Ne yaşandı?
Bir kişi, geride hiçbir yakını (altsoy, eş, ana-baba ya da diğer kan hısımları) bulunmadan vefat ediyor. Ortada bir vasiyetname de yoksa, bu kişinin malvarlığının kime kalacağı sorusu gündeme geliyor.
Hukuki durum
Türk Medeni Kanunu m. 501’e göre, mirasçı bırakmaksızın ölen kimsenin mirası Devlete geçer. Yani kanunda sayılan zümrelerden hiçbir mirasçı yoksa ve geçerli bir ölüme bağlı tasarrufla (vasiyet/miras sözleşmesi) atanmış bir mirasçı da bulunmuyorsa, tereke son mirasçı sıfatıyla Devlete intikal eder. Devlet, bu sıfatla terekeyi devralır.
Bununla birlikte, geçerli bir vasiyetname ya da miras sözleşmesi varsa, miras bırakanın iradesi öncelik taşır; bu durumda mallar, atanan kişilere/kurumlara geçer. Devletin mirasçılığı, ancak mirasçı ve geçerli bir tasarruf bulunmadığında söz konusu olur.
Devlet, son mirasçı sıfatıyla mirası reddedemez; terekeyi kabul etmek zorundadır. Yapılan mirasçı araştırması (ilan) sonucunda ortaya çıkan hısımlar, devletin mirasçılığından önce gelir ve tereke öncelikle onlara intikal eder.
Ne yapmalısınız?
Miras bırakanla aranızda hısımlık ya da lehinize bir tasarruf bulunduğunu düşünüyorsanız, mirasçılık durumunuzu belgelerle ortaya koymanız gerekir. Karmaşık veya uzak hısımlık hâllerinde, hak iddianızı bir avukatla değerlendirmeniz yararlı olur.
Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır; hukuki danışmanlık niteliği taşımaz. Somut durumunuz için bir avukata danışmanız ve belirtilen kanun maddelerini güncel metinden teyit etmeniz önerilir.