kamu personelinin yetkilerini kullanırken işlediği kusurlardan doğan tazminat davaları, ancak kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak idare aleyhine açılabilir. Kamu hastanelerinde görevli hekimin tıbbi hatası hizmet kusuru olarak nitelendirilir ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK) hükümlerine göre idare mahkemesinde ve idareye karşı tam yargı davası açılır. Doktora doğrudan husumet yöneltilemez; idare, ödediği tazminatı ağır kusuru bulunan personele rücu eder.
Malpraktis Davasında Zamanaşımı — TBK m.72 ve m.147
Zamanaşımı, malpraktis davalarında en tartışmalı ve en kritik konulardan biridir. Hukuki dayanağa göre farklı süreler devreye girer:
1) Haksız fiil zamanaşımı — TBK m.72: “Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her halde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır.” Böylece kısa süre öğrenmeden itibaren 2 yıl, uzun (mutlak) süre fiilden itibaren 10 yıldır. Fiil ceza kanunlarında daha uzun süre öngörülen bir suç oluşturuyorsa (taksirle öldürme — TCK m.85; taksirle yaralama — TCK m.89) o daha uzun süre esas alınır. Uygulamada bu süre, olayın niteliğine göre 15 yıla ulaşabilir.
2) Sözleşmesel zamanaşımı — TBK m.147/5: Tedavi sözleşmesini vekâlet olarak niteleyen Yargıtay yerleşik görüşüne göre, “vekâlet sözleşmesinden doğan alacaklar” beş yıllık zamanaşımına tabidir. Bu süre, sözleşmeye aykırılığa dayanılıyorsa hasta lehine bir alternatif oluşturabilir. Süre kural olarak zararın doğduğu ve öğrenildiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Vekâlet sözleşmesi ile haksız fiil sorumluluğu yarışabilir (seçimlik yarışma); davacı hangi dayanak lehine ise onu tercih edebilir.
3) Eser sözleşmesi — TBK m.478 (5 yıl olağan / 20 yıl olağanüstü): Estetik cerrahi, saç ekimi, protez uygulaması gibi belirli sonuç taahhüdü içeren müdahalelerde Yargıtay 15. Hukuk Dairesi ve 13. Hukuk Dairesi eser sözleşmesi hükümlerinin uygulanabileceğini kabul etmektedir. TBK m.478’e göre ayıp nedeniyle açılacak davalar teslim tarihinden itibaren beş yıl; yüklenicinin (hekimin) ağır kusuru varsa yirmi yıl içinde açılabilir. Böylece belirli sonuç vaat edilen tıbbi işlemlerde olağan 5 yıllık süre ile ağır kusur halinde 20 yıllık olağanüstü süre gündeme gelir.
4) Kamu sağlık kuruluşuna karşı süreler: İYUK m.13 uyarınca idarî eylem sonucu doğan zararlarda hak sahipleri, eylemi öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde beş yıl içinde ilgili idareye başvurup haklarının yerine getirilmesini istemek zorundadır. İstek kısmen veya tamamen reddedilirse (ya da 60 günlük zımnî ret süresi dolarsa) 60 gün içinde idare mahkemesinde tam yargı davası açılmalıdır. Bu süreler hak düşürücüdür; kaçırılması davanın esasa girilmeden reddine yol açar.
Zorunlu Mesleki Sorumluluk Sigortası — 5947 Sayılı Kanun
21.01.2010 tarih ve 5947 sayılı Üniversite ve Sağlık Personelinin Tam Gün Çalışmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile 1219 sayılı Kanuna eklenen Ek Madde 12, kamu ve özel sağlık kuruluşlarında çalışan hekimlere tıbbi kötü uygulama nedeniyle zorunlu mesleki sorumluluk sigortası yaptırma yükümlülüğü getirmiştir.
Hükme göre; kamu sağlık kurum ve kuruluşlarında çalışan tabipler, diş tabipleri ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanlar, tıbbi kötü uygulama nedeniyle kendilerinden talep edilebilecek zararlar ile kurumlarınca kendilerine yapılacak rücuları karşılamak üzere sigorta yaptırmak zorundadır. Prim tutarının yarısı ilgili hekim, yarısı ise çalıştığı kurum tarafından ödenir. Özel sağlık kuruluşlarında ise sigorta ilişkisi hekim ve kuruluşça birlikte kurulur; sigortanın yaptırılmaması, zararın gerçekleşmesi halinde hekimin ve kuruluşun kişisel sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
Sigorta kapsamı — Hazine Müsteşarlığı tarafından yayımlanan Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları çerçevesinde — hekimin sözleşme süresinden önceki on yıl içinde ve sözleşme süresinde işlediği fiillerden doğabilecek talepleri karşılar. Sigortanın varlığı, malpraktis davalarında tazminat alacağının pratikte tahsil edilebilirliği bakımından son derece önemlidir; davacı, sigorta şirketine ihbar edilmesi ve gerekirse doğrudan sigortacı aleyhine dava açma imkânından da yararlanabilir. Bu, özellikle hekimin malvarlığının yetersiz olduğu davalarda belirleyicidir.
Görevli ve Yetkili Mahkeme — Özel ve Kamu Ayrımı
Malpraktis davasında görevli ve yetkili mahkeme, sağlık kuruluşunun niteliğine göre kesin biçimde ayrılır:
- Özel sağlık kuruluşuna karşı: Görevli mahkeme, dava konusunun türüne göre belirlenir. Özel hastane veya klinikte alınan sağlık hizmeti, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun (TKHK) anlamında tüketici işlemi sayıldığı için TKHK m.73 uyarınca tüketici mahkemesi görevlidir. Estetik amaçlı, saç ekimi gibi belirli sonucun taahhüt edildiği sözleşmelerde de tüketici mahkemesi gündeme gelir. Yetkili mahkeme HMK m.6, m.16 ve TKHK m.73/5 uyarınca davalının yerleşim yeri, haksız fiilin işlendiği yer veya tüketicinin yerleşim yeri mahkemesidir.
- Kamu sağlık kuruluşuna (Sağlık Bakanlığı, üniversite hastanesi vb.) karşı: Görevli merci idare mahkemesidir. Dava, hizmet kusuruna dayalı tam yargı davası olarak, hekim yerine ilgili idareye (Sağlık Bakanlığı, üniversite tüzel kişiliği) karşı açılır. Yetkili idare mahkemesi, idari eylemi yapan idari merciin bulunduğu yer mahkemesidir (İYUK m.32).
Uygulamada aynı olaydan doğan ceza yargılaması (taksirle yaralama TCK m.89 veya taksirle öldürme TCK m.85), tazminat davasından ayrı olarak asliye ceza mahkemesinde yürütülür. Ceza mahkemesinin maddi vakıayı tespit eden mahkumiyet kararı, hukuk hakimini kural olarak bağlar (TBK m.74). Bu nedenle ceza soruşturmasının başlatılması, delillerin zamanında toplanması, tıbbi kayıtların (epikriz, ameliyat notu, patoloji raporu, hemşire gözlem formu) el değiştirmeden temini son derece önemlidir. Uzman bir avukatın erken aşamada dosyaya dahil olması, zamanaşımı süresinin doğru hesaplanması ve tıbbi bilirkişi raporunun eleştirilmesi bakımından belirleyicidir. Aynı zamanda malpraktis davasında delil toplama ve bilirkişi süreci ile hasta hakları ve aydınlatılmış onam konularına da bütüncül biçimde hakim olunmalıdır.
Avukatla Görüşün: 0554 648 37 15WhatsApp Danışma
Sıkça Sorulan Sorular
Malpraktis davasında zamanaşımı süresi kaç yıldır?
Haksız fiile dayanan davalarda TBK m.72 uyarınca öğrenmeden itibaren 2 yıl, her halde fiil tarihinden itibaren 10 yıldır. Fiil taksirle öldürme veya yaralama suçunu oluşturuyorsa ve ceza kanununda daha uzun zamanaşımı öngörülüyorsa o süre uygulanır. Sözleşmeye (vekâlet) dayanan davalarda TBK m.147/5 gereği 5 yıl; estetik gibi eser sözleşmesi kabul edilen hallerde TBK m.478 uyarınca 5 yıl, hekimin ağır kusuru varsa 20 yıldır. Kamu hastanesine karşı ise İYUK m.13 hükümlerine göre 1 yıl + 5 yıllık idari başvuru süreleri uygulanır.
Hastane, hekimin mesleki hatasından sorumlu tutulabilir mi?
Evet. Özel hastane bakımından TBK m.66 (adam çalıştıranın sorumluluğu) ve TBK m.116 (ifa yardımcılarının fiilinden sorumluluk) hükümleri uygulanır. Hastane, çalıştırdığı hekimin işi yürütürken hastaya verdiği zarardan sorumludur; m.116’da kurtuluş beyyinesi tanınmamıştır. Kamu hastanesi bakımından ise sorumluluk hizmet kusuru esasına göre doğrudan idareye aittir; dava idare mahkemesinde idare aleyhine açılır.
Aydınlatılmış onam alınmamışsa dava kazanılır mı?
Aydınlatılmış onamın eksik veya usulüne aykırı biçimde alınmış olması, tıbbi müdahalenin başarıyla sonuçlanmış olsa bile hukuka aykırı sayılmasına yol açar. Hasta Hakları Yönetmeliği m.15, 22 ve 24 uyarınca hastanın müdahalenin niteliği, riskleri, alternatifleri ve olası sonuçları konusunda anlaşılabilir biçimde bilgilendirilmesi gerekir. İspat yükü hekim ve hastane üzerindedir; standart matbu formlar yeterli sayılmaz. Bu, malpraktis davalarında sıkça başarıya ulaşan bir gerekçedir.
Kamu ve özel hastane arasında dava bakımından fark nedir?
Özel hastanede görevli mahkeme genellikle tüketici mahkemesi (TKHK m.73), bazı hallerde asliye hukuk mahkemesidir; dava hekim ve/veya hastane aleyhine açılır. Kamu hastanesinde ise dava idare mahkemesinde idareye karşı tam yargı davası olarak açılır; İYUK m.13’te öngörülen 1 yıllık ve 5 yıllık başvuru sürelerine mutlaka uyulmalıdır. Kamu hekimine doğrudan tazminat davası açılamaz; idare, ağır kusuru bulunan personele rücu eder.
Zorunlu mesleki sorumluluk sigortası hangi kanunla getirilmiştir?
21.01.2010 tarih ve 5947 sayılı Üniversite ve Sağlık Personelinin Tam Gün Çalışmasına Dair Kanun ile 1219 sayılı Kanuna eklenen Ek Madde 12 uyarınca kamu ve özel sağlık kuruluşlarında çalışan tabipler, diş tabipleri ve uzmanlar tıbbi kötü uygulama nedeniyle zorunlu mesleki sorumluluk sigortası yaptırmakla yükümlüdür. Prim, kamu kurumlarında yarı yarıya kurum ve hekim tarafından ödenir. Sigorta, davanın etkin biçimde tahsil edilebilirliğini güvence altına alır.
Malpraktis davasında hangi tazminat kalemleri talep edilebilir?
Bedensel zararlar bakımından TBK m.54 uyarınca tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücünün azalması veya yitirilmesinden doğan kayıplar ile ekonomik geleceğin sarsılması; ölüm halinde TBK m.53 uyarınca defin giderleri, tedavi masrafları ve destekten yoksun kalma tazminatı talep edilebilir. Bunlara ek olarak kişilik haklarının ihlali sebebiyle TBK m.56 kapsamında manevi tazminat da istenebilir. Tazminatın kapsamı hakim tarafından TBK m.51 çerçevesinde belirlenir.
İlgili Konular
- Sağlık Hukuku — Ana Sayfa
- Malpraktis Davası: Doktor ve Hastane Aleyhine Tazminat (TBK m.49)
- Hasta Hakları ve Aydınlatılmış Onam (1998 Yönetmeliği)
- Sağlık Personelinin Mesleki Sorumluluğu (1219, 6023 SK ve TBK m.49)
Bu içerik hukuki bilgilendirme amaçlıdır ve reklam niteliği taşımaz. Somut olaylar için avukat görüşü alınması tavsiye edilir.
{ “@context”: “https://schema.org”, “@type”: “FAQPage”, “mainEntity”: [ { “@type”: “Question”, “name”: “Malpraktis davasında zamanaşımı süresi kaç yıldır?”, “acceptedAnswer”: { “@type”: “Answer”, “text”: “Haksız fiil temelli davalarda TBK m.72 uyarınca öğrenmeden itibaren 2 yıl, her halde fiil tarihinden itibaren 10 yıldır. Ceza kanununda daha uzun zamanaşımı varsa o uygulanır. Vekâlet sözleşmesine dayanılırsa TBK m.147/5 gereği 5 yıl; estetik gibi eser sözleşmelerinde TBK m.478 uyarınca 5 yıl, ağır kusur halinde 20 yıldır. Kamu hastanesine karşı İYUK m.13 hükümleri uygulanır.” } }, { “@type”: “Question”, “name”: “Hastane, hekimin mesleki hatasından sorumlu tutulabilir mi?”, “acceptedAnswer”: { “@type”: “Answer”, “text”: “Evet. Özel hastane TBK m.66 (adam çalıştıranın sorumluluğu) ve TBK m.116 (ifa yardımcılarının fiilinden sorumluluk) çerçevesinde sorumludur. M.116’da kurtuluş beyyinesi kabul edilmez. Kamu hastanesinde ise hizmet kusuru esasına göre sorumluluk doğrudan idareye aittir.” } }, { “@type”: “Question”, “name”: “Aydınlatılmış onam alınmamışsa dava kazanılır mı?”, “acceptedAnswer”: { “@type”: “Answer”, “text”: “Aydınlatılmış onamın eksik veya usulsüz alınması, müdahale başarıyla sonuçlansa dahi tıbbi işlemi hukuka aykırı kılar. Hasta Hakları Yönetmeliği m.15, 22 ve 24 uyarınca hastanın müdahalenin niteliği, riskleri ve alternatifleri konusunda bilgilendirilmesi gerekir. İspat yükü hekim ve hastane üzerindedir.” } }, { “@type”: “Question”, “name”: “Kamu ve özel hastane davası arasındaki fark nedir?”, “acceptedAnswer”: { “@type”: “Answer”, “text”: “Özel hastane davası tüketici mahkemesinde (TKHK m.73) hekim ve/veya hastane aleyhine açılır. Kamu hastanesi davası idare mahkemesinde idareye karşı tam yargı davası olarak açılır; İYUK m.13’te öngörülen 1 yıllık ve 5 yıllık süreler hak düşürücüdür.” } }, { “@type”: “Question”, “name”: “Zorunlu mesleki sorumluluk sigortası hangi kanunla getirilmiştir?”, “acceptedAnswer”: { “@type”: “Answer”, “text”: “21.01.2010 tarih ve 5947 sayılı Kanun ile 1219 sayılı Kanuna eklenen Ek Madde 12 uyarınca tabipler, diş tabipleri ve uzmanlar zorunlu mesleki sorumluluk sigortası yaptırmak zorundadır. Kamuda prim yarı yarıya kurum ve hekim tarafından ödenir.” } }, { “@type”: “Question”, “name”: “Malpraktis davasında hangi tazminat kalemleri talep edilebilir?”, “acceptedAnswer”: { “@type”: “Answer”, “text”: “TBK m.54 uyarınca tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücü kaybı ve ekonomik geleceğin sarsılması; ölüm halinde m.53 uyarınca defin giderleri ve destekten yoksun kalma tazminatı; ayrıca kişilik hakkı ihlali için m.56 kapsamında manevi tazminat istenebilir.” } } ] }

